Bakara Sûresi 214. Ayet

اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْۜ مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَٓاءُ وَالضَّرَّٓاءُ وَزُلْزِلُوا حَتّٰى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ مَتٰى نَصْرُ اللّٰهِۜ اَلَٓا اِنَّ نَصْرَ اللّٰهِ قَر۪يبٌ  ٢١٤

Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber mü’minler, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَمْ yoksa
2 حَسِبْتُمْ sandınız (mı) ح س ب
3 أَنْ ki
4 تَدْخُلُوا gireceksiniz د خ ل
5 الْجَنَّةَ cennete ج ن ن
6 وَلَمَّا
7 يَأْتِكُمْ başınıza gelmeden ا ت ي
8 مَثَلُ durumu م ث ل
9 الَّذِينَ
10 خَلَوْا geçenlerin خ ل و
11 مِنْ
12 قَبْلِكُمْ sizden önce ق ب ل
13 مَسَّتْهُمُ onlara dokunmuştu م س س
14 الْبَأْسَاءُ sıkıntı ب ا س
15 وَالضَّرَّاءُ ve yoksulluk ض ر ر
16 وَزُلْزِلُوا ve sarsılmışlardı ki ز ل ز ل
17 حَتَّىٰ nihayet
18 يَقُولَ diyorlardı ق و ل
19 الرَّسُولُ peygamber ر س ل
20 وَالَّذِينَ ve kimseler
21 امَنُوا inanan ا م ن
22 مَعَهُ onunla birlikte
23 مَتَىٰ ne zaman
24 نَصْرُ yardımı ن ص ر
25 اللَّهِ Allah’ın
26 أَلَا İyi bilin ki
27 إِنَّ şüphesiz
28 نَصْرَ yardımı ن ص ر
29 اللَّهِ Allah’ın
30 قَرِيبٌ yakındır ق ر ب
 

Bedelsiz ödül olmaz. İman ispat ister.

186. ayette Allah teala ‘’kullarım sana benden sorarlarsa muhakkak ben çok yakınım“ buyurmuştu. Hatta yakınlığının seviyesini göstermek  için “onlara söyle” bile dememiş kuluyla kendi arasına peygamberi bile sokmamış “ben pek yakınım” demişti. Allah bu kadar yakın olduğuna göre yardım uzak olabilir mi? ”Yardım Ya Rab” diyene Allah ”Yettim Kulum” demez mi?

 

Riyazus Salihin, 42 Nolu Hadis

Ebû Abdullah Habbâb İbni Eret radıyallahu anh şöyle dedi:

Hırkasını başının altına yastık yapmış Kâbe’nin gölgesinde dinlenirken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e (müşriklerden gördüğümüz işkencelerden) şikâyette bulunduk ve :

- Bize yardım dilemeyecek, Allah’a bizim için dua etmeyecek misiniz? dedik. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  şöyle cevap verdi:

- “Önceki ümmetler içinde bir mü’min tutuklanır, kazılan bir çukura konulurdu. Sonra da bir testere ile başından aşağı ikiye biçilir, eti-kemiği demir tırmıklarla taranırdı. Fakat bütün bu yapılanlar onu dininden döndüremezdi. Yemin ederim ki Allah mutlaka bu dini hâkim kılacaktır. Öylesine ki, yalnız başına bir atlı, Allah’tan ve sürüsüne kurt saldırmasından başka hiç bir şeyden endişe etmeksizin San’a’dan Hadramut’a kadar emniyetle gidecektir. Ne var ki, siz sabırsızlanıyorsunuz.”

Buhârî’nin bir başka rivayetinde ifade, “Peygamber aleyhisselâm hırkasına bürünmüştü. Bizler müşriklerden çok işkence görüyorduk” şeklindedir.

Buhârî, Menâkıb 25. Ayrıca bk. Buhârî, İkrâh 1, Menâkıbu’l-ensâr 29,   Ebû Dâvûd,  Cihâd 97.

 

اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْۜ

 

Fiil cümlesidir. اَمْ  munkatıadır, بل  ve hemze manasındadır. Yani;  بل أحسبتم  demektir. 

حَسِبۡ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمۡ  fail olarak mahallen merfûdur. Sanmak anlamında kalp fiilidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İkinci mef’ûlun bih mahzuftur. Takdiri; أم حسبتم دخول الجنّة محقّقا (Muhakkak cennete gireceğinizi mi zannettiniz) şeklindedir. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تَدۡخُلُوا۟  fiili  نَ ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. ٱلۡجَنَّةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

و  haliyyedir. لَمَّٓا  cahdı-müstağraktır. Fiil-i muzariyi cezm eder. يَأْتِ  illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Muttasıl zamir  كُم  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَّثَلُ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  ٱلَّذِینَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ ’ dür. Îrabtan mahalli yoktur.

خَلَوۡا۟  iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  مِنْ قَبْلِكُمْ  car mecruru  خَلَوْا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

وَلَمَّا یَأۡتِكُم [Daha başınıza gelmeden...] Bu ifadenin başındaki و ,hal vavıdır. لَمَّا  edatı geçmiş zamanı olumsuz yapan  لَمْ  anlamındadır. مَا  ise zaiddir ve anlamı güçlendirir. Ferrâ ve Sîbeveyhi ise;  لَمْ  ve  لَمَّا ‘ nın bir olduğunu söylemişlerdir. Sa‘leb şöyle demiştir:  لَمْ  sadece zikredilen şeyin olumsuzlanması içindir. لَمَّا  ise, bir işin henüz yapılmadığını ama yapılmasının beklendiğini söylemek anlamına gelir. Mesela bir adama:  اَ اَتَاكَ فُلاَنُ ؟  ‘’Falanca sana geldi mi?’’  diye sorulduğunda muhatap (لَمْ edatını kullanarak) لَمْ يَأْتَنِي ‘’Gelmedi.’’derse sadece onun gelmediği anlaşılır. Ancak (لَمَّا  edatını kullanarak)  لَمَّا يَأْتَنِي  ‘’Henüz gelmedi.’’ derse, ‘’daha gelmedi ancak gelmesini bekliyorum.’’ dediği anlaşılır. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

اَمْ : Çoğunlukla soru edatlarıyla birlikte kullanılır ve muhataptan bu edatın öncesi ile sonrasındaki unsurlardan birini ta’yin ve tercih etmesini zorunlu kılar. Genellikle soru edatı olan hemze ile (اَ) birlikte kullanılır. İkiye ayrılır: Muttasıl  اَمْ . Munkatı  اَمْ  (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

(لَمَّا) edatı ; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَٓاءُ وَالضَّرَّٓاءُ وَزُلْزِلُوا حَتّٰى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ مَتٰى نَصْرُ اللّٰهِۜ


Fiil cümlesidir. مَسَّتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. تۡ  te’nis alametidir. Muttasıl zamir  هُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  الْبَأْسَٓاءُ  fail olup damme ile merfûdur.  الضَّرَّٓاءُ  atıf harfi وَ ’ la makabline matuftur.  

وَ  atıf harfidir.  زُلْزِلُوا  damme üzere mebni, meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. 

حَتَّىٰ  gaye bildiren cer harfidir. یَقُولَ  muzari fiilini gizli  اَنْ  ile nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  حَتَّىٰ  harf-i ceriyle  زُلۡزِلُوا۟  fiiline müteallik olup, mahallen mecrurdur. 

یَقُولَ  fetha ile mansub muzari fiildir. الرَّسُولُ  fail olup damme ile merfûdur. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  ٱلَّذِینَ  atıf harfi  وَ ’la  الرَّسُولُ ’ ye matuftur. İsm-i mevsûlun sılası  اٰمَنُوا ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur.  

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَعَ  mekân zarfı  اٰمَنُوا fiiline müteallik olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir هُۥ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l kavli, مَتٰى نَصْرُ اللّٰهِۜ ‘ dir. يَقُولَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

مَتَىٰ  istifham ismi, zaman zarfı olup mahzuf mukaddem habere mütealliktir. نَصۡرُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. ٱللَّهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

مَتَىٰ (Ne zaman?) sorusu geçmiş veya gelecek bir zamanın belirlenmesi için sorulur. 

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harf-i cer şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰمَنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أمن ’ dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.


 اَلَٓا اِنَّ نَصْرَ اللّٰهِ قَر۪يبٌ


İsim cümlesidir.  اَلَٓا  istiftah ve tenbih harfidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

نَصۡرَ  kelimesi  اِنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. ٱللَّهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. قَرِیب  kelimesi  اِنَّ ’ nin haberi olup damme ile merfûdur.  

اَلَا  Konuşmacı dinleyenlerin dikkatini çekmek,onları uyarmak ve konuşacağı sözün önemini belirtmek için konuşmasını bu edatla başlatır.Onun için bu edata istiftah ve tembih edatı denilmiştir.(Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ) 

قَر۪يبٌ  ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْۜ 

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. 

Ayetin ilk cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.  اَمِ ; hemze ve  بَلْ  manasını taşıyan munkatıadır. Buradaki hemze inkârî manadadır.

Cümle, mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen inkârî manada olan cümle mecaz-ı mürsel mürekkeptir. Mütekellimin Allah Teâlâ olması sebebiyle istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır. 

Masdar harfi  أَن  ve akabindeki  تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ  cümlesi masdar teviliyle  حَسِبۡتُمۡ  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْۜ  cümlesi haldir. Hal, cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlarla yapılan ıtnâb sanatıdır.

Menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî  kelamdır. 

مَثَلُ ‘nün muzafun ileyhi konumundaki ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan  خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْۜ  cümlesi, sebata, temekküne ve istikrara işaret eden müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

أَمۡ  edatı sözün öncesiyle sonrasını birbirinden ayıran bir lafız olup, hemzede takrir ve sanma eyleminin yadırganma, uzak görülme anlamı vardır. Allah Teâlâ, Peygamber (s.a.v) ve müminleri Hazret-i Peygamber’le anlaşmazlığa düşen Müşriklerle Ehl-i Kitab’a ve onların Allah’ın ayetlerini inkâr ve Peygamber (s.a.v)’e düşmanlık etmelerine karşı sabır ve sebata teşvik etmek için, eski milletlerin apaçık delillerin gelmesinin ardından peygamberlere karşı ortaya koydukları ihtilafı zikredince, pek beliğ bir iltifat [kip değiştirme] tarzı üzere kendilerine; أَمۡ حَسِبۡتُمۡ [Yoksa siz ... mi sanmıştınız?] demiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)

مَّثَلُ  kelimesi, "benzer" manasına gelen "misil" demektir. "Misil" de, "mesel" de; "şibh" ve "şebeh" gibi kullanılabilen iki lügattir (şekildir). Fakat "mesel" enteresan bir durum ve mühim, şaşırtıcı bir kıssa için kullanılır.  وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْاَعْلٰىۜ [En yüce mesel Allah'a aittir] (Nahl, 60) yani, "büyük şânı olan sıfat Allah'a aittir" ayeti de bu manadadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)    

اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ [Cennete gireceğinizi mi sandınız?] Yani bunu mu zannettiniz? Buradaki soru inkâr anlamındadır. أَمۡ  edatının başında istifham elifi bulunmadığı zaman bu edat istifham elifi gibi kabul edilir. Yahut önce başına bir istifham takdir edilir, sonra da cümle onun üzerine kurulur. Yani; Ey Muhammed ümmeti! Siz, başınıza öncekilerin başlarına gelen musibetler gelmeden cennete kavuşacağınızı mı sanıyorsunuz? Bu ayetin öncesiyle bağlantısı şöyledir: Önceki ayette eski ümmetlerin düştükleri ayrılığı zikretmiş, hidayet yolunu tutanlara kendilerine karşı çıkanlara göğüs germelerini emretmiş ve bu sebeple başlarına bazı zorluk ve sıkıntılar gelmişti. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu. وَلَمَّا یَأۡتِكُم [Daha başınıza gelmeden.] Bu ifadenin başındaki وَ  hal vâvıdır. لَمَّا  edatı, geçmiş zamanı olumsuz yapan  لَم  anlamındadır. ما  ise zaiddir ve anlamı güçlendirir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)


مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَٓاءُ وَالضَّرَّٓاءُ وَزُلْزِلُوا حَتّٰى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ مَتٰى نَصْرُ اللّٰهِۜ


Beyanî istînaf veya tefsiriyye olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müsbet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Makabline  وَ ’ la atfedilen  وَزُلْزِلُوا حَتّٰى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ مَتٰى نَصْرُ اللّٰهِۜ  cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Önceki cümle gibi müsbet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

زُلْزِلُوا  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)  

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Gaye bildiren harf-i cer  حَتّٰى ‘nın, gizli  أنْ ‘le masdar yaptığı  يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ مَتٰى نَصْرُ اللّٰهِۜ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup,  حَتّٰى  ile birlikte  زُلْزِلُوا  fiiline mütealliktir. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Faile matuf olan ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi  اٰمَنُوا مَعَهُ , sebata, temekküne ve istikrara işaret eden müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İman edenlerin ism-i mevsûlle belirtilmesi, o kişilerin bilinen kişiler olduğuna işaret etmesinin yanında, tazim de ifade eder.

یَقُولَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  مَتٰى نَصْرُ اللّٰهِۜ , istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuf  نَصۡرُ ٱللَّهِۗ  izafetinde lafzâ-i celale muzâf olan  نَصۡرُ  kelimesi şeref kazanmıştır.

مَسَّتْهُمُ  fiili  الْبَأْسَٓاءُ  ve الضَّرَّٓاءُ ’ya nisbet edilmiştir. Bu ifadede istiare vardır. Canlılara mahsus olan dokunma fiili zarar ve sıkıntıya nispet edilmiş, böylece zarar ve sıkıntı bir canlı yerine konmuştur.  Aynı zamanda cümlede tecessüm sanatı vardır. 

Soru soranların resul ve yanındaki iman edenler olarak açıklanması taksim sanatıdır.

ٱلۡبَأۡسَاۤءُ - ٱلضَّرَّاۤءُ - زُلْزِلُوا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

مَّسَّتۡهُمُ ٱلۡبَأۡسَاۤءُ وَٱلضَّرَّاۤءُ  cümlesinde istiare-i mekniyye vardır. Şiddetli imtihan manasındaki  ٱلۡبَأۡسَاۤءُ وَٱلضَّرَّاۤءُ  kelimeleri, acının şiddeti bakımından ateşe benzetilmiştir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati'l Kur'ani'l bir Kerim, Soru;1438)

Nasb ile  حَتَّىٰ یَقُولَ  şeklinde okunurken, أن  takdir edilmiş ve gelecek zaman anlamı esas alınmıştır. Çünkü  أن  gelecek zamana işaret eder. Ref’ ile  حَتَّىٰ یَقُولَُ okunmasında ise “şimdiki zaman” anlamı esas alınmıştır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)


اَلَٓا اِنَّ نَصْرَ اللّٰهِ قَر۪يبٌ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Cümlenin başına gelen  اَلَٓا , devamında gelecek söze dikkat çekerek, tekid ifade etmiş tenbih edatıdır.  اِنَّ  harfi,  اَلَٓا  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi, tenbih edatı sebebiyle birden fazla tekit unsuru taşıyan çok muhkem cümlelerdir.  

Allah’ın yardımının gelişi konusunda müminlerin şüphe içinde olmaları sebebiyle, Allah Teâlâ sorunun cevabını birden fazla tekid unsuru taşıyan cümle ile vermiştir.

Müsnedün ileyh izafetle gelerek îcâz yoluyla çok anlam ifade edilmiştir. Bu izafette bütün esma-i hüsnaya şamil  ٱللَّهِ ismine muzaf olması  نَصْرَ  için şan ve şeref ifade eder. 

Cümlede mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.

نَصْرَ اللّٰهِ  izafeti ayetteki önemine binaen tekrarlanmıştır. Bu ibarenin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Yakınlıktan maksat, zaman yakınlığıdır. Burada makabline münasip olarak fiil cümlesi gelmesi gerekirken, isim cümlesinin tercih edilmesi ve cümlenin başında  أَلَاۤ [Haberiniz olsun, dikkat edin!] tenbih ve tekid edatının bulunması, beklenen yardımın tam manasıyla gerçekleşeceğine delalet eder. (Ebüssuûd, İrşâdü’l - Akli ’ s-Selîm)

اَلَٓا اِنَّ نَصْرَ اللّٰهِ قَر۪يبٌ [Bilesiniz ki, Allah’ın yardımı çok yakındır] ifadesi irâde-i kavl üzere gelmiş; yani acil yardım taleplerine cevap vermek için söylenmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t -Te’vîl)

Onların hepsi [Allah’ın yardımı ne zaman?] demişlerdir. Bu bir beklenti ifadesidir. Yani bunu bekleyin ve bekleme halini değiştirmeyin demektir. Sonra bu söz tamamlanmış ve Allah Teâlâ bu ümmete [Allah’ın yardımı yakındır.] buyurmuştur. Burada yakın derken, gelmesi kesin olan yardım kastedilmiştir. Çünkü gelen her şey aynı zamanda yakınlaşır. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

Tembih harflerinden  اَلَٓا , ayette isim cümlesinin başına gelerek devamında gelecek sözü muhatabın can kulağıyla dinlemesini sağlamıştır. (Elif Yavuz, Belagat İlminde Haber Ve İnşa (Bakara Suresi Örneği)