Kasas Sûresi 47. Ayet

وَلَوْلَٓا اَنْ تُص۪يبَهُمْ مُص۪يبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ فَيَقُولُوا رَبَّـنَا لَوْلَٓا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولاً فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ  ٤٧

Kendi yaptıkları sebebiyle başlarına bir musibet gelip de, “Ey Rabbimiz! Bize bir Peygamber gönderseydin de âyetlerine uysaydık ve mü’minlerden olsaydık” diyecek olmasalardı, seni peygamber olarak göndermezdik.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَوْلَا keşke olmasalardı
2 أَنْ
3 تُصِيبَهُمْ başlarına geldiği zaman ص و ب
4 مُصِيبَةٌ bir felaket ص و ب
5 بِمَا yüzünden
6 قَدَّمَتْ yaptıkları (günahları) ق د م
7 أَيْدِيهِمْ kendi elleriyle ي د ي
8 فَيَقُولُوا diyecekler ق و ل
9 رَبَّنَا Rabbimiz ر ب ب
10 لَوْلَا keşke
11 أَرْسَلْتَ gönderseydin ر س ل
12 إِلَيْنَا bize
13 رَسُولًا bir elçi ر س ل
14 فَنَتَّبِعَ uysaydık ت ب ع
15 ايَاتِكَ ayetlerine ا ي ي
16 وَنَكُونَ ve olsaydık ك و ن
17 مِنَ -den
18 الْمُؤْمِنِينَ mü’minler- ا م ن
 

Allah Teâlâ insanoğlunu yarattıktan sonra ona doğru yolu gösterecek kitaplar ve peygamberler göndermiştir. Eğer bunu yapmamış olsa ve insanların yanlış yolda gitmelerinden dolayı gerek dünyada gerekse âhirette başlarına sıkıntılar gelseydi, o zaman Allah’a karşı doğru yolu göstermediği şeklinde bir mazeret ileri sürebilirlerdi. 47. âyet insanların bu tür mazeretlere sığınmamaları için peygamberler ve kitaplar gönderildiğini ifade etmektedir. Ancak peygamber ve kitap geldiğinde de çokları iman etmemiş, ilâhî çağrıya uymamakta direndikleri için helâk olup gitmişlerdir. Nitekim 48. âyet Hz. Peygamber ve Kur’an geldiğinde Mekke müşriklerinin de inkârda direndiklerini, Mûsâ’ya toptan indirilmiş olan Tevrat’ın benzeri bir kitabın Hz. Muhammed’e de indirilmesi gerektiğini söylemişlerdir. Oysa Mûsâ’ya indirilmiş olan kitap da inkâr edilmişti. Ayrıca Hz. Muhammed’in peygamberliğini yalanlayanlar Mûsâ’yı da yalanlamış sayılırlar. Çünkü her ikisi de özünde farklı olmayan inanç ve hayat ilkelerini savunmuş, birbirini teyit etmişlerdir. Nitekim müşrikler, “Birbirini destekleyen iki sihir!” sözleriyle hem Tevrat’ın hem de Kur’an’ın sihir olduğunu iddia etmişler, ardından her ikisini de reddettiklerini açıkça ifade etmişlerdir.

Âyette “... diyecek olmasalardı ...” diye çevrilen kısmın devamı belli olduğu için ifade edilmesine gerek görülmediği anlaşılmakta ve tefsirlerde cümlenin devamı, “... seni göndermezdik” veya “... hemen cezalarını verirdik” şeklinde takdir edilmektedir (Şevkânî, IV, 204).

48. âyette “Birbirini destekleyen iki sihir!” diye çevirdiğimiz cümleyi farklı kıraate göre, “Birbirini destekleyen iki sihirbaz!” şeklinde tercüme etmek de mümkündür. Bu takdirde söz konusu ithamın sahibi olan inkârcılar, Mûsâ ile Hârûn’u veya Mûsâ ile Peygamber efendimizi kastetmiş olurlar.

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 233
 

  Savebe صوب :   صَوابٌ sözcüğü iki anlamda kullanılır:

  1- Bir nesnenin kendi zâtı açısından; Bir şey akıl ve şer'in gerektirdiği ölçüde kendi içinde övülmüş ve beğenilmiş ise صَوابٌ kullanılır.

  2- Kastettiği şekilde maksadına ulaştığında bu kasteden kişi göz önünde bulundurularak kullanılır ve bu da farklı şekillerde olur: a-Kişinin güzel bir şeyi kastedip onu yapması.b- Kişinin yapılması iyi olan bir şeyi kastedip de içtihat ettikten sonra sevab olduğuna inandığı başka bir şeyi yapmasıdır. 'Her müctehid isabet etmiştir' Hadisi Şerifinde buyurulduğu gibi. c- Kişinin doğru/sevab bir şeyi kastedip harici nedenlerden dolayı kendisinden hata sâdır olmasıdır. Örneğin bir ava atmayı kastettiği halde yanlışlıkla bir insanı vurması gibi. d- Kişinin işlenmesi fena ve çirkin bir şeyi maksad edindiği halde aksinin sâdır olması. Bu durumda o kimse maksadında hata yapmış ama bulduğu şey de isabet etmiş olur. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de  farklı formlarda 77 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri isabet, tasvip ve musibettir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

وَلَوْلَٓا اَنْ تُص۪يبَهُمْ مُص۪يبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ 

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَوْلَٓا  cezmetmeyen şart edatıdır. Tahdid için  هلا  yani “değil mi?” manasındadır. 

اَنْ  ve masdar-ı müevvel mübteda olarak mahallen merfûdur. Haber mahzuftur. Takdiri, موجود (Vardır.) şeklindedir. Şartın cevabı mahzuftur. Takdiri; ما أرسلنا رسلا إليهم (Onlara bir resul göndermedik.) şeklindedir. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تُص۪يبَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مُص۪يبَةٌ  fail olup damme ile merfûdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl  بِ  harf-i ceriyle  تُص۪يبَهُمْ  fiiline mütealliktir.  بِ  sebebiyyedir. İsm-i mevsûlun sılası  قَدَّمَتْ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

قَدَّمَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir.  اَيْد۪يهِمْ  fail olup, mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

لَوْلَٓا  şart ilişkisi kurar. Şart olan olumsuz durum dolayısıyla cevabın bulunmadığını ifade eder. Türkçeye: ‘olmasaydı, olmamış olsa, …meseydi’ şeklinde tercüme edilmektedir. Gerçekleşmiş bir fiil ile gerçekleşmemiş bir fiil arasında ayrılmazlık ilişkisi (sebep-sonuç) kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُص۪يبَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi صوب ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), târız (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de  fiilin mücerret manasını ifade eder.  

قَدَّمَتْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  قدم ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.


فَيَقُولُوا رَبَّـنَا لَوْلَٓا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولاً فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَقُولُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli  رَبَّـنَا لَوْلَٓا اَرْسَلْتَ ‘dir. يَقُولُو  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup fetha ile mansubdur. Mütekellim zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

لَوْلَٓا  cezmetmeyen şart edatıdır. Tahdid için  هلا  yani “değil mi?” manasındadır. 

اَرْسَلْتَ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur. اِلَيْنَا  car mecruru اَرْسَلْتَ  fiiline mütealliktir. رَسُولاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Nidanın cevabıdır.

فَ  harfi sebebiyyedir. Muzariyi gizli  اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. Fâ-i sebebiyyeden önce nefy, talep bulunması gerekir.

اَنْ  ve masdar-ı müevvel, makablindeki tahdidden anlaşılan masdar manasına matuf olup mahallen merfûdur. Takdiri;  هلّا ثمة إرسال فاتّباع الآيات (Mesaj mı var, haydi ayetlere tabi olun) şeklindedir.

نَتَّبِعَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur.  اٰيَاتِكَ  mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile îrablanır. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. نَكُونَ  atıf harfi  وَ ‘la  نَتَّبِعَ ‘ya matuftur. İsim cümlesidir. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

نَكُونَ  nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir.  نَكُونَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri  نحن ‘dur. مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ  car mecruru  نَكُونَ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

لَوْلَٓا  şart ilişkisi kurar. Şart olan olumsuz durum dolayısıyla cevabın bulunmadığını ifade eder. Türkçeye: ‘olmasaydı, olmamış olsa, …meseydi’ şeklinde tercüme edilmektedir. Gerçekleşmiş bir fiil ile gerçekleşmemiş bir fiil arasında ayrılmazlık ilişkisi (sebep-sonuç) kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi) 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette sebep fe (فَ)’sinden sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَرْسَلْتَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  رسل ’dir.

نَتَّبِعَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  تبع ’dır.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

اَلْمُؤْمِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَلَوْلَٓا اَنْ تُص۪يبَهُمْ مُص۪يبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ 

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’la önceki ayetteki … وَمَا كُنْتَ بِجَانِبِ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada  inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Inşâ cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber üslubundan inşâ üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır. 

Şart üslubundaki terkipte şart edatı  لَوْلَٓا ‘nın dahil olduğu  وَلَوْلَٓا اَنْ تُص۪يبَهُمْ مُص۪يبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ  cümlesi şarttır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تُص۪يبَهُمْ مُص۪يبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ cümlesi, masdar teviliyle şart cümlesinin mübtedasıdır. Mübtedanın takdiri  موجود (Mevcuttur.) olan haberi mahzuftur.

Masdar-ı müevvel, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

تُص۪يبَهُمْ  fiilinin, مُص۪يبَةٌ ‘e isnad edilmesinde istiâre sanatı vardır. Maddi varlıklara mahsus olan isabet etme fiili, müsibete nispet edilerek, hissi olan bir şey maddî şey yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا , harfi-cerle birlikte  تُص۪يبَهُمْ  fiiline mütealliktir. Sıla cümlesi olan  قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ , sebat, temekkün ve istikrar ifade eden müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ  cümlesinde mecâz-ı mürsel vardır. ‘Elleriyle kazandıkları şey’ demektir. Bu, cüzü söyleyip külü murad etme kabilindendir.

مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ  cümlesinde eller, tüm iş aletleri manasında mecaz-ı mürseldir. Ya da temsil yoluyla muhtelif işler yapan âmil, kendi elleriyle bir zanaat yapan birine benzetilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

تُص۪يبَهُمْ - مُص۪يبَةٌ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

لَوْلَٓا ’nın, takdiri  ما أرسلنا رسلا إليهم (... onlara rasul göndermezdik.) olan cevabının, öncesinin delaletiyle hazfedilmesi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Bu takdire göre mahzuf cevap ve mezkûr şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.

بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ 'deki  بِ  harf-i ceri sebebiyye içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, S.107) تُص۪يبَهُمْ ‘deki zamir, daha önce kendilerine hiçbir uyarı gelmemiş olan kimseleri ifade etmektedir.  بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ  [Ellerinin takdim ettiği ile] kastedilen ise şirkten önceki şeylerdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

Zemahşerî şöyle der: Amellerin çoğu el ile işlendiği için bütün ameller, ellerin kazanması şeklinde ifade olundu.  وَلَوْلَٓا اَنْ تُص۪يبَهُمْ مُص۪يبَةٌ [Başlarına bir musibet geldiğinde.....] cüm­lesinde, kelamın akışından anlaşıldığı için cevap hazf edilmiştir. Takdiri şöyledir: (Ey Peygamber! Seni elçi olarak onlara göndermezdik.) Bu, hazif yoluyla îcâz babındandır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mubalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’ân-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)

لَوْلَٓا  şart ilişkisi kurar. Şart olan olumsuz durum dolayısıyla cevabın bulunmadığını ifade eder. Türkçeye: olmasaydı, olmamış olsa, …meseydi şeklinde tercüme edilmektedir. Gerçekleşmiş bir fiil ile gerçekleşmemiş bir fiil arasında ayrılmazlık ilişkisi (sebep-sonuç) kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)


فَيَقُولُوا رَبَّـنَا لَوْلَٓا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولاً فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ

 

Cümle, atıf harfi  فَ  ile … تُص۪يبَهُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

يَقُولُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  رَبَّـنَا لَوْلَٓا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولاً  cümlesi, nida üslubunda talebi inşai isnaddır. 

Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. 

رَبَّـنَا  izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olması sebebiyle mütekellim zamirinin işaret ettiği kişiler, şeref kazandırmıştır. Ayrıca mütekellimin, Allah’ın rubûbiyet vasfına sığınma isteğine işarettir.

Nidanın cevabı olan  لَوْلَٓا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولاً فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümleye dahi olan  لَوْلَٓا  tahdid ( تحضيض ) harfidir. Teşvik ifade eden  هلا  manasınadır. Yoksa, bir şeyin varlığından dolayı diğer şeyin olamaya­cağını ifade eden bir harf değildir.

Fa-i sebebiyye’nin dahil olduğu  فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ  cümlesi, masdar teviliyle, makablindeki tahdidden anlaşılan masdar manasına matuftur. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Veciz ifade kastına matuf  اٰيَاتِكَ  izafetinde Allah Teâlâya ait zamire muzaf olan ayetler, şan ve şeref kazanmıştır.

 فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ  cümlesinde istiare sanatı vardır. نَتَّبِعَ  fiili, اٰيَاتِكَ ‘ye nisbet edilerek kişileştirilmiş, ayetler, arkasından gidilen, takip edilen bir lidere benzetilmiştir. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

اَرْسَلْتَ - رَسُولاً  kelimeleri arasında cinâs-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la  فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur  مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ , nakıs fiil  كَانَ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.

Cümleler haber üslubunda geldiği halde, dua manası taşıdığı için muktezâ-i zâhirin hilafına durum söz konusudur. Dolayısıyla mecaz-ı mürsel mürekkebtir. 

Ayetteki birinci  لَوْلَٓا  imtinâiyye olup cevabı mahzuftur. İkinci  لَوْلَٓا  ise tahdîdiyyedir. Kelimenin tekrarında cinas ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Ayetteki muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَوْلَا , ‘..meli/malı, değil mi?’ manasında tahdid ilişkisi kurar. Muzariden önce teşvik, maziden önce kınama ve tendim (pişmanlık) ifade eden bir edattır. Tahdid kelime olarak teşvik” anlamına gelse de terim olarak “Bir işin yapılmasını ve onda gevşeklik gösterilmemesini şiddetle ve sertçe istemektir.” Arz kelimesinde olduğu gibi yumuşaklık söz konusu değildir. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

İki  فَ ’den biri atıf  فَ ’sıdır. Emir fiilin yapılmasına sebep olduğundan, لَوْلَٓا  da emir hükmünde olup ikinci  لَوْلَٓا , فَ ‘nın cevabının başına gelmiştir. İşin yapılmasına sebep olanla, işin yapılmasını teşvik eden aynı konumdadır. Mana şöyledir: Şayet daha evvel gerçekleştirdikleri şirk ve günahlar sebebiyle cezalandırıldıklarında “Bize de peygamber gönderseydin!” diyerek bununla, aleyhimize delil getirecek olmasalardı, peygamber olarak seni onlara göndermezdik; yani onlara peygamber göndermemiz bizim onlar üzerinde bir hüccetimiz olsun, onların bizim üzerimizde bir hüccetleri olmasın, diyedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl; Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl;Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)