Yâsin Sûresi 13. Ayet

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلاً اَصْحَابَ الْقَرْيَةِۢ اِذْ جَٓاءَهَا الْمُرْسَلُونَۚ  ١٣

(Ey Muhammed!) Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَاضْرِبْ ve anlat ض ر ب
2 لَهُمْ onlara
3 مَثَلًا misal olarak م ث ل
4 أَصْحَابَ halkını ص ح ب
5 الْقَرْيَةِ şu kent ق ر ي
6 إِذْ zaman
7 جَاءَهَا geldiği ج ي ا
8 الْمُرْسَلُونَ elçiler ر س ل
 

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلاً اَصْحَابَ الْقَرْيَةِۢ اِذْ جَٓاءَهَا الْمُرْسَلُونَۚ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  اضْرِبْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. لَهُمْ  car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlün bihe mütealliktir.  مَثَلاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اَصْحَابَ الْقَرْيَةِۢ  izafeti,  مَثَلاً ‘den bedel olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الْقَرْيَةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

اِذْ  zaman zarfı  اَصْحَابَ ‘dan bedel-i iştimâl olarak mahallen mansubdur.  جَٓاءَهَا  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  الْمُرْسَلُونَۚ  fail olup ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. Bedel-i iştimal: Mübdelün minh’e tam olarak uymayan, onun bir parçası da olmayan ancak, başka yönden ilgisi bulunan; daha çok mübdelün minh’in özelliğini ve durumunu bildiren bedeldir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُرْسَلُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûlüdür.

 

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلاً اَصْحَابَ الْقَرْيَةِۢ اِذْ جَٓاءَهَا الْمُرْسَلُونَۚ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Veciz anlatım kastıyla gelen  اَصْحَابَ الْقَرْيَةِ  izafeti  مَثَلاً ‘den bedeldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mahzuf ikinci mef’ûle müteallik olan  لَهُمْ  car-mecruru, ihtimam için ilk mef’ûl  مَثَلاًe takdim edilmiştir. İki mef’ûle müteaddi olan  اضْرِبْ  fiilinin ikinci mef’ûlünün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

مَثَلاً ’deki nekrelik, nv ifade eder.

اِذْ  zaman zarfı  اَصْحَابَ الْقَرْيَةِۢ ’den bedel-i iştimâldir. 

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  جَٓاءَهَا الْمُرْسَلُونَ  cümlesi  اِذْ ’in muzâfun ileyhidir.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Zaman ismi olan  اِذْ 'in masdara değil de fiil cümlesine muzâf olmasıyla bu vaktin tazimi anlaşılır. Çünkü fiil teceddüde ve şimdiki zamana delalet eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Hac/26)

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلاً  [Onlara misal getir.] tabiri iki mana taşır:

Onlar için misal getir, yani onlara açıkla, zikret ve şehir ashabının öyküsünü anlat ki ibret alsınlar ve bilsinler ki sen resullerin ilki değilsin, senden önce de resuller gönderildi ve kavimler uyarıldı, onların rasullere karşı durumları yalanlamak ve inkâr oldu, onlar resullerine eziyet ettiler, Allah da onlara azab etti ve helak etti, umulur ki senin kavmin de bundan ibret alır. Bu misal getirmekten maksat Resulullah'ın (s.a.v) kavminin halini şehir ashabının haline benzetmek ve onları bir misal olarak göstermek, yani kavminin hali şehir ashabının hali gibidir, demektir. Burada bir kavmin hali başka bir kavmin haline benzetilmiştir. Günlük konuşmalarımızda bir kişi bir şey yaptığı zaman, senin halini filanın haline benzetiyorum deriz. Ya da Zeydi Hâlid'e benzetiyorum, ikisi de ticarette zarar etti deriz. Yani kavmin bu misalden ibret alması gerekir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.2, s.70)

Rûhu'l Meânî'de ise şöyle bir açıklama vardır:  İlk manaya göre küfürde ve yalanlama konusunda aşırı derecede ısrarcı olan şu kişilere şehir ashabını örnek ver, şeklindedir. Yani ‘’bunların durumları aynıdır’’ demektir. مثلا  kelimesi  اضرب  fiilinin ikinci mef’ûlü, أصحاب القرية  de ilk mef’ûlüdür. İlk mef’ûlün tehir edilmesi açıklamak içindir.

İkinci manaya göre ise, onlara benzemesi açısından son derece garip olan şehir ashabının kıssasını hatırlat ve açıkla demektir.  أصحاب القرية  ibaresine  مثل (gibi) şeklinde bir muzâf takdir edilir. Ayette  أتاها  değil  جاءها  buyurulmuştur. Çünkü bu gelişte meşakkat ve zorluk vardır. Öyle görünüyor ki bu elçilerin tebliğinde meşakkat, eziyet ve tehdit vardır ki bu fiil tercih edilmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.2, s.71)

مَثَلاً (Örnek) ile  اَصْحَابَ الْقَرْيَةِۢ (Kasaba halkı) lafızlarının ‘göster’ anlamındaki fiilin iki mef'ûlu olması mümkündür. Ya da  اَصْحَابَ الْقَرْيَةِۢ (kasaba halkı) lafzı مَثَلاً (örnek)’den bedel de olabilir.  اضرب لهم مثل أصحاب القرية (Sen onlara kasaba halkının misalin örnek olarak göster) demek olur ki burada muzâf hazf edilmiştir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلاً اَصْحَابَ الْقَرْيَةِۢ [Sen onlara o şehir halkını örnek ver.] Eserlerin yazılmasına ve asil bir örnekte birçok şeyin sayılmasına bir misal gibi olan bu mesel, gerek üzerlerine azab sözü hak olanları korkutmak ve gerekse Kur'an'a uyanları müjdelemek konusunda peygambere vadedilmiş olan inkılapların önemli bir örneğini vermektedir ki, buna bu itibarla Yâsin'in kalbi denilse yeridir. Yani Hristiyanlığın karşısında müşrik Romalılar nasıl söndüyse İslamiyetin karşısında da öyle devletler yıkılacak (Onu bütün dinlere üstün kılma.)(Fetih, 48/28) sırrı ortaya çıkacaktır. Burada, bu şehrin Antakya, elçilerin de Îsa (a.s)ın havarilerinden gönderilenler olduğu naklediliyor. O hade şehir halkının, memleket halkı ve anılan kavmin de Romalılar olduğu anlaşılır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

Arapça'da "darb", ya bir şeyi bir şeye sert bir şekilde vurmak demektir, yahut da وَاِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ [Yeryüzünde harbettiğiniz (yani sefere çıktığınız) zaman] (Nisa/101) ayetinde olduğu gibi, harf-i cerle kullanıldığında, ‘yürümek’ manasınadır. Bununla birlikte, "mesel darb olundu" ve ayetteki ifadesinde bu kelimenin manası nedir?

Cevap: "Mesel darb olundu" deyimi (misal getirildi, örnek verildi) demektir. Çünkü "darb", aynı zamanda "çeşit" manasınadır. Nitekim Arapça'da, "Bu şeyler aynı "darb"tandır, yani, "bunları aynı çeşit say" denir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)