Kasas Sûresi 48. Ayet

فَلَمَّا جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا لَوْلَٓا اُو۫تِيَ مِثْلَ مَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰىۜ اَوَلَمْ يَكْفُرُوا بِمَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰى مِنْ قَبْلُۚ قَالُوا سِحْرَانِ تَظَاهَرَا۠ وَقَالُٓوا اِنَّا بِكُلٍّ كَافِرُونَ  ٤٨

Onlara katımızdan gerçek gelince, “Mûsâ’ya verilen (mucize)lerin benzeri niçin buna da verilmedi” dediler. Onlar daha önce Mûsâ’ya verilen (mucize)leri inkâr etmemişler miydi? Onlar, “İki sihirbaz birbirlerine destek oluyor” dediler. “Biz hepsini inkâr ediyoruz” dediler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَلَمَّا ne zaman ki
2 جَاءَهُمُ onlara gelince ج ي ا
3 الْحَقُّ hak ح ق ق
4 مِنْ
5 عِنْدِنَا katımızdan ع ن د
6 قَالُوا dediler ق و ل
7 لَوْلَا değil miydi?
8 أُوتِيَ verilmeli ا ت ي
9 مِثْلَ benzeri م ث ل
10 مَا ne
11 أُوتِيَ verildiyse ا ت ي
12 مُوسَىٰ Musa’ya
13 أَوَلَمْ
14 يَكْفُرُوا inkar etmemişler miydi? ك ف ر
15 بِمَا şeyi
16 أُوتِيَ verilen ا ت ي
17 مُوسَىٰ Musa’ya
18 مِنْ
19 قَبْلُ daha önce ق ب ل
20 قَالُوا dediler ق و ل
21 سِحْرَانِ iki büyü! س ح ر
22 تَظَاهَرَا birbirine destek olan ظ ه ر
23 وَقَالُوا ve dediler ق و ل
24 إِنَّا elbette biz
25 بِكُلٍّ hepsini ك ل ل
26 كَافِرُونَ inkar ederiz ك ف ر
 

Allah Teâlâ insanoğlunu yarattıktan sonra ona doğru yolu gösterecek kitaplar ve peygamberler göndermiştir. Eğer bunu yapmamış olsa ve insanların yanlış yolda gitmelerinden dolayı gerek dünyada gerekse âhirette başlarına sıkıntılar gelseydi, o zaman Allah’a karşı doğru yolu göstermediği şeklinde bir mazeret ileri sürebilirlerdi. 47. âyet insanların bu tür mazeretlere sığınmamaları için peygamberler ve kitaplar gönderildiğini ifade etmektedir. Ancak peygamber ve kitap geldiğinde de çokları iman etmemiş, ilâhî çağrıya uymamakta direndikleri için helâk olup gitmişlerdir. Nitekim 48. âyet Hz. Peygamber ve Kur’an geldiğinde Mekke müşriklerinin de inkârda direndiklerini, Mûsâ’ya toptan indirilmiş olan Tevrat’ın benzeri bir kitabın Hz. Muhammed’e de indirilmesi gerektiğini söylemişlerdir. Oysa Mûsâ’ya indirilmiş olan kitap da inkâr edilmişti. Ayrıca Hz. Muhammed’in peygamberliğini yalanlayanlar Mûsâ’yı da yalanlamış sayılırlar. Çünkü her ikisi de özünde farklı olmayan inanç ve hayat ilkelerini savunmuş, birbirini teyit etmişlerdir. Nitekim müşrikler, “Birbirini destekleyen iki sihir!” sözleriyle hem Tevrat’ın hem de Kur’an’ın sihir olduğunu iddia etmişler, ardından her ikisini de reddettiklerini açıkça ifade etmişlerdir.

Âyette “... diyecek olmasalardı ...” diye çevrilen kısmın devamı belli olduğu için ifade edilmesine gerek görülmediği anlaşılmakta ve tefsirlerde cümlenin devamı, “... seni göndermezdik” veya “... hemen cezalarını verirdik” şeklinde takdir edilmektedir (Şevkânî, IV, 204).

48. âyette “Birbirini destekleyen iki sihir!” diye çevirdiğimiz cümleyi farklı kıraate göre, “Birbirini destekleyen iki sihirbaz!” şeklinde tercüme etmek de mümkündür. Bu takdirde söz konusu ithamın sahibi olan inkârcılar, Mûsâ ile Hârûn’u veya Mûsâ ile Peygamber efendimizi kastetmiş olurlar.

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 233
 

فَلَمَّا جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا لَوْلَٓا اُو۫تِيَ مِثْلَ مَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰىۜ 

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَمَّٓا  kelimesi  حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. جَٓاءَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  الْحَقُّ  fail olup damme ile merfûdur. مِنْ عِنْدِنَا  car mecruru  جَٓاءَ  filine mütealliktir. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Şartın cevabı قَالُوا لَوْلَٓا اُو۫تِيَ  ‘dir.

قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l- kavli  لَوْلَٓا اُو۫تِيَ ‘dir.  قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

لَوْلَٓا  cezmetmeyen şart edatıdır. Tahdid için  هلا  yani “değil mi?” manasındadır. 

اُو۫تِيَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مِثْلَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَٓا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  اُو۫تِيَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. Aid zamir mahzuftur. Takdiri;  أوتيه (Ona verilen) şeklindedir. 

اُو۫تِيَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir.  مُوسٰى  naib-i fail olup elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Gayri munsariftir.

(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur.  b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

لَوْلَٓا  şart ilişkisi kurar. Şart olan olumsuz durum dolayısıyla cevabın bulunmadığını ifade eder. Türkçeye: ‘olmasaydı, olmamış olsa, …meseydi’ şeklinde tercüme edilmektedir. Gerçekleşmiş bir fiil ile gerçekleşmemiş bir fiil arasında ayrılmazlık ilişkisi (sebep-sonuç) kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi) 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اُو۫تِيَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أتي ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), târız (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de  fiilin mücerret manasını ifade eder.  


اَوَلَمْ يَكْفُرُوا بِمَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰى مِنْ قَبْلُۚ

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifhâm harfidir. Atıf harfi وَ  ile mukadder istînâfa mütealliktir. Takdiri, أصدقوا ولم يكفروا (Doğru söylediler ve inkâr etmediler mi?) şeklindedir. 

لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir. 

يَكْفُرُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

مَٓا  müşterek ism-i mevsûl  بِ  harf-i ceriyle  يَكْفُرُوا  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اُو۫تِيَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.  

اُو۫تِيَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir.  مُوسٰىۜ  naib-i fail olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Gayri munsariftir. مِنْ قَبْلُ  car mecruru  اُو۫تِيَ  fiiline mütealliktir.

قَبْلَ  ve  بَعْدَ  muzâfun ileyhleri hazf edilince damme üzere mebni olurlar: Bu durumdaki izafete izafetten munkatı’ zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir.  قَبْلَ  zarfı hem cümleye hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olanlar grubundadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 قَالُوا سِحْرَانِ تَظَاهَرَا۠ 

 

Fiil cümlesidir.  قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli سِحْرَانِ تَظَاهَرَا۠ ‘dir.  قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. İsim cümlesidir. سِحْرَانِ  mahzuf mübtedanın haberi olup, müsenna olduğu için elif ile merfûdur. Takdiri, هُمَا (O ikisi) şeklindedir.  تَظَاهَرَا  cümlesi,  سِحْرَانِ ‘nın sıfatı olarak mahallen merfûdur.

تَظَاهَرَا  fetha üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَظَاهَرَا  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tefâ’ul babındadır. Sülâsîsi  ظهر ‘dır.

Tefâ’ul babı müşareket manasında kullanılır. Müşareket: Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile meful aynı işi yapmıştır. Müşareket babı olan mufaale babı ile bu bab arasındaki fark: Mufaale babında lafızda fail olan, işi başlatan ve galip durumunda olandır. Bu babda ise fail ile mef’ûl arasında işi yapma konusunda müsavilik (eşitlik) olandır. Bu sebeple tefa’ul babında her ikisi de faillikte aynı olup mağlup olan olmadığından bazen mef’ûl zikredilmez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

وَقَالُٓوا اِنَّا بِكُلٍّ كَافِرُونَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l- kavli  اِنَّا بِكُلٍّ كَافِرُونَ ‘dir.  قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

نَّا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. بِكُلٍّ  car mecruru  كَافِرُونَ ’a mütealliktir.  كَافِرُونَ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.  

كَافِرُونَ , sülâsi mücerredi  كفر  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَلَمَّا جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا لَوْلَٓا اُو۫تِيَ مِثْلَ مَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰىۜ 

 

فَ  atıf harfidir. Şart üslubundaki terkip, önceki ayetteki istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan şart cümlesi  جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ مِنْ عِنْدِنَا , cevap cümlesine müteallık olan  لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.  

Fail olan  الْحَقُّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ مِنْ عِنْدِنَا  cümlesinde istiare sanatı vardır. الْحَقُّ  kelimesi  جَٓاءَ  fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Hakkın bir şahıs gibi gelecek olması onun derecesini, azametini artırmaktadır. Ayrıca ayette Allah tarafından olması onun önemini tekit etmektedir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. 

Veciz ifade kastına matuf  عِنْدِنَا  izafetinde azamet zamirine muzaf olan عِنْدِ , şan ve şeref kazanmıştır.

عِنْدِنَا ifadesi (Bu iş bizim kudretimizde) manasındadır. Burada ilim ve kudretle davranmak manasında mecazdır. Aslında  عِنْد۪  yakın mekan için kullanılan bir zarftır. Bir şeyin, bir şeydeki istikrarını ve onun üzerindeki otoritesini ifade için ve kontrol altında tutmak manasında mecazi olarak kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, En’âm/57) Sebep müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır.

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  قَالُوا لَوْلَٓا اُو۫تِيَ مِثْلَ مَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰىۜ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اُو۫تِيَ مِثْلَ مَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰى , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümleye dahil olan  لَوْلَٓا  tahdid harfidir. Teşvik ifade eden  هلا  manasınadır. 

مِثْلَ ’nın muzâfun ileyhi olan müşterek ism-i mevsûl  مَٓا ‘nın sıla cümlesi olan  اُو۫تِيَ مُوسٰى , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اُو۫تِيَ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اُو۫تِيَ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, S.107)

Haynûne manasındaki  لَمَّا , aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)

لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)

لَوْلَٓا اُو۫تِيَ مِثْلَ مَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰى [Ona, Musa'ya verilenin bir benzeri veril­seydi ya] cümlesi teşvik ifade eder. Buradaki  لَوْلَٓا  teşvik ifade eden  هلا  manasınadır. Yoksa, bir şeyin varlığından dolayı diğer şeyin olamaya­cağını ifade eden bir harf değildir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 


اَوَلَمْ يَكْفُرُوا بِمَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰى مِنْ قَبْلُۚ

 

Atıfla gelen cümle, mukadder istînâfa matuftur. Takdiri … أصدقوا  (Doğru mu söylüyorlar?) şeklindedir. Hemze inkarî istifham,  وَ  atıf harfi harfidir. 

لَمْ  muzariye dahil olup, onu cezmeden, anlamını olumsuz maziye çeviren edattır.  لما ’nın aksine, olumsuzluk anlamı istikbali de kapsar. 

Hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden menfi muzari fiil sıygasındaki cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen tevbih ve taaccüp manası murad edildiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Kur'an-ı Kerim’de istifham edatlarının asli manalarını terk edip mecazi anlam kazandıkları sıklıkla görülür. Ayrıca mütekellimin Allah Teâlâ olması sebebiyle cümlede tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا , harfi-cerle birlikte  يَكْفُرُوا  fiiline mütealliktir. Sılası olan  اُو۫تِيَ مُوسٰى مِنْ قَبْلُ , mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

مَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰى  ibaresinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اُو۫تِيَ  fiilinin tekrarı gelenlerin önemine binaendir. 

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  يَكْفُرُوا  kelimesinde irsâd sanatı vardır.  

اُو۫تِيَ  fiiline müteallik  مِنْ قَبْلُۚ , cer mahallinde olup muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır. Muzâfun ileyhin sözün gelişinden anlaşıldığı ve fazla sözden sakınmak için hazfedilmesi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

اُو۫تِيَ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.

Bu kelam da onların iddialarını reddetmekte ve söylediklerinin, kendilerini hakka irşad eden bir talep olmadığını, sırf inat olarak söylendiğini ortaya koymaktadır. Yani onlar, bu hakkı inkâr ettikleri gibi, Musa'ya (a.s) verilen kitabı da inkâr etmemişler miydi? (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)


 قَالُوا سِحْرَانِ تَظَاهَرَا۠ وَقَالُٓوا اِنَّا بِكُلٍّ كَافِرُونَ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Sebat, temekkün ve istikrar ifade eden müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  سِحْرَانِ تَظَاهَرَا  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede icâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri  هُمَا (O ikisi) olan mübteda mahzuftur.

Faide-i haber ibtidaî kelam olan  تَظَاهَرَا۠  cümlesi,  سِحْرَانِ  için sıfatıdır. Müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

تَظَاهَرَا۠  fiili  مفاعلة  babında gelerek fiile işteşlik manası katmıştır.

Aynı üslupta gelen  وَقَالُٓوا اِنَّا بِكُلٍّ كَافِرُونَ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّا بِكُلٍّ كَافِرُونَ  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  بِكُلٍّ , amili  كَافِرُونَ ’ye ihtimam için takdim edilmiştir.

كُلٍّ ’deki nekrelik, mahzuf muzâfun ileyhten ivazdır. 

كَافِرُونَ ‘ye müteallik  بِكُلٍّ ‘nin nekre oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Tenvin, muzâfun ileyhten ivazdır. Muzâfun ileyhin sözün gelişinden anlaşıldığı ve fazla sözden sakınmak için hazfedilmesi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

إِنَّ ’nin haberi olan  كَافِرُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

قَالُٓوا  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l- acüz ale’s-sadr,  يَكْفُرُوا - كَافِرُونَ  kelimeleri arasında ise iştikak cinası ve reddü’l- acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ  , isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1.)

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

تَظَاهَرَ السِحرَين  ifadesinde istiare vardır. Çünkü yardımlaşma ve destekleşme anlamına gelen ألتظاهر  cisimlerin sıfatlarındandır. ألتظاهر ’un gerçek anlamı sırt sırta vermek olduğundan yardımlaşma, dayanışma ve birbirini desteklemek anlamı istiaredir. Sihir ise bir arazdır. İfadeyle anlatılmak istenen ise, Musa’nın (a.s) getirdiği hayret verici mucize ayetler, açık alametlerden sonra bizim peygamberimize (s.a.v) gelen kelam hakkında müşriklerin söylediği sözü aktarmaktadır. Burada ألتظاهر ’nin anlamı ‘’ikisi benzeşme yoluyla birbirine yardım ettiler, ikinci birinciyi onaylayıcı, sonraki öncekini destekleyici oldu’’ şeklindedir. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)  

بِكُلٍّ  ifadesi, ikisini de anlamındadır. Bu tefsirde  مِنْ قَبْلُ  ifadesini  اَوَلَمْ يَكْفُرُوا  ifadesine bağlıyorum; ancak  اُو۫تِيَ  ifadesine de bağlayabilirim. O zaman mana şöyle olur: Bu sözü söyleyen Mekkeliler, Muhammed’i (s.a.v) ve Kur’an’ı inkâr ettikleri gibi Musa’yı ve Tevrat’ı da inkâr etmişlerdir. Hazret-i Musa ve Muhammed (s.a.v) hakkında (Bunlar birbirini destekleyen iki büyücüdürler) ya da iki kitap (Tevrat ve Kur’an) hakkında (Birbirini destekleyen iki büyüdür) demişlerdir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Onların bu kelamı, Kur’an ile Tevrat'ı sihir olarak vasıflandırmalarından anlaşılan küfürlerini tasrih ve tekid etmektedir. Bu da onların küfür ile azgınlıkta ne kadar ileri gittiklerini göstermektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)