Nisâ Sûresi 141. Ayet

اَلَّذ۪ينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْۚ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِنَ اللّٰهِ قَالُٓوا اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْۘ وَاِنْ كَانَ لِلْكَافِر۪ينَ نَص۪يبٌۙ قَالُٓوا اَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ وَنَمْنَعْكُمْ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ فَاللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَلَنْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لِلْكَافِر۪ينَ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ سَب۪يلاً۟  ١٤١

Onlar sizi gözetleyip duran kimselerdir. Eğer Allah tarafından size bir fetih (zafer) nasip olursa, “Biz sizinle beraber değil miydik?” derler. Şayet kâfirlerin (zaferden) bir payı olursa, “Size üstünlük sağlayıp sizi mü’minlerden korumadık mı?” derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmünü verecektir. Allah, mü’minlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 الَّذِينَ onlar ki
2 يَتَرَبَّصُونَ gözetleyip dururlar ر ب ص
3 بِكُمْ sizi
4 فَإِنْ eğer
5 كَانَ (nasib)olursa ك و ن
6 لَكُمْ size
7 فَتْحٌ bir fetih ف ت ح
8 مِنَ
9 اللَّهِ Allah’tan
10 قَالُوا derler ق و ل
11 أَلَمْ değil miydik?
12 نَكُنْ biz de ك و ن
13 مَعَكُمْ sizinle beraber
14 وَإِنْ ve eğer
15 كَانَ olursa ك و ن
16 لِلْكَافِرِينَ kafirlerin ك ف ر
17 نَصِيبٌ (savaşta) bir payı ن ص ب
18 قَالُوا derler ق و ل
19 أَلَمْ
20 نَسْتَحْوِذْ biz üstünlük sağlamadık mı ح و ذ
21 عَلَيْكُمْ size
22 وَنَمْنَعْكُمْ ve sizi korumadık mı? م ن ع
23 مِنَ
24 الْمُؤْمِنِينَ mü’minlerden ا م ن
25 فَاللَّهُ artık Allah ا ل ه
26 يَحْكُمُ hükmedecek ح ك م
27 بَيْنَكُمْ aranızda ب ي ن
28 يَوْمَ gününde ي و م
29 الْقِيَامَةِ kıyamet ق و م
30 وَلَنْ ve asla
31 يَجْعَلَ vermeyecektir ج ع ل
32 اللَّهُ Allah
33 لِلْكَافِرِينَ kafirlere ك ف ر
34 عَلَى karşı
35 الْمُؤْمِنِينَ mü’minlere ا م ن
36 سَبِيلًا bir yol س ب ل
 

Rasûlullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri yeryüzünü benim için dürüp topladı, ben de doğusunu da batısını da gördüm. Ümmetimin mülkü, bana gösterilen yerlere kadar uzanacaktır. Bana iki hazine verildi: Kırmızı ve beyaz hazineler. Ben Rabbimden, ümmetimi umumi bir kıtlıkla helak etmemesini, ümmetime kendi nefislerinden başka bir düşman musallat edip çoğunluğu helak etmelerine meydan vermemesini talep ettim. Rabbim Teala hazretleri bu isteklerime şöyle cevap verdiler: "Ey Muhammed! Bir hüküm verdim mi artık o geri alınmaz. Ben senin ümmetine "Onları umumi bir kıtlıkla helak etmeyeceğim, kendileri dışında, çoğunu helak edecek bir düşman da musallat etmeyeceğim, hatta yeryüzünün her tarafında bulunanlar, onlar aleyhinde toplansalar da. Ama kendi aralarında birbirlerini helak edecekler."

Ravi: Sevban

Kaynak: Müslim, Fiten 19, (2889); Tirmizi, Fiten 14, (2177); Ebu Davud, Fiten 1, (4252)

(Ayet ve hadislerle açıklamalı KUR’ÂN-I KERİM MEALİ

PROF. DR. MEHMET YAŞAR KANDEMİR)

 

Rabesa ربص : İster pahalı ya da ucuz olmasını beklediği bir mal olsun, ister yok olmasını yada meydana gelmesini beklediği bir iş olsun, bir şeyi gözetlemek demektir. (Müfredat) Kur’ân’ı Kerim’de 17 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan bir türevi bulunmamakla birlikte Kur’ân-ı Kerim'de 10'dan fazla geçmesi sebebiyle kitabın Arapça kelimeler sözlüğü bölümüne alınmıştır. (Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

اَلَّذ۪ينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْۚ 

 

Cemi müzekker has ismi mevsûl  اَلَّذ۪ينَ  bundan önce geçen 139. ayetin başındaki, اَلَّذ۪ينَ يَتَّخِذُونَ  kavlinden bedel veya  الْمُنَافِق۪ينَ  kelimesinin sıfatı olup mahallen mansubdur. Ya da onlardan zem (yerme) ifadesi olarak mansub kılınmıştır.(Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl) İsm-i mevsûlun sılası  يَتَرَبَّصُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

يَتَرَبَّصُونَ  fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِكُمْ  car  mecruru  يَتَرَبَّصُونَ  fiiline mütealliktir.

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَتَرَبَّصُونَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.  تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi  ربص ’dir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar. 

 

فَاِنْ كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِنَ اللّٰهِ قَالُٓوا اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْۘ 

فَ  istînâfiyyedir. اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَانَ ’nin dâhil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

لَكُمْ  car mecruru  كَانَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktıir.  فَتْحٌ  kelimesi كَانَ ’nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur.  مِنَ اللّٰهِ  car mecruru  فَتْحٌ ’un mahzuf sıfatına mütealliktir. 

فَ  karînesi olmadan gelen  قَالُٓوا اَلَمْ نَكُنْ  cümlesi şartın cevabıdır.

قَالُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l kavl  اَلَمْ نَكُنْ  ’dir.  قَالُٓوا  fiilinin mef‘ûlü bihi olarak mahallen mansubdur. 

Hemze istifham harfidir.  لَمۡ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

نَكُنْ  nakıs, sükun ile meczum muzari fiildir.  نَكُنْ ’un ismi müstetir olup takdiri  نحن ’dur. مَعَ  mekân zarfı  نَكُنْ ’un mahzuf haberine mütealliktir. Muttasıl zamir  كُمْۘ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

 

 وَاِنْ كَانَ لِلْكَافِر۪ينَ نَص۪يبٌۙ


اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَانَ ’nin dâhil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

لِلْكَافِر۪ينَ  car mecruru  كَانَ ’nin mahzuf mukaddem haberine müteallik olup, cer alameti  ی ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. نَص۪يبٌ  kelimesi  كَانَ ’nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur.   

الْكَافِر۪ينَ  kelimesi sülâsî mücerredi  كفر  olan fiilin ism-i failidir. 

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 قَالُٓوا اَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ وَنَمْنَعْكُمْ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ 


فَ  karînesi olmadan gelen  قَالُٓوا اَلَمْ نَسْتَحْوِذْ  cümlesi şartın cevabıdır.

Fiil cümlesidir.  قَالُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l kavl  اَلَمْ نَسْتَحْوِذْ  ’dir.  قَالُٓوا  fiilinin mef‘ûlü bihi olarak mahallen mansubdur. 

Hemze istifham harfidir.  لَمۡ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  

نَسْتَحْوِذْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. عَلَيْكُمْ  car mecruru  نَسْتَحْوِذْ  fiiline mütealliktir. نَمْنَعْكُمْ  atıf harfi  وَ ’la mekulü’l kavl cümlesine matuftur.  

نَمْنَعْكُمْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ  car mecruru  نَمْنَعْكُمْ  fiiline müteallik olup, cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salimler harfle îrablanırlar.

نَسْتَحْوِذ  fiili sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. İstif’âl babındandır. Sülâsî fiili  حوذ ’dir. 

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamları katar.

الْمُؤْمِن۪ينَ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 فَاللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ 


İsim cümlesidir. فَ  istînâfiyyedir. للّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur.  يَحْكُمُ  cümlesi haber olarak mahallen merfûdur.

يَحْكُمُ  damme ile merfû muzari fiildir. بَيْنَ  mekân zarfı  يَحْكُمُ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

يَوْمَ  zaman zarfı  يَحْكُمُ  fiiline mütealliktir.  الْقِيٰمَةِ  muzâfun ileyh olarak kesra ile  mecrurdur.


وَلَنْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لِلْكَافِر۪ينَ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ سَب۪يلاً۟ 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَنْ  muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.

يَجْعَلَ  fetha ile mansub muzari fiildir. اللّٰهُ  lafza-i celâl, fail olup damme ile merfûdur. لِلْكَافِر۪ينَ  car mecruru  يَجْعَلَ  fiiline müteallik olup, cer alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ  car mecruru  سَب۪يلًا ‘in mahzuf haline müteallik olup, cer alameti  ى ‘dir.   Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. سَب۪يلًا  kelimesi  يَجْعَلَ  fiilinin mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur.  

الْكَافِر۪ينَ  kelimesi sülâsî mücerredi كفر  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اَلَّذ۪ينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْۚ 


ٱلَّذِینَ  önceki ayetteki  الْمُنَافِق۪ينَ وَالْكَافِر۪ينَ  için sıfat konumundadır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Cemi müzekker has ism-i mevsûl  ٱلَّذِینَ ‘nin sılası olan  يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْۚ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اَلَّذ۪ينَ  şeklindeki ism-i mevsûl; muhatabı hatadan kurtarmak, müminlere münafıkların iç yüzünü ayrıntılarıyla haber vermek içindir.

التَّرَبُّصُ  hakikatta bir mekânda kalmak demektir. Daha önce  يَتَرَبَّصْنَ بِأنْفُسِهِنَّ  (Bakara Suresi, 227) ayetinde geçmiştir. Burada beklemek ve hadiseleri gözetmekten mecazdır. Açıklaması da  فَإنْ كانَ لَكم فَتْحٌ مِنَ اللَّهِ  ayetidir. Kâfirlerden murad, şüphe yok ki Mekke ehli ve gayrısıdır. Nasîb kelimesinden murad ise savaştaki galibiyettir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

 

فَاِنْ كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِنَ اللّٰهِ قَالُٓوا اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْۘ


فَ  istînâfiyyedir. Şart üslubundaki terkipte  كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِنَ اللّٰهِ  cümlesi şarttır. كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır.  لَكُمْ  car mecruru  كَانَ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  فَتْحٌ  muahhar ismidir.  فَتْحٌ ’daki tenvin tazim ve kıllet ifade eder.

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  قَالُٓوا اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْۘ , müsbet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

قَالُٓوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْ  cümlesi, menfi muzari sıygada nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi formunda gelmiştir.

Hemze takrirî istifham harfi,  لَمْ  muzariye dahil olup, onu cezm eden, anlamını olumsuz maziye çeviren edattır.  لما ’nın aksine, olumsuzluk anlamı istikbali de kapsar.

Takrîr; mütekellimin, muhatabın ikrarını sağlamak için kullandığı bir üsluptur.

Takrîr; (itirafa zorlama) Muhatabın bildiği birşey soru şeklinde dile getirilir ve ondan bunu tasdik etmesi istenir. Bunda ikna edici, inandırıcı delil vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi) 

İstifham üslubunda olmasına rağmen terkip, soru anlamında değildir. Cümle vaz edildiği anlamdan çıkarak inkâr ve takrir anlamına gelmesi nedeniyle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Müminler, onların neler yaptığından haberdar olduklarından soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

كَانَ - نَكُنْ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. مَعَكُمْ  mekan zarfı, نَكُنْ ’nun mahzuf haberine mütealliktir. Cümlede îcâz- hazif sanatı vardır. 


وَاِنْ كَانَ لِلْكَافِر۪ينَ نَص۪يبٌۙ قَالُٓوا اَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ وَنَمْنَعْكُمْ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ 


وَ  atıf harfidir. Cümle şart üslubunda haberî isnaddır.

Şart üslubundaki terkipte  كَانَ لِلْكَافِر۪ينَ نَص۪يبٌ  cümlesi şarttır. Nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır.  لِلْكَافِر۪ينَ  car mecruru nakıs fiil  كان ’nin mahzuf haberine mütealliktir.

كان  ’nin muahhar ismi olan  نَص۪يبٌ  kelimesinin nekre gelişi tazim, kesret ve nev ifade eder.

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  قَالُٓوا اَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ , müsbet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

قَالُٓوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

İstifham üslubunda olmasına rağmen terkip, soru anlamında değildir. Cümle vaz edildiği anlamdan çıkarak inkâr ve takrir anlamına gelmesi nedeniyle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Kâfirler onların neler yaptığından haberdar olduklarından soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

اَلَمْ نَسْتَحْوِذْ  cümlesi takriri istifhamdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

وَنَمْنَعْكُمْ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ  cümlesi mekulü’l-kavle temasül sebebiyle atfedilmiştir.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır.

لِلْكَافِر۪ينَ - الْمُؤْمِن۪ينَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

İki şart cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

Müminlerin kazancı için  فَتْحٌ , kâfirlerin kazancı içinse  نَص۪يبٌۙ  kelimesi kullanılmıştır. Zira müminlerin bu kazancı fethe götüren bir kazançtır. Bu yüzden kevn-i lâhik alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır.

وَاِنْ كَانَ لِلْكَافِر۪ينَ نَص۪يبٌ  [Kâfirlerin (zaferden) bir nasipleri olursa…] Dikkat edilirse yüce Allah Müslümanların zaferini  فَتْحٌ [fetih] olarak isimlendirdi. Maksat Müslümanların şanını yüceltmek ve onlara tazimdir. Çünkü Müslümanların zaferi gerçekten önemli bir olaydır, buna tüm gök kapıları açılmaktadır. Kâfirlerin kazanımı ise  نَص۪يبٌ   [nasip] ifadesiyle değerlendirildi. Çünkü Rabbimiz böylece onların kazanımların da tıpkı kendileri gibi basit ve önemsiz olduğunu belirtmek istemiştir. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

وَاِنْ كَانَ لِلْكَافِر۪ينَ نَص۪يبٌ  [Eğer kâfirler için bir nasip olursa] savaştan, çünkü zafer nöbetledir "üstünlüğünüzü temin etmedik mi?” derler. Yani kâfirlere: Sizi gâlip kılmadık mı, öldürmenizi temin etmedik mi, hayatta kalmanıza sebep olmadık mı, derler? (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

نَسْتَحْوِذْ  kelimesinde istiare vardır.  اسْتَحْوِذْ; sürücünün hayvanı kontrole alarak istediği yöne sevk etmesidir. O yüzden bu ayete, “Biz sizi kışkırtmadık mı?” ve “Yönlendirmedik mi?” şeklinde değişik manalar verilir. Ayette zarar gibi bir kelime hazfolmuş olabilir.

فَاللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ


فَ  istînâfiyyedir. Âşûr’a göre ise fasihadır. Kelam, münafıkları uyarır. Münafıkların hile ve uydurmalarına karşı cezalarının Allah Teâlâ’ya emanet edilmiş olmasıyla, müminleri üzüntüden kurtarmak içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اللّٰهُ  mübteda,  يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ  cümlesi haberdir.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnayı ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan lafza-i celâlle marife olması, haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.


وَلَنْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لِلْكَافِر۪ينَ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ سَب۪يلاً۟

 

Cümle, atıf harfi وَ  ‘la makabline atfedilmiştir. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

لَنْ , muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren nefî harfidir. Fiile, asla manası katarak tekid eder. 

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnayı ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan lafza-i celâlle marife olması, haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Tekrar edilen lafza-i celâllerde tecrîd, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

لِلْكَافِر۪ينَ - الْمُؤْمِن۪ينَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

كَانَ - الْمُؤْمِن۪ينَ - لِلْكَافِر۪ينَ - قَالُٓوا  kelimelerinin ayette tekrarlanmasında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

سَب۪يلًا۟  (yol) kelimesinde de istiare vardır. Bu sözcük ayette fırsat ve galip olmak manasında kullanılmıştır. Allah Teâlâ, kâfirlere hiçbir fırsat vermeyecektir.

Buradaki sebilden murad, عَلى  harfiyle birlikte gelmesi dolayısıyla galibiyet ve hezimet durumlarında müminlere ulaştıracak yoldur yani onlarla birlikte olmak manasıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)