وَمَنْ اَرَادَ الْاٰخِرَةَ وَسَعٰى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ كَانَ سَعْيُهُمْ مَشْكُوراً ١٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَنْ | ve kim de |
|
| 2 | أَرَادَ | isterse |
|
| 3 | الْاخِرَةَ | ahireti |
|
| 4 | وَسَعَىٰ | ve çalışırsa |
|
| 5 | لَهَا | ona |
|
| 6 | سَعْيَهَا | yaraşır biçimde |
|
| 7 | وَهُوَ | ve o |
|
| 8 | مُؤْمِنٌ | inanarak |
|
| 9 | فَأُولَٰئِكَ | öylelerinin |
|
| 10 | كَانَ |
|
|
| 11 | سَعْيُهُمْ | çalışmalarının |
|
| 12 | مَشْكُورًا | karşılığı verilir |
|
وَمَنْ اَرَادَ الْاٰخِرَةَ وَسَعٰى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ كَانَ سَعْيُهُمْ مَشْكُوراً
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اَرَادَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. الْاٰخِرَةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. سَعٰى fiili, atıf harfi و ’la اَرَادَ ’ye matuftur.
سَعٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. لَهَا car mecruru سَعٰى fiiline mütealliktir. سَعْيَهَا mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. وَهُوَ مُؤْمِنٌ cümlesi سَعٰى ’deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyyedir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. مُؤْمِنٌ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. كَانَ سَعْيُهُمْ مَشْكُوراً cümlesi , mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
سَعْيُهُمْ kelimesi, كَانَ ’nin ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مَشْكُوراً kelimesi, كَانَ ’nin haberi olarak fetha ile mansubdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرَادَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رود ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
مُؤْمِنٌ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَشْكُوراً ; sülâsî mücerredi شكر olan fiilin ism-i mef’ûlüdür.
وَمَنْ اَرَادَ الْاٰخِرَةَ وَسَعٰى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ كَانَ سَعْيُهُمْ مَشْكُوراً
Ayet, atıf harfi وَ ’la önceki ayetteki مَنْ كَانَ يُر۪يدُ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Şart üslubundaki terkipte مَنْ اَرَادَ الْاٰخِرَةَ cümlesi şarttır.
Şart ismi مَنْ , mübteda, اَرَادَ الْاٰخِرَةَ cümlesi, hem şart cümlesi hem de مَنْ ’in haberidir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Aynı üslupta gelen سَعٰى لَهَا سَعْيَهَا cümlesi atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. سَعْيَهَا kelimesi mefulu mutlaktır ve cümleyi tekid etmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. سَعٰى fiiline müteallik لَهَا car mecruru, durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
سَعٰى fiilinin failinden hal olan وَهُوَ مُؤْمِنٌ , mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlenin haberinin ism-i fail kalıbıyla gelmesi durumun istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَهُوَ مُؤْمِن cümlesinin isim cümlesi olarak gelişi, sebat ve devamlılık ifade eder. Yani imanın kendilerinde kök saldığı kimseler demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi olan فَاُو۬لٰٓئِكَ كَانَ سَعْيُهُمْ مَشْكُوراً , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Müsnedün ileyhin işaret ismiyle gelmesi, işaret edilenlerin önemini vurgulayarak tazim ifade etmiştir.
اُو۬لٰٓئِكَ ’nin haberi olan كَانَ سَعْيُهُمْ مَشْكُوراً cümlesi, nakıs fiil كاَن ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
سَعْيُهُمْ kelimesi كَان ’nin ismidir. Müsnedün ileyhin izafet formunda gelmesi veciz ifade içindir.
سَعٰى - سَعْيَهَا - سَعْيُهُمْ kelimeleri arasında cinas-ı iştikak, reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
سَعْيَهَا - سَعْيُهُمْ kelimeleri arasında müfred ve cemi arasında güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
Önceki ayetin ilk şart cümlesiyle bu ayetteki şart cümlesi mukabele oluşturmuştur.
اُو۬لٰٓئِكَ كَانَ سَعْيُهُمْ مَشْكُوراً ayetinin işaret ismiyle başlaması, ism-i işaretten önce sayılan vasıflara sahip olan kişilerin, ism-i işaretten sonraki habere layık ve nail olacaklarını tenbih içindir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
السعى hızlı yürümekle yavaş yürümek arasında orta bir yürüyüştür. Birinin yürüdüğünü ifade etmek için يمشى denir, biraz hızlanırsa يسعى , süratini arttırırsa يعدو veya يجرى denir. سعى bazan ayakla yürümeyi ifade ederken, bazan da “bir şeye özen göstermek, yapmaya istekli olmak, dikkatini yöneltmek” manasında manevî bir çabayı ifade eder. Bazan da bu iki manayı aynı anda ifade eder. Yani, ayakları ile bir şeye doğru yürürken ona önem vermeyi ve onu kudretiyle ele geçirmeyi ifade eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Burada makbul olmanın iman ve ahirete değil, sadece çalışmaya bağlanması, bunun asıl umde (ilke) olduğunu zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)