Bakara Sûresi 262. Ayet

اَلَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَٓا اَنْفَقُوا مَناًّ وَلَٓا اَذًۙى لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ  ٢٦٢

Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden (bunları) başa kakmayan ve gönül incitmeyenlerin, Rab’leri katında mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 الَّذِينَ kimseler
2 يُنْفِقُونَ infak eden ن ف ق
3 أَمْوَالَهُمْ mallarını م و ل
4 فِي
5 سَبِيلِ yolunda س ب ل
6 اللَّهِ Allah
7 ثُمَّ sonra
8 لَا
9 يُتْبِعُونَ ardından ت ب ع
10 مَا şeyleri
11 أَنْفَقُوا verdikleri ن ف ق
12 مَنًّا başa kakmayan م ن ن
13 وَلَا
14 أَذًى ve eziyet etmeyenlerin ا ذ ي
15 لَهُمْ vardır
16 أَجْرُهُمْ ödülleri ا ج ر
17 عِنْدَ katında ع ن د
18 رَبِّهِمْ Rableri ر ب ب
19 وَلَا yoktur
20 خَوْفٌ korku خ و ف
21 عَلَيْهِمْ onlara
22 وَلَا
23 هُمْ ve onlar
24 يَحْزَنُونَ üzülmeyeceklerdir ح ز ن
 

Önceki ayette müjdelenen verimin elde edilebilmesi için elbette yalnızca “harcamak“ yetmemektedir. Bu harcamayı ahlaki ilkeleri çiğnemeden yapmak ve harcamadan yararlananları yaralamamak gerekir. Vela ezen ibaresindeki La nın ikinci kez tekrarlanması “başa kalkmak” ve “gönül incitmek “eylemlerinin her birinin ayrı ayrı Allah yolunda yapılan harcamanın sevabını iptal ettiği anlamını vermektedir. Bu durumda amelin iptali için iki olumsuzluktan birinin gerçekleşmesi yeterlidir.

Havf gelecek, hüzn geçmiş için kullanılır.

Bu durumda gelecek endişesi duyan biri olsaydı zaten Allah yolunda servetini harcamaya kıyamazdı. Allah’tan karşılığını kat kat alacağından kuşkusu olsaydı hem verir hem de verdikten sonra telaşa düşerdi. Endişe ve hüzünden arındırılmış olmak eylemin karşılığında kalbe verilen ödüldür.

 

اَلَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَٓا اَنْفَقُوا مَناًّ وَلَٓا اَذًۙى لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ

 

İsim cümlesidir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  ٱلَّذِینَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  یُنفِقُونَ ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur. Muzâf mahzuftur. Takdiri, مثل نفقة الذين.. أو إنفاق الذين ( nafakanın misli) şeklindedir.

یُنفِقُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. أَمۡوَ ٰ⁠لَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمۡ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.   فِی سَبِیلِ  car mecruru  یُنفِقُونَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır.  ٱللَّهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir.  لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  یُتۡبِعُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.  مَا  ve masdar-ı müevvel, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  

أَنفَقُوا۟  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.  مَناًّ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  

لَاۤ  zaid harftir. لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. اَذًۙى  atıf harfi  وَ  ile  مَناًّ ‘ e matuf olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Maksur isimdir.

لَّهُمۡ أَجۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ  cümlesi,  ٱلَّذِینَ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

İsim cümlesidir. لَهُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  اَجْرُهُمْ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

عِنْدَ  mekân zarfı,  أَجۡرُهُمۡ ’ un mahzuf haline mütealliktir.  رَبِّ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمۡ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

ثُمَّ : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ   harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُنْفِقُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نفق ’ dır.  

يُتْبِعُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  تبع ’ dır. 

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.  

 

وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

 

İsim cümlesidir. Cümle, atıf harfi  وَ  ile önceki cümleye matuftur. 

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. خَوْفٌ  mübteda olup damme ile merfûdur.  عَلَيْهِمْ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. 

وَ  atıf harfidir. لَا  zaid harftir. Nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  يَحْزَنُونَ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur. 

يَحْزَنُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.

Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında irab bakımından, siga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz.Matufun irabı her zaman için matufun aleyhe uyar.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 

اَلَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَٓا اَنْفَقُوا مَناًّ وَلَٓا اَذًۙى


 

İstînâfiye olarak fasılla gelen ayet önceki ayetten bedeldir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.

Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir ibarenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mübteda konumundaki has ism-i mevsûl  ٱلَّذِینَ ’ nin  يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ  şeklindeki sıla cümlesi, müsbet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. 

Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyyet manası dolayısıyla Allah’ın yolu içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü Allah yolu hakiki manada zarfiyyeye, yani içine girilmeye müsait değildir. Ancak Allah'ın emrine uymanın önemini ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.

فِی سَبِیلِ ٱللَّهِ  ifadesi sebep-müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürseldir. Allah'a giden sebepler aramaya işaret eder.  

سَب۪يلِ اللّٰهِ  ibaresinde istiare vardır.  سَب۪يلِ  kelimesi yol demektir. Allah’ın dini anlamında müsteardır. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din, yola benzetilmiştir.

سَب۪يلِ اللّٰهِ  izafetinde lafza-i celâle muzâf olması  سَب۪يلِ  için tazim ve şeref ifade eder. Cümlede mütekellimin Allah Teâlâ olması dolayısıyla, Allah lafzında tecrîd sanatı vardır. 

ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَٓا اَنْفَقُوا مَناًّ وَلَٓا اَذًۙى  cümlesi,  ثُمَّ  ile sıla cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet üsluptan menfî üsluba iltifat sanatı vardır. Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

لَا یُتۡبِعُونَ  ibaresinde istiare vardır. Sanki yapılan infak düşman tarafından çalınmış, o da peşine düşmüştür.

Masdar harfi  مَٓا  ve akabindeki  اَنْفَقُوا  cümlesi masdar teviliyle  لَا يُتْبِعُونَ  fiilinin ilk mef’ûlüdür. Masdar-ı müevvel müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

وَلَٓا اَذًۙى , temasül nedeniyle ikinci mef’ûl olan  مَناًّ ‘ e atfedilmiştir. Kelimeye dahil olan nefy harfi olumsuzluğu tekit etmek için gelmiş zaid harftir.

مَناًّ - اَذًۙى  kelimeleri, bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

Mef’ûl olan  مَناًّ - اَذًۙى  kelimelerindeki nekrelik kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre umum ve şümule işarettir. Tekid ifade eden zaid  لَٓا  harfi de bu anlamı artırmıştır. 

مَناًّ - اَذًۙى  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

یُنفِقُونَ - أَنفَقُوا۟  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

مَناًّ , iyilik yapmak ve onu tekrar tekrar anlatmak manalarını taşıyan zıt anlamlı bir kelimedir. Başa kakmak anlamı da vardır.

Minnet etmek, iyilik ettiği kimseye yaptığı iyilikleri sayarak üzerinde hakkı olduğunu göstermektir. Eza etmek ise, iyilik ettiğinden dolayı ona büyüklük taslamaktır. Ayette önce minnet zikredilmiştir. Çünkü bu konuda minnet, ezadan daha çok meydana gelen bir vakıadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

مَناًّ وَلَٓا اَذًۙى  ifadesi genel mana ifade etmesi için husustan sonra umu­mun zikri kabilindendir. Çünkü eziyet minneti de içine almaktadır.(Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

وَلَاۤ اَذًۙى  ibaresinde  لَاۤ  harfinin tekrarı bunlardan herhangi birinin yapılması durumunda sadakanın boşa gideceğini ifade etmek için tekrarlanmıştır.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

مَنٌَ  ve  مِنٌَت ; sözlükte iki anlama gelir. Birisi nimet verme ve nimet anlamındadır ki, dilimizde "memnun olmak" bundan alınmıştır. Diğeri de hakkı eksiltmek, kesmek, kısacası ihsan ettiği kimseye karşı ihsanını bir şey saymak ve az çok ihsanı ile gururlanmaktır ki, gönül bulandırır ve ihsanın değerini eksiltir veya keser. Burada kastedilen budur. Dilimizde minnet (başa kakma) bu anlamdan alınmıştır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

Allah yolunda mallarını infak edenlerin, bu infaktan dolayı eziyet ve başa kakma yapmadıkları sürece Allah katında mükafatları vardır. Demek ki infak ettiğimiz şeyi, ‘iyilik yap denize at’ misali unutmalıyız. Biz bunun karşılığını Allah’tan bekliyoruz.  Karşımızdakinden bir teşekkür bile beklememeliyiz.

Bu ibtidâ cümlesi temsilde fazileti beyan edilen harcamanın keyfiyetini bildirir.

یُنفِقُونَ  ve  یُتۡبِعُونَ  kelimelerinde müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır. "Ey iman edenler!" şeklindeki hitapların çoğunda kadınların erkeklere katılması yoluyla tağlîb vardır. (Prof. Dr. Ali Bulut - Belagat)

Allah, sıla cümlesinin önemini göstermek için  ٱلَّذِینَ یُنفِقُونَ أَمۡوَ ٰ⁠لَهُمۡ فِی سَبِیلِ ٱللَّهِ  sözünü tekrar etmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

ثُمَّ  burada zaman için değil, sadaka verildiğinde incitme ve başa kakmayı terk etmenin mertebesi içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

ثُمَّ  [Sonra] kelimesi, terahi, gecikme ve sonralık ifade etmektedir. Buna göre, infaktan sonra olan şeyler de sevabı gerektirir. Çünkü etkilenenin, etki edenden sonra değil de, etki edenin bulunduğu sırada bulunması şarttır. 

المَنُّ  kelimesi lügatte birkaç manaya gelmektedir:

a) İn'âm etmek, nimet vermek 

b) المَنُّ kelimesi, bir hakkı eksiltmek ve noksanlaştırmak manasına da gelir. Nitekim Hak Teâlâ,  وَاِنَّ لَكَ لَاَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍۚ  "Senin için muhakkak ki tükenmeyen, yani kesilmeyen ve engellenmeyen bir mükafat vardır" (Kalem, 3) buyurmuştur. Ömürleri eksilttiği ve mazeretleri sona erdirdiği için ölüme de "menûn" denilmiştir. Hoş olmayan "minnet", yani başa kakma da bu babdandır. Çünkü bu tür başa kakma nimeti eksiltir ve onun saflığını bulandırır. "Minnet" insanın başkalarına yapmış olduğu iyiliği açığa vurmasıdır. "Eziyet" ise o kimsenin, onlara vermiş olduğu şey sebebiyle onlardan şikayet etmesidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb) 

اَذًۙى [ezâ / incitme], verilen ihsan sebebiyle sürekli küstahça davranmaktır.  ثُمَّ  [Sonra] ifadesinin anlamı, infakın başa kakma ve incitmeden büsbütün ayrı olduğunun gösterilmesi ve bu iki davranışın terk edilmesinin bizzat infaktan daha hayırlı olduğunun bildirilmesidir. Bu tıpkı  قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا  [Rabbimiz Allah’tır” deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya] (Fussilet 41/30) ayetinde imanda istikamet üzere olmanın imana girmekten daha hayırlı olduğunun ifade edilmesine benzemektedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)


 لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ 


Ayetin başındaki mevsûlün haberi olarak gelen cümlede, takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan, sübut ve istimrar ifade eden bu isim cümlesinde,  لَّهُمۡ  mahzuf mukaddem habere muteallıktır.  أَجۡرُهُمۡ  ise muahhar mübtedadır.  

Müsnedün ileyhin izafetle marife oluşu, az sözle çok anlam ifade etme amacına matuftur.

عِنْدَ  mekan zarfı,  اَجْرُهُمْ ‘ un mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

عِندَ رَبِّهِمۡ  izafetinde,  هُمۡ  zamirinin  رَبِّ  ismine muzâfun ileyh olması, zamirin ait olduğu kimseler için ve  رَبِّ  ismine muzâf olması  عِندَ  için tazim ve teşrif ifade eder. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Ayette ulûhiyet ve rubûbiyet ifade eden isimler bir arada zikredilmiş, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanmıştır. Allah ve Rab isimleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اَجْرَهُمْ  ifadesinde istiare vardır. İnfak edenlerin mükafatı, işçiye ödenen ücrete benzetilmiştir.

لَّهُمۡ أَجۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ  cümlesinin sebep ifade etmesine rağmen başında  فَ  harfinin olmaması ‘sebep budur’ denilmesine ihtiyaç olmayacak kadar sebebin açık olması dolayısıyladır.

Hak Teâlâ'nın:  لَّهُمۡ أَجۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ  buyruğunun o kimseden küfrün sadır olmaması şartına bağlandığı hususunda ittifak vardır. Bu da, hususi bir manayı murad etmek için, umumi bir lafızla konuşmanın caiz olduğuna delalet eder. Âmme ifadelerde bu caiz olunca, umumi lafzın "istiğrak"a (umum ifade etmeye) delaleti, kat'i bir delalet olmaz.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Şayet “Buradaki  لَهُمْ اَجْرُهُمْ  ayet ifadesi ile daha sonra (274. ayette) geçen  فَلَهُمۡ أَجۡرُهُمۡ   ifadesi arasında ne fark vardır?” dersen, şöyle derim: Bu ayetteki ifadede mevsūl şart anlamı içermemekte, ancak diğer ifadede içermektedir. Anlam olarak aralarındaki fark ise, başında  فَ  bulunan ifade, infakın ecri hak eden bir davranış olduğuna delalet etmektedir, oysa  فَ  olmadığında bu anlam yoktur.(Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)

İşte onlar için Allah katında, ayette zikredilen temsil zımnında o büyük mükafatlar vardır. " عِندَ رَبِّهِمۡ [Rableri katında] buyurulması, pek açık bir tekid ve şereflendirme demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

 

Bu cümle,  لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ  cümlesine atıf harfi  وَ ’ la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtiadaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübteda olan  لَا خَوْفٌ ’ un haberi mahzuftur.  عَلَيْهِمْ  bu mahzuf habere mütealliktir.

Müsnedün ileyh olan  خَوْفٌ ’ daki tenvin, nev ve kıllet içindir. Yani ‘hiçbir korku’ demektir. Bilindiği gibi nefy siyakta nekre umum ifade eder.

وَ ’ la öncesine atfedilen  وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ  cümlesinin atıf sebebi, hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

خَوۡفٌ - یَحۡزَنُونَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

لَهُمْ - عَلَيْهِمْ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ  ibaresinden korku ve hüznün devamlı olmayacağı değil, fakat hiçbir zaman olmayacağı anlamı çıkarılmıştır. Çünkü burada nefy harfi  لَا  her ne kadar geniş zaman fiiline dahil olmuşsa da makamın gereği olarak devamlılık ifade eder. (Ebüssuûd, İrşâdü ’l-Akli’s-Selîm, Maide/69)

Cümledeki  خوف  ve  حزن  arasındaki fark ve de  خوف  lafzının önce zikredilmesinde bir incelik vardır: الخوف ; gelecekte (acaba beni ne bekliyor benim akıbetim ne olacak gibi) olması beklenen veya umulan şeyler hakkındaki olumsuz beklentilerdir. الحزن  ise; mazideki (yapmış oldukları cürümlerin cezasından) olaylar hakkındaki korkulardır.

Önce  الخوف  zikredilmiştir. Çünkü gelecekteki korkularından emin olmak, geçmişinden emin olmaktan önceliklidir ve daha şiddetli arzu edilen bir durumdur. Bundan dolayı önce  الخوف  zikredilmiştir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Garîbi’l Kur’ani’l Kerim, soru; 909 - 910 - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ۟  cümlesi, Kur’an-ı Kerim’de 12 kere aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)

Şayet ‘’korku ile hüzün arasında ne fark vardır?’’ dersen, şöyle derim: Korku, vukuu beklenen bir bela ve musibetten dolayı insana arız olan bir gam ve kederdir. Üzüntü ise fiilen vaki olup gerçekleşen ve yaşanan bir olaydan dolayı insana arız olan şeydir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

يَحْزَنُونَ  kelimesinde müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır. "Ey iman edenler!" şeklindeki hitapların çoğunda kadınların erkeklere katılması yoluyla tağlîb vardır. (Prof. Dr. Ali Bulut - Belagat)