Necm Sûresi 13. Ayet

وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰىۙ  ١٣

Andolsun ki, o, Cebrail’i bir başka inişte daha (aslî suretiyle) görmüştü.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَقَدْ ve andolsun
2 رَاهُ onu görmüştü ر ا ي
3 نَزْلَةً inişinde ن ز ل
4 أُخْرَىٰ başka bir ا خ ر
 
Abdullah ibni Abbas Resûl-i Ekrem’in Allah Teâlâ’yı kalbiyle iki defa gördüğünü söylemiştir. 
(Müslim, İman 284,285)

Ebû Zer el-Gıfârî Peygamber Efendimize Rabbini gördün mü diye sorduğunu, onun da “ Bir nur gördüm “ dediğini söylemiş 
(Müslim, İman 292)

Hz. Âişe ise “ Muhammed Rabbini gördü diyen yalan söylemiştir“ demiş, ardından da “ Gözler O’nu göremez; ama O gözleri görür” ( En’am 6/103) âyetini okumuştur. (Buhari, Tevhid 4). Kendisine “And olsun ki onu başka bir inişinde de gördü” âyetini okuyarak açıklama bekleyen birine da, o gördüğünün Cebrâil olduğunu ve onu asıl şekliyle gördüğünü söylemiştir. (Müslim, İman 287). Ebû Hüreyre de” And olsun ki onu başka inişinde de gördü”( Necm 53/13) âyetini açıklarken, Resûl-i Ekrem’in Cebrâil’i gördüğünü söylemiştir. 
(Müslim, İman 283)
 

وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰىۙ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder. 

رَاٰ  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

نَزْلَةً  masdardan naib mef’ûlü mutlak olup fetha ile mansubdur. اُخْرٰى  kelimesi  نَزْلَةً ‘nin sıfatı olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Adet belirtir.

Mef’ûlu mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlu mutlak harf-i cer almaz. Harf-i cer alırsa hal olur. Mef’ûlu mutlak cümle olmaz. Mef’ûlu mutlak üçe ayrılır:

1. Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2. Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlu mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3. Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini belirten mef’ûlu mutlak  فَعْلَةً  vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlu mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰىۙ


وَ , istînâfiyyedir.

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen harftir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. 

قَدْ  ve  mahzuf kasem ile tekid edilmiş cevap cümlesi olan  رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰى , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

نَزْلَةً , mef’ûlü mutlaktan naib masdardır.

اُخْرٰى  kelimesi  نَزْلَةً  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

نَزْلَةً  ifadesi nüzûlden gelmiş olup  اُخْرٰى  bir başka defa anlamındadır. نَزْلَةً  kelimesi, zarf olarak kullanılan  مرَّةً ’in nasbına benzer şekilde mansub olarak okunmuştur; çünkü  فعلةً  kalıbı fiilin sayı belirten ismidir. Şu halde  نَزْلَةً  kelimesi  مرَّةً (bir defa) gibi kabul edilir. Anlam şöyledir: Cebrail (as) Hz. Muhammed’e bir kez daha kendi aslî suretinde inmiş; o da kendisini o haliyle görmüş idi ki bu, miraç gecesi gerçekleşmiştir. Bunun ise sidretü’l-müntehâda gerçekleştiği söylenmiştir. (Keşşâf)

رَاٰهُ  ifadesiyle görüldüğü belirtilen, o görülen şey nedir? Bu sözün muhtemel olduğu şey şunlardır:

a) Allahu Teâlâ  b) Cebrail as  c) İlâhi ilginç ayet ve mucizeler. (Fahreddin er-Râzî)

12. Ayetteki  مَا يَرٰى  ve bu ayetteki  رَاٰهُ  arasında cinâs-ı mümâsil vardır. Zira her iki kelime de fiil olarak gelmiştir. (Ferit Dinçer, Necm Sûresi ve İhtiva Ettiği Belâgî Sanatlar,S.511)

نَزْلَةً  kelimesi  فعلة  veznindedir, nüzul (inmek) ten gelir, المرة  yerine kullanılmış ve onun gibi (zarf olarak) mansûb olmuştur. Bu da bu defada görmenin inmek ve yaklaşmakla olduğunu vurgulamak içindir. Görülen ve yaklaşılan şey hususunda söylenecek şey de geçen gibidir. Takdiri şöyledir de denilmiştir:  ولقد رآه نازلا نزلة أخرى المصدر  Masdar (mef'ûlu mutlak olarak) mansubdur, maksat da son görmede şüpheyi izale etmektir. (Beyzâvî)