وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا ف۪ي كُلِّ قَرْيَةٍ اَكَابِرَ مُجْرِم۪يهَا لِيَمْكُرُوا ف۪يهَاۜ وَمَا يَمْكُرُونَ اِلَّا بِاَنْفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ ١٢٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَكَذَٰلِكَ | ve böylece |
|
| 2 | جَعَلْنَا | yaptık |
|
| 3 | فِي |
|
|
| 4 | كُلِّ | her |
|
| 5 | قَرْيَةٍ | kentin |
|
| 6 | أَكَابِرَ | büyüklerini |
|
| 7 | مُجْرِمِيهَا | (oranın) suçluları |
|
| 8 | لِيَمْكُرُوا | tuzak kursunlar diye |
|
| 9 | فِيهَا | orada |
|
| 10 | وَمَا | (oysa) |
|
| 11 | يَمْكُرُونَ | onlar tuzak kurmazlar |
|
| 12 | إِلَّا | başkasına |
|
| 13 | بِأَنْفُسِهِمْ | kendilerinden |
|
| 14 | وَمَا |
|
|
| 15 | يَشْعُرُونَ | ama farkında değillerdir |
|
Sözlükte karye kelimesi “köy, kasaba” demek olup Kur’an’da “belde, şehir, ülke” gibi daha genel mânada da kullanılmaktadır. İyilerin ve kötülerin belli olması için Allah’ın koyduğu kanun uyarınca, henüz müşrik zorbaların hâkim olduğu Mekke’de olduğu gibi, gerek o dönemdeki gerekse geçmişteki nice toplumlarda, şehir veya ülkelerde de insanları hak ve hayırdan alıkoymak maksadıyla hile ve tuzaklar kuran yöneticiler olmuştur. Allah böylece insanları kötüler ve kötülüklerle imtihan eder ki imanda, hak ve hayır yolunda sebat edenler de inanç zafiyetinden ötürü kötülüğe teslim olanlar da belli olsun. Aslında hakka karşı tuzak kurmaya kalkışanlar, farkında olmadan, ancak kendilerine tuzak kurmuş olur, kendi ruhlarını ve ebedî hayatlarını tahrip ederler.
İbn Âşûr’a göre bu âyet, statik ve bâtıl geleneklerin kökleştiği yerleşik toplumlara göre göçebe ve iptidaî toplulukların daha saf fıtratta, doğruyu kabule daha yatkın durumda olduklarına işaret eder (VIII, 47).
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 465
وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا ف۪ي كُلِّ قَرْيَةٍ اَكَابِرَ مُجْرِم۪يهَا لِيَمْكُرُوا ف۪يهَاۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَ harf-i cer veya مثل kelimesi “gibi” anlamındadır. Bu ibare, amili جَعَلْنَا olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. Takdiri, جعلًا مثلَ ذلك جعلنا (Bunun gibi bir yapmakla) şeklindedir.
ذٰ işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir.
جَعَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekkellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. ف۪ي كُلِّ car mecruru جَعَلْنَا fiiline mütealliktir. قَرْيَةٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
اَكَابِرَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. مُجْرِم۪يهَا muzâfun ileyh olup cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. Sonundaki نَ izafetten dolayı mahzuftur. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لِ harfi يَمْكُرُوا fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel لِ harf-i ceriyle جَعَلْنَا fiiline mütealliktir.
يَمْكُرُوا fiili نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
ف۪يهَا car mecruru يَمْكُرُوا fiiline mütealliktir.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Burada lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ)sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir:
1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek
2. Bir halden başka bir hale geçmek
3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُجْرِم۪ kelimesi; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَا يَمْكُرُونَ اِلَّا بِاَنْفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَمْكُرُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
اِلَّا hasr edatıdır. بِاَنْفُسِهِمْ car mecruru يَمْكُرُونَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ haliyyedir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَشْعُرُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا ف۪ي كُلِّ قَرْيَةٍ اَكَابِرَ مُجْرِم۪يهَا لِيَمْكُرُوا ف۪يهَاۜ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki … كَذٰلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِر۪ينَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
كَذٰلِكَ , amili جَعَلْنَا olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. Cümlenin takdiri جعلًا مثلَ ذلك جعلنا (Bunun gibi bir yapmakla) şeklindedir. Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
كَذٰلِكَ kendinden önceki bir manaya işaret eder. Ancak çoğu zaman o da müstakil bir lafız değildir. Burada hem كَ hem de ذٰ işaret ismi aynı şeye işaret eder. Dolayısıyla bu durumu benzetecek yine kendisinden daha mükemmel bir şey bulunamadığını ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan Suresi 28, s. 101)
كَذٰلِكَ [İşte böyle], aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Buradaki isti’mali, işaret edilen nimetin derecesinin, faziletteki mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
جَعَلْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. جَعَلْنَا fiiline müteallik olan ف۪ي كُلِّ قَرْيَةٍ car-mecruru konudaki önemine binaen, mef’ûl olan اَكَابِرَ مُجْرِم۪يهَا ‘ye takdim edilmiştir
Faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuf اَكَابِرَ مُجْرِم۪يهَا izafetinde, اَكَابِرَ sıfat olmasına rağmen مُجْرِم۪يهَا ‘nın önüne geçmiş ve mevsufuna muzâf olmuştur. ‘Ekabir mücrimler’ yerine, [mücrimlerin ekabir olanları] buyurulmuştur. Bu ifadede bir vurgu vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.
İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238)
ف۪ي كُلِّ قَرْيَةٍ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi فِی harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen قَرْيَةٍ , mazruf mesabesindedir. Mübalağa için bu harf, عَلَيْ yerine kullanılmıştır. Çünkü ülke zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Mücrim ekabirlerin karyede bulunuşları, bir şeyin, bir kabın içinde muhafaza edilmesine benzetilmiştir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Sonraki cümledeki ف۪يهَا için de aynı durum söz konusudur.
قَرْيَةٍ ‘ deki tenvin kesret ve tahkir ifade eder.
Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِيَمْكُرُوا ف۪يهَا cümlesi, masdar teviliyle جَعَلْنَا fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مُجْرِم۪يهَا - لِيَمْكُرُوا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.Bu ayet-i kerime Rasulullah (s.a.v) için bir teselli, kafirler için ceza vaididir.
وَمَا يَمْكُرُونَ اِلَّا بِاَنْفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
وَ , istînâfiyyedir. Ayetin son cümlesi, muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Cümle kasr üslubuyla tekid edilmiştir.
Nefy harfi مَا ve istisna harfi اِلَّا ile oluşan kasr, fiille car mecrur arasındadır. يَمْكُرُونَ maksur/ sıfat, اَنْفُسَهُمْ maksurun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Yani, fail tarafından gerçekleştirilen fiil, zikredilen mef'ûle tahsis edilmiştir.
Hal وَ ‘ıyla gelen cümlede, وَمَا يَشْعُرُونَ cümlesi يَمْكُرُونَ ‘ deki failden haldir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
مَا يَمْكُرُونَ - لِيَمْكُرُوا kelimeleri arasında iştikak cinası, tıbâk-ı selb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Bu cümle, Resulullah için mükâfat, kâfirler için ceza vaididir. Onların yaptıkları hile ve desiselerin kötü sonuçları yalnız kendilerine aittir. Ancak onlar, bu gerçeğin asla farkında değillerdir. Hatta onlar, başkalarını hileleriyle aldattıklarını zannederler. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
İnsanların Nebi’ye (s.a.v) tâbi olmaktan yüz çevirmelerinin O’na ne zarar ne de eziyet vereceğini bildirmek için kasr sıygasıyla gelmiştir. Hilekârlara dünyadaki zarar, öldürme ve esaret azabıdır. Eğer iman etmediyse ahiretteki azabı ise ateş azabıdır. Zarar, izafî kasr yoluyla onlara hasredilmiştir. Kasr-ı kalptir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)