اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَا هٰذِهِ التَّمَاث۪يلُ الَّت۪ٓي اَنْتُمْ لَهَا عَاكِفُونَ ٥٢
اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَا هٰذِهِ التَّمَاث۪يلُ الَّت۪ٓي اَنْتُمْ لَهَا عَاكِفُونَ
اِذْ zaman zarfı اٰتَيْنَٓا fiiline veya عَالِم۪ينَ’ye mütealliktir. قَالَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. لِاَب۪يهِ car mecruru قَالَ fiiline müteallık olup, harfle îrab olan beş isimden biri olarak cer alameti ي ’dir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. قَوْمِه۪ atıf harfi وَ ’ la makabline matuftur. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l-kavli, مَا هٰذِهِ التَّمَاث۪يلُ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. مَا istifham ismi, mübteda olarak mahallen merfûdur. İşaret ismi هٰذِهِ mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. التَّمَاث۪يلُ işaret isminden bedel veya atfı beyan olup damme ile merfûdur.
الَّت۪ٓي müfred müennes has ism-i mevsûl التَّمَاث۪يلُ ’nun sıfatı olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûl sılası اَنْتُمْ لَهَا عَاكِفُونَ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
Munfasıl zamir اَنْتُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. لَهَا car mecruru عَاكِفُونَ ’ye mütealliktir. عَاكِفُونَ haber olup, ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَاكِفُونَ ; sülâsî mücerredi عكف olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَا هٰذِهِ التَّمَاث۪يلُ الَّت۪ٓي اَنْتُمْ لَهَا عَاكِفُونَ
Ayete dahil olan zaman zarfı اِذْ , önceki ayetteki اٰتَيْنَٓا veya عَالِم۪ينَ’ye mütealliktir.
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَا هٰذِهِ التَّمَاث۪يلُ الَّت۪ٓي اَنْتُمْ لَهَا عَاكِفُونَ cümlesi اِذْ ’in muzâfun ileyhidir.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan مَا هٰذِهِ التَّمَاث۪يلُ الَّت۪ٓي اَنْتُمْ لَهَا عَاكِفُونَ , istifham üslubunda talebî inşaî isnaddır.
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen nefy, tahkir ve tevbih (hor görme ve kınama) amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
İbrahim (a.s)’ın babasına olan bu sözü muhakkak ki meselenin hakikatini bilememesi ile ilgili değildir. O, onların taştan yapılmış olan putlara ibadet etmeleri ve bu konudaki ısrarlarına böyle bir soru ile dikkat çekmiş ve onların ilk anda kendisine cephe almalarının önüne geçerek konuyu soru üslubu ile yumuşatmış, böylece doğru yolu görmeleri konusunda onları irşad etmiştir.
Müsnedün ileyhin ism-i işaret oluşu, putları tahkir manası taşımaktadır.
التَّمَاث۪يلُ için sıfat konumundaki müfred müennes has ism-i mevsûl الَّت۪ي ’nin sılası olan اَنْتُمْ لَهَا عَاكِفُونَ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَهَا car mecruru durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak ve tahkiri artırmak için amili olan عَاكِفُونَ ’ye takdim edilmiştir.
Müsned olan عَاكِفُونَ, ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَهَا ’daki لَ , ihtisas içindir geçişlik için değildir. Çünkü عَاكِفُونَ kelimesi, على ile geçişli kılınır. لَ ’ın, على ile tevil edilmesi yahut عَاكِفُونَ’ye ibadet manası verilmesi de caizdir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Hz. İbrahim'in bu suali, tecâhül (bildiğini bilmiyormuş gibi davranmak) kabilindendir. Nitekim onların putları hakkındaki suali, normal olarak hakikatin beyanını yahut ismin açıklanmasını talep eden bir sual tarzı değildir. Sanki Hz. İbrahim, onların ilâh edindikleri putların mahiyetlerinin taş veya ağaç olduklarını iyice kavradığı halde bunların ne olduklarını bilmiyormuş gibi soru sormaktadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)