Nisâ Sûresi 140. Ayet

وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ اَنْ اِذَا سَمِعْتُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَاُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا ف۪ي حَد۪يثٍ غَيْرِه۪ۘ اِنَّكُمْ اِذاً مِثْلُهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ جَامِـعُ الْمُنَافِق۪ينَ وَالْكَافِر۪ينَ ف۪ي جَهَنَّمَ جَم۪يعاًۙ  ١٤٠

Oysa Allah size Kitap’ta (Kur’an’da) “Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi hâlde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقَدْ muhakkak
2 نَزَّلَ indirmiştir ن ز ل
3 عَلَيْكُمْ size
4 فِي
5 الْكِتَابِ Kitapta ك ت ب
6 أَنْ diye
7 إِذَا zaman
8 سَمِعْتُمْ işittiğiniz س م ع
9 ايَاتِ ayetlerinin ا ي ي
10 اللَّهِ Allah’ın
11 يُكْفَرُ inkar edildiğini ك ف ر
12 بِهَا onların
13 وَيُسْتَهْزَأُ ve alay edildiğini ه ز ا
14 بِهَا onlarla
15 فَلَا
16 تَقْعُدُوا oturmayın ق ع د
17 مَعَهُمْ onlarla beraber
18 حَتَّىٰ kadar
19 يَخُوضُوا onlar dalıncaya خ و ض
20 فِي
21 حَدِيثٍ bir söze ح د ث
22 غَيْرِهِ başka غ ي ر
23 إِنَّكُمْ siz de
24 إِذًا o zaman
25 مِثْلُهُمْ onlar gibi olursunuz م ث ل
26 إِنَّ şüphesiz
27 اللَّهَ Allah
28 جَامِعُ bütün ج م ع
29 الْمُنَافِقِينَ iki yüzlüleri ن ف ق
30 وَالْكَافِرِينَ ve kafirleri ك ف ر
31 فِي
32 جَهَنَّمَ cehennemde
33 جَمِيعًا toplayacaktır ج م ع
 

İslâm’ı kabul etmemiş bulunan kimselerin bir kısmı bunu açıkça ifade ederken diğer kısmı –menfaatleri böyle gerektirdiği için– durumlarını gizler, müminlerin arasında yaşar, sinsice onlara maddî ve mânevî zarar vermeye çalışırlar. Kâfirlerin müminlere verdikleri zararlardan biri de dini inkâr etmek, aleyhinde konuşmak, dinin kurallarını ve dindarları alaya almaktır. Bu inkâr, hakaret ve alay, açık veya kapalı bir şekilde devam ettiği sürece müminlerin vazifesi sükût etmemek, buna rızâ göstermemek, evrensel mânada ahlâkî olmayan bu davranışı engellemektir. Eğer müminlerin gücü böyle bir tepki göstermeye yetmiyorsa bulunduğu meclisi ve beraberliği terketme vazifesi vardır. Dinin inkâr edildiği, aleyhinde bulunulduğu ve alaya alındığı yerde –bunu engellemeye gücü yetmeyen mümin– oturmayacak, bunları yapanlarla beraberliğini sürdürmeyecek, o yeri ve o kimseleri terkedecek, onlardan uzaklaşacaktır.

 Çünkü beraberliğin devamında üç önemli zarar vardır:

 a) Bunu yapanların cüret ve cesaretlerinin artması.

b) Böyle bir davranış karşısında tepkisiz kalan müminlerin giderek buna alışmaları, hatta etkilenmeleri; kutsal değerlerine yönelik hassasiyetlerinin zaafa uğraması.

c) Güçlerinin yettiği ölçüde tepki göstermedikleri, bu mânada olup bitene razı oldukları için günahkâr olmaları.

Nitekim âyette geçen “Aksi takdirde şüphesiz siz de onlar gibi olursunuz” şeklindeki ağır suçlama ve uyarı bir yandan müminlerin bu zararlı sonuçtan kurtulmalarını hedeflerken diğer yandan zâhirde olanı tasvir etmektedir. Çünkü bir mecliste dine hakaret edildiği, mukaddeslerle alay edildiği halde hiçbir kimse tepki göstermiyorsa “orada olanların tamamının kâfir olduğuna” hükmedilebilir, yani burada hiçbir müminin bulunmadığı zannı hâsıl olabilir.

Kur’ân Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 165

 

Havd خوض : Suya girmek ve sudan geçmektir. İstiare yoluyla pek çok şey için kullanılır. Kur’ân-ı Kerim'de kullanıldığı yerlerin çoğunda, başlanması yerilen şeyleri anlatmak manasında kullanılmıştır. (Müfredat) Kur’ân’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 12 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli havuzdur. (Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ اَنْ اِذَا سَمِعْتُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَاُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا ف۪ي حَد۪يثٍ غَيْرِه۪ۘ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder. 

نَزَّلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. عَلَيْكُمْ  car mecruru  نَزَّلَ  fiiline mütealliktir.  فِي الْكِتَابِ  car mecruru  نَزَّلَ  fiiline mütealliktir.

اَنْ  tekid ifade eden muhaffefe  اِنَّ ’dir. İsmi mahzuf şan zamiridir. Şart fiili ve cevabı اَنْ ’nin haberi olup mahallen merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  نَزَّلَ  fiilinin mef’ûlü bihi olarak mahallen mansubdur.

اِذَا  şart manalı ,cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. سَمِعْتُمْ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

سَمِعْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.  اٰيَاتِ  mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

يُكْفَرُ بِهَا  cümlesi,  اٰيَاتِ اللّٰهِ ’nin hali olarak mahallen mansubdur.  

يُكْفَرُ  damme ile merfû meçhul muzari fiildir.  بِهَا  car mecruru naib-i fail olup mahallen merfûdur. يُسْتَهْزَاُ  fiili atıf harfi  وَ  ile makabline matuftur.

يُسْتَهْزَاُ   damme ile merfû meçhul muzari fiildir.  بِهَا  car mecruru naib-i fail olup mahallen merfûdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَقْعُدُوا   fiili  نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. مَعَ  mekân zarfı,  تَقْعُدُوا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir   هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir.  يَخُوضُوا  muzari fiilini gizli  اَنْ  ile nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  تَقْعُدُوا  fiiline müteallik olup mahallen mecrurdur.  

يَخُوضُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. ف۪ي حَد۪يثٍ  car mecruru  يَخُوضُوا  fiiline mütealliktir.  غَيْرِه۪  kelimesi  حَد۪يثٍ  ‘nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Tahir b. Âşûr’ûn  حَتّٰى ’nın atıf harf-i olarak gelişine  فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا ف۪ي حَد۪يثٍ غَيْرِه۪ۘ [Başka bir söze geçmedikleri müddetçe onlarla oturmayın.]  (Nisa, 4/140) ayetini delil gösterir. Bu ayette حَتّٰى  gaye bildiren atıf harfidir. Dolayısıyla onlarla beraber oturmanın men edilmesinin gayesi, onların ayetleri inkârlarına veya alaylarına mani olmaktır. (Aboubacar Mohamadou /İbn Âşûr’ûn Et-Tahrîr Ve’t - Tenvîr Adlı Eserinde Sarf Ve Nahiv Merkezli Tercihleri) 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. 

(إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a)  (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.

b)  (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.

c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

نَزَّلَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نزل  ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

يُسْتَهْزَاُ   fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi هزأ ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

اِنَّكُمْ اِذاً مِثْلُهُمْۜ


İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

كُمْ muttasıl zamir  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اِذًا  cevap harfidir.  مِثْلُهُمْ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olarak damme ile merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 


 اِنَّ اللّٰهَ جَامِـعُ الْمُنَافِق۪ينَ وَالْكَافِر۪ينَ ف۪ي جَهَنَّمَ جَم۪يعاًۙ

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

اللّٰهَ  lafza-i celâl  إِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. جَامِعُ  kelimesi  إِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır.  الْمُنَافِق۪ينَ  muzâfun ileyh olup cer alameti  ى  ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.  

الْكَافِر۪ينَ  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur.  ف۪ي جَهَنَّمَ  car mecruru  جَامِعُ ‘ya müteallik olup gayri munsarif olduğu için esre almamıştır. جَم۪يعًا  kelimesi  الْمُنَافِق۪ينَ وَالْكَافِر۪ينَ  kelimelerinin hali olup fetha ile mansubdur.

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

الْكَافِر۪ينَ  kelimesi, sülâsi mücerredi كفر  olan fiilin ism-i failidir. 

جَامِعُ  kelimesi, sülâsi mücerredi جمع  olan fiilin ism-i failidir.

الْمُنَافِق۪ينَ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan mufâale babının ism-i failidir. 

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ اَنْ اِذَا سَمِعْتُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَاُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا ف۪ي حَد۪يثٍ غَيْرِه۪ۘ


وَ  istînâfiyyedir.  قَدْ  tahkik harfidir. Tahkik harfi  قَدْ  ile tekid edilmiş, mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.

اَنْ  harfi, اَنَّ ‘den muhaffefedir. Şan zamirinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. 

Akabindeki  اِذَا سَمِعْتُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ  cümlesi, şart üslubunda olup masdar tevilindedir.  نَزَّلَ  fiilinin mef’ulü konumundaki cümle şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı şartın cevap cümlesidir.  اِذَٓا ’nın muzâfun ileyhi olan şart cümlesi  سَمِعْتُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ  , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اٰيَاتِ اللّٰهِ  izafetinde ayetlerin lafza-i celâle muzâf olması ayetlere tazim ve teşrif ifade eder.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.  

يُكْفَرُ بِهَا  cümlesi  اٰيَاتِ اللّٰهِ  ‘nin halidir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiil, hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يُكْفَرُ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)   

وَيُسْتَهْزَاُ بِهَا  cümlesi atıf harfi  وَ ‘la hal cümlesine atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

يُسْتَهْزَاُ  fiili, meçhul bina edilmiştir. 

فَ  karinesiyle gelen cevap olan  فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ  cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Gaye bildiren harf-i cer  حَتّٰى ‘nın, gizli  أنْ ‘le masdar yaptığı  يَخُوضُوا ف۪ي حَد۪يثٍ غَيْرِه۪   cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup,  حَتّٰى  ile birlikte   لَا تَقْعُدُوا  fiiline mütealliktir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Kâfir ve münafıklar hakkında gaib zamirle bahsedilirken bu ayette tevbihin şiddetini artırmak için muhatap zamirine iltifat edilmiştir.

ف۪ي حَد۪يثٍ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla hadîs yani konuşma içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü  حَد۪يثٍ  hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Bu kimselerin başka bir konuda konuşmaya başlamalarını etkili bir şekilde belirtmek için bu üslup kullanılmıştır.

لَا تَقْعُدُوا  [Oturmayın] nehyi ikaz, irşad, tedip ve tehdit içindir. Sebep; oturmayın, müsebbep; ortamı terk edin, demektir. لَا تَقْعُدُوا [Oturmayın] cüz olup bu kelimeyle kül olan tüm beraberlikler kastedilmiştir. “Oturmayın ama ayakta durabilirsiniz.” manası alınamaz. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)

حَتّٰى يَخُوضُوا ف۪ي حَد۪يثٍ غَيْرِه۪ۘ  [Başka bir söze dalıncaya kadar] ibaresinde istiare vardır. Boş sözler; derinliği olan, dalanı içine çeken bir mekâna benzetilmiştir. Câmi’; çokluk, sonunun bulunmayışı, bulanık-belirsiz oluşudur. Söyleşiye dalan kişi, suyun durgunluğunu harekete geçiren, derinliğini yoklayan kişiye benzetilmiştir. (Şerîf er-Radî, Kur’an Mecazları)

İlim erbabı şöyle demiştir: Bu, küfre razı olan kimsenin kâfir olacağına ve yine dinî yönden hoş olmayan bir münkeri görüp de ona razı olan ve o münkeratı yapanların arasına karışan, bilfiil o münkeri yapmasa bile günah bakımından yapanlardan bir farkı olmadığına delalet eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

أنْ إذا سَمِعْتُمْ  cümlesi tefsiriyedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)


 اِنَّكُمْ اِذاً مِثْلُهُمْۜ 

 

İstînâfa ta’lîl olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِذاً , ‘öyleyse, o takdirde’ manasında cevap harfidir. 

Müsnedin izafetle gelişi tahkir amacına matuftur.

مِثْلُ  kelimesini zikretmiş olması, oturan kimsenin orada oturmaya razı olması halinde böyledir. Ama onların sözlerine (içten) kızıp da korkarak ve takiyye yaparak oturması halinde ise durum böyle değildir. İşte bu incelikten dolayı biz diyoruz ki Yahudilerle oturup kalkan ve Kur’an’ı ve Resulullah’ı ta’n edip eleştiren o münafıklar da tıpkı o Yahudiler gibi kâfirdirler. Ama Medine’de bulunup da daha önce Mekke’de iken Kur’an’ı ta’n eden kâfirlerle oturup kalkmış olan Müslümanlar ise imanları üzere devam etmişlerdir. Bu iki mesele arasındaki fark şudur: Münafıklar Yahudilerle kendi irade ve arzularıyla oturup kalkıyorlardı. Ama Müslümanlar ise zarurete binaen kâfirlerle birlikte bulunuyor, oturup kalkıyorlardı. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu cümle istinâfî olup indirilen şeye dahil değildir; nehyin illetini belirtir. Yani o lafların konuşulduğu sırada onlarla beraber oturmayın; eğer bunu yaparsanız küfürde ve azaba istihkakta onlar gibi olursunuz. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 اِنَّ اللّٰهَ جَامِـعُ الْمُنَافِق۪ينَ وَالْكَافِر۪ينَ ف۪ي جَهَنَّمَ جَم۪يعاًۙ

 

Cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması tazim, telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için cümledeki lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır. 

Lafza-i celâl  اِنَّ ’nin ismi,  …جَامِعُ الْمُنَافِق۪ينَ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberidir. 

Allah Teâlâ’nın münafık ve kâfirleri zikrettikten sonra onları cehennemde toplayacağını belirtmesi cem’ ma’at-taksim sanatıdır.

جَم۪يعًا  manevi tekid olarak gelmiştir, haldir. Hal, anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. 

جَهَنَّمَ - الْكَافِر۪ينَ - الْمُنَافِق۪ينَ - يُكْفَرُ - يُسْتَهْزَاُ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Ayetteki  يُكْفَرُ - الْكَافِر۪ينَ  ve  جَم۪يعًاۙ -  جَامِعُ  kelime grupları arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Bursevî cehennem maddesiyle ilgili “Cehennem'in lügatte aslı  جِهانَم ’dir. Cihânem ise derin kuyu demektir.” demiştir. Tahkik’te ise kelimeyle ilgili şu cümleler geçmiştir: “Cehennem mefhumunun cennet mefhumunun mukabili olduğu ortadadır. Nûn’un ziyadesi ve şeddeli oluşu sertlik ve çatık kaşlılığın şidddetine delalet eder.”

جَهَنَّمَ  kelimesi Kur’an-ı Kerim’de 77 defa geçmektedir.

Münafıkların kâfirlerden önce zikredilmesi, muhataplara olan ceza vaîdini ağırlaştırmak içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)