Ra'd Sûresi 6. Ayet

وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ وَقَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمُ الْمَثُلَاتُۜ وَاِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ لِلنَّاسِ عَلٰى ظُلْمِهِمْۚ وَاِنَّ رَبَّكَ لَشَد۪يدُ الْعِقَابِ  ٦

Bir de senden, iyilikten önce kötülüğün acele gelmesini istiyorlar. Oysa onlardan önce ibret alınacak birçok azap gelip geçmiştir. Şüphesiz Rabbin, insanların zulümlerine rağmen bağışlama sahibidir. Bununla beraber Rabbinin azabı pek şiddetlidir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَيَسْتَعْجِلُونَكَ ve senden acele istiyorlar ع ج ل
2 بِالسَّيِّئَةِ kötülüğü س و ا
3 قَبْلَ önce ق ب ل
4 الْحَسَنَةِ iyilikten ح س ن
5 وَقَدْ ve oysa
6 خَلَتْ gelip geçti خ ل و
7 مِنْ
8 قَبْلِهِمُ onlardan önce ق ب ل
9 الْمَثُلَاتُ benzerleri م ث ل
10 وَإِنَّ ve şüphesiz
11 رَبَّكَ Rabbin ر ب ب
12 لَذُو sahibidir
13 مَغْفِرَةٍ mağfiret غ ف ر
14 لِلنَّاسِ insanlar için ن و س
15 عَلَىٰ karşı
16 ظُلْمِهِمْ zulümlerine ظ ل م
17 وَإِنَّ ve şüphesiz
18 رَبَّكَ Rabbinin ر ب ب
19 لَشَدِيدُ pek çetindir ش د د
20 الْعِقَابِ azabı ع ق ب
 
Müşrikler Hz. Muhammed’in peygamberliğine ve haber verdiği azabın geleceğine inanmadıkları için yaptığı uyarılara kulak asmamışlar, onunla alay ederek geleceğini söylediği azabın çabucak gelmesini istemişlerdir; hatta Kur’an’ın Allah’tan gelmediğini ve dinin hak olmadığını ortaya çıkarmak için kendilerinin aleyhine olmak üzere Allah’a dua etmişlerdir; Allah Teâlâ da Hz. Peygamber aralarında bulunduğu veya onlar tövbe edip Allah’tan bağış diledikleri müddetçe onları cezalandırmayacağını haber vermiştir (Enfâl 8/32-33). Oysa önceki kavimler de bu tür sözler söyleyerek peygamberleriyle alay etmeye kalkışmışlar, sonunda inanmadıkları felâket başlarına inmiş, tarih sahnesinden silinip gitmişlerdi.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 274
 

وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ وَقَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمُ الْمَثُلَاتُۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَسْتَعْجِلُونَكَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كَ  mefûlün bih olarak mahallen mansubdur.

بِالسَّيِّئَةِ  car mecruru  يَسْتَعْجِلُونَكَ  fiiline mütealliktir. قَبْلَ  zaman zarfı,  السَّيِّئَةِ ’in mahzuf haline mütealliktir.  الْحَسَنَةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

وَ  haliyyedir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder. خَلَتْ  iki sakinin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir.  تۡ  te’nis alametidir. مِنْ قَبْلِهِمُ  car mecruru  خَلَتْ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هِمُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الْمَثُلَاتُ  fail olup damme ile merfûdur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يَسْتَعْجِلُونَ  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi  عجل ’dir.

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَاِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ لِلنَّاسِ عَلٰى ظُلْمِهِمْۚ 

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

رَبَّكَ  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzhalakadır. ذُو  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup, îrab olan beş isimden biri olduğundan ref alameti  وَ ’dır. Aynı zamanda muzâftır. مَغْفِرَةٍ  muzâfun ileyh olarak kesra ile mecrurdur.

لِلنَّاسِ  car mecruru   مَغْفِرَةٍ ’e mütealliktir. عَلٰى ظُلْمِهِمْ  car mecruru amili  مَغْفِرَةٍ  olan لِلنَّاسِ ’nin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )


وَاِنَّ رَبَّكَ لَشَد۪يدُ الْعِقَابِ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  إِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

رَبَّكَ  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. شَد۪يدُ  kelimesi  إِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْعِقَابِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

شَد۪يدُ  sıfatı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ وَقَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمُ الْمَثُلَاتُۜ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’la önceki ayetteki  اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ  cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

Âşûr ise 5. ayetteki  وَاِنْ تَعْجَبْ  cümlesine matuf olduğunu söylemiştir. Çünkü her iki cümle de vaîdi hafife almak, kibirlenmek ve inat gibi garip hallerini anlatmaktadır. 

Müspet muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

قَبْلَ  zaman zarfı,  السَّيِّئَةِ ’nin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

وَقَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمُ الْمَثُلَاتُ  cümlesi  يَسْتَعْجِلُونَكَ  fiilindeki failden haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.

Tahkik harfi  قَدْ  ile tekid edilmiş müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. قَدْ  mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder.

قَدْ  sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa  قَدْ  harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. خَلَتْ  fiiline müteallik olan  مِنْ قَبْلِهِمُ  car mecruru, konudaki önemine binaen, faile takdim edilmiştir.

قَبْلَ  kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

خلوُّ المثلات  tabirinde istiare vardır. Bununla kastedilen, onlardan önce ümmetlerin başlarına gelen ibretlik azap örneklerinin önlerinden gelip geçmesidir. Arapların  خَلَتْ اَلدَّارُ  (ev boşaldı) sözleri, “sakinleri evden geçip gittiler/ev sakinlerinden boşaldı/sakinleri evi boşaltıp onu boş bıraktılar” demektir. Yine Arapların  اَلْقُرُونَ اَلْخَالِيَّةَ (boşalan asırlar) ifadesi de “geçmiş asırlar” demektir. Halbuki gerçek manada azap ve cezalar geçip gitmez, sadece onlarla cezalandırılan, onlara çarpılan kişiler geçip giderler. O yüzden bu ifadeyle ibret almaları, benzerini yapmaktan sakınmaları için sanki onlara kendilerinden önce meydana gelmiş azap ve cezalar hatırlatılmış olmaktadır. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)

الْمَثُلَاتُ  cezalandırılan kimsede iz bırakan bir ukubettir. Bu da, kendisinden ötürü bedende çirkin bir izin kalmış olduğu bir tağyir ve değişiklik yapmaktır. Bu deyim Arapların bir kimse bir başkasının kulağını, burnunu kesmek, gözlerini oymak ve karnını deşmek suretiyle, bir başkasının şeklini ve suratını değiştirdiğinde kullandıkları tabirden alınmıştır. Arapçada, bedendeki bu devamlı utanç verici ve hiç gitmeyen ize “müsle” denilmektedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


  وَاِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ لِلنَّاسِ عَلٰى ظُلْمِهِمْۚ وَاِنَّ رَبَّكَ لَشَد۪يدُ الْعِقَابِ

 

Cümle, atıf harfi  وَ ’la  يَسْتَعْجِلُونَكَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ , isim cümlesi, lam-ı muzahlaka sebebiyle birden fazla tekid ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

رَبَّكَ  izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan  كَ  zamiri dolayısıyla Hz. Peygamber, şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca bu izafet Allah’ın rububiyet vasfıyla ona destek olduğunun işaretidir.

اِنَّ ’nin haberi olan  لَذُو مَغْفِرَةٍ  veciz söz söyleme usullerinden biri olan izafet terkibiyle gelerek az sözle çok anlam ifade edilmiştir.

İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri  7, Ahkâf Suresi Belâgî Tefsiri, s. 238)

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi  tecrîd sanatıdır.

Muzafun ileyh olan  مَغْفِرَةٍ  ve  عَلٰى ظُلْمِهِمْۚ  car-mecruru, bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

مَغْفِرَةٍ ’deki nekrelik kesret, nev ve tazim ifade eder. 

Mağfiret, Kur’an’da bağışlama talebi dışında; mağfireti haber verme ve ona davet etme makamında da zikredilmektedir. Bu ayette de bu şekilde kullanılmıştır. (Fâdıl Sâlih Samerrai, Beyanî Tefsir Yolu c. 1, s. 392) 

وَاِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ لِلنَّاسِ عَلٰى ظُلْمِهِمْ  [Gerçekten Rabbin, zulümlerine rağmen insanlar için mağfiret sahibidir demekle yetinmemiş, bunun peşinden, “Rabbinin ikâbı da cidden çetindir.” buyurmuştur. Binaenaleyh birinci cümleyi, büyük günah sahipleriyle ilgili, ikinci cümleyi de kâfirlerin durumlarıyla ilgili saymak gerekir.] (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

عَلى ظُلْمِهِمْ  izafetindeki  عَلى  harfi  مَعَ  manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

Aynı üslupta gelen ve atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilen  وَاِنَّ رَبَّكَ لَشَد۪يدُ الْعِقَابِ  cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında lafzen ve manen ortaklık, ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.  اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

اِنَّ ’nin haberi az lafızla çok anlam ifade etme yollarından olan izafetle gelmiştir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Rububiyet vasfını öne çıkarmak için zamir makamında zahir olarak tekrarlanan Rab isminde tecrîd sanatı, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuf  لَشَد۪يدُ الْعِقَابِ  izafetinde, لَشَد۪يدُ  sıfat olmasına rağmen  الْعِقَابِ ‘nin önüne geçmiş ve mevsûfuna muzâf olmuştur. ‘Şiddetli azap, yerine [azabın şiddetlisi] buyrulmuştur. Bu ifadede mübalağa vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238)

لَشَد۪يدُ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

وَاِنَّ رَبَّكَ…. cümlesi, Rabbin günahkârlara ve kâfirlere karşı tutumunun belirtildiği önceki manayı tamamlamak, pekiştirmek gayesiyle yapılmış ıtnâbtır.

السَّيِّئَةِ - الْحَسَنَةِ  ve  مَغْفِرَةٍ - الْعِقَابِ  gruplarındaki kelimeler arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

اِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ لِلنَّاسِ عَلٰى ظُلْمِهِمْۚ  cümlesiyle, وَاِنَّ رَبَّكَ لَشَد۪يدُ الْعِقَابِ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.