يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الشَّهْرِ الْحَرَامِ قِتَالٍ ف۪يهِۜ قُلْ قِتَالٌ ف۪يهِ كَب۪يرٌۜ وَصَدٌّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَكُفْرٌ بِه۪ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَاِخْرَاجُ اَهْلِه۪ مِنْهُ اَكْبَرُ عِنْدَ اللّٰهِۚ وَالْفِتْنَةُ اَكْبَرُ مِنَ الْقَتْلِۜ وَلَا يَزَالُونَ يُقَاتِلُونَكُمْ حَتّٰى يَرُدُّوكُمْ عَنْ د۪ينِكُمْ اِنِ اسْتَطَاعُواۜ وَمَنْ يَرْتَدِدْ مِنْكُمْ عَنْ د۪ينِه۪ فَيَمُتْ وَهُوَ كَافِرٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَـالِدُونَ ٢١٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | يَسْأَلُونَكَ | sana soruyorlar |
|
| 2 | عَنِ |
|
|
| 3 | الشَّهْرِ | ayında |
|
| 4 | الْحَرَامِ | haram |
|
| 5 | قِتَالٍ | savaşmaktan |
|
| 6 | فِيهِ | onda |
|
| 7 | قُلْ | de ki |
|
| 8 | قِتَالٌ | savaş |
|
| 9 | فِيهِ | O (aylar)da |
|
| 10 | كَبِيرٌ | büyük bir günahtır |
|
| 11 | وَصَدٌّ | ve alıkoymak |
|
| 12 | عَنْ | -ndan |
|
| 13 | سَبِيلِ | yolu- |
|
| 14 | اللَّهِ | Allah |
|
| 15 | وَكُفْرٌ | ve inkar etmek |
|
| 16 | بِهِ | O’nu |
|
| 17 | وَالْمَسْجِدِ | ve Mescid-i |
|
| 18 | الْحَرَامِ | Haram(dan) |
|
| 19 | وَإِخْرَاجُ | sürüp çıkarmak |
|
| 20 | أَهْلِهِ | halkını |
|
| 21 | مِنْهُ | ondan (Mekke’den) |
|
| 22 | أَكْبَرُ | daha büyük (bir günahtır) |
|
| 23 | عِنْدَ | yanında |
|
| 24 | اللَّهِ | Allah |
|
| 25 | وَالْفِتْنَةُ | ve fitne |
|
| 26 | أَكْبَرُ | daha büyük(bir günah)tır |
|
| 27 | مِنَ | -ten |
|
| 28 | الْقَتْلِ | öldürmek- |
|
| 29 | وَلَا |
|
|
| 30 | يَزَالُونَ | vazgeçmezler |
|
| 31 | يُقَاتِلُونَكُمْ | sizinle savaşmaktan |
|
| 32 | حَتَّىٰ | kadar |
|
| 33 | يَرُدُّوكُمْ | sizi döndürünceye |
|
| 34 | عَنْ | -den |
|
| 35 | دِينِكُمْ | dininiz- |
|
| 36 | إِنِ | eğer |
|
| 37 | اسْتَطَاعُوا | güçleri yetse |
|
| 38 | وَمَنْ | ve kim |
|
| 39 | يَرْتَدِدْ | döner |
|
| 40 | مِنْكُمْ | sizden |
|
| 41 | عَنْ | -nden |
|
| 42 | دِينِهِ | dini- |
|
| 43 | فَيَمُتْ | ve ölürse |
|
| 44 | وَهُوَ | ve o |
|
| 45 | كَافِرٌ | kafir olarak |
|
| 46 | فَأُولَٰئِكَ | işte |
|
| 47 | حَبِطَتْ | boşa çıkmıştır |
|
| 48 | أَعْمَالُهُمْ | onların bütün yaptıkları |
|
| 49 | فِي |
|
|
| 50 | الدُّنْيَا | dünyada (da) |
|
| 51 | وَالْاخِرَةِ | ahirette (de) |
|
| 52 | وَأُولَٰئِكَ | ve onlar |
|
| 53 | أَصْحَابُ | halkıdır |
|
| 54 | النَّارِ | ateş |
|
| 55 | هُمْ | ve onlar |
|
| 56 | فِيهَا | orada |
|
| 57 | خَالِدُونَ | sürekli kalacaklardır |
|
Receb ayında Abdullah bin Cahş bazı Kureyşlileri öldürmüş. Bu ayet onunla ilgili nazil olmuş. Bu aylarda savaş günah ama Hac ve umreye gidişe engel olmak, fitneye sebep olmak daha günahtır. Toplumda huzursuzluk olması, güvenin kaybolması savaşmaktan daha kötüdür. Onlar güçleri yeterse sizi dininizden döndürene kadar uğraşırlar.
Peygamber Efendimiz'in sav Ya mukallibel kulub, sebbit kulubenâ alâ dinike (Ey kalpleri evirip çeviren, Kalplerimizi dinin üzere sabit kıl) duasını vird edinelim.
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الشَّهْرِ الْحَرَامِ قِتَالٍ ف۪يهِۜ قُلْ قِتَالٌ ف۪يهِ كَب۪يرٌۜ
Fiil cümlesidir. يَسْـَٔلُونَ fiili نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَنِ الشَّهْرِ car mecruru يَسْـَٔلُونَكَ fiiline mütealliktir.
الْحَرَامِ kelimesi الشَّهْرِ ‘ in sıfatı olup kesra ile mecrurdur. قِتَالٍ kelimesi الشَّهْرِ ’ den bedel-i iştimal olup kesra ile mecrurdur. فِیهِ car mecruru قِتَالٍ ’ in mahzuf sıfatına mütealliktir.
قُلۡ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘ dir. Mekulü’l kavl قِتَالٌ ف۪يهِ كَب۪يرٌ ’ dir. قُلۡ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. قِتَالٌ mübteda olup damme ile merfûdur. فِیهِ car mecruru قِتَالٌ ’ e veya onun mahzuf sıfatına mütealliktir. كَب۪يرٌ haber olup damme ile merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal.
Bedel-i iştimal: Mübdelün minh’e tam olarak uymayan, onun bir parçası da olmayan ancak, başka yönden ilgisi bulunan; daha çok mübdelün minh’in özelliğini ve durumunu bildiren bedeldir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَب۪يرٌ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَصَدٌّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَكُفْرٌ بِه۪ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَاِخْرَاجُ اَهْلِه۪ مِنْهُ اَكْبَرُ عِنْدَ اللّٰهِۚ وَالْفِتْنَةُ اَكْبَرُ مِنَ الْقَتْلِۜ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. İstînâfiyye olması da caizdir. صَدٌّ mübteda olup damme ile merfûdur. عَن سَبِیلِ car mecruru صَدٌّ ‘ e veya onun mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. ٱللَّهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
كُفۡرُ atıf harfi وَ ’ la صَدٌّ ’ e matuftur. بِهِ car mecruru كُفْرٌ ’ e veya onun mahzuf sıfatına mütealliktir. الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ atıf harfi وَ ‘ la عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ atfedilmiştir. Yani, صدّ عن المسجد الحرام demektir.
الْحَرَامِ kelimesi ٱلۡمَسۡجِدِ ‘ nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur. إِخۡرَاجُ atıf harfi وَ ‘ la صَدٌّ ‘a matuftur. Aynı zamanda muzâftır. أَهۡلِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir هِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنۡهُ car mecruru إِخۡرَاجُ ‘a mütealliktir.
أَكۡبَرُ kelimesi صَدٌّ ‘ nun haberi olup damme ile merfûdur. عِندَ mekân zarfı أَكۡبَرُ ’ ye mütealliktir. ٱللَّهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
İsim cümlesidir. الْفِتْنَةُ mübteda olup damme ile merfûdur. اَكْبَرُ haber olup damme ile merfûdur. مِنَ الْقَتْلِ car mecruru أَكۡبَرُ ’ ye mütealliktir.
وَكُفۡرُۢ بِهِ [Ve O’nu inkâr etmektir.] Allah’ı inkâr etmek demektir. “Mescid-i Haram’ın ziyaretine mani olmaktır.” Burada ifadenin mecrur olmasının üç veçhi bulunur.
1. بِهِ kelimesine atfedilmiş olabilir. Yani Kâbe’yi inkâr etmeleri ve onun hakkını kabul etmemeleri, yaptıklarının vacip veya câiz olduğunu düşünerek insanların oraya girmelerine izin vermemeleri demektir.
2. سَبِیلِ ٱللَّهِ ifadesine atfedilmiş olabilir. Müslümanların Mescid-i Harâm’a girmelerine engel olmaları anlamına gelir.
3. قِتَالࣲ فِیهِ ifadesine atfedilmiş olabilir. Bu durumda Mescid-i Harâm’da savaşı sormaktadırlar. Ferrâ şöyle demiştir: صَدٌّ kelimesi كَبِیرࣱۚ kelimesine matuftur. Yani orada savaşmak büyük bir günahtır ve Allah yolundan insanları alıkoymaktır.(Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
اَكْبَرُ ; ismi tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَا يَزَالُونَ يُقَاتِلُونَكُمْ حَتّٰى يَرُدُّوكُمْ عَنْ د۪ينِكُمْ اِنِ اسْتَطَاعُواۜ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. لَا يَزَالُونَ istimrar fiillerinden olup, devamlılık ifade eder. كَانَ gibi isim cümlesinin başına gelir, ismini ref, haberini nasb eder.
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. یَزَالُونَ ’ nin ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. يُقَاتِلُونَكُمْ cümlesi, يَزَالُونَ ’ nin haberi olarak mahallen mansubdur.
يُقَاتِلُونَ fiili نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir olan كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
حَتّٰى gaye bildiren cer harfidir. يَرُدُّوكُمْ muzari fiilini gizli اَنْ ’ le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ ve masdar-ı müevvel حَتَّىٰ harf-i ceriyle يُقَاتِلُونَكُمْ fiiline müteallik olup, mahallen mecrurdur.
یَرُدُّو fiili نَ ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. عَن دِینِ car mecruru یَرُدُّوكُمۡ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir olan كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اسْتَطَاعُوا şart fiili olup, damme üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur. Takdiri, أن يردوكم (Sizi geri çevirmeleri) şeklindedir.
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harf-i cer şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’ dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamut talilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’ sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’ dan sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُقَاتِلُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi قتل ’ dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ٱسۡتَطَـٰعُوا۟ fiili sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi, طوع ‘ dır.
Bu bab fiile taleb,tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamlar katar.
وَمَنْ يَرْتَدِدْ مِنْكُمْ عَنْ د۪ينِه۪ فَيَمُتْ وَهُوَ كَافِرٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۚ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنْ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. يَرْتَدِدْ şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. مِنْكُمْ car mecruru يَرْتَدِدْ ’ deki zamirin mahzuf haline mütealliktir. عَنْ د۪ينِه۪ car mecruru يَرْتَدِدْ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يَمُتْ atıf harfi فَ ile يَرْتَدِدْ fiiline matuftur.
يَمُتْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. هُوَ كَافِرٌ cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyyedir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. كَافِرٌ haber olup damme ile merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. حَبِطَتْ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
حَبِطَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. اَعْمَالُهُمْ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. فِي الدُّنْيَا car mecruru حَبِطَتْ fiiline müteallik olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Maksur isimdir. الْاٰخِرَةِ atıf harfi وَ ile makabline matuftur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir. اَلْفَتَى – اَلْعَصَا gibi…
Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَرْتَدِدْ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi ردد ’ dir. İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
كَافِرٌ , sülâsi mücerredi كفر olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. اَصْحَابُ haber olup, damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. النَّارِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında irab bakımından, siga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz.Matufun irabı her zaman için matufun aleyhe uyar.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
هُمْ ف۪يهَا خَـالِدُونَ
هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ cümlesi, اُو۬لٰٓئِكَ 'nin ikinci haberi olarak mahallen merfûdur.
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. ف۪يهَا car mecruru خَـالِدُونَ 'ye mütealliktir. خَـالِدُونَ haber olup, ref alameti و ‘ dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
خَـالِدُونَ , sülâsi mücerredi خلد olan fiilin ism-i failidir.
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الشَّهْرِ الْحَرَامِ قِتَالٍ ف۪يهِۜ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur.
Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
قِتَالٍ kelimesi الشَّهْرِ ' den bedel-i iştimâldir. Nekre, marifeden bedel olmuştur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bedel, ıtnâb sanatı babındandır.
الْحَرَامِ kelimesi الشَّهْرِ için, sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
قِتَالٍ ‘e müteallak olan car-mecrur ف۪يهِۜ ‘de istiare vardır. Haram aylara ait olan هِ zamirine dahil olan ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla aylar içi olan bir şeye benzetilerek istiare yapılmıştır. Aylar ve zarfiyyet özelliği taşıyan nesne arasındaki ortak özellik yani câmi’, mutlak irtibattır.
قِتَالٍ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
Bu ayet kendinden önceki اَلشَّهْرُ الْحَرَامُ بِالشَّهْرِ الْحَرَامِ (Bakara 194) ayetinin tamamlayıcısı ve tekidi olarak ondan sonra nazil olmuştur. الشَّهْرِ الْحَرَامِ kelimelerindeki tarif cins içindir. قِتَالٍ kelimesindeki nekrelikten murad umumdur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
قُلْ قِتَالٌ ف۪يهِ كَب۪يرٌۜ
Ayetin ikinci cümlesi beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan قِتَالٌ ف۪يهِ كَب۪يرٌ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyh olan قِتَالٌ ‘deki nekrelik muayyen olmayan nev ve umum ifade eder.
فِیهِ car mecruru قِتَالٌ ’e veya onun mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
قِتَالٌ ف۪يهِ ibaresindeki ف۪ harfinde istiare vardır. قِتَالٌ ‘e aid هِ zamirine dahil olan ف۪ harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla savaş, içi olan bir şeye benzetilerek istiare yapılmıştır. Savaş ve zarfiyyet özelliği taşıyan nesne arasındaki ortak özellik yani câmi’, mutlak irtibattır.
كَب۪يرٌۜ ‘da da istiare vardır. Bu kelime aslında hacim veya yaşça büyüklük, irilik anlamındadır. Savaşın çetinliğinin görünür şekilde olduğu hakkında mübalağa için istiare olmuştur. Ayrıca bu ifadede tecessüm sanatı vardır.
كَب۪يرٌۜ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
قِتَالٍ kelimesinin siyaktaki önemine binaen tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
قُلْ قِتَالٌ ف۪يهِ كَب۪يرٌۜ [De ki: O ayda savaşmak büyük bir günahtır.] Yani büyük bir vebaldir, akıbeti fenadır. Burada muzâfun ileyh hazfedilmiştir. [Fırtınalı bir günde] (İbrâhîm 14/18) ayetinde de “havası fırtınalı” şeklinde bir hazif vardır. Yahut hazfedilmiş bir kelimenin sıfatıdır. Yani o günde savaşmak büyük bir günahtır. Onun helal değil haram olduğunu ifade etmiştir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Eğer يَسْـَٔلُونَكَ sorusu müslümanlardan olursa قُلْ قِتَالٌ ف۪يهِ كَب۪يرٌۜ cevabı teşrî’ içindir. Eğer bu soru inkâr eden müşriklerden olursa cevap itiraf ettirmek ve susturmak içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
قِتَالٌ kelimesindeki nekre makamın karinesiyle umum içindir.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
قِتَالٌ ف۪يهِ kısmı mübteda, كَب۪يرٌ kelimesi onun haberidir. قِتَالٌ lafzı her ne kadar nekre ise de, فِيهِ ifadesi ile hususilik kazanarak mübteda olabilmiştir. كَبِیر ifadesinden murad, "büyük günahtır ve çok yadırganır" manasıdır. Nitekim büyük günaha da "kebire" denilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
كَبِیرࣱۚ kelimesi, asıl olarak bütün çeşitleriyle cüssedeki büyüklüğü ifade eder. Kuvvetli olmak, çokluk, yaşlılık ve ahlaksızlık manasında mecazdır. Hissi birşeyin akli bir şeye benzetilmesi açısından istiaredir. Kuvvetli olmak; kişideki cüssenin büyüklüğüne benzetilmiştir. Çünkü bu kuvvetli oluş bilinen bir şeydir. Burada makam karinesi ile günahlarıni büyüklüğü anlamındadır. Benzer şekilde günahlara da kebîre denmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَصَدٌّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَكُفْرٌ بِه۪ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَاِخْرَاجُ اَهْلِه۪ مِنْهُ اَكْبَرُ عِنْدَ اللّٰهِۚ
Cümle, وَ ‘la قِتَالٌ ف۪يهِ كَب۪يرٌۜ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. صَدٌّ mübteda, اَكْبَرُ haberdir.
عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ car-mecruru, صَدٌّ ‘a mütealliktir.
صَدٌّ ; bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
Veciz ifade kastına matuf سَب۪يلِ اللّٰهِ izafetinde Allah ismine muzâf olan سَب۪يلِ , şan ve şeref kazanmıştır. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
سَب۪يلِ اللّٰهِ ibaresinde istiare vardır. Müsteâr سَب۪يلِ kelimesidir, hissîdir. Müsteârun leh İslam’dır, aklîdir. سَب۪يلِ kelimesi yol demektir. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din, yola benzetilmiştir. Müşebbeh (müsteârun leh) hazf edilmiş müsteârun minh kalmıştır.
وَكُفْرٌ , mübteda olan صَدٌّ ‘a atfedilmiştir. Cihet-i camiâ tezayüftür. كُفْرٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. بِه۪ carmecruru, كُفْرٌ ‘e mütealliktir.
الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ terkibi tezayüf nedeniyle سَب۪يلِ اللّٰهِ ‘ye atfedilmiştir.
الْحَرَامِ kelimesi الْمَسْجِدِ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Veciz ifade kastına matuf olarak izafet formunda gelen وَاِخْرَاجُ اَهْلِه۪ , tezayüf nedeniyle mübteda olan صَدٌّ ‘a atfedilmiştir. مِنْهُ car mecruru, اِخْرَاجُ ‘ya mütealliktir.
Müsned olan اَكْبَرُ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. عِنْدَ اللّٰهِۚ mekan zarfı اَكْبَرُ ‘ya mütealliktir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اَكْبَرُ ‘da istiare vardır. Bu kelime aslında hacim veya yaşça büyüklük, irilik anlamındadır. Sayılanların günah açısından ne kadar önemli olduğunu görünür şekilde olduğu hakkında mübalağa için istiare olmuştur. Ayrıca bu ifadede tecessüm sanatı vardır.
Veciz ifade kastına matuf عِنْدَ اللّٰهِۜ izafetinde Allah ismine muzâf olan عِنْدَ , şan ve şeref kazanmıştır.
Savaştan daha büyük günah olanların sayılmasında taksim sanatı vardır.
اَكْبَرُ - كَب۪يرٌۜ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Buradaki عِندَ (yanında) kelimesi mecazidir. İlim ve hüküm bakımından demektir. İsmi tafdil kalıbındaki أَكۡبَرُ kelimesi de günah açısından büyüklüktür. Yani bu zikredilenlerden her biri günah bakımından büyüktür demektir. كُفۡرُۢ بِهِ sözündeki بِ harf-i ceri tadiye içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَالْفِتْنَةُ اَكْبَرُ مِنَ الْقَتْلِۜ
Cümle hükümde ortaklık nedeniyle, قتال فيه كبير cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مِنَ الْقَتْلِ ‘nin amili müsned olan أَكۡبَرُ ‘dur.
اَكْبَرُ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
اَكْبَرُ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَالْفِتْنَةُ اَكْبَرُ مِنَ الْقَتْلِ sözü tezyîldir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekit etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekit etmektedir. (Ar. Gör. Ömer Kara Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: İtnâb-Îcâz (I) -Kur’ân Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)
وَالْفِتْنَةُ اَكْبَرُ مِنَ الْقَتْلِ [Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha büyük bir suçtur.] Yani sizin Müslümanları Mekke'den çıkarmanız, şirk ve halkı İslam'dan menetmek gibi suçlar, bu konuda fitne çıkarmanız, haram ayda Amr b. Hadramî'yi öldürmekten daha büyük bir suçtur. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
الْفِتْنَةُ kelimesinin, imtihana çekmek, sınamak manası vardır. Posasını hasından ayırmak için altını ateşte erittiğin zaman, فَتَنتُ الذَّهَبِ بانَّارِ dersin. Cenab-ı Allah'ın, اَنَّمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌۙ [Sizin mallarınız ve çocuklarınız, ancak bir imtihan vesilesidir] (Enfal, 28) ayeti de bu anlamdadır. Yani, "Sizin için bir imtihandır" demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَلَا يَزَالُونَ يُقَاتِلُونَكُمْ حَتّٰى يَرُدُّوكُمْ عَنْ د۪ينِكُمْ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Muzari sıygada gelen istimrar fiili لَا يَزَالُونَ ‘nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. لَا يَزَالُونَ istimrar fiillerindendir. Devamlılık ifade eder.
لَا یَزَالُونَ ’nin haberi olan يُقَاتِلُونَكُمْ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Gaye bildiren harf-i cer حَتّٰى ‘nın, gizli أنْ ‘le masdar yaptığı يَرُدُّوكُمْ عَنْ د۪ينِكُمْ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup, حَتّٰى ile birlikte يُقَاتِلُونَكُمْ fiiline mütealliktir. Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
قِتَالٌ - الْقَتْلِۜ - يُقَاتِلُونَكُمْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
يَرُدُّوكُمْ - صَدٌّ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
زَالَ fiili, لَا یَزَالُ ve مازَالَ şeklinde kullanılır. Vahidî, bunun masdarı bulunmayan bir fiil olduğunu söylemiştir. Bunun ism-i fail ve ism-i mef’ûl sıygaları kullanılmaz. Fiiller arasında bunun benzerleri pek çoktur. Mesela, عَسى fiili. Bu fiilin de masdarı ve fiili muzarisi yoktur. لَا یَزَالُونَ “Onlar bu işlerine devam ederler" manasına gelir. Çünkü, زَوَالْ olumsuzluk ifade eder. Buna bir de لا ve ما gibi nefy ifade eden harfleri getirdiğin zaman bu, nefyi nefyetmek olur. Böylece de bu müsbet manaya delil olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
حَتَّىٰ یَرُدُّوكُمۡ عَن دِینِكُمۡ [Sizi dininizden döndürünceye kadar] ibaresinde, din kelimesinin Müslümanları belirten كُمۡ [siz] zamirine izafesi, Müslümanlar arasında, ayrılığı ve ayrılıkçılığı hoş görmeyen din bağı gibi pek kuvvetli bir ilişki bulunduğuna işaret eder. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
[Onlar eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler.] Yani onlar İslam’dan yüz çevirmenizi sağlamak için sizinle savaşmaya devam ederler. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
وَلَا يَزَالُونَ يُقَاتِلُونَكُمْ حَتّٰى يَرُدُّوكُمْ عَنْ د۪ينِكُمْ [...sizinle... aralıksız savaşırlar] ifadesi inkârcıların Müslümanlara olan düşmanlıklarının ve onları dinlerinden döndürünceye kadar bundan vazgeçmeyeceklerini haber vermektedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı ’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t -Te’vîl)
وَلَا يَزَالُونَ يُقَاتِلُونَكُمْ حَتّٰى يَرُدُّوكُمْ عَنْ د۪ينِكُمْ cümlesi itiraz cümlesidir. لَا یَزَالُونَ fiili gelecekte de bunu yapmaya devam edeceklerine delalet eder. (Âşûr, Et - Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِنِ اسْتَطَاعُواۜ
Fasılla gelen اِنِ اسْتَطَاعُوا cümlesi, itiraziyedir. İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنِ , vukuu kesin olmayan durumlarda kullanılan şart harfidir.
Şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır.
Müspet mazi fiil sıygasında şart cümlesi olan اسْتَطَاعُوا ’nun cevabı, öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir. Takdiri يردوكم (Sizi çevirirler) şeklindedir.
Bu takdire göre mezkur şart ve mahzuf cevabından müteşekkil terkip, şart üslubunda, talebî inşâî isnaddır.
Kur'an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.
Ayette cevabın hazfi, farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)
[Onlar eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler.] Yani onlar İslam’dan yüz çevirmenizi sağlamak için sizinle savaşmaya devam ederler. “Eğer bunu yapabilirlerse” ifadesi onların buna güç yetiremeyeceklerini göstermektedir. Bu sözle Allah Teâlâ Müslümanların gönüllerini almakta ve dinden dönenleri tehdit etmektedir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
اِنِ اسْتَطَاعُوا cümlesi tarizdir. Çünkü onlar müslümanları dinlerinden döndüremezler. Bu şartın konumu, حَتَّىٰ یَرُدُّوكُمۡ عَن دِینِكُمۡ sözündeki gayenin olabileceğini zannettikleri bir konumdur. Bunun için gerçekleşmeyecek bir şeyi arzuladıklarını belirten إِنِ şart harfi gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِنِ اسْتَطَاعُوا [eğer güçleri yeterse] sözü onların buna kadir olamayacaklarını gösterir. Bu, bir kimsenin kendisini yenemeyeceğini bildiği düşmanına, "Eğer beni yenersen elinden geleni yap" demesi gibidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَمَنْ يَرْتَدِدْ مِنْكُمْ عَنْ د۪ينِه۪ فَيَمُتْ وَهُوَ كَافِرٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۚ
وَ , istînâfiyyedir. Şart üslubunda gelen terkipte şart cümlesi olan وَمَنْ يَرْتَدِدْ مِنْكُمْ عَنْ د۪ينِه۪ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. İki fiili cezm eden şart ismi مَنْ , mübtedadır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَرْتَدِدْ مِنْكُمْ عَنْ د۪ينِه۪ cümlesi, مَنْ ’ in haberidir. Mübtedanın haberinin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiilmuhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
مِنْكُمْ car-mecruru يَرْتَدِدْ fiilinin failinden mahzuf hale, عَنْ د۪ينِه۪ car-mecruru ise يَرْتَدِدْ fiiline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
فَيَمُتْ cümlesi, aynı üslupta gelmiş ve atıf harfi فَ ile يَرْتَدِدْ مِنْكُمْ şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
يَرْتَدِدْ - يَرُدُّوكُمْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Hal وَ ’ıyla gelen وَهُوَ كَافِرٌ , mübteda ve haberden oluşmuş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hal cümleleri anlamı açıklayan ıtnâb sanatıdır.
كَافِرٌ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
فَ karinesiyle gelmiş cevap cümlesi olan فَاُو۬لٰٓئِكَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۚ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması işaret edilenleri tahkir ve küfürde çok ileri gittiklerini ifade eder.
Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
İsim cümleleri mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
‘Boşa gitmek’ manasındaki حَبِطَتْ fiili hakikatte devenin karnını bozuk yiyecekle doldurmasıdır. Bu kelime fesat ortak yönüyle kâfirlerin amellerine istiare yoluyla benzetilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۚ ibaresinde istiare vardır. Burada zarfiyye olan فِي harfi, kendi manasında kullanılmamıştır. Dünya ve ahiret hayatı içine girilmeye müsait bir şey değildir. Fakat durumu mübalağalı bir şekilde belirtmek üzere bu harf على yerine kullanılmıştır. Dünya ve ahirette bulunmak, adeta bir şeyin bir kabın içinde muhâfaza edilmesine benzetilmiştir.
الدُّنْيَا - الْاٰخِرَةِۚ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
Amellerin boşa gitmesinin, dünyada ve ahirette olmak üzere açıklanması taksim sanatıdır.
كَافِرٌ - كُفۡرُۢ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَمَن یَرۡتَدِدۡ مِنكُمۡ عَن دِینِهِ cümlesi ikinci itiraz cümlesidir veya önce geçen itiraz cümlesine matuftur. Cümleden maksat tahzirdir (sakındırmaktır). ( Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
فَ karinesiyle gelen cevap, isim cümlesi formunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. أُو۟لَـٰۤىِٕكَ müsnedün ileyh, حَبِطَتۡ müsneddir.
اُو۬لٰٓئِكَ ifadesi çoğuldur ve مَن kelimesine aittir. Çünkü مَن anlam olarak çoğuldur. حَبِطَتْ batıl olmak, boşa gitmek anlamına gelir. أَعۡمَـٰلُهُمۡ ifadesi sevapları anlamındadır. Çünkü asıl ameller onlardır. Kötü amellerin aslında hiç var olmaması lazımdır. Kendisine fayda vermeyecek bir iş yapan kişi için “Hiçbir şey yapmadı” veya “Bu yaptığı iş değil” denilir. Amelin boşa gitmesi onun dünya ve ahirette getireceği faydanın ortadan kalkmasıdır. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Dilciler, حَبْطٌ kelimesinin asıl manasının, "devenin kendisine zarar veren bir şeyi yiyip, bundan dolayı karnı şişerek ölmesi" olduğunu söylemişlerdir. Amellerin boşa gitmesi de, حَبْطٌ kelimesiyle ifade edilmiştir. Çünkü bu, ifsat edici şeyin kendisine arız olması sebebiyle bir şeyin bozulmasına benzer. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)