قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنْ كُنْتُمْ ف۪ي شَكٍّ مِنْ د۪ين۪ي فَلَٓا اَعْبُدُ الَّذ۪ينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلٰكِنْ اَعْبُدُ اللّٰهَ الَّذ۪ي يَتَوَفّٰيكُمْۚ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۙ ١٠٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قُلْ | de ki |
|
| 2 | يَا أَيُّهَا | ey |
|
| 3 | النَّاسُ | insanlar |
|
| 4 | إِنْ | eğer |
|
| 5 | كُنْتُمْ | iseniz |
|
| 6 | فِي | içinde |
|
| 7 | شَكٍّ | bir kuşku |
|
| 8 | مِنْ | -den |
|
| 9 | دِينِي | benim dinim- |
|
| 10 | فَلَا | (bilin ki) |
|
| 11 | أَعْبُدُ | ben tapmıyorum |
|
| 12 | الَّذِينَ | şeylere |
|
| 13 | تَعْبُدُونَ | sizin taptıklarınız |
|
| 14 | مِنْ |
|
|
| 15 | دُونِ | başka |
|
| 16 | اللَّهِ | Allah’tan |
|
| 17 | وَلَٰكِنْ | ancak |
|
| 18 | أَعْبُدُ | kulluk ederim |
|
| 19 | اللَّهَ | Allah’a |
|
| 20 | الَّذِي |
|
|
| 21 | يَتَوَفَّاكُمْ | sizin canınızı alacak olan |
|
| 22 | وَأُمِرْتُ | ve ben emrolundum |
|
| 23 | أَنْ |
|
|
| 24 | أَكُونَ | olmakla |
|
| 25 | مِنَ | -den |
|
| 26 | الْمُؤْمِنِينَ | mü’minler- |
|
قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنْ كُنْتُمْ ف۪ي شَكٍّ مِنْ د۪ين۪ي فَلَٓا اَعْبُدُ الَّذ۪ينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli, nida ve cevabıdır. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَٓا nida harfidir. اَيُّ münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. هَا tenbih harfidir. النَّاسُ münadadan bedel veya atf-ı beyan olup damme ile merfûdur. Nidanın cevabı اِنْ كُنْتُمْ ف۪ي شَكٍّ ‘dir.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كُنْتُمْ ’un dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.
تُمْ muttasıl zamiri كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. ف۪ي شَكٍّ car mecruru كُنْتُمْ ’un mahzuf haberine mütealliktir. مِنْ د۪ين۪ي car mecruru شَكٍّ ’ e müteallik olup, mukadder kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzaftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
ف şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
لا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَعْبُدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انا ’dir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ mef’ûlun bih olarak olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası تَعْبُدُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
تَعْبُدُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ دُونِ car mecruru, ism-i mevsûlun mahzuf ait zamirinin haline mütealliktir. Takdiri, تعبدونه كائنا من دون الله (Allah’ın dışında ona kulluk ediyorsunuz.) şeklindedir. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde اَيُّهَا, müennes isimlerde اَيَّتُهَا getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلٰكِنْ اَعْبُدُ اللّٰهَ الَّذ۪ي يَتَوَفّٰيكُمْۚ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لٰكِنْ istidrak harfidir. Amel etmemiştir. اَعْبُدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انا ’ dir. اللّٰهَ lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي lafza-i celâlin sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يَتَوَفّٰيكُمْ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
يَتَوَفّٰي elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
İstidrak ;düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir.Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine istidrak adı verilir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
يَتَوَفّٰي fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi وفي ’dır.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۙ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. اُمِرْتُ sükun üzere mebni meçhul mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ naib-i fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel mahzuf ب harf-i ceriyle اُمِرْتُ fiiline mütealliktir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
اَكُونَ nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. اَكُونَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri انا ’dir. مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ car mecruru اَكُونَ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْمُؤْمِن۪ينَ kelimesi; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنْ كُنْتُمْ ف۪ي شَكٍّ مِنْ د۪ين۪ي فَلَٓا اَعْبُدُ الَّذ۪ينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلٰكِنْ اَعْبُدُ اللّٰهَ الَّذ۪ي يَتَوَفّٰيكُمْۚ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
النَّاسُ , münadadan bedeldir. Bedel ıtnâb sanatı babındandır.
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ şeklindeki hitapla arkadan gelen mananın önemine dikkat çekilmiştir. Bu hitap surenin Mekkî olduğuna delalet eder.
Şart üslubunda gelen nidanın cevabında اِنْ كُنْتُمْ ف۪ي شَكٍّ مِنْ د۪ين۪ي cümlesi, şarttır.
كان ’nin dahil olduğu isim cümlesi, sübut ve istimrar ifade etmiştir.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. ف۪ي شَكٍّ car mecruru, كان ’nin mahzuf haberine mütealliktir.
ف۪ي شَكٍّ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla شَكٍّ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü شَكٍّ , hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
مِنْ د۪ين۪ي car-mecruru, fiil gibi amel eden شَكٍّ ‘e mütealliktir. شَكٍّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. Kelimedeki nekrelik kesret ve nev içindir.
Veciz ifade kastına matuf د۪ين۪ي izafetinde, Hz.Peygambere ait zamire muzâf olan د۪ين۪ , tazim ve şeref kazanmıştır.
فَ karînesiyle gelen cevap cümlesi olan فَلَٓا اَعْبُدُ الَّذ۪ينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ , menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
لَٓا اَعْبُدُ fiilinin mef’ûlü konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsul الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
دُونِ اللّٰهِ izafeti, gayrının tahkiri içindir.
مِنْ دُونِ اللّٰهِ tabirinin, Allah'tan gayrı ve Allah'la beraber olmak üzere iki manası vardır. (Medine Balcı, Dergâhü’l Kur’an, c. 8, s. 723)
لٰكِنْ ’in dahil olduğu وَلٰكِنْ اَعْبُدُ اللّٰهَ الَّذ۪ي يَتَوَفّٰيكُمْ cümlesi, şartın cevabına atfedilmiştir. İstidrak harfi cümlede amel etmemiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Menfî sıygadan müspet sıygaya iltifat sanatı vardır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
لٰكِنْ şeddeden muhaffeftir, ibtida harfidir, amel etmez. Sadece istidrak ifade eder. Kendisinden önce atıf edatı geldiğinden, atıf harfi olamaz. Kendisinden sonra müfred kelime geldiğinde, atıf edatı olmakla beraber, istidrak manasını da korur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, Bakara/12, c.1, s. 475)
Lafza-i celâl için sıfat konumundaki müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي ’nin sıla cümlesi olan يَتَوَفّٰيكُمْ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
يَتَوَفّٰيكُمْ yerine يَتَوَفّٰاني gelmesi gerekirdi. Dikkat çekmek ve aklıllarını başlarına almalarını istemek kastı ile mütekellim zamirinden muhatap zamirine dönüşte iltifat sanatı vardır.
Zamir makamında ism-i celâlin zahir olarak zikredilmesi, ibadet edilecek tek mabudun Allah Teâlâ olduğunu vurgulamak ve zihne yerleştirmek içindir. Bu tekrarda iltifat, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.
تَعْبُدُونَ - لَٓا اَعْبُدُ - اَعْبُدُ kelimeleri arasında iştikak cinası tıbâk-ı selb ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.
فَلَٓا اَعْبُدُ الَّذ۪ينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ cümlesiyle وَلٰكِنْ اَعْبُدُ اللّٰهَ الَّذ۪ي يَتَوَفّٰيكُمْۚ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
الَّذ۪ي - الَّذ۪ينَ ve دُونِ - د۪ين۪ي gruplarındaki kelimeler arasında cinas-ı nakıs ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.
Burada asıl muhatapların müşrikler olduğu halde bütün insanlara hitabın tercih edilmesi ve başında tenbih harfinin zikredilmesi, tebliği genelleştirmek ve tebliğ konusuna son derece önem verildiğini göstermek içindir.
Ayette, Allah'tan başkasına ibadeti terk, Allah'a ibadete takdim edilmiştir. Çünkü tahliye, süsleme (tehliye) den önce gelir. Nitekim tevhid kelimesinde de böyledir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Dindeki (dinde olan) şüphe; dinin varlığı ve o varlığın Allah kaynaklı olması hususunda kişinin gerçek manada duyduğu şüphedir. İşte bu şüphe, dinin hakikatindeki öze dair kamil bir tasavvurun ve inanç temellerindeki delillendirmenin oluşmayışı neticesinde vuku bulur. Dindeki gerçeklik-doğruluk hususundaki şüphe, beraberinde dinin mahiyeti hususundaki (esası,varlığı) şüpheyi getirecektir. Nitekim onlar, eğer dinin özünü kavramış olsalardı, onun doğruluğundan şüpheye düşmeyeceklerdi. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۙ
Cümle, atıf harfi وَ ‘ la لَٓا اَعْبُدُ cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Menfî sıygadan müspet sıygaya iltifat sanatı vardır.
اُمِرْتُ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki اَكُونَ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ cümlesi, masdar tevilinde mahzuf ب harfi ile اُمِرْتُ fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel, nakıs fiil كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Masdar-ı müevvel cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ car mecruru, كانَ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı [devamlılığı] ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كُنْتُمْ - اَكُونَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.