Enbiyâ Sûresi 3. Ayet

لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْۜ وَاَسَرُّوا النَّجْوٰىۗ اَلَّذ۪ينَ ظَلَمُواۗ هَلْ هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۚ اَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ وَاَنْتُمْ تُبْصِرُونَ  ٣

Rab’lerinden kendilerine yeni bir öğüt (bir uyarı) gelmez ki, onlar mutlaka onu alaya alarak, kalpleri de gaflette olarak dinlemesinler. O zulmedenler gizlice şöyle konuştular: “Bu da ancak sizin gibi bir insan. Şimdi siz göz göre göre sihre mi kapılacaksınız?”  (2 - 3. Ayetler Meali)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَاهِيَةً eğlencededir ل ه و
2 قُلُوبُهُمْ kalbleri ق ل ب
3 وَأَسَرُّوا ve gizlediler س ر ر
4 النَّجْوَى aralarındaki konuşmayı ن ج و
5 الَّذِينَ kimseler
6 ظَلَمُوا zulmeden(ler) ظ ل م
7 هَلْ değil mi?
8 هَٰذَا bu
9 إِلَّا ancak
10 بَشَرٌ bir insandır ب ش ر
11 مِثْلُكُمْ sizin gibi م ث ل
12 أَفَتَأْتُونَ şimdi siz kapılacak mısınız? ا ت ي
13 السِّحْرَ büyüye س ح ر
14 وَأَنْتُمْ siz
15 تُبْصِرُونَ görüyorken ب ص ر
 
Ne zaman rablerinden kendilerine yeni bir ihtar gelse, onlar bunu, akılları başka yerde, kendileri oyun ve eğlence içinde iken dinlemişlerdir. O zalimler, “Bu da sizin gibi sadece bir insan değil midir? Şimdi siz göz göre göre büyüye mi kapılıyorsunuz?” diye gizlice fısıldaşmaktalar. 
 

 Neceve نجو :  نَجاء kavramı temelde bir nesneden ayrılmak ve kendini, canını malını kurtarmak demektir. نَجاة ve نَجْوَة  yüksekilğiyle çevresindekilerden ayrılan yerdir. Selden kurtardığı için böyle adlandırıldığı söylenmiştir. Kökün tefâul babındaki تَناجَى الْقَوْم şeklinde kullanımı kavim/topluluk gizlice konuşup fısıldaştı manasındadır. نَجِيٌّ ise gizli bir şekilde konuşup fısıldayan kişidir. Hem tekil hem de çoğul için kullanılır. Son olarak insanın arkasından çıkan şey de kinaye yoluyla نَجْوٌ diye adlandırılmıştır. (Müfredat)   نَجَا  örtüyü açmak, bir şeyin üzerini, kapağını kaldırmak demektir. 

 Bu kelimenin asıl anlamı kurtarmak ve gidermek yani giderip kurtarmaktır. Bu kurtuluş, geniş kapsamlıdır. Örneğin, bir insanın helaktan ve kuşatmadan kurtulması veya bir hadiseden kaçması, derinin veya elbisenin bedenden ayrılması, çıkması, bir mekanın sel ya da başka bir beladan kurtuluşu, midenin doluluktan kurtulup karındaki pislik ve gazdan arınması gibi manalar için kullanılabilir. 
النَّجْوَى  kelimesi de buradandır. Bu sözcüğe bakıldığında, onda, kalbinde sakladığın gizli bir işten kurtulma anlamı vardır. Öte yandan النَّجْوَى ‘nın bir mekana, karından çıkan şeye ya da bulutlara ıtlak edilmesi (onlar hakkında kullanılması), onların içindeki şeyden kurtulup, uzaklaşmaları itibarı iledir. Yine bir Arap kabilesine de isim olmuştur. 
النَّجْوَى  kurtarma ve uzaklaştırma ile bağlantılı olarak gizli konuşma manasında bir mastardır. Müslümanları kuşatan نَجْوَى  ise muhalif ve münafıklar tarafından vuku bulmaktır. Bu da onların planlarını sır gibi saklamaları ve Müslümanların kazançlarının aksi maksadı ile aldıkları tedbirlerini gizlemeleri sebebi iledir ki bu da günah, düşmanlık ve asiliğin temelini oluşturur. Mü’minlere  gelince, onlar aralarında  نَجْوَى ‘ya ihtiyaç duyduklarında bu onların İslam ve Müslümanlara hizmet yolundaki hayır ve iyilik planlarını gerçekleştirmeleri ile ilgilidir.
(Tahqiq)  Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 84 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri necât, münâcaat ve Necâti'dir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْۜ وَاَسَرُّوا النَّجْوٰىۗ اَلَّذ۪ينَ ظَلَمُواۗ 

 

لَاهِيَةً  kelimesi,  يَلْعَبُونَ ’deki failin hali olup fetha ile mansubdur.  قُلُوبُهُمْ  ism-i fail  لَاهِيَةً ’in faili olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْۜ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. اَسَرُّوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. النَّجْوٰى  mef’ûlun bih olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  اَسَرُّوا ’deki failden bedel olup mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası ظَلَمُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.

ظَلَمُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. İsmi failin fiil gibi amel şartları şunlardır: 

1. Harfi tarifli (ال) olmalıdır.  2. Haber olmalıdır.  3. Sıfat olmalıdır.  4. Hal olmalıdır. 

5. Kendisinden önce nefy (olumsuzluk) edatı bulunmalıdır. 6. Kendisinden önce istifham (soru) edatı bulunmalıdır. Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir. Bu amel şartlarından birini taşıyan ismi fail kendisinden sonra fail ve meful alabilir. Bu fail veya meful bazen ismi failin muzafun ileyhi konumunda da gelebilir. İsmi fail tercüme edilirken umumiyetle muzari manası verir. Nadiren mazi manası da olabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَسَرُّوا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  سرر ’dir.

İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.

لَاهِيَةً ; sülâsî mücerredi  لهو  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


هَلْ هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۚ 

 

Cümle, mukadder sözün mekulü’l kavlidir. Takdiri, قالوا هل هذا. şeklindedir.

İsim cümlesidir.  هَلْ  istifham harfidir. İşaret ismi  هٰذَٓا  mübteda olarak mahallen merfûdur. اِلَّا  hasr edatıdır. بَشَرٌ  haber olup damme ile merfûdur.  مِثْلُكُمْ  kelimesi,  بَشَرٌ ’un sıfatı olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.   

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 اَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ وَاَنْتُمْ تُبْصِرُونَ

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. Atıf harfi  فَ  ile mukadder istînâfa matuftur. Takdiri, تخطئون فتأتون..şeklindedir.

تَأْتُونَ  fiili  ن ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. السِّحْرَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. وَاَنْتُمْ تُبْصِرُونَ  cümlesi,  تَأْتُونَ ’deki failin hali olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. وَ  haliyyedir. Munfasıl zamir  اَنْتُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  تُبْصِرُونَ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

تُبْصِرُونَ  fiili  ن ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و  fail olarak mahallen merfûdur.

تُبْصِرُونَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi بصر ’dir.

 

لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْۜ 

 

Fasılla gelen ayette  لَاهِيَةً , önceki ayetteki  اسْتَمَعُوهُ  veya  يَلْعَبُونَۙ  ‘deki failin halidir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır.

قُلُوبُهُمْ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istikrarına ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına  işaret eden  لَاهِيَةً ‘in failidir. 

لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْ  cümlesinde istiare sanatı vardır.  Kalpler, eğlenenler anlamındaki  لَاهِيَةً ‘nin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. 

Veya cüz-kül alakası ile mecâz-ı mürseldir. Parçayı anıp onunla bütünü anlatmaktır. Kalp insanın en önemli organı olduğundan, onun bütününü temsil etmiştir.

Keşşâf sahibi, ayetteki  يَلْعَبُونَۙ  ve  لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْۜ  ifadelerinin müteradif veya mütedahil (birbiri içinde düşünülen) olan iki hal ifadesi olduğunu söylemiştir. Ref ile  لَاهِيَةٌ  şeklinde okuyanlara göre hal bir tane olmuş olur.

لَاهِيَةً  [Meşgul olarak] kelimesi isimden önce gelmiş bir sıfattır. Halbuki sıfatın bütün îrab hallerinde mevsufa tabi olması gerekir. Sıfat isimden önce gelecek olursa o takdirde mansub olur. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)


 وَاَسَرُّوا النَّجْوٰىۗ اَلَّذ۪ينَ ظَلَمُواۗ 

 

وَ  istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107) 

اَسَرُّوا [Gizlediler] dedikten sonra  النَّجْوٰىۗ [fısıldaşma]’nın zikredilmesi, umumdan sonra hususun zikri babında ıtnâbdır. Gizlilikteki mübalağayı ifade etmektedir. 

اَسَرُّوا  fiilinin failinden bedel olan cemi müzekker has ism-i mevsûl  اَلَّذ۪ينَ ’nin sılası olan  ظَلَمُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife kılınmasının sebebi, bahsi geçenlerin bilinen kişiler olduğunu bildirmek yanında, sonraki habere dikkat çekme ve tahkir muradıdır.

اَسَرُّوا - النَّجْوٰى  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

النَّجْوٰى  kelimesi, تناجى (fısıldaştılar) fiilinin masdarından bir isimdir. Bu zaten, ancak gizli olur. Fısıltıyı gizlediler; “Onlar, onu gizleme hususunda çok gayret gösterdiler ve onu, hiç kimsenin anlamayacağı bir biçimde yaptılar.” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


هَلْ هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۚ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. هَلْ هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۚ  cümlesi mukadder  قالوا  lafzının mekulü’l-kavlidir. 

İstifham harfi  هَلْ, nefy manasındadır. Kasr üslubu ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. هٰذَٓا  mübteda,  بَشَرٌ  haberdir. 

Nefy manasındaki istifham harfi  هَلْ  ve istisna harfi  اِلَّا  ile oluşan iki tekid hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır.  هٰذَٓا  maksur/mevsûf,  سِحْرٌ  maksurun aleyh/sıfat, olmak üzere, kasrı mevsuf ales sıfattır. Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir.  

Müşriklerin sözlerindeki üslup kararlılıklarını ve karşılarındakini inandırma çabalarını, Hz. Peygamberi  هٰذَٓا  ile işaret etmeleri tahkir amaçlarını göstermektedir. 

مِثْلُكُمْۚ  izafeti, بَشَرٌ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.


  اَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ وَاَنْتُمْ تُبْصِرُونَ

 

İnkârcıların sözlerinin devamı olan  اَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ  cümlesi, takdiri  تخطئون (Hata ediyorsunuz) olan mukadder istînâfa matuftur. 

Cümleye dahil olan hemze inkâri istifham harfidir. Mütekellim inkârcılardır. Onlar zikrin sihir olduğunu düşündükleri için muhataplarını inandırmak için “bu olacak şey değil” anlamına gelen inkârî istifhamla sözlerini tekid etmişlerdir.

Müspet muzari fiil sıygasında gelerek teceddüt istimrar ve tecessüm ifade eden cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümle istifham üslubunda geldiği halde bu manadan çıkarak inkâr ve taaccüp manası kazandığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

اَنْتُمْ تُبْصِرُونَ  cümlesi  وَ 'la gelen haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müspet  muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  تُبْصِرُونَ  cümlesi haberdir.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü takviye, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)