Bakara Sûresi 113. Ayet

وَقَالَتِ الْيَهُودُ لَيْسَتِ النَّصَارٰى عَلٰى شَيْءٍۖ وَقَالَتِ النَّصَارٰى لَيْسَتِ الْيَهُودُ عَلٰى شَيْءٍۙ وَهُمْ يَتْلُونَ الْكِتَابَۜ كَذٰلِكَ قَالَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ مِثْلَ قَوْلِهِمْۚ فَاللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ  ١١٣

Yahudiler, “Hıristiyanlar bir temel üzerinde değiller” dediler. Hıristiyanlar da, “Yahudiler bir temel üzerinde değiller” dediler. Oysa hepsi Kitab’ı okuyorlar. (Kitab’ı) bilmeyenler de tıpkı bunların söyledikleri gibi demişti. Artık onların aralarında uyuşamadıkları davada, kıyamet gününde hükmü Allah verecektir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقَالَتِ ve dediler ki ق و ل
2 الْيَهُودُ Yahudiler
3 لَيْسَتِ değiller ل ي س
4 النَّصَارَىٰ Hıristiyanlar ن ص ر
5 عَلَىٰ üzerinde
6 شَيْءٍ bir şey (temel) ش ي ا
7 وَقَالَتِ ve dediler ki ق و ل
8 النَّصَارَىٰ Hıristiyanlar da ن ص ر
9 لَيْسَتِ değildirler ل ي س
10 الْيَهُودُ Yahudiler
11 عَلَىٰ üzerinde
12 شَيْءٍ bir şey (temel) ش ي ا
13 وَهُمْ oysa onlar
14 يَتْلُونَ okuyorlar ت ل و
15 الْكِتَابَ Kitabı ك ت ب
16 كَذَٰلِكَ böylece
17 قَالَ söylediler ق و ل
18 الَّذِينَ kimseler
19 لَا
20 يَعْلَمُونَ bilmeyen(ler) ع ل م
21 مِثْلَ benzerini م ث ل
22 قَوْلِهِمْ onların sözlerinin ق و ل
23 فَاللَّهُ artık Allah ا ل ه
24 يَحْكُمُ hüküm verecektir ح ك م
25 بَيْنَهُمْ aralarında ب ي ن
26 يَوْمَ günü ي و م
27 الْقِيَامَةِ kıyamet ق و م
28 فِيمَا şey hakkında
29 كَانُوا oldukları ك و ن
30 فِيهِ onda
31 يَخْتَلِفُونَ ihtilaf halinde خ ل ف
 

وَقَالَتِ الْيَهُودُ لَيْسَتِ النَّصَارٰى عَلٰى شَيْءٍۖ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. قَالَتِ  fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir. الْيَهُودُ  fail olup damme ile merfûdur. Mekulü’l-kavl  لَيْسَتِ النَّصَارٰى ’dir. قَالَتِ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

لَيْسَتِ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

لَيْسَتِ nakıs, fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir. النَّصَارٰى  kelimesi  لَيْسَ ’nin ismi olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur.  عَلٰى شَيْءٍ  car mecruru لَيْسَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.

لَيْس  isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen  لَيْسَ ’nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harfi ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَقَالَتِ النَّصَارٰى لَيْسَتِ الْيَهُودُ عَلٰى شَيْءٍۙ وَهُمْ يَتْلُونَ الْكِتَابَۜ

 

Fiil cümlesidir. Atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَتِ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. النَّصَارٰى  fail olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur.

Mekulü’l-kavl  لَيْسَتِ الْيَهُودُ ’dur. قَالَتِ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

لَيْسَتِ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

لَيْسَتِ nakıs, fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir. الْيَهُودُ  kelimesi  لَيْسَتِ ’in ismi olup damme ile merfûdur. عَلٰى شَيْءٍ  car mecruru  لَيْسَتِ ’in mahzuf haberine mütealliktir.

هُمْ يَتْلُونَ الْكِتَابَ  cümlesi,  الْيَهُودُ  veya  النَّصَارٰى ‘nın hali olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. وَ  haliyyedir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. يَتْلُونَ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

يَتْلُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. الْكِتَابَ  mef‘ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklidedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَذٰلِكَ قَالَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ مِثْلَ قَوْلِهِمْۚ

 

ك  harfi cerdir. Bu ibare, amili  قَالَ  olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. Takdiri,  قال الذين لا يعلمون قولا كذلك (Bilmeyenlerin söylediği gibi bir söz) şeklindedir. ذا  işaret ismi sükun üzere mebni, mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل  harfi buud yani uzaklık bildirir, ك  ise muhatap zamiridir.

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl fail olarak mahallen merfudur. İsm-i mevsûlun sılası  لَا يَعْلَمُونَ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَعْلَمُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

مِثْلَ  amili  قَالَ ‘nin mef’ûlün bihi olup fetha ile mansubdur. Takdiri, قولا مثل قولهم  şeklindedir. قَوْلِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

 

فَاللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إذا كانوا يختلفون فالله يحكم  (İhtilaf ettikleri zaman Allah da hüküm verir.) şeklindedir. 

İsim cümlesidir. للّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. يَحْكُمُ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur. 

يَحْكُمُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. بَيْنَ  mekân zarfı  يَحْكُمُ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يَوْمَ   zaman zarfı ,  يَحْكُمُ  fiiline mütealliktir. الْقِيٰمَةِ  muzâfun ileyh olarak kesra ile mecrurdur.

 مَا  müşterek ism-i mevsûl ف۪ي  harf-i ceriyle  يَحْكُمُ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası كَانُوا ف۪يهِ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كَانُوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan  و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. ف۪يهِ  car mecruru يَخْتَلِفُونَ  fiiline mütealliktir. يَخْتَلِفُونَ  cümlesi  كَانُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur. 

يَخْتَلِفُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)

يَخْتَلِفُونَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  خلف’dır. 

İftiâl bâbı fiile, mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut, hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

 
 

وَقَالَتِ الْيَهُودُ لَيْسَتِ النَّصَارٰى عَلٰى شَيْءٍۖ

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

 

Ayetin ilk cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  لَيْسَتِ النَّصَارٰى عَلٰى شَيْءٍ  cümlesi, nakıs fiil  لَیۡسَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. عَلٰى شَيْءٍۖ car-mecruru  لَيْسَ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir. 

شَيْءٍ ’deki nekrelik kıllet ve nev içindir. Olumsuz siyakta nekre, umum ve şümul ifade eder.

Önceki ayetlerde iki grubun kendilerinden başkaları hakkındaki sözleri zikredilmiş, bu ayette ise iki gruptan her birinin bir diğeri hakkındaki sözleri nakledilmiştir.  لَيْسَتِ  şeklinde müennes  تْ ’ si ile gelişi sözlerinin zayıflığı sebebiyledir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Garîbi’l Kur’ani’l Kerim, Soru; 912)

شَيْءٍ  ‘de mübalağa vardır. Yani bununla ilgili bir dayanakları yoktur.  شَيْءٍ  menfiliği örfidir veya sıfat olması itibariyledir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

عَلٰى شَيْءٍ  [Bir temel üzere] ifadesi “Hak din üzere” anlamına gelir ve [De ki: Ey Ehl-i kitap! Sizler Tevrat ve İncil’i uygulamadıkça herhangi bir şey/ temel üzere değilsiniz.] [Mâide 5/68] ayetindeki kullanıma benzer. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)   

[Hiçbir şeye] yani doğru ve itibara alınabilecek olan hiçbir şeye [dayanmamaktadır.] Bu, gerçekten büyük bir mübalağadır. Çünkü ‘imkânsız’ ve ‘yok’ hakkında ‘var’lık [şey’] ismi kullanılmıştır. Onun hakkında şey [varlık] kavramının kullanılamayacağı belirtildiğinde, onu dikkate almamak gerektiği öyle etkili bir şekilde ifade edilmiş olur ki [bir şeyi yok saymanın] daha ötesi yoktur! Bu, Arapların  َأَقَلَّ مِنْ لاَ شَي  [Lâ şey’den daha az] sözü gibidir. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl ve Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

 

وَقَالَتِ النَّصَارٰى لَيْسَتِ الْيَهُودُ عَلٰى شَيْءٍۙ وَهُمْ يَتْلُونَ الْكِتَابَۜ

 

Aynı üslupta gelen cümle, hükümde ortaklık sebebiyle … وَقَالَتِ الْيَهُودُ  cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالَتِ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  لَيْسَتِ الْيَهُودُ عَلٰى شَيْءٍۙ  cümlesi, nakıs fiil  لَیۡسَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  عَلٰى شَيْءٍۖ  car-mecruru  لَيْسَ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir. 

شَيْءٍ ’deki nekrelik kıllet ve nev içindir. Olumsuz siyakta nekre, umum ve şümul ifade eder.

İki cümle arasında tekrarlar nedeniyle ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَقَالَتِ الْيَهُودُ لَيْسَتِ النَّصَارٰى عَلٰى شَيْءٍۖ  -  وَقَالَتِ النَّصَارٰى لَيْسَتِ الْيَهُودُ عَلٰى شَيْءٍ  cümleleri arasında yedili mukabele veya aks sanatı vardır

الْيَهُودُ - النَّصَارٰ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

Hal  وَ ’ıyla gelen  وَهُمْ يَتْلُونَ الْكِتَابَ  cümlesi, اليهود والنصارى ‘nın halidir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يَتْلُونَ  - الْكِتَابَۜ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

وَهُمْ يَتْلُونَ الْكِتَابََ [Oysa aynı kitabı okuyorlar] ibaresinde  و  hal bildirmek, kitap da cins içindir. Yani onlar ilim ehli ve kitapları okuyan kimseler oldukları halde böyle dediler. Tevrat veya İncil’i yahut Allah’ın kitaplarından herhangi birini öğrenen ve ona iman eden kişinin yapması gereken, diğerlerini inkâr etmemektir. Çünkü bu iki kitaptan biri diğerini tasdik etmekte ve onun doğruluğuna tanıklık etmektedir. Allah’ın bütün kitapları da aynı şekilde hep birbirlerini tasdik edici olarak gelmişlerdir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl - Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, Soru; 914)

 كَذٰلِكَ قَالَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ مِثْلَ قَوْلِهِمْۚ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır.  كَذٰلِكَ , mahzuf bir mef’ûlü mutlaka mütealliktir. Cümlenin takdiri,  قال الذين لا يعلمون قولا كذلك (Bir söz bilmeyenler de böyle söylediler.) şeklindedir. 

Bu takdire göre, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.

Fail konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan  لَا يَعْلَمُونَ مِثْلَ قَوْلِهِمْ , menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması arkadan gelen habere işaret veya ima için olabilir. 

مِثْلَ قَوْلِهِمْ  izafeti  قَالَ ‘ nin mekulü’l-kavlidir. 

قَالَ - قَوْلِهِمْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

مِثْلَ  ve  كَذٰلِكَ  kelimeleri arasında murâât-ı nazîr sanatı vardır.

كَذٰلِكَ  yani [Yahudi ve Hıristiyanların birbiri hakkında söylediklerinden] duyduğun biçimde ve aynı tarz üzere, hiçbir ilim ve kitaba sahip olmayanlar, yani putperestler, Muattıla  (Kâinatı yaratıcıdan hali kabul edenler ve -Berâhime gibi- nübüvveti inkâr edenler. İslam dairesinde ise, Allah’ın zâtını sıfatlarından - veya Kitap ve Sünnet’in delalet ettiği manalardan - soyutlayanlar. Mustafa Sinanoğlu, “Muattıla” md., DİA) / ed.) vb. leri; her bir din mensubu hakkında [bunlar hiçbir şeye dayanmamaktadır] ifadesini kullandılar. Bu, Yahudi ve Hıristiyanlar için büyük bir azarlamadır. Çünkü ilim sahibi olmakla birlikte kendilerini “bilmeyenler” halkasına dizmişlerdir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl - Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

قَالَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ  [Bilmeyenler dediler ki] cümlesinde Ehl-i kitap ağır bir şekilde kınanmaktadır. Çünkü onlar, bilmelerine rağmen kendilerini, asla birşey bilmeyen kimselerle bir tutmuşlardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) 

Cümlenin başındaki  كذلك  sözü son derece kısa ve müstakil bir cümledir. Manası başka bir manaya sürükler. Ancak öncesinde bunu açıkça ifade edecek müstakil bir lafız yoktur. Öyle ki bu bir şeye benzetmek istenirse bundan daha kâmil olan bir başka şekil bulunamaz. Bu cümle Kur’an-ı Kerîm'de gerçekten çok geçer, en güzel geldiği yer de burada görüldüğü gibi farklı konuların arasında ve kelamın mafsalında tek bir hakikat için gelmesidir. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 28, s. 101) 

Bu ifadedeki  ك  harfi ‘misil’ manasındadır ancak neyin misli olduğu açık değildir. İşaret ismi ise bir merci gerektirir. İşaret ismi  ك  ile birleşmiştir ve bunlarda bir kapalılık söz konusudur. Çünkü müşârun ileyh bilinmedikçe bir şey ifade etmeyen, işaret ismi ile  ك ‘den oluşmuştur. Bu bina önemli mafsallarda gelen kapalı bir terkiptir. Bize ‘’arkadan gelecek olan şeyler şu anda bulunduğunuzdan daha yüce bir makamdır’’ der. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhân/54, s. 177, 205)

[Bilmeyenler de tıpkı bunların söyledikleri gibi demişti.] Yani müşrik Araplar da böyle söylemişlerdir. Burada müşrik Arapları “bilmeyenler” olarak nitelemiştir, Bu ifade Ehl-i kitaba yönelik bir kınamadır, yani onların Tevrat’ı bilmelerine rağmen cahil müşriklerin konuşmalarına benzer şeyler söyledikleri ifade edilmektedir. Aynı zamanda bu ifade müşriklere yönelik de bir kınamadır. Bir görüşe göre burada “bilmeyenler”den maksat, Ehl-i kitap içerisinde kitabı okuyamayan kimseler, yani avamdır. Sonra bu ifade onlara yönelik bir yalanlama ve reddiyedir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr - Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, Soru, 917) 

فَاللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ

Şart üslubundaki cümle fasılla gelmiştir.  فَ , mukadder şartın cevabına dahil olan rabıta harfidir. Takdiri …إذا كانوا يختلفون  (İhtilaf ettikleri zaman …) olan şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)

Cevap cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.  اللّٰهُ  mübteda,  يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ  cümlesi haberdir.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnayı ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan lafza-i celâlle marife olması, haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

يَحْكُمُ  fiilinde irsâd sanatı vardır.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’nın sılası  كاَن ’nin dahil olduğu sübut ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car mecrur  ف۪يهِ  önemine binaen amili olan  يَخْتَلِفُونَ  ’ye takdim edilmiştir. 

كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm  ifade etmiştir. 

يَخْتَلِفُونَ - يَحْكُمُ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır. 

فَاللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ  cümlesiyle, كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

ف۪يهِ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla ihtilaf ettikleri konu, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir.  ف۪ي  harfi, konunun önemini mübalağalı bir şekilde belirtmek üzere kullanılmıştır.

كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)

Mahzuf şart ve cevaptan müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

كَان ’nin haberinin muzari fiil olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)

İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)