Yunus Sûresi 102. Ayet

فَهَلْ يَنْتَظِرُونَ اِلَّا مِثْلَ اَيَّامِ الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِهِمْۜ قُلْ فَانْتَظِرُٓوا اِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِر۪ينَ  ١٠٢

Onlar sadece, kendilerinden önce gelip geçenlerin başlarına gelen (azap dolu) günlerin benzerini mi bekliyorlar? De ki: “Bekleyin bakalım, ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَهَلْ mı?
2 يَنْتَظِرُونَ bekliyorlar ن ظ ر
3 إِلَّا başkasını
4 مِثْلَ benzerinden م ث ل
5 أَيَّامِ (başlarına gelen) günlerin ي و م
6 الَّذِينَ
7 خَلَوْا geçmiş olanların خ ل و
8 مِنْ
9 قَبْلِهِمْ kendilerinden önce ق ب ل
10 قُلْ de ki ق و ل
11 فَانْتَظِرُوا bekleyin bakalım ن ظ ر
12 إِنِّي şüphesiz ben de
13 مَعَكُمْ sizinle birlikte
14 مِنَ
15 الْمُنْتَظِرِينَ bekleyenlerdenim ن ظ ر
 
Önceki âyetlerde (95-98) belirtilen hususları teyit eden bu âyetlerde, evrendeki düzenin ve en üstün kudretin yüce Allah’a ait olduğu hakikatinin daima göz önünde tutulması gerektiği vurgulanmakta, Hz. Peygamber’den, inkârcılıkta direnenler karşısında mâneviyatını bozmaması istenmektedir. Ayrıca bu âyetler, başkalarını zorla imana getirme çabası içine girenlerin kendi iradelerini Allah Teâlâ’nın iradesi üstüne çıkarmaya çalışmak gibi bir yanlışlığa düşmüş olacakları uyarısında bulunmaktadır.
 Allah’ın izni olmadan hiç kimsenin iman etmeyeceği hususunun hemen ardından Allah’ın, akıllarını kullanmayanları iğrenç bir duruma sokacağının, yani kirli halleriyle baş başa bırakacağının bildirilmesi; yaratanın Allah Teâlâ, seçme kararını verecek olanın ise insan olduğunu, bir başka anlatımla, insanın imanla ilgili sorumluluğunun akıl nimetini yerli yerince kullanıp kullanmamasından kaynaklandığını açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim 101. âyette hem yer ve göklerdekilere ibret gözüyle bakılması istenmekte hem de bu tür kanıtların ve peygamberler tarafından yapılan uyarıların, aklını doğru istikamette işletmediği için iman yeteneğini yitirenlere fayda etmeyeceği belirtilmekte, böylece inanmayanı buna zorlamanın faydasız olduğuna dair bir psikolojik tahlil yapılmış olmaktadır.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 139-140
 

فَهَلْ يَنْتَظِرُونَ اِلَّا مِثْلَ اَيَّامِ الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِهِمْۜ 

 

Fiil cümlesidir. فَ  istînâfiyyedir.  هَلْ  nefi manasında istifham harfidir.  يَنْظُرُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

اِلَّٓا  hasr edatıdır. مِثْلَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اَيَّامِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  خَلَوْا مِنْ قَبْلِهِمْ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.  

خَلَوْا  fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ قَبْلِهِمْ  car mecruru  خَلَوْا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

يَنْتَظِرُونَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi نظر ’dır.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


قُلْ فَانْتَظِرُٓوا اِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِر۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. قُل  sükûn üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انت ’dir. Mekulü’l-kavl, şart ve cevabı cümlesidir. قُل  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir.Takdiri,  إن كنتم تنتظرون ذلك فانتظروا  (Beklediğiniz şey buysa o halde bekleyin.) şeklindedir.

انْتَظِرُٓوا  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder. 

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مَعَ  mekân zarfı  الْمُنْتَظِر۪ينَ ’ye mütealliktir. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنَ الْمُنْتَظِر۪ينَ  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

انْتَظِرُٓوا  fiili, sülasi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındandır. Sülâsî mücerredi  نظر ’dir.

مُنْتَظِرُونَ  sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَهَلْ يَنْتَظِرُونَ اِلَّا مِثْلَ اَيَّامِ الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِهِمْۜ

 

فَ , istînâfiyye, هَلْ, nefy manasında inkârî istifham harfidir. 

ھل  ile gelen istifham; sorulan şeyin gerçekleştiğini ifade ettiğinden soru manasında olmayıp, sorulan sorunun tahakkuk ettiğine/edeceğine delalet eder. Bu sebeple gelecek olan cevap da tahakkuk manasıyla olacaktır. İstifham bu yüzden mecazi, tehekkümi ve inkaridir. Bu ifadeyle bu kimseler, iman etmeleri için kendilerine bir şeyin gelmesini bekleyen kimselerin konumuna indirilmiş olup bu bekleyişleri bir şeyin düzelmesini bekleyiş değildir. Bilakis onlar bu halleriyle ancak, geçmiş ümmetlerin içerisinde helak oldukları günlerin kendi başlarına gelmesini beklemektedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden cümle, istifham üslubunda talebî inşaî isnaddır. Vaz edildiği istifham anlamından çıkarak inkârî mana kazanan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebtir. 

Ayetteki istifham gerçek soru anlamında değildir. “Onlar, ancak geçmiş ümmetlerin başına gelen günler (azaplar) gibi günlerin başlarına gelmesini beklerler.” demek olup bununla geçmiş peygamberlerin, zamanlarındaki kâfirleri, çeşit çeşit azapların bulunacağı günlerin gelmesi ile tehdit ettikleri ve o ümmetlerin, onları yalanlayıp alay ederek o azapların hemen gelmesini isteyişleri kastedilmiştir. 

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  يَنْتَظِرُونَ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

مِثْلَ اَيَّامِ  için muzâfun ileyh konumundaki müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan  خَلَوْا مِنْ قَبْلِهِمْ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

قَبْلِهِمْ  ve  خَلَوْا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.


قُلْ فَانْتَظِرُٓوا 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen cümle, tehaddi, korkutma ve tahkir kastı taşıdığı için, mecâz-ı mürsel mürekkeptir.

قُلْ  fiilinin şart üslubundaki mekulü’l kavlinde îcâz-ı hazif sanatı vardır.

فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Cevap cümlesi olan  فَانْتَظِرُٓوا , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Takdiri, إن كنتم تنتظرون ذلك (Beklediğiniz şey buysa …) olan şart cümlesi mahzuftur. 

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

فَانْتَظِرُٓوا  ve  يَنْتَظِرُونَ  fiillerindeki iki sıyga arasında güzel bir iltifat sanatı vardır.


 اِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِر۪ينَ

 

Ayetin son cümlesi ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.

Cümlede  îcâz-ı hazif sanatı vardır. مِنَ الْمُنْتَظِر۪ينَ  car-mecruru mahzuf habere mütealliktir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Mekân zarfı  مَعَكُمْ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için, amili olan الْمُنْتَظِر۪ينَ ‘ye takdim edilmiştir. 

Fiil gibi amel etmiş olan  الْمُنْتَظِر۪ينَ  mezid bablardan  افتعال  vezninin ism-i fail kalıbında gelmesi bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir. 

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

الْمُنْتَظِر۪ينَ [bekleyenler] kelimesi; bakmak, düşünmek, ibret almak manaları ile de birlikte düşünülmelidir.

يَنْتَظِرُونَ - فَانْتَظِرُٓوا - الْمُنْتَظِر۪ينَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Birbirine benzer lafızların tekrarıyla mana, muhatabın zihnine daha kolay yerleşir.