Yunus Sûresi 103. Ayet

ثُمَّ نُنَجّ۪ي رُسُلَنَا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كَذٰلِكَۚ حَقاًّ عَلَيْنَا نُنْجِ الْمُؤْمِن۪ينَ۟  ١٠٣

Sonra resûllerimizi ve iman edenleri kurtarırız. (Ey Muhammed!) Aynı şekilde üzerimize bir hak olarak, inananları da kurtaracağız.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ثُمَّ Sonra
2 نُنَجِّي kurtarırız ن ج و
3 رُسُلَنَا peygamberlerimizi ر س ل
4 وَالَّذِينَ ve kimseleri
5 امَنُوا iman eden(leri) ا م ن
6 كَذَٰلِكَ işte böyle
7 حَقًّا bir haktır ح ق ق
8 عَلَيْنَا üzerimize
9 نُنْجِ kurtarmak ن ج و
10 الْمُؤْمِنِينَ Mü’minleri ا م ن
 
Önceki âyetlerde (95-98) belirtilen hususları teyit eden bu âyetlerde, evrendeki düzenin ve en üstün kudretin yüce Allah’a ait olduğu hakikatinin daima göz önünde tutulması gerektiği vurgulanmakta, Hz. Peygamber’den, inkârcılıkta direnenler karşısında mâneviyatını bozmaması istenmektedir. Ayrıca bu âyetler, başkalarını zorla imana getirme çabası içine girenlerin kendi iradelerini Allah Teâlâ’nın iradesi üstüne çıkarmaya çalışmak gibi bir yanlışlığa düşmüş olacakları uyarısında bulunmaktadır.
 Allah’ın izni olmadan hiç kimsenin iman etmeyeceği hususunun hemen ardından Allah’ın, akıllarını kullanmayanları iğrenç bir duruma sokacağının, yani kirli halleriyle baş başa bırakacağının bildirilmesi; yaratanın Allah Teâlâ, seçme kararını verecek olanın ise insan olduğunu, bir başka anlatımla, insanın imanla ilgili sorumluluğunun akıl nimetini yerli yerince kullanıp kullanmamasından kaynaklandığını açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim 101. âyette hem yer ve göklerdekilere ibret gözüyle bakılması istenmekte hem de bu tür kanıtların ve peygamberler tarafından yapılan uyarıların, aklını doğru istikamette işletmediği için iman yeteneğini yitirenlere fayda etmeyeceği belirtilmekte, böylece inanmayanı buna zorlamanın faydasız olduğuna dair bir psikolojik tahlil yapılmış olmaktadır.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 139-140
 

ثُمَّ نُنَجّ۪ي رُسُلَنَا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كَذٰلِكَۚ 

 

Ayet,  ثُمَّ  atıf harfiyle mukadder kelama atfedilmiştir. Takdiri,  نهلك الأمم ثمّ ننجي رسلنا (Milletleri helak ederiz. Sonra Resullerimizle kurtarırız.) şeklindedir.

Fiil cümlesidir.  ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. نُنَجّ۪ي  fiili  ى  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur. رُسُلَنَا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl atıf harfi  وَ  ile  رُسُلَنَا ’ya matuf olup, mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  اٰمَنُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur. 

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  

كَ  harf-i cerdir. Bu ibare, amili  نُنَجّ۪ي  olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. ذا  işaret ismi, sükun üzere mebni, mahallen mecrurdur. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir. 

ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından  فَ  harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

نُنَجّ۪ي  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نجو ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef‘ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اٰمَنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  أمن ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin ( imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 

حَقاًّ عَلَيْنَا نُنْجِ الْمُؤْمِن۪ينَ۟

 

حَقاًّ  mahzuf fiilin mef’ûlü mutlakı olup fetha ile mansubdur. Takdiri, حقّ ذلك حقّا (Bu gerçekten haktır.) şeklindedir. عَلَيْنَا  car mecruru  حَقاًّ ’a mütealliktir. 

نُنْجِ  fiili mahzuf  ى  üzere mukadder damme ile merfu muzari fiildir. Resmi mushafta ى  harfi hazf edilmiştir. Çünkü iki sakin birleştiğinde lafızdan  ى  harfi düşer.((https://tafsir.app/aljadwal/10/103) Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. الْمُؤْمِن۪ينَ۟  mef’ûlun bih olup nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. 

الْمُؤْمِن۪ينَ  kelimesi; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

ثُمَّ نُنَجّ۪ي رُسُلَنَا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كَذٰلِكَۚ

 

Ayet, tertip ve terahî ifade eden  ثُمَّ  atıf harfiyle mukadder kelama atfedilmiştir. Takdiri,  نهلك الأمم (Milletleri helak ederiz…) şeklindedir.

Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.

Muzari fiil hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Fiilin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  اٰمَنُوا  kelimesinde irsâd sanatı vardır. 

Veciz ifade kastına matuf  رُسُلَنَا  izafetinde azamet zamirine muzâf olan  رُسُلَ , şan ve şeref kazanmıştır.

Mef’ûl konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan اٰمَنُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

كَذٰلِكَ , amili  نُنَجّ۪ي  olan mahzuf bir mef’ûlu mutlaka mütealliktir. Mef’ûlü mutlakın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

كَذٰلِكَ  kendinden önceki bir manaya işaret eder. Ancak çoğu zaman o da müstakil bir lafız değildir. Burada hem  كَ  hem de  ذٰ  işaret ismi aynı şeye işaret eder. Dolayısıyla bu durumu benzetecek yine kendisinden daha mükemmel bir şey bulunamadığını ifade eder. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, c. 5, s. 101)

كَذٰلِكَ [İşte böyle], aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Buradaki istimali, işaret edilen nimetin derecesinin faziletteki mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir.(Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)

ثُمَّ نُنَجّ۪ي رُسُلَنَا  ibaresinde mazideki bir olayı anlatırken muzari sıygasının kullanılması, olayın meydana geliş şeklini gözler önüne getirmek suretiyle işin önemini ve büyüklüğünü göstermek içindir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Kurtarmanın helaktan sonra zikredilmesi, [Üzerimize bir hak olmak üzere müminleri böylece selamete erdiririz.] cümlesiyle bağlantı sağlamak içindir. Yani müminleri her türlü şiddet ve azaptan selamete erdiririz. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

  حَقاًّ عَلَيْنَا نُنْجِ الْمُؤْمِن۪ينَ۟

 

İtiraziyye olarak cümle fasılla gelmiştir. İtiraz cümleleri tetmim ıtnâbı babındandır. Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  حَقاًّ  mahzuf bir fiilin mef’ûlü mutlakıdır. Cümlenin  takdiri, حقّ ذلك حقّا (Bu, hak olarak gerçekleşti.) şeklindedir. 

Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.

نُنْجِ الْمُؤْمِن۪ينَ  cümlesi, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

نُنْجِ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

نُنْجِ - نُنَجّ۪ي  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır. 

Filin iki sıygası arasında güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu  (Ülger), Arap Dili Ve Belâğatı İltifat Sanatı)

الْمُؤْمِن۪ينَ۟ - اٰمَنُوا  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

حَقًّا عَلَيْنا  itiraz cümlesidir. Çünkü masdar, fiilden bedeldir. Yani bu iş (müminleri kurtarmak) gerçekten üzerimize hak oldu manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)