Yunus Sûresi 105. Ayet

وَاَنْ اَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ حَن۪يفاًۚ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ  ١٠٥

Yine bana şöyle emredildi: “Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dîne çevir. Sakın Allah’a ortak koşanlardan olma. Allah’ı bırakıp da sana ne fayda ve ne de zarar verebilecek olan şeylere yalvarma. Eğer böyle yaparsan, şüphesiz ki sen zâlimlerden olursun.”  (105 - 106. Ayetler Meali)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَأَنْ ve
2 أَقِمْ çevir ق و م
3 وَجْهَكَ yüzünü و ج ه
4 لِلدِّينِ dine د ي ن
5 حَنِيفًا hanif olan ح ن ف
6 وَلَا ve
7 تَكُونَنَّ olma ك و ن
8 مِنَ -dan
9 الْمُشْرِكِينَ ortak koşanlar- ش ر ك
 
Peygamberlerin görevi Allah tarafından bildirileni olduğu gibi insanlara tebliğ etmek ve ilâhî mesajın doğru anlaşılması için gereken çabayı sarfedip insanları aydınlatmaya çalışmaktır (105. âyetteki “hak din” diye çevirdiğimiz “hanîf” kelimesinin açıklaması için bk. Bakara 2/135). İnsan bir taraftan kendi sorumluluğunu göz ardı etmeden üzerine düşeni yerine getirmeye çalışırken, bir taraftan da hiçbir güç ve iradenin yüce Allah’ın güç ve iradesine sınır getiremeyeceğinin bilincinde olmalı ve yalnız O’ndan yardım dilemeli, O’na sığınmalıdır.
 

وَاَنْ اَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ حَن۪يفاًۚ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْ  tefsiriyyedir.  اَقِمْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انت ’dir. وَجْهَكَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

لِلدّ۪ينِ  car mecruru  اَقِمْ  fiiline mütealliktir. حَن۪يفاًۚ  kelimesi  اَقِمْ ’deki failin hali olup fetha ile mansubdur. 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Tefsiriyye; kelamdaki kapalılığı veya karışıklığı ortadan kaldırmak maksadıyla getirilen açıklayıcı kelamla yapılan ıtnâb türüne verilen isimdir. Tefsir, ifadeyi eksik ve fazla olmamak kaydıyla sadece kullanılan önceki ibareyi izah etmeyi amaçlar; ek bir mana getirmez. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

اَقِمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi قوم ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


 وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَكُونَنَّ  nakıs, fetha üzere mebni muzari fiildir. Mahallen meczumdur. Fiilin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. تَكُونَنَّ  ’nin ismi müstetir olup takdiri  أنت ’dir. مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ  car mecruru  تَكُونَنَّ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

مِنْ  harf-i ceri mecruruna ibtidaiyye, ba’z, tebyin, karşılaştırma, zaid, sebep, bedel/karşılık, iki şeyi birbirinden ayırt etmek gibi manalar kazandırabilir. Burada ba’z (yani bir kısmı) manasındadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Tekid nunları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)

الْمُشْرِك۪ينَ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَاَنْ اَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ حَن۪يفاًۚ 

 

وَ , atıf harfidir. Ayet, önceki ayetteki  وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۙ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  اَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ حَن۪يفاً  cümlesi, masdar teviliyle takdiri  وأوحي إليَّ (Ve bana vahyetti ki… ) olan mahzuf fiilin naib-i faili konumundadır. Bu takdire göre cümle mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Masdar-ı müevvel, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

اَنْ ‘in, tefsiriye olması da caizdir.

وَ  harfinin kullanımı çok geniştir. Atfedildiği fiil manasında da kullanılır. (Sîbeveyhi) Yani bu ayetteki  وَ  harfi  أُمِرْتُ  manasındadır. Sırf atıf değil, fiilin tekrarı kastedilmiştir. Sîbeveyhi Kitap’ında  اَنْ  harfi;  وَ  harfinin atfedildiği fiil manasında olduğunu açıklayan tefsir harfi olduğunu söylemiştir. Yani,  وأُمِرْتُ بِإقامَةِ وجْهِيَ لِلدِّينِ حَنِيفًا (Yüzümü hanif olan dine çevirmekle emrolundum.) demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

اَقِمْ وَجْهَكَ  ibaresi istiaredir. Bununla kastedilen, “Dinin üzerinde dosdoğru ol, yolunda daim ve sabit ol.” anlamıdır. İfadede özellikle  وَجْهَكَ ’in zikredilmesi, insanın bütününün hedeflenen cihete doğru yönelişi ancak yüzü ile bilindiği içindir. Yine  اَقِمْ وَجْهَكَ  ile kastedilen -Allahu a’lem- “Onu, cihetinden asla sapmadan daima kıble olan Kâbe yönüne doğrult.” şeklinde (gerçek manada) olması da caiz olabilir. (Şerîf er-Radî, Kur’an Mecazları) 

وَجْهَكَ  kelimesinde cüz-kül alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatı vardır.

حَن۪يفاً  kelimesi  اَقِمْ ’deki failin halidir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. 

حَن۪يفاً , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

حنف ; doğruya yönelmek, جنف  ise doğrudan yanlışa yönelmek demektir. (Rağıb el-İsfehani, Müfredât) 

Bu ayette bedî’ sanatlardan istitbâ sanatı vardır. İstitbâ‘, birbirine tâbi, bağlı ve iç içe iki övgü unsuru arasında olur. Övgünün peşinden yerginin, yerginin peşinden de övgünün getirilmesi caiz değildir. (Dr. Mustafa Aydın, Arap Dili Belâgatında Bedî’ İlmi ve Sanatları.)

اَنْ ’in sılası emir sıygası ile anlatılmıştır, maksatta ikisi (haber veya talep) arasında fark yoktur. Çünkü gaye onun masdar manasını içeren şeye bağlanmasıdır ki ona delalet etsin. Bütün fiil sıygaları öyledir, ister haber ister talep olsun.(Beyzâvî,Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Ayette bahsedilen, “ikâmetu’l-vech” ifadesi, aklı tamamiyle dini talep edip, onu araştırmaya yöneltmekten ibarettir. Çünkü bir şeye alabildiğine bakmak isteyen kimse kendisini az olsun çok olsun hiçbir şeyin ondan çeviremeyeceği bir biçimde yüzünü o şeye doğru yöneltir. Zira o kimse, yüzünü o şeyden çok az olsa dahi çevirdiğinde, o şeyin tam mukabilinde olma hali yok olmuş olur. Bu, tam mukabilinde olma işi batıl ve yok olunca da görme haleldar olur. İşte bundan dolayı, yüzü dine doğru ikame etmenin, aklın tamamıyla dini talep etmeye yöneltilmesinden bir kinaye kılınmış olması güzel ve yerinde olmuş olur. حَن۪يفاً  kelimesinin manası, “Tamamıyla ona yönelmiş, onun dışında kalanlardan ise tamamıyla yüz çevirmiş kimse olarak” demektir ki, bu sözün neticesi de tam bir ihlası ve başkasına iltifat etmemeyi gösterir. O halde onun ilk önce “Bana, müminlerden olmam emredilmiştir.” demiş olması, imanın temelini ve aslını elde etmeye, “Ve yüzünü tevhid dinine döndür.” sözü de tamamıyla iman nuruna gark olmaya ve onun dışında kalanlardan da tamamıyla yüz çevirmeye bir işaret olmuş olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)


  وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ

 

Ayetin son cümlesi masdar-ı müevvel cümlesine matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. İki cümle arasında manen ve lafzen mutabakat vardır. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat edilmiştir.

Cümle nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Nakıs fiil  كاَن ’nin dahil olduğu isim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ  car mecruru  كَانَ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir. 

تَكُونَنَّ  fiilinin sonundaki nun, tekid içeren nûn-u sakiledir.

الْمُشْرِك۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı [devamlılığı] ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)