قَوْلٌ مَعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِنْ صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَٓا اَذًىۜ وَاللّٰهُ غَنِيٌّ حَل۪يمٌ ٢٦٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَوْلٌ | bir söz (söylemek) |
|
| 2 | مَعْرُوفٌ | güzel |
|
| 3 | وَمَغْفِرَةٌ | ve affetmek |
|
| 4 | خَيْرٌ | iyidir |
|
| 5 | مِنْ | -dan |
|
| 6 | صَدَقَةٍ | sadaka- |
|
| 7 | يَتْبَعُهَا | peşinden gelen |
|
| 8 | أَذًى | eziyet |
|
| 9 | وَاللَّهُ | Allah |
|
| 10 | غَنِيٌّ | zengindir |
|
| 11 | حَلِيمٌ | halimdir |
|
Sadakaya bakış açınızı değiştirecek 7 dakikalık bir video:
“Allah rizasi icin vermek…”
قَوْلٌ مَعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِنْ صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَٓا اَذًىۜ
İsim cümlesidir. قَوْلٌ mübteda olup damme ile merfûdur. مَعْرُوفٌ kelimesi قَوْلٌ ’ un sıfatı olup damme ile merfûdur. مَغۡفِرَةٌ atıf harfi وَ ’ la makabline matuftur. خَيْرٌ haber olup damme ile merfûdur. مِنْ صَدَقَةٍ car mecruru خَيْرٌ ’ e mütealliktir. يَتْبَعُهَٓا اَذًىۜ cümlesi, صَدَقَةٍ ‘ in sıfatı olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. یَتۡبَعُ damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir هَاۤ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubtur. اَذًى fail olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Maksur isimdir.
خَيْرٌ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.
خَيْرٌ ve شَرٌّ kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları اَخْيَرُ ve اَشْرَرُ veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir. اَلْفَتَى – اَلْعَصَا gibi…
Maksur isimlerin nekre halinde sonundaki elif-i maksure kelimenin kök harflerinden biriyse bütün irab halleri takdiren olur ve tenvinli fetha ile yazılır ve okunur. Eğer ki kök harflerinden biri değilse bütün irab halleri yine takdiren olur, ancak tek fetha ile yazılır ve okunur. Çünkü sondaki illet harfi ilave olunca kelime gayr-ı munsarif olup cer ve tenvini kabul etmez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette ilki müfred, ikincisi fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَعْرُوفٌ , sülâsi mücerredi عرف olan fiilin ism-i mef’ûlüdür.
وَاللّٰهُ غَنِيٌّ حَل۪يمٌ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. ٱللَّهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. غَنِیٌّ haber olup damme ile merfûdur. حَل۪يمٌ ikinci haber olup damme ile merfûdur.
غَنِیٌّ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَوْلٌ مَعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِنْ صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَٓا اَذًىۜ
Ayet istînafiyye olarak fasılla gelmiştir.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. قَوْلٌ مَعْرُوفٌ müsnedün ileyh, خَيْرٌ , müsneddir.
قَوْلٌ için sıfat olan مَعْرُوفٌ , mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Müsnedün ileyhin nekre gelişi tazim ifade eder. Sıfatlanmış olduğunda nekrenin mübteda olmasına izin verilir.
مَغۡفِرَةٌ mübteda olan قَوْلٌ ‘ e matuftur. Cihet-ii camiâ tezayüftür.
خَيْرٌ , ism-i tafdil vezninde gelmiştir.
قَوْلٌ - مَغْفِرَةٌ ve خَيْرٌ ‘ a müteallik olan مِنْ صَدَقَةٍ ‘ deki nekrelik herhangi bir manasında nev ve kıllet ifade eder.
يَتْبَعُهَٓا اَذًىۜ cümlesi, صَدَقَةٍ için sıfattır. Müsbet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
صَدَقَةٍ - مَعْرُوفٌ - مَغۡفِرَةٌ - خَيْرٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
يَتْبَعُهَٓا اَذًىۜ ifadesinde اَذًىۜ , kişileştirilmiştir. Eziyet, bir şahıs özelliği olan takip etme anlamındaki يَتْبَعُهَٓا fiilinin faili yapılarak iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Sanki eziyet sadakanın ardına takılmış gitmektedir. Bu ifadede istiare ve tecessüm sanatları vardır.
اَذًىۜ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
قَوْلٌ - مَغْفِرَةٌ kelimelerindeki tenkir taklil içindir. Yani; azıcık güzel bir söz, eziyet edilerek yapılan sadakadan daha hayırlıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
قَوْلٌ مَعْرُوفٌ [Güzel söz söyleme…] Yani senden sadaka isteyen kişiye güzelce söz söylemen, onu hoş bir lisanla karşılaman, ona ilerisi için vaatte bulunman, onun için dua etmendir. [Bağışlama…] Yani uygunsuz bir şekilde senden yardım isterse ona müsamaha göstermen veya onun bu davranışını setretmen, onu fakirliği sebebiyle kötülememen, insanların içinde onun ayıbını yüzüne vurmaman ve onu kınamaman demektir. [Arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir.] Yani güzel söz ve bağışlama, önce sadaka verip sonra da başa kakıp eziyet etmenden daha iyidir. Bir görüşe göre “güzel söz ve bağışlama” fakirlere karşı muameleyle ilgili değildir. Ayetin manası şöyledir: Eğer fakirlere yardım etmeniz mümkün olmuyorsa sizler için daha hafif olan bir ameli eda edin. Ki bu da قَوْلٌ مَعْرُوفٌ ‘ tur. قَوْلٌ مَعْرُوفٌ ; insanlara güzel söz söylemek, iyiliği emretmek ve hata yapanları affetmektir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
وَاللّٰهُ غَنِيٌّ حَل۪يمٌ
وَ istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnayı ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan lafza-i celâlle marife olması ve ayette tekrarlanması telezzüz ve teberrük ve haşyet duygularını artırmak içindir. Hükmün illetini bildirmek için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında, tecrîd, ıtnâb ve ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Allah'ın غَنِيٌّ حَل۪يمٌ sıfatlarının tenvinli gelişi bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğuna işaret eder. Haber olan iki vasfın aralarında و olmaması Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir.
غَنِيٌّ - حَل۪يمٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mesel tarikinde tezyîl olan bu cümle ıtnâb babındandır. Tezyîl cümlesi, önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Öncesinde konusu geçen meselin vuku bulmasından bağımsız olarak, ara vermeden başka bir ifadeye yer verilmesidir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.
Bu son cümle Kur'an’da ufak değişikliklerle tekrarlanmıştır. Böyle cümleler çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitlensin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır
Böyle tekrarlanan kelimeler, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Fussilet Suresi 44, C. 2, s. 189)
حَل۪يمٌ duygularına kapılarak hareket etmek demek olan جهل ‘ in zıddıdır. ‘’Teenni ile hareket eden, kızınca hemen tepki göstermeyip düşünen’’ demektir. Allah mühlet veriyor, hemen cezalandırmıyor. Çok affedicidir. Biz de bu isimle vasıflanmaya çalışmalıyız.
حَل۪يمٌ - مَغْفِرَةٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
وَاللّٰهُ غَنِيٌّ حَل۪يمٌ cümlesi, müminleri bu iki sıfatla ahlâklandırmak için Allah’ın bu iki sıfatını hatırlatmak için gelmiş tezyildir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَٱللَّهُ غَنِیٌّ [Allah zengindir.] Yani Allah sizin sadakalarınıza ihtiyaç duymaz. Allah size sadakayı kendi ihtiyacı için değil, sizin menfaatiniz için emretmiştir. حَل۪يمٌ [Halîmdir.] Yani Allah, sadaka verip ardından eziyet ettiniz diye size hemen ceza vermez. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Allah zengindir, yani sensiz de ihtiyaç sahibinin ihtiyacını karşılar ve Halîmdir (sana mühlet verir, teenni eder). غَنِیٌّ ismi, zengine zenginliğiyle faydalandırmasını, fakire de ihtiyacını gizleyip müstağni olmasını bildirir. حَل۪يمٌ sıfatı da zengine infak ettiği kişiye saygılı olmasını, fakire de zengine kızmamasını bildirir.