En'âm Sûresi 121. Ayet

وَلَا تَأْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَاِنَّهُ لَفِسْقٌۜ وَاِنَّ الشَّيَاط۪ينَ لَيُوحُونَ اِلٰٓى اَوْلِيَٓائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْۚ وَاِنْ اَطَعْتُمُوهُمْ اِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ۟  ١٢١

Üzerine Allah adı anılmayan (hayvan)lardan yemeyin. Çünkü bu şekilde davranış fasıklıktır. Bir de şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için mutlaka fısıldarlar. Onlara boyun eğerseniz şüphesiz siz de Allah’a ortak koşmuş olursunuz.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَا
2 تَأْكُلُوا yemeyiniz ا ك ل
3 مِمَّا şeylerden
4 لَمْ
5 يُذْكَرِ anılmayanlardan ذ ك ر
6 اسْمُ adı س م و
7 اللَّهِ Allah’ın
8 عَلَيْهِ üzerine
9 وَإِنَّهُ çünkü o
10 لَفِسْقٌ yoldan çıkmadır ف س ق
11 وَإِنَّ ve şüphesiz
12 الشَّيَاطِينَ şeytanlar ش ط ن
13 لَيُوحُونَ fısıldarlar و ح ي
14 إِلَىٰ
15 أَوْلِيَائِهِمْ dostlarına و ل ي
16 لِيُجَادِلُوكُمْ sizinle mücadele etmelerini ج د ل
17 وَإِنْ ve eğer
18 أَطَعْتُمُوهُمْ onlara uyarsanız ط و ع
19 إِنَّكُمْ şüphesiz siz de
20 لَمُشْرِكُونَ müşriklerden (olursunuz) ش ر ك
 

Burada ister kendiliğinden ölmüş olsun, ister kesilerek öldürülmüş olsun, Allah’ın ismi anılmadan kesilen hayvan etinin yenilmesi yasaklanmıştır. İmam Mâlik’e göre, kasten de olsa unutkanlık veya bilgisizlik neticesinde de olsa, Allah’ın adı anılmadan kesilen hayvanın etini yemek haramdır. Hanefîler’e göre sadece kasıtlı olarak Allah’ı anmadan kesilen hayvanın etini yemek haramdır. İmam Şâfiî ise âyetin asıl maksadının Allah’tan başkası adına kesilen hayvanın etini haram kılmak olduğunu düşünerek, böyle bir niyet bulunmadığı sürece, bilerek de olsa bilmeden de olsa, Allah’ın ismi zikredilmeden kesilen hayvanın etinin yenilebileceği hükmüne varmıştır.

 

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 463   

 

وَلَا تَأْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَاِنَّهُ لَفِسْقٌۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَأْكُلُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl  مِنْ  harf-i ceriyle تَأْكُلُوا  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

لَمۡ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  

يُذْكَرِ  sükun ile meczum meçhul muzari fiildir. اسْمُ  naib-i fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَلَيْهِ car mecruru يُذْكَرِ  fiiline mütealliktir.

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  إِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

هُۥ  muttasıl zamiri  إِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır.  فِسْقٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman,  Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın, Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri)


 وَاِنَّ الشَّيَاط۪ينَ لَيُوحُونَ اِلٰٓى اَوْلِيَٓائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْۚ 

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  إِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.

الشَّيَاط۪ينَ  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. يُوحُونَ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

Fiil cümlesidir. يُوحُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلٰٓى اَوْلِيَٓائِهِمْ  car mecruru  يُوحُونَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

لِ  harfi,  يُجَادِلُوكُمْ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceri ile  يُوحُونَ  fiiline mütealliktir. 

يُجَادِلُو  fiili  نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يُوحُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi وحي ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

يُجَادِلُو  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi جدل ’dur. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 وَاِنْ اَطَعْتُمُوهُمْ اِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ۟


Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَطَعْتُمُو  şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

İsim cümlesidir. إِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.

كُمْ  muttasıl zamiri  إِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır.  مُشْرِكُونَ۟  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. Şartın cevabı  kasem cümlesinin delaletiyle mahzuftur.

Cemi müzekker muhatab mazi fiillere mansub muttasıl zamirler doğrudan doğruya gelmez. Bu fiillerle söz edilen zamir arasına bir و  harfi getirilir.  اَطَعْتُمُوهُمْ  fiilinde olduğu gibi. Buna işbâ vavı - işbâ edatı denilir.  

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَطَعْتُمُو  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi طوع ’dir.

مُشْرِكُونَ۟ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.  

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

وَلَا تَأْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَاِنَّهُ لَفِسْقٌۜ 

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘ la önceki ayetteki …وَذَرُوا  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.

Ayetin ilk cümlesi nehiy sıygasında talebi inşâî isnaddır. 

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا , harf-i ceriyle لَا تَأْكُلُوا  fiiline mütealliktir.

Sılası olan  لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hudus, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اسْمَ اللّٰهِ  izafetinde Allah ismine muzâf olması  اسْمَ ‘ ye şan ve şeref kazandırmıştır. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatı vardır.

يُذْكَرِ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur'an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

عَلَيْهِ  ifadesindeki istila manası taşıyan  عَلَيْ  harfinde istiare vardır. Çünkü istila; mülazemet gerektirir. Allah’ın ismi, yenilen şeyleri kaplamış gibi ifade edilmiştir. Yiyecekler sanki bir binek, Allah’ın ismi onların üzerindedir. Mülazemet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

مِمَّا لَمْ  ذُكِرَ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ  ibaresi  لَمْ  hariç önceki ayettekinin tekrarıdır. Manayı zihne yerleştirme kastı taşıyan bu tekrarda reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Tekrarlanan kelimeler ya da sıygalar, okuyucuyu kelimenin ilk geçtiği yere gönderir ve kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bu, beyan renklerinden biridir.

Önceki ayet gaib zamirle bitmişken bu ayet muhatap zamiriyle başlamıştır. Bu üslup iltifat sanatıdır.

وَاِنَّهُ لَفِسْقٌ  cümlesindeki  وَ , haliyedir. اِنَّ  ve lâm-ul muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Hal, cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlarla yapılan ıtnâb sanatıdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem cümlelerdir. 

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنَّ  ve tekid lamı, cümlede beraberce bulunursa bu cümle, üç kez tekrar edilen cümle gibi olur. Çünkü اِنَّ, cümlede iki kez tekrar gücünü taşır, buna tekid lamı da ilave edilince, üçüncü tekrar sağlanmış olur. Tekid edilen,  اِنَّ ’nin ismi ve haberinden ziyade, cümlenin taşıdığı hükümdür. (Suyûtî, İtkan, c. 2 s.176) 

Bu ayetin zahirine göre gerek kasten terk edilmiş gerek unutulmuş olsun, kesilirken Allah’ın adı zikredilmemiş hayvanın eti haram kılınmıştır. İmam Ebu Hanife, kesim sırasında kasten besmelenin terki ile unutulması arasında önemli bir fark olduğu kanaatindedir. Ona göre kesilirken üzerine kasten besmele çekilmeyen hayvanın, kendiliğinden ölen veya Allah’tan başkasının adı anılarak kesilen hayvandan farkı yoktur. Çünkü “Fısk, kesilirken üzerine Allah’tan başkasının adının anıldığı hayvan ya da o hayvanın etini yemektir.” (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)


 وَاِنَّ الشَّيَاط۪ينَ لَيُوحُونَ اِلٰٓى اَوْلِيَٓائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْۚ 

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı) 

اِنَّ  ve lâm-ul muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

اِنَّ ’nin haberi olan  لَيُوحُونَ اِلٰٓى اَوْلِيَٓائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْۚ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  اِنَّ ’nin haberinin muzari fiil sıygasında cümle olarak gelmesi hükmü takviye, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. 

Sebep bildiren harf-i cer  لِ  ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِيُجَادِلُوكُمْ  cümlesi, masdar teviliyle  لَيُوحُونَ  fiiline mütealliktir.

Masdar-ı müevvel cümlesi, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

اَوْلِيَٓائِهِمْ - لِيُجَادِلُوكُمْۚ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.

الشَّيَاط۪ينَ ‘ den maksadın, gizli şeytanlar, İblis ve askerleri, yani cin şeytanları; bunların dostlarından maksadın da, insan şeytanları ve tâbileri olduğu açıktır. Bir de İkrime’den bir rivayette denilmiştir ki الشَّيَاط۪ينَ ’den maksat, inatçı Mecusîler, dostlarından maksat da Kureyş müşrikleridir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)


وَاِنْ اَطَعْتُمُوهُمْ اِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ۟

 

Cümle, atıf harfi  وَ ’la …اِنَّ الشَّيَاط۪ينَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Şart cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber cümlesinden inşâ cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

Terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır.  اَطَعْتُمُوهُمْ  şart cümlesidir. Şartın takdiri  اِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ۟ (... Muhakkak ki müşrik olursunuz.) olan cevabı, mahzuf kasemin cevabının delaletiyle hazfedilmiştir. 

Bu takdire göre mezkur şart ve mukadder cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Mukadder kasemin cevabı olan  اِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ۟  cümlesi, mahzuf kasemle birlikte gayrı talebî inşâî isnaddır.

اِنَّ  ve kaseme delalet eden  لَ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

لَ ‘ın muzahlaka, bu cümlenin de şartın cevabı olması da caizdir.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ , isim cümlesi ve kasem olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem cümlelerdir.

Müsned olan  مُشْرِكُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80) 

İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lâmı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa, bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi -Manaya Delâleti- Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426)

لَمُشْرِكُونَ۟ - الشَّيَاط۪ينَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur. Mezkûr şart ve mukadder cevap cümlelerinden oluşan terkip şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mubalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’ân-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları,Doktora Tezi)