قُلِ انْظُرُوا مَاذَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَا تُغْنِي الْاٰيَاتُ وَالنُّذُرُ عَنْ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ ١٠١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قُلِ | de ki |
|
| 2 | انْظُرُوا | bir bakın |
|
| 3 | مَاذَا | neler olduğuna |
|
| 4 | فِي |
|
|
| 5 | السَّمَاوَاتِ | göklerde |
|
| 6 | وَالْأَرْضِ | ve yerde |
|
| 7 | وَمَا |
|
|
| 8 | تُغْنِي | bir şey kazandırmaz |
|
| 9 | الْايَاتُ | ayetler |
|
| 10 | وَالنُّذُرُ | ve uyarılar |
|
| 11 | عَنْ |
|
|
| 12 | قَوْمٍ | bir topluluğa |
|
| 13 | لَا |
|
|
| 14 | يُؤْمِنُونَ | iman etmeyen |
|
قُلِ انْظُرُوا مَاذَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ
Fiil cümlesidir. قُلِ sükûn üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. Mekulü’l-kavli, انْظُرُوا ’dir. قُلِ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
انْظُرُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
مَاذَا istifham ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. ذَا ism-i mevsûl olup, haber olarak mahallen merfûdur. Ya da her ikisi birlikte istifham ismi olarak mübtedadır. فِي السَّمٰوَاتِ car mecruru mahzuf habere mütealliktir. الْاَرْضِ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
وَمَا تُغْنِي الْاٰيَاتُ وَالنُّذُرُ عَنْ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ
Fiil cümlesidir. وَ itiraziyyedir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تُغْنِي fiili ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. الْاٰيَاتُ fail olup damme ile merfûdur. النُّذُرُ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur. عَنْ قَوْمٍ car mecruru تُغْنِي fiiline mütealliktir. لَا يُؤْمِنُونَ cümlesi, قَوْمٍ ’nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُؤْمِنُونَ fiili ن ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cülesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُؤْمِنُونَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
تُغْنِي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi غني ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin ( imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلِ انْظُرُوا مَاذَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. قُلِ fiiiilinin mekulü’l-kavli olan انْظُرُوا مَاذَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İstifham üslubunda talebi inşaî isnad olan مَاذَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ cümlesi, انْظُرُوا fiilinin mef’ûlü konumundadır.
مَاذَا istifham ismidir. İstifham üslubunda talebi inşaî isnad olan cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. فِي السَّمٰوَاتِ , mübteda olan مَاذَا ‘nın mahzuf haberine mütealliktir.
İstifham üslubunda olmasına rağmen cümle, soru anlamında değildir. Vaz edildiği anlamdan çıkarak mana itibariyle tevbih ve taaccüb kastı taşıdığından, mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
انْظُرُوا fiilinde istiare sanatı vardır. Bakmak manasındaki kelime bilmek, anlamak manasında müstear olmuştur. Çünkü öğrenmenin en güçlü yolu, bakma/görme eylemi ile gerçekleşen idrak neticesinde olandır. Allah’ın kudretini anlamak, gözle görülebilecek, maddi bir şey menziline konulmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. Sebep müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürseldir.
Tezat nedeniyle birbirine atfedilen السَّمٰوَاتِ ve الْاَرْضِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
فِي السَّمٰوَاتِ ’ tan sonra الْاَرْضِ ’ ın zikredilmesi, umumdan sonra hususun zikredilmesi babında ıtnâb sanatıdır. Çünkü semavat, arza şamildir.
فِي السَّمٰوَاتِ ‘ deki ف۪ٓي harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi ف۪ٓي harfinde zarfiyyet anlamı vardır. السَّمٰوَاتِ lafzına dahil olduğunda bu özelliği nedeniyle istiare oluşmuştur. Sema içine birşey konulabilecek yapıda olmadığı halde zarfiyet özelliği olan bir nesneye benzetilmiştir. Gökyüzü ve zarfiyet özelliği taşıyan nesne arasındaki ortak özellik yani câmi’, mutlak irtibattır.
Nahivciler, ayetin başındaki مَا edatının şu iki manaya gelebileceğini söylemişlerdir:
a. Bu ayetler ve inzârlar, “Allah’ın, iman etmeyeceklerine hükmettiği kimselere bir fayda vermez” manasında mâ-i nâfiye’dir. Bu senin, “infak etmezsen malın sana fayda vermez” sözün gibi olur.
b. Bu, “onlardan o azabı hangi şey def edebilir ki” manasında, istifham ifade eden مَا edatıdır. Buna göre bu cümle istifham-ı inkârî olmuş olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Cümle, içerdiği muhtevanın önemine binaen قُلْ emriyle başlamıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَمَا تُغْنِي الْاٰيَاتُ وَالنُّذُرُ عَنْ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ
وَ , itiraziyyedir. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı babındandır.
Cümle menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وَالنُّذُرُ , fail konumundaki الْاٰيَاتُ ‘ya atfedilmiştir. Cihet-i camia, tezayüftür.
لَا يُؤْمِنُون cümlesi, تُغْنِي fiiline müteallik olan عَنْ قَوْمٍ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğine işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Menfi muzari fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede istiare sanatı vardır. الْاٰيَاتُ kelimesi, yeterli olmak, korumak anlamındaki تُغْنِي fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları vardır.
قَوْمٍ ‘deki nekrelik, muayyen olmayan nev, tahkir ve umum ifade eder.
الْاٰيَاتُ kelimesinde tevcîh sanatı vardır. Hem vahiy hem mucize hem de ibret alınacak şey manasına gelir.