Kasas Sûresi 79. Ayet

فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ ف۪ي ز۪ينَتِه۪ۜ قَالَ الَّذ۪ينَ يُر۪يدُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا يَا لَيْتَ لَنَا مِثْلَ مَٓا اُو۫تِيَ قَارُونُۙ اِنَّهُ لَذُو حَظٍّ عَظ۪يمٍ  ٧٩

Kârûn, zineti ve görkemi içerisinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler, “Keşke Kârûn’a verilen (servet) gibi bizim de (servetimiz) olsaydı. Şüphesiz o büyük bir servet sahibidir” dediler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَخَرَجَ (Karun) çıktı خ ر ج
2 عَلَىٰ karşısına
3 قَوْمِهِ kavminin ق و م
4 فِي içinde
5 زِينَتِهِ süsü (debdebesi) ز ي ن
6 قَالَ dedi(ler) ق و ل
7 الَّذِينَ kimseler
8 يُرِيدُونَ isteyen(ler) ر و د
9 الْحَيَاةَ hayatını ح ي ي
10 الدُّنْيَا dünya د ن و
11 يَا لَيْتَ Keşke!
12 لَنَا bize verilseydi
13 مِثْلَ bir benzeri م ث ل
14 مَا şeyin
15 أُوتِيَ verilen ا ت ي
16 قَارُونُ Karun’a ق ر ن
17 إِنَّهُ gerçekten onun
18 لَذُو vardır
19 حَظٍّ şansı ح ظ ظ
20 عَظِيمٍ büyük ع ظ م
 

“Ama suçluluğu kesinleşmiş olanlara artık günahları sorulmaz” ifadesi, suçluların yaptıklarından sorumlu olmayacakları veya onların hesapsız kitapsız cehenneme sürüklenecekleri anlamına gelmez. Bu ifade, söz konusu suçluların yapıp ettiklerinin suç ve günah olduğunun âşikâr olarak bilinmesi sebebiyle akıbetlerinin de bir felâket olduğunun apaçık gerçek olarak bilindiği anlamına gelmekte ve sarsıcı bir uyarı maksadı taşımaktadır. 

Dünya hayatına düşkün olanlar Karun’un servet ve ihtişamını gördükçe onun şanslı bir insan olduğunu düşünüyor ve onun yerinde veya onun kadar zengin biri olmak istiyorlardı. İlim ve irfan sahibi kimseler ise onları kınayarak bu tür özentilerin yersiz olduğunu söylüyorlardı. Zira dünyadaki servet geçici, âhiret ise daha hayırlı ve daha kalıcıydı (krş. Kehf 18/46; A‘lâ 87/16-17). 80. âyete göre âhirette bu nimetlere kavuşabilmek için iman, sâlih amel ve sabır sahibi olmak gerekmektedir.

Karun, evi barkı ve bütün servetiyle birlikte yerin dibine batırıldı. Daha önce onun ihtişamına imrenip özenenler bunu görünce söylediklerine pişman oldular ve Allah’ın verdiği rızka razı olmak gerektiğine, nankörlerin iflah olmayacaklarına kanaat getirdiler.

Karun kıssası, servet ve gücüne güvenerek, kendini imtiyazlı ve büyük görüp Allah’a isyan, insanlara karşı haksızlık eden ve bu suretle sınırı aşanlar için asırları aşıp gelen bir ibret tablosu, bir öğüt levhasıdır.

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 246-247
 

فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ ف۪ي ز۪ينَتِه۪ۜ 

 

Fiil cümlesidir.  فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

خَرَجَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir.  عَلٰى قَوْمِه۪  car mecruru  خَرَجَ ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

ف۪ي ز۪ينَتِه۪ۜ  car mecruru  خَرَجَ  'deki failin mahzuf haline mütealliktir.Takdiri  متزيّنا  şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.


 قَالَ الَّذ۪ينَ يُر۪يدُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا يَا لَيْتَ لَنَا مِثْلَ مَٓا اُو۫تِيَ قَارُونُۙ 

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  يُر۪يدُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

يُر۪يدُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الْحَيٰوةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  الدُّنْيَا  kelimesi  الْحَيٰوةَ ’nin sıfatı olup elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Mekulü’l kavli,  يَا لَيْتَ لَنَا ’dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

يَا  tenbih harfidir. لَيْتَ  temenni harfidir. اِنَّ  gibi isim cümlesine dahil olur, ismini nasb haberini ref yapar. Hasıl olması arzu edilen, sevilen ama bunun imkansız ya da çok zor olduğu durumlarda kullanılır. 

لَنَا  car mecruru  لَيْتَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. مِثْلَ  kelimesi  لَيْتَ ’nın muahhar ismi olup fetha ile mansubdur. Müşterek ismi mevsûl  مَٓا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  اُو۫تِيَ قَارُونُ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

اُو۫تِيَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. قَارُونُۙ  naib-i fail olup damme ile merfûdur. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُر۪يدُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  رود ’dir.

اُو۫تِيَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  اتى ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), târız (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.


اِنَّهُ لَذُو حَظٍّ عَظ۪يمٍ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

هُ  muttasıl zamir  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. ذُو  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan ref alameti  وَ ’dır. حَظٍّ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  عَظ۪يمٍ  kelimesi  حَظٍّ ’in sıfatı olup kesra ile mecrurdur. 

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri)

 

فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ ف۪ي ز۪ينَتِه۪ۜ 

 

Ayet, atıf harfi  فَ  ile önceki ayetteki …قَالَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Karun’la ilgili bildirimin devamıdır. Âşûr bu cümleyi 62. ayetteki  وآتَيْناهُ مِنَ الكُنُوزِ  cümlesine atfetmiştir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)

ف۪ي ز۪ينَتِه۪  car mecruru  خَرَجَ  'deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri  متزيّنا  şeklindedir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Bu ifade, onun en gözde ve en güzel elbisesiyle kavminin karşısına çıktığına delalet eder. Kur'an'da ancak bu kadarı zikredilir. Ama insanlar, bu ziynetin keyfiyeti hususunda muhtelif şeyler zikretmişlerdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


قَالَ الَّذ۪ينَ يُر۪يدُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا يَا لَيْتَ لَنَا مِثْلَ مَٓا اُو۫تِيَ قَارُونُۙ 

 

İstînafiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyh konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi olan  يُر۪يدُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, bilinen kişiler olduklarını belirtmesi yanında, sonraki habere dikkat çekme amacına matuftur.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  يَا لَيْتَ لَنَا مِثْلَ مَٓا اُو۫تِيَ قَارُونُ  cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.  يَا  harfi tenbihdir. 

Nidanın cevabı, لَيْتَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden bu isim cümlesi, talebî inşâî isnaddır. Temenni harfi  لَيْتَ  nevasıhtandır.  اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref yapar. Hasıl olması arzu edilen, sevilen ama bunun imkansız ya da çok zor olduğu durumlarda kullanılır.

Nida üslubunda gelmiş olmasına rağmen temenni manası taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif vardır.  لَنَا  car mecruru,  لَيْتَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. مِثْلَ  muahhar ismidir.

مِثْلَ ’nın muzafun ileyhi müşterek ism-i mevsûl  مَٓا ’in sıla cümlesi olan  اُو۫تِيَ قَارُونُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اُو۫تِيَ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Ayrıca bu bina naib-i failin bu fiilide bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s.127)

Temenni: Husûlü arzu edilmekle ve sevilmekle birlikte imkânsız ya da ihtimali çok zayıf bir şeyin olmasını istemektir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu sözler o dönemin müminlerinin sözleridir. Onlar dünyayı arzulayarak, onun serveti gibi mala sahip olmayı temenni etmişlerdi. Bir diğer görüşe göre bu, ahirete iman etmeyen, ahireti de arzulamayan kâfir olan bir topluluğun sözüdür. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

اِنَّهُ لَذُو حَظٍّ عَظ۪يمٍ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

اِنَّ ’nin haberi olan  لَذُو حَظٍّ  veciz söz söyleme usullerinden biri olan izafet terkibiyle gelerek az sözle çok anlam ifade edilmiştir.

حَظٍّ ’deki tenvin kesret, nev ve tazim ifade eder. 

Sıfat-ı müşebbehe kalıbında gelerek mübalağa ifade eden  عَظ۪يمٍ kelimesi   حَظٍّ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ , isim cümlesi, lam-ı muzahlaka sebebiyle birden fazla tekid ifade eden bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

اِنَّهُ لَذُو حَظٍّ عَظ۪يمٍ [Onun büyük bir nasibi vardır.] cümlesi, muhatap kuşku ve tereddüt içinde Zeccâc şöyle demiştir: “Bu kelime yani ‘Allah'ın sevabı daha hayırlıdır’ kelimesi ancak taatleri eda, haramlardan kaçınma; kendisine ayırıp verdiği her türlü hayır ve şer hususunda Allah'ın kaza ve kaderine rıza hususunda sabredenlere verilir.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

إنَّهُ لَذُو حَظٍّ عَظِيمٍ  ifadesi sanki bunu işiten inkâr edermiş gibi taaccüpten kinaye olarak gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri  7, Ahkâf Suresi Belâgî Tefsiri, s. 238)

Muhatap kuşku ve tereddütte olduğu için  إِنَّ  ve  ل  ile pekiştirilmiş, tekid edil­miştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)