Kasas Sûresi 80. Ayet

وَقَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ وَيْلَكُمْ ثَوَابُ اللّٰهِ خَيْرٌ لِمَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاًۚ وَلَا يُلَقّٰيهَٓا اِلَّا الصَّابِرُونَ  ٨٠

Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, “Yazıklar olsun size! İman edip de iyi işler yapanlara Allah’ın vereceği mükâfat daha hayırlıdır. Ona da ancak sabredenler kavuşturulur” dediler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقَالَ ve dedi(ler) ق و ل
2 الَّذِينَ olanlar
3 أُوتُوا verilmiş ا ت ي
4 الْعِلْمَ bilgi ع ل م
5 وَيْلَكُمْ yazık size و ى ل
6 ثَوَابُ sevabı ث و ب
7 اللَّهِ Allah’ın
8 خَيْرٌ daha hayırlıdır خ ي ر
9 لِمَنْ kimse için
10 امَنَ inanan ا م ن
11 وَعَمِلَ ve yapan ع م ل
12 صَالِحًا iyi işler ص ل ح
13 وَلَا ve
14 يُلَقَّاهَا buna kavuşturulmaz ل ق ي
15 إِلَّا başkası
16 الصَّابِرُونَ sabredenlerden ص ب ر
 

“Ama suçluluğu kesinleşmiş olanlara artık günahları sorulmaz” ifadesi, suçluların yaptıklarından sorumlu olmayacakları veya onların hesapsız kitapsız cehenneme sürüklenecekleri anlamına gelmez. Bu ifade, söz konusu suçluların yapıp ettiklerinin suç ve günah olduğunun âşikâr olarak bilinmesi sebebiyle akıbetlerinin de bir felâket olduğunun apaçık gerçek olarak bilindiği anlamına gelmekte ve sarsıcı bir uyarı maksadı taşımaktadır. 

Dünya hayatına düşkün olanlar Karun’un servet ve ihtişamını gördükçe onun şanslı bir insan olduğunu düşünüyor ve onun yerinde veya onun kadar zengin biri olmak istiyorlardı. İlim ve irfan sahibi kimseler ise onları kınayarak bu tür özentilerin yersiz olduğunu söylüyorlardı. Zira dünyadaki servet geçici, âhiret ise daha hayırlı ve daha kalıcıydı (krş. Kehf 18/46; A‘lâ 87/16-17). 80. âyete göre âhirette bu nimetlere kavuşabilmek için iman, sâlih amel ve sabır sahibi olmak gerekmektedir.

Karun, evi barkı ve bütün servetiyle birlikte yerin dibine batırıldı. Daha önce onun ihtişamına imrenip özenenler bunu görünce söylediklerine pişman oldular ve Allah’ın verdiği rızka razı olmak gerektiğine, nankörlerin iflah olmayacaklarına kanaat getirdiler.

Karun kıssası, servet ve gücüne güvenerek, kendini imtiyazlı ve büyük görüp Allah’a isyan, insanlara karşı haksızlık eden ve bu suretle sınırı aşanlar için asırları aşıp gelen bir ibret tablosu, bir öğüt levhasıdır.

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 246-247
 

وَقَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ وَيْلَكُمْ ثَوَابُ اللّٰهِ خَيْرٌ لِمَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاًۚ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlün sılası  اُو۫تُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.

اُو۫تُوا  damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  الْعِلْمَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Mekulü’l-kavli  وَيْلَكُمْ ثَوَابُ اللّٰهِ خَيْرٌ  ‘ dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  

وَيْلَ  mahzuf fiilin mef’ûlün mutlakı olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

İsim cümlesidir. ثَوَابُ  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. خَيْرٌ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur.

مَنْ  müşterek ism-i mevsûl  لِ  harf-i ceriyle خَيْرٌ ’a mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاًۚ ’dir. İrabdan mahalli yoktur.

اٰمَنَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عَمِلَ  atıf harfi و ’la makabline matuftur.

عَمِلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  صَالِحاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اُو۫تُوا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  أتى ’dir.

اٰمَنَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  امن ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), târiz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.


 وَلَا يُلَقّٰيهَٓا اِلَّا الصَّابِرُونَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  itiraziyyedir. لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُلَقّٰي  fiili elif üzere mukadder damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Muttasıl zamir  هَٓا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اِلَّا  hasr edatıdır. الصَّابِرُونَ  naib-i fail olup, ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

يُلَقّٰي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  لقى  ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

الصَّابِرُونَ ; sülâsî mücerredi صبر  fiilinin ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَقَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ وَيْلَكُمْ ثَوَابُ اللّٰهِ خَيْرٌ لِمَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاًۚ 

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’la önceki ayetteki …قَالَ الَّذ۪ينَ يُر۪يدُونَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur. Önceki ayetle bu ayet arasında mukabele oluşmuştur.

Hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyh konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi olan  اُو۫تُوا الْعِلْمَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, bilinen kişiler olduklarını belirtmesi yanında, bahsi geçenleri tazim amacına matuftur.

Itiraziyye olan  وَيْلَكُمْ , mahzuf bir fiilin mef’ûlü olarak mansubdur. Beddua manasındadır. İtiraz cümleleri tetmim ıtnâbı babındandır. 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  ثَوَابُ اللّٰهِ خَيْرٌ لِمَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاًۚ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedün ileyhin izafetle marife oluşu, veciz ifade kastının yanında, müsnedün ileyhi tazim içindir.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  لِمَنْ , harfi-cerle birlikte  خَيْرٌ ’a mütealliktir. Sıla cümlesi olan  اٰمَنَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

وَعَمِلَ صَالِحاً  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la sıla cümlesi olan  اٰمَنَ ’ye atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mef’ûl olan  صَالِحاً ’deki nekrelik, nev, kesret ve tazim ifade eder. 

صَالِحاً , mef’ûldur. Takdiri,  عمل عملًا صالحًا (Salih amel yaptı) şeklindedir. Bu kelime aslında sıfattır.  Mevsuf hazf edilmiş, sıfat söylenmiştir. Bu sıfatla kâmil olarak vasıflandığına delalet edilmiştir. 

عَمِلَ - الْعِلْمَ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs sanatı vardır. 

خَيْرٌ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

وَيْلَكُمْ [Yazıklar olsun!] ifadesinin aslı kişinin helakı için edilen bedduadır. Sonra, rıza ve memnuniyetin olmadığı şeyleri terk etme, bunları engelleyip yasaklama anlamında kullanılır olmuştur. Tıpkı  لا أبا لك  ifadesindeki gibi ki bu ifadenin aslı da işe teşvik konusunda kişiyi ayıplayarak ona beddua etmektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Yani [Ahiretin hallerini bilenler temenni edenlere yazıklar olsun size dediler] cümlesi helak için bedduadır, istenmeyen şeyden men etmek için kullanılır. Allah'ın sevabı ahirette iman eden ve iyi amel işleyen için  Karun'a verilenden hatta dünyadan ve dünyadaki şeylerden daha hayırlıdır. Ona kavuşturulmaz cümlesindeki zamir ulemanın konuştuğu kelama ya da sevaba aittir. Çünkü mesubet manasınadır ya da cennete veya iman ve iyi amele racidir. Çünkü bu ikisi siyret ve tarikat (davranış ve yol) manasınadır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

خَيْرٌ لَكم  yerine  لِمَن آمَنَ وعَمِلَ صالِحًا  buyurularak zamir yerine ismi mevsûl gelmiştir. Böylece Allah'ın mükâfatını ancak salih amellerde bulunan müminlerin alacağına ve bunun da imanın sıhhatine ve amelin çokluğuna göre olduğuna işaret edilmiştir. İsmi mevsûl onlardan böyle olanları ve o makama ulaşmayanları da kapsar. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, s. 107) 

Sözü pekiştirme, yanlış anlamayı önleme, tenzih, dua ve tenbih gibi çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraz cümleleri ıtnâb babındandır. Ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


 وَلَا يُلَقّٰيهَٓا اِلَّا الصَّابِرُونَ

 

وَ , itiraziyyedir. Cümle birbirine atfedilmiş iki cümle arasında itiraziyyedir. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri tetmim ıtnâbı babındandır. 

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Nefy harfi  مَا  ve istisna edatı  اِلَّا  ile oluşan kasr, iki tekid hükmündedir. Fiille naibu faili arasında kasr-ı sıfat ale’l- mevsuftur.  يُلَقّٰيهَٓا  sıfat /maksûr,  الصَّابِرُونَ  mevsûf/maksûrun aleyhtir. 

يُلَقّٰيهَٓا  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

قَالَ - يُلَقّٰي  kelimeleri arasında cinas-ı ıtlak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَلَا يُلَقّٰيهَٓا اِلَّا الصَّابِرُونَ  cümlesinde istiare sanatı vardır. Almak, bir şeyi başka bir şeyle buluşturmak, bir araya getirmek manasındaki  يُلَقّٰي  fiili, sabredenlerin kavuşacağı sevaba isnad edilerek, ثَوَابُ اللّٰهِ , beş duyuyla algılanır, mücessem, maddi bir hale dönüşmüş, insanın karşılaşabileceği bir şeye benzetilmiştir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

Kur’an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s.127)

Yani bu alimlerin konuştukları kelimeye yahut mükâfata yahut cennete yahut iman ile salih amele ancak şehvetlerin terkinde ve itaatte sabredenler kavuşturulur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)