Bakara Sûresi 261. Ayet

مَثَلُ الَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ اَنْبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ ف۪ي كُلِّ سُنْبُلَةٍ مِائَةُ حَبَّةٍۜ وَاللّٰهُ يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ  ٢٦١

Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 مَثَلُ durumu م ث ل
2 الَّذِينَ kimselerin
3 يُنْفِقُونَ infak edenler(in) ن ف ق
4 أَمْوَالَهُمْ mallarını م و ل
5 فِي
6 سَبِيلِ yolunda س ب ل
7 اللَّهِ Allah
8 كَمَثَلِ durumu gibidir م ث ل
9 حَبَّةٍ bir tohumun ح ب ب
10 أَنْبَتَتْ veren ن ب ت
11 سَبْعَ yedi س ب ع
12 سَنَابِلَ başak س ن ب ل
13 فِي
14 كُلِّ her ك ل ل
15 سُنْبُلَةٍ başağında س ن ب ل
16 مِائَةُ yüz م ا ي
17 حَبَّةٍ tohum ح ب ب
18 وَاللَّهُ Allah
19 يُضَاعِفُ kat kat verir ض ع ف
20 لِمَنْ kimseye
21 يَشَاءُ dilediği ش ي ا
22 وَاللَّهُ Allah(ın)
23 وَاسِعٌ (lutfu) geniştir و س ع
24 عَلِيمٌ (O) bilendir ع ل م
 

Öldükten sonra dirilmeyi Hazreti İbrahim’in şahsında öğreten Kur’ân, sözü ruhların dirilişinden eylemlerin dirilişine getiriyor tıpkı fiziki alemde ölüp metafizik alemde dirilen insan gibi Allah yolunda harcanan servetin de madde aleminde bir çıktı olmakla birlikte manevi alemde kat kat bereketlenmiş bir girdi olduğunu misallerle açıklıyor.

“Allah dilediğine kat kat verir” cümlesinin sadece mecazi değil bir de hakiki boyutunun olduğunu, çiftçilikle geçinenlerin yaptığı bir uygulama teyit etmektedir. Buna göre ekilen bir buğday tanesinden çıkan çimler çatallandıktan ve çoğaldıktan sonra ayrılmakta ve fide olarak dikilmektedir. Bu yöntemle bir buğday tanesinden ikibin taneden fazla ürün elde edilebilmektedir. Cennet Allah yolunda harcanmış bir değerin azami getirisini ifade eder. Bunun tohumu ise insanın bu dünyada yaptıklarıdır. İşte bu yüzden dünya ahiretin tarlasıdır.

 
سنبل Senbele : سُنْبُلَة ekinin üst kısmında bulunan başaktır. Çoğulu سَنابِل şeklinde gelir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de isim kalıbında 5 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli sümbüldür. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

مَثَلُ الَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ اَنْبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ ف۪ي كُلِّ سُنْبُلَةٍ مِائَةُ حَبَّةٍۜ

 

İsim cümlesidir.  مَثَلُ  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  یُنفِقُونَ ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur.  

يُنْفِقُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. اَمْوَالَهُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمۡ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  ف۪ي سَب۪يلِ  car mecruru  يُنْفِقُونَ  fiiline mütealliktir.  اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

كَ  teşbih ve cer harfidir. كَمَثَلِ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.  حَبَّةٍ  muzâfun ileyh olarak kesra ile mecrurdur.  اَنْبَتَتْ  cümlesi,  حَبَّةٍ ’ in sıfatı olarak mahallen mecrurdur. 

اَنْبَتَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’ dir.  سَبْعَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  سَنَابِلَ  muzâfun ileyh olup müntehe’l cümu sigasından olduğu için gayri munsariftir. Cer alameti fethadır.  ف۪ي كُلِّ سُنْبُلَةٍ مِائَةُ حَبَّةٍۜ  cümlesi, سَبْعَ سَنَابِلَ ‘ nin sıfatı olarak mahallen mansubdur.

İsim cümlesidir. فِی كُلِّ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. سُنْبُلَةٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  مِّا۟ئَةُ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. حَبَّةٍۜ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

3 ile 10 arası sayıların temyizinde, önce sayı, sonra temyiz gelir. Sayı muzaf, temyiz muzafun ileyh olur. Muzafun harekesi cümledeki konumuna göre değişir. Muzafun ileyh daima mecrurdur. Bu yüzden sayı muzaf olduğu için cümledeki konumuna göre irabını alır, temyiz muzafun ileyh olduğu için daima mecrurdur. Temyiz çoğul ve belirsiz olur. Sayı ile temyiz cinsiyet yönünden birbirinin zıttı olur. (Temyiz çoğul olduğu için eril veya dişil olduğunu anlamak için tekiline bakılır.) (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) Muntehe’l-cumû; kelimenin ikinci harfinden sonra elif, eliften sonra ise iki veya üç harf bulunan cemi isimlerdir.(Arapça Dilbilgisi-M.Meral Çörtü, Nahiv, s.405) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette ilki fiil ikincisi isim cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُنْفِقُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  نفق ’ dır. 

اَنْبَتَتْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  نبت ‘ dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

مَثَلُ  ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَاللّٰهُ يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَٓاءُۜ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اللّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur.  يُضَاعِفُ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur. 

يُضَاعِفُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’ dir. مَنْ  müşterek ism-i mevsûlu,  لِ  harfi ceriyle  يُضَاعِفُ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  يَشَٓاءُ ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur.  

يَشَٓاءُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’ dir. 

يُضَاعِفُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi  ضعف ’ dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ

 

İsim cümlesidir.  وَ  atıf harfidir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur.  وَاسِعٌ  haber olup, damme merfûdur. عَل۪يمٌ  ikinci haber olup, damme ile merfûdur. 

وَاسِعٌ  - عَل۪يمٌ  ; mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)




 

مَثَلُ الَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ اَنْبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ ف۪ي كُلِّ سُنْبُلَةٍ مِائَةُ حَبَّةٍۜ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Muzâfun ileyh olarak mahallen mecrur olan has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’ nin muzâfı mahzuftur. Takdiri;  إنفاق  (nafakası) şeklindedir. 

الَّذ۪ينَ ‘ nin sıla cümlesi olan  يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

ف۪ي سَب۪يلِ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyyet manası dolayısıyla Allah’ın yolu, içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü Allah yolu hakiki manada zarfiyyeye, yani içine girilmeye müsait değildir. Ancak Allah'ın emrine uymanın önemini ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır. 

Ayrıca  سَب۪يلِ اللّٰهِ  ibaresinde de istiare vardır. سَب۪يلِ  kelimesi yol demektir. Allah’ın dini anlamında müsteardır. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din, yola benzetilmiştir.

Veciz ifade kastına matuf  سَب۪يلِ اللّٰهِ  izafetinde lafzâ-i celâle muzâf olması, سَب۪يلِ  için tazim ve şeref ifade eder. Teşbih harfi  كَ ‘ nin dahil olduğu   كَمَثَلِ حَبَّةٍ اَنْبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ ف۪ي كُلِّ سُنْبُلَةٍ مِائَةُ حَبَّةٍ  car-mecruru mahzuf habere mütealliktir. 

حَبَّةٍ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

Cer mahallinde  حَبَّةٍ ’ in sıfatı olan  أَنۢبَتَتۡ سَبۡعَ سَنَابِلَ  cümlesi müsbet mazi fiil sıygasında, faide-i haber, ibtidaî kelamdır. Sıfatlar anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

Ayetteki temsilî teşbih, teşbih edatı zikredildiği için mürsel, vech-i şebeh zikredilmediği için mücmeldir. Bu temsil, bereketin tasviri ve adeta gözler önünde canlandırılmasıdır.

فِی كُلِّ سُنْبُلَةٍ  ibaresindeki  فِی  harfinde de istiare-i tebeiyye vardır.  سُنْبُلَةٍ  [başak] kelimesi zarfiyye özelliğine sahip değildir. Başaktaki verimin çokluğunu ifade etmek için bu harf kullanılmıştır.

حَبَّةٍ - مَثَلِ  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

حَبَّةٍ  kelimesinin nekre olarak gelmesi azlık ifadesi içindir. Verenin verdiğini büyütmemesine işaret eder. Nekrenin tazim anlamıyla da, alanın bu infakı küçümsemeyip değerini bilmesine işaret eder.

حَبَّةٍ , buğday ve arpa gibi hem tohumu, hem meyvesi aynı olan nimetlere denir.  Muhabbet, artan sevgiyi ifade eder.

سَنَابِلَ - سُنْبُلَةٍ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

سَنَابِلَ - حَبَّةٍۜ - أَنۢبَتَتۡ  ve  سَبۡعَ - مِّا۟ئَةُ  gruplarındaki kelimeler arasında ise mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Bu ayetle 245. ayet arasında, “aralarındaki münasebet sebebiyle bir manadan diğerine geçmek, sonra ilk manaya geri dönmek” olarak tarif edilen istitrat sanatı vardır. Önceki ayette varlıkların dirilişinden bahsediliyordu, burada da bir amelin dirilişinden, çoğalmasından bahsedilmektedir.

اَنْبَتَتْ  yetiştirdi demektir. Mecazî isnad vardır. Fail aslında  حَبَّةٍ  (tohum) değil, Allah Teâlâ’dır.

اَنْبَتَتْ  fiili,  حَبَّةٍ ‘ e isnad edilmiştir. Bu ifadede istiâre sanatı vardır. Canlılara mahsus olan yetiştirme fiili tohuma nispet edilerek, cansız olan bir şey iradesi olan canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

Burada geçen ‘yedi başak’ çokluktan kinayedir.  سَنَابِلَ  cemi kesret kalıbıdır. 

Ayette, Allah Teâlâ kendi yolunda mallarını harcayanların durumunu (müşebbeh), her başakta yüz tane tohum bulunan başağın durumuna (müşebbehün bih) benzetmiştir. Vech-i şebeh ise hazfedilmiştir. Hazfedilen özellik ise “az bir hayrın birçok faydayı peşinden getirmesi durumudur. Ancak görüldüğü üzere vech-i şebeh kapalı olduğu için ilk bakışta anlaşılmamaktadır. Zira müşebbehten müşebbehün bihe geçiş ancak zihnin derin bir tefekkür ve araştırması sonucunda mümkün olmaktadır. (Sara Çınar, Arap Dili Ve Belâgatında Teşbih)

اَنْبَتَتْ  [bitirmiştir] fiilinin taneye izafe edilmesi mecazîdir. Tıpkı bitirmek fiilinin toprağa ve su arkına izafesi gibi.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Taneyi bitiren Allah’tır, ancak bitirme, verme fiili taneye isnat edildiği gibi “yer”e (toprağa) ve suya da isnat edilir. Yedi başak vermesinin anlamı ise, bir filiz boy vermesi ve ondan yedi ayrı dalın çıkması, her bir dalda da yedi başağın olmasıdır. Bu temsil, kat kat vermenin anlatıldığı bir tasvirdir ve tasvirde olay, adeta gözle görünür hale getirilmektedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

يُنْفِقُونَ  kelimesinde müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır. "Ey iman edenler!" şeklindeki hitapların çoğunda kadınların erkeklere katılması yoluyla tağlîb vardır. (Prof. Dr. Ali Bulut - Belagat)

Yüce Allah'ın: "Tek bir tohum gibidir" ayetinde geçen (ve "tohum" diye meali verilen): حَبَّةٍ kelimesi Âdemoğlunun ektiği ve gıdası için kullandığı her bir tane için bir cins isimdir. Bu tanelerin en ünlüleri ise buğdaydır. O bakımdan çoğunlukla  حَبَّةٍ  ile kastedilen odur. Habbetu’l-Kalb, kalpteki küçük siyah bir noktanın adıdır. Kalbin semeresi olduğu da söylenir. Doğrusu da budur. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

كَمَثَلِ حَبَّةٍ  [bir tane gibi....] Yüce Allah kendi uğrunda verilen sadakayı toprağa ekilmiş ve mevlanın bereketi ile yedi yüz tane haline gelmiş bir tohuma benzetti. Teşbih edatı zikredilip vech-i şebeh hazf edildiği için burada mürsel ve mücmel teşbih vardır. Ebu Hayyan şöyle der: Bu temsil, kat kat verme olayını bir tasvirdir. Sanki kişinin gözleri önünde şekillenmiş du­rumdadır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Şu an incelemekte olduğumuz ayette Allah yolunda infaktan; daha önce geçen ayette (245. ayet) ise karşılığının kat kat verileceğinden bahsedilmektedir. İşte oradaki “kat kat karşılık” ifadesi bu ayet ile açıklanmıştır; ayetler arasındaki bağlantı budur. İki ayet arasına şu konular girmiştir: 

a) Allah yolunda savaşanlara vaad edilen nusret, 

b) Hz. İbrahim’in kıssası, 

c) Üzeyir’in kıssası ile Hz. İbrahim’in kuşlarla ilgili kıssası ve bu iki kıssa üzerinden dinî hüccetlerin beyanı. Sanki tüm bağlamda bu özetle şöyle denilmektedir: Allah’ın yardımına güvenin, O’nun yolunda savaşın ve O’nun rızası için infak edin. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî’ [ilmi]’t-tefsîr)

Bu ayet-i kerimenin lafzı Allah yolunda infakın şerefini ve güzelliğini beyan etmek için verilmiş bir misaldir. Ayrıca bu ayet-i kerime bu yolda teşvik de ihtiva etmektedir. ٱلَّذِینَ ’ nin muzâfı mahzuftur. Takdiri; ... نفقة الذين  (... ların nafakası) şeklindedir. ‘’Allah yolunda mallarını infak edenlerin bu infaklarının misali... bir tohum gibidir," şeklindedir. Bir diğer takdir yolu da şöyle olur: Mallarını infak edenlerin misali, yere tek bir tohum ekip de ektiği tohum yedi başak bitiren çiftçinin misali gibidir. Yani, her birinde yüz tane bulunan yedi tane başak bitirmiş gibidir. Sadaka veren kimse çiftçiye, sadaka ise tohuma benzetilmiştir. İşte Allah onun verdiği her bir sadakaya karşılık yedi yüz hasene verir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)


 وَاللّٰهُ يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَٓاءُۜ

 

وَ  istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedün ileyhin, tüm esma-i hüsnayı ve kemal sıfatları bünyesinde barındıran lafza-i celâlle marife olması tazim, telezzüz ve teberrük içindir. Ayette mütekellimin Allah Teâlâ olması dolayısıyla, Allah lafzında tecrîd sanatı vardır. 

Muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَٓاءُ  cümlesi müsneddir.

Cümlede müsnedin müspet muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَن ‘ in sılası olan  یَشَاۤءُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

وَاللّٰهُ يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَٓاءُۜ [Allah, dilediğine kat kat verir.] Yani her infak edene değil, sadece dilediği kişilere böyle kat kat verir, çünkü infak eden kimselerin halleri birbirinden farklıdır. Ya da yedi yüz kat verir ve hak edene de bundan daha fazlasını kat be kat verir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)


وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ

 

Ayetin son cümlesi, makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber tibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnayı ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan lafza-i celâlle marife olması telezzüz ve teberrük içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında  ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Allah'ın  وَاسِعٌ عَل۪يمٌ  sıfatlarının tenvinli gelişi bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğu, bu sıfatların bir benzerinin olmadığı anlamına gelir. Haber olan iki vasfın aralarında  وَ  olmaması, Allah Teâlâ’da ikisinin de birlikte mevcudiyetini gösterir. Ayrıca bu sıfatlarla ayetin anlamı arasındaki mükemmel uyum, teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Aralarında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayette birinci haber  وَاسِعٌ  ism-i fail kalıbında gelerek bu sıfatın devamlı olduğuna işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder.(Halidî, Vakafat, s. 80)

Allah Teâlâ, kendisinin  وَاسِعٌ (geniş) olduğunu bildirmiştir. Binaenaleyh bu sözü zahirî manasında almak imkânsızdır. Aksi halde, Allah'ın parçalanması, cüzlerine ayrılması gerekir. Böylece de bir yaratıcıya muhtaç olmuş olur. Bu kelimeyi zahirine hamletmeyip, aksine mutlaka Allah'ın kudreti ve mülkünün genişliği manasına; veya rahmet ve mağfiretinin genişliğine, yahut da kulları, rızasını elde edebilsinler diye kullarının faydasına olan şeyleri beyan etmesi hususundaki lütfunun genişliği manasına alınması gerekir. Bu izah, söze daha uygun gelmektedir.

Bu kelimeyi Allah'ın ilminin genişliğine hamletmek caiz değildir. Aksi halde  وَاسِعٌ sıfatından sonra, ayette  عَل۪يمٌ  sıfatının zikredilmiş olması, lüzumsuz bir tekrar olurdu. Hak teâlâ'nın bu ayette  عَل۪يمٌ  sıfatını getirmesi, namaz kılan kimseye Allahü teâlâ'nın gizli ve aşikâr herşeyi bildiğini, Allah'a hiçbir şeyin gizli kalmadığını düşünmesi itibarıyla tefritten kaçınsın diye bir tehdit gibidir. Böylece, namaz kılan kimse gaflet etmekten sakınır. وَاسِعٌ عَل۪يمٌ  ifadesinin, "şartlarına uyarak namaz kılan kimseye mükafâatını; namaz kılmayan kimseye de cezasını tastamam verme hususunda Allah'ın kudreti geniştir" manasına olması da muhtemeldir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

İkinci haber olan  عَل۪يمٌ, sıfat-ı müşebbehe kalıbında gelmiş ve mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

عليم  kelimesi  فعيل  vezninde mübalağa sıygasıdır. İlmi geniş demektir.

وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ [Şüphesiz Allah’ın nimeti geniştir, O bilendir.] Buradaki  وَاسِعٌ  (geniş) ifadesi nimetleri isteyenlerin hepsini kuşatacak kadar cömert olan demektir. وَاسِعٌ  zengin, السع  zenginlik anlamına gelir (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en - Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî ‘[ilmi]’t-tefsîr)

وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ  cümlesi, aynen veya ufak farklılıklarla birçok ayette tekrarlanmıştır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murat sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm  Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf Suresi 28, s. 314)

[Allah vâsi'dir,] verdiği şeyler dolayısıyla sıkıntıya girmez. [Her şeyi iyi bilendir.] Harcamada bulunan kimsenin niyetini, harcadığı miktarı, bunu nasıl elde ettiğini bilir. Şu halde Allah yolunda harcamada bulunan kimsenin durumu, tıpkı çiftçinin durumuna benzer. Buna göre nasıl ki, çiftçinin işinde dikkatli olması, tohumunu iyi seçmesi ve toprağı iyi işlemesi durumunda daha fazla ürün elde ederse, aynı şekilde Allah yolunda harcamada bulunan kimse de, salih olur, malın helalini seçer ve yerli yerinde harcarsa sevabı da bu oranda artar. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)