Kehf Sûresi 109. Ayet

قُلْ لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَاداً لِكَلِمَاتِ رَبّ۪ي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ اَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبّ۪ي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِه۪ مَدَداً  ١٠٩

De ki: “Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave etsek (denizlere deniz katsak); Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قُلْ de ki ق و ل
2 لَوْ şayet
3 كَانَ olsa ك و ن
4 الْبَحْرُ deniz ب ح ر
5 مِدَادًا mürekkep م د د
6 لِكَلِمَاتِ sözleri(ni yazmak) için ك ل م
7 رَبِّي Rabbimin ر ب ب
8 لَنَفِدَ tükenir ن ف د
9 الْبَحْرُ deniz ب ح ر
10 قَبْلَ önce ق ب ل
11 أَنْ
12 تَنْفَدَ tükenmeden ن ف د
13 كَلِمَاتُ sözleri ك ل م
14 رَبِّي Rabbimin ر ب ب
15 وَلَوْ ve şayet
16 جِئْنَا getirsek bile ج ي ا
17 بِمِثْلِهِ bir o kadarını daha م ث ل
18 مَدَدًا yardım için م د د
 
Allah’ın sözlerinden maksat O’nun ilim ve hikmetidir. Yüce Allah’ın ilim ve hikmeti sonsuz ve sınırsızdır; denizler ise büyüklüğüne rağmen sonlu ve sınırlıdır. Şu halde Allah’ın ilmini ve hikmetini yazmak için denizlerin tamamı mürekkep olarak kullanılsa, bir o kadar da ilâve edilse yine de Allah’ın ilmini yazmaya yeterli olmaz. Lokman sûresinin 27. âyetindeki ifade de böyledir.
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 585
 

قُلْ لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَاداً لِكَلِمَاتِ رَبّ۪ي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ اَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبّ۪ي

 

Fiil cümlesidir.  قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli,  لَوْ كَانَ الْبَحْرُ ‘dir. قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

لَوْ  gayr-ı cazim şart harfidir. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

الْبَحْرُ  kelimesi  كَانَ ‘nin ismi olup damme ile merfûdur.  مِدَاداً  kelimesi  كَانَ ‘nin haberi olup fetha ile mansubdur.

لِكَلِمَاتِ  car mecruru  مِدَاداً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. رَبّ۪ي  muzâfun ileyh olup mukadder kesra ile mecrurdur. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

لَ  harfi  لَوْ ‘in cevabının başına gelen rabıtadır.  

نَفِدَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. الْبَحْرُ  fail olup damme ile merfûdur. قَبْلَ  zaman zarfı  نَفِدَ  fiiline mütealliktir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  قَبْلَ ‘nin muzâfun ileyhi olarak mahallen mecrurdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تَنْفَدَ  fetha ile mansub muzari fiildir.  كَلِمَاتُ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. 

رَبّ۪ي  muzâfun ileyh olup, mukadder kesra ile mecrurdur. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

لَوْ  edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler  لَوْ  edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

قَبْلَ  zarfı, hem cümleye hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olanlar grubundandır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِه۪ مَدَداً

 

وَ  haliyyedir.  لَوْ  gayr-ı cazim şart harfidir. 

Fiil cümlesidir. جِئْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. بِمِثْلِه۪  car mecruru  جِئْنَا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  مَدَداً  temyiz olup fetha ile mansubdur. Şartın cevabı mahzuftur. Takdiri;  لنفد  (Muhakkak tükenirdi) şeklindedir.

Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan?” soruları sorulur. Temyiz ikiye ayrılır:

1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.

2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülmeyen mümeyyez. Ayette melfûz mümeyyez şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قُلْ لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَاداً لِكَلِمَاتِ رَبّ۪ي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ اَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبّ۪ي

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz.Peygamberdir. Hz. Peygamber’e emirle gelmiştir.

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Ayetin başında  قُلْ  emrinin bulunması mekulü’l-kavlin Allah katında bir önemi ve şanı, ciddiyeti bulunduğuna işaret eder. 

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَاداً لِكَلِمَاتِ رَبّ۪ي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ اَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبّ۪ي  terkibi, şart üslubunda gelmiştir.

لَوۡ  gayrı cazim şart edatı, şartiyyedir. Şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmediğini bildiren bir edattır. 

لَوْ  harfinin geldiği cümlelerde hem şart hem de ceza fiili mazi olur. Ancak bir nükte için muzariye de dahil olabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَوْ  edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler  لَوْ  edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi) 

كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi  كَانَ الْبَحْرُ مِدَاداً لِكَلِمَاتِ رَبّ۪ي , şarttır. 

لِكَلِمَاتِ رَبّ۪ي  car mecruru,  كَانَ ’nin haberi olan  مِدَاداً ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Veciz ifade kastına matuf  كَلِمَاتُ رَبّ۪ي  izafetinde Rab isminin Hz.Peygambere aid zamire muzaf olmasıyla  Hz.Peygamber, yine Rab ismine muzaf olmasıyla  كَلِمَاتُ , şan ve şeref kazanmıştır. 

Şartın cevabı olan ve  لَ  karinesi ile gelen  لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ اَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبّ۪ي  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. 

لَوِ  şart harfinin cevabı müsbet mazi fiil olduğunda başına gelen lam harfi burada zikredilmemiştir. Çünkü bu lam zaiddir, sadece tekid ifade eder ve hazfi kelamda icaz için olur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Vakıa/70)  

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.) 

الْبَحْرُ  kelimesindeki  أل  takısı cins içindir. Hakiki istiğrak manasındadır. Bütün denizler demektir.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبّ۪ي  cümlesi, masdar tevili ile  قَبْلَ ‘nin muzâfun ileyhidir. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

نَفِدَ - تَنْفَدَ  kelimeleri arasında cinas-ı iştikak, مِدَاداً - مَدَداً  kelimeleri arasında ise cinas-ı muharref ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

لَوْ - كَلِمَاتُ - رَبّ۪ي - بَحْرُ  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

 وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِه۪ مَدَداً

 

Ayetin son cümlesine dahil olan  وَ  haliyyedir. 

لَوۡ  gayrı cazim şart edatıdır. Şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmediğini bildiren bir edattır. Müteakip  جِئْنَا بِمِثْلِه۪ مَدَداً  cümlesi, cevabı mahzuf şart cümlesidir. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir. 

مَدَداً , temyizdir.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri, لنفد  (Muhakkak tükenirdi) olan cevap cümlesi öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir.

Bu takdire göre mezkûr şart ve mukadder cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Bu hazif, muhatabın muhayyilesini kısıtlamadan serbestçe düşünebilmesini sağlar. Kur'an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur. 

Ayette cevabın hazfi, farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları,Doktora Tezi)

Ayette temsilî istiare vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Ayet-i Kerime’de Allah Teâlâ’nın ilminin genişliği temsil yoluyla anlatılmıştır. Yani “dünyadaki denizlerin hepsi mürekkep olsa …” demektir.  Allah’ın kelimelerinden kasıt O’nun ilmi, azameti ve celâlidir. 

Çok olmasına rağmen denizlerin suyu tükenir ve biter. Fakat Allah'ın kelimeleri tükenmez. Denizden bir misli daha su getirsek yine Allah'ın kelimeleri tükenmez. Bu ayetin benzeri Lokman/27 dir. Bu iki ayette de temsili olarak, haddi olmayan ilahi ilmi, yaratılmış olanlardan hiç birinin ihata edemeyeceği temsili olarak anlatılmaktadır. (İbdâul Beyan; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

Şu halde bu ifade, denizler tükendikten sonra Allah'ın sözlerinin de biteceğine delalet etmez.

Ayetteki "Ve bir o kadarını daha ilave getirsen" bölümü, telkin edilen kelama dahil olmayıp doğrudan doğruya Allah tarafından ifade edilmekte olup bunun içeriğini tahkik, manasını tasdik etmekle beraber bir de içeriğe kuvvet katmak için getirilmiştir. Yani biz bir o kadarını daha ilave ve destek olarak getirsek de getirmesek de Allah'ın sözlerinin yazılması bitmeden o mürekkep denizler mutlaka tükenecektir. Zira nihayetleri olan iki şeyin toplamının da nihayeti vardır. Hatta varlık kavramına dahil olan bütün cisimlerin, mutlaka nihayetleri vardır. Zira boyutlu bütün varlıkların nihayetli olduklarına kesin deliller vardır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Aklen muhal olsa bile “eğer” ifadesiyle bu unsurları tahayyülde yaşatarak, zihinde oluşan tabloda ifadeler algıya yaklaştırılmıştır. 

Kur'an-ı Kerîm’de burada olduğu gibi mukârabe fiilleri ve şart edatları ile mübalağa anlamı yüklenmiş başka ayetler de vardır. (Hasan Uçar, Kur'an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları)