اَوَمَنْ كَانَ مَيْتاً فَاَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُوراً يَمْش۪ي بِه۪ فِي النَّاسِ كَمَنْ مَثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَاۜ كَذٰلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِر۪ينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ١٢٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | أَوَمَنْ | kimse gibi midir? |
|
| 2 | كَانَ | iken |
|
| 3 | مَيْتًا | ölü |
|
| 4 | فَأَحْيَيْنَاهُ | kendisini dirilttiğimiz |
|
| 5 | وَجَعَلْنَا | ve verdiğimiz |
|
| 6 | لَهُ | kendisine |
|
| 7 | نُورًا | bir ışık |
|
| 8 | يَمْشِي | yürüyebileceği |
|
| 9 | بِهِ | onunla |
|
| 10 | فِي | arasında |
|
| 11 | النَّاسِ | insanlar |
|
| 12 | كَمَنْ | kimsenin |
|
| 13 | مَثَلُهُ | benzeri |
|
| 14 | فِي | içindeki |
|
| 15 | الظُّلُمَاتِ | karanlıklar |
|
| 16 | لَيْسَ | olmayan |
|
| 17 | بِخَارِجٍ | çıkışı |
|
| 18 | مِنْهَا | ondan |
|
| 19 | كَذَٰلِكَ | işte öyle |
|
| 20 | زُيِّنَ | süslü gösterilmiştir |
|
| 21 | لِلْكَافِرِينَ | kafirlere |
|
| 22 | مَا | (işler) |
|
| 23 | كَانُوا | oldukları |
|
| 24 | يَعْمَلُونَ | yapıyor |
|
Bir önceki âyette müşriklerin, şeytanların telkinleri altında müminlere karşı mücadele açmasından söz edildikten sonra bu âyette, belirtilen iki kesimin durumu parlak bir temsille değerlendirilmektedir. Burada müminlerin İslâm’ı kabul etmelerinden önceki durumu, bir ölü gibi bütünüyle hayır ve faydadan yoksun kalmış olanın durumuna benzetilmiştir. Çünkü küfür ve şirk, insanın hakkı bâtıldan ayırarak kurtuluş yolunu bulmasına engel olur. Buna karşılık Allah’ın kendisine İslâm’ı nasip ettiği kişi ise, yeniden hayata kavuşmuş insan gibi, gerçeği gerçek olmayandan, doğru ve yararlı olanı yanlış ve zararlı olandan ayırt etme imkânına kavuşmuştur; böylece iman nuruyla zihni ve kalbi aydınlanan kişinin bu sayede yolu da aydınlık olur. İnkâra saplanmış olan için ise, küfrü devam ettiği sürece karanlıktan kurtuluş ümidi de kalmamıştır. 121. âyette belirtildiği üzere inkârcılar, şeytanların telkin ettiği vesveselerle muhâkeme ve değerlendirme disiplinlerini kaybettikleri için yaptıkları çirkin işler de artık kendilerine güzel gösterilmiştir.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 464
مشي Meşeye : مَشْيٌ sözcüğü, iradeyle (kendi isteği) bir yerden başka bir yere yürüme ve intikal etme demektir. Ayrıca مَشْيٌ kinayeli olarak nemime ve kovuculuk (ara bozuculuk, laf taşıma) anlamında da kullanılır. Kuran-ı Kerim’de her iki manada da kullanımı mevcuttur. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 23 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)
Türkçede kullanılan şekilleri temâşâ ve Meşşâiler (Aristocular) dir.
اَوَمَنْ كَانَ مَيْتاً فَاَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُوراً يَمْش۪ي بِه۪ فِي النَّاسِ كَمَنْ مَثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَاۜ
İsim cümlesidir. Hemze istifham harfidir. وَ istînâfiyyedir. مَنْ müşterek ism-i mevsûl mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası كَانَ مَيْتاً ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi müstetir olup takdiri هو ’dir. مَيْتاً kelimesi كَانَ ‘nin haberi olup fetha ile mansubdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَحْيَيْنَاهُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olup mahallen mansubdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
جَعَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. لَهُ car mecruru mahzuf ikinci mef’ûle mütealliktir. نُوراً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. يَمْش۪ي cümlesi, نُوراً ‘nin sıfatı olarak mahallen mansubdur.
يَمْش۪ي fiili ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. بِه۪ car mecruru يَمْش۪ي fiiline mütealliktir. فِي النَّاسِ car mecruru يَمْش۪ي ’deki failin mahzuf haline mütealliktir.
مَنْ müşterek ism-i mevsûl كَ harf-i ceriyle mahzuf habere mütealliktir. مَثَلُهُ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. فِي الظُّلُمَاتِ car mecruru mahzuf habere mütealliktir.
لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَا cümlesi, ism-i mevsûlun hali olarak mahallen mansubdur.
لَيْسَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
لَيْسَ ’nin ismi müstetir olup takdiri هُو ’dir. بِ harf-i ceri zaiddir. خَارِجٍ lafzen mecrur, لَيْسَ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur. مِنْهَا car mecruru خَارِجٍ ‘e mütealliktir.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar.
2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir.
Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَيْس isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen لَيْسَ ’ nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harfi ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَحْيَيْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حيي ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
خَارِجٍ kelimesi sülâsî mücerredi خرج olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَذٰلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِر۪ينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Fiil cümlesidir. كَ harf-i cer veya مثل “gibi” manasındadır. Bu ibare, amili زُيِّنَ olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. Takdiri; تزيينا كذلك التزيين للمؤمنين (müminler için süslendiği gibi süsleyerek) şeklindedir.
ذٰ işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir.
زُيِّنَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. لِلْكَافِر۪ينَ car mecruru زُيِّنَ fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَا naib-i fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası كَانُوا يَعْمَلُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانُوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. يَعْمَلُونَ cümlesi, كَانُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur.
يَعْمَلُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
زُيِّنَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi زين ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef‘ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
الْكَافِر۪ينَ kelimesi sülâsî mücerredi كفر olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَوَمَنْ كَانَ مَيْتاً فَاَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُوراً يَمْش۪ي بِه۪ فِي النَّاسِ كَمَنْ مَثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَاۜ
Hemze istifham, وَ istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayetin ilk cümlesi istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Istifham üslubunda gelmiş olsa da soru kastı taşımayıp inkâr manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Müşterek ism-i mevsûl مَنْ ‘in mübteda olduğu cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. كَمَنْ car-mecruru مَنْ ’in mahzuf haberine mütealliktir.
İsm-i mevsûlün sıla cümlesi olan كَانَ مَيْتاً , nakıs fiil كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir.
فَاَحْيَيْنَاهُ cümlesi, atıf harfi فَ ile sılaya atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
وَجَعَلْنَا لَهُ نُوراً يَمْش۪ي بِه۪ فِي النَّاسِ cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle makabline atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Temekkün ve istikrar ifade eden müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur لَهُ , ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan نُوراً ‘deki nekrelik tazim ifade eder.
جَعَلْنَا ve اَحْيَيْنَاهُ fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
يَمْش۪ي بِه۪ فِي النَّاسِ cümlesi نُوراً için sıfattır. Sıfat mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasıyla gelmiş, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَمْش۪ي بِه۪ sözündeki بِ sebebiyyedir. İnsanlar kelimesi müşebbehün bih olarak açıkça zikredilmiştir ki onlar diridir ve insan toplumu onlarsız olmaz. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Teşbih harfi sebebiyle mecrur mahaldeki ikinci müşterek ism-i mevsûl كَمَنْ , ilk mevsûlün mahzuf haberine mütealliktir. مَنْ ’in sıla cümlesi olan مَثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَا , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübteda olan مَثَلُهُ ‘nun haberi mahzuftur. فِي الظُّلُمَاتِ bu mahzuf habere mütealliktir.
Mevsûlden hal olarak وَ ’sız gelen müekked hal olan لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَا cümlesı, لَيْسَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Nakıs fiil لَيْسَ ’nin haberi olan بِخَارِجٍ ’deki بِ , tekid ifade eden zaid harftir. مِنْهَا car-mecruru, خَارِجٍ ‘e mütealliktir.
Ayette temsilî teşbih vardır. Bu teşbih mürseldir.
فِي الظُّلُمَاتِ ifadesindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla karanlık içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü الظُّلُمَاتِ hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Ancak karanlığın çok yoğun olduğunu ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.
كَانَ - كَانُوا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مَيْتاً - اَحْيَيْنَاهُ ve نُوراً - الظُّلُمَاتِ gruplarındaki kelimeler arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
كَ - مَثَلُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
مَنْ kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Ayetteki مَيْتاً [ölü] ile فَاَحْيَيْنَاهُ [dirilttik] sözcükleri arasında gayr-ı mütecânis tıbâk vardır. Çünkü her iki sözcük birbirinin zıttı olmanın yanı sıra birincisi isim, ikincisi fiildir. (Dr. Mustafa Aydın/Arap Dili Belagatında Bedî İlmi Ve Sanatları)
Mümin olmayan, kâfir olan kişi ölü olarak niteleniyor. Onu dirilttik yani hidayete erdirdik demektir. Bu ibarelerde istiare vardır. مَيْتاً kelimesi müsteardır ve müstearun leh dalalettir. İstiare-i inadiye vardır فَاَحْيَيْنَاهُ kelimesi müsteardır. Müstearun leh hidayet ve imandır. İstiare-i vifakiye vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Allah Teâlâ burada dalalette iken hidayet edip - hak taraftarları ile batıl taraftarlarını, doğru yolda gidenlerle yanlış yolda olanları sayesinde birbirinden ayırdığı- yakîne ermeye muvaffak kıldığı kişinin halini, “ölü iken Allah’ın dirilttiği, kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir nur bahşettiği ve o nurla aydınlanarak insanları birbirinden ayırıp özelliklerini birbirinden ayırt edebilen bir kişi”nin haline benzetmekte; yanlış yolda giden kişiyi de karanlıklar içinde bocalayan ve ondan bir türlü ayrılıp kurtulamayan kimseye benzetmektedir.
“Karanlıklarda kalıp oradan çıkamayan birinin temsili” yani sıfatı “gibi…” Ki bu sıfat da karanlıklarda kalıp oradan çıkamamaktır. Mana “O, hiç çıkamayacak şekilde karanlıklar içindedir.” şeklindedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl ; Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
كَذٰلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِر۪ينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. كَذٰلِكَ , amili زَيَّنَّا olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. Cümlenin takdiri, …تزيينا كذلك التزيين للمؤمنين [Müminler için süslendiği gibi süsleyerek] şeklindedir.
Ayetin başındaki كذلك sözü son derece kısa ve müstakil bir cümledir. Manası başka bir manaya sürükler. Ancak öncesinde bunu açıkça ifade edecek müstakil bir lafız yoktur. Öyle ki bu bir şeye benzetmek istenirse bundan daha kâmil olan bir başka şekil bulunamaz. Bu cümle Kur’an-ı Kerîm'de gerçekten çok geçer, en güzel geldiği yer de burada görüldüğü gibi farklı konuların arasında ve kelamın mafsalında tek bir hakikat için gelmesidir. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 28, s.101)
كَذٰلِكَ [İşte böyle], aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Buradaki isti’mali, işaret edilen nimetin derecesinin, faziletteki mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)
Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لِلْكَافِر۪ينَ car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için naib-i faile takdim edilmiştir.
زُيِّنَ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. Kur'an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
زُيِّنَ fiilinin naib-i faili konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ‘ nın sılası olan كَانُوا يَعْمَلُونَ cümlesi, كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. كان ’nin haberi olan يَعْمَلُونَ , hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasıyla gelmiş, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Haberin muzari fiil cümlesi olarak gelmesiyle hüküm takviye edilmiştir.
Bu cümlede ameller, allanıp pullanarak hoş gösterilen, bir mala benzetilerek istiare sanatı yapılmıştır. Çünkü süsleme gerçekte maddi şeyler için söz konusudur. Bununla kastedilen, yaptıkları kötü amelleri beğendiklerini bildirmektir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
كَان ’ nin haberinin muzari fiil olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)
جَعَلْنَا - يَعْمَلُونَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Şeytanî vesveselere uyan, onlara fısıldanan yaldızlı sözlere kanan kâfirlere, işledikleri küfür ve günahlar ya şeytanların fısıldamaları sırasında Allah Teâlâ tarafından ya da yaldızlı sözler ve yanıltma yoluyla şeytanlar tarafından tezyin edilmiş, hoş gösterilmiştir. Çünkü eğer bunlar kendilerine süslü gösterilmemiş olsaydı, bunda ısrar etmezler ve hakka karşı onlarla mücadele vermezlerdi. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)