Kasas Sûresi 81. Ayet

فَخَسَفْنَا بِه۪ وَبِدَارِهِ الْاَرْضَ فَمَا كَانَ لَهُ مِنْ فِئَةٍ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِۗ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُنْتَصِر۪ينَ  ٨١

Sonunda onu da, sarayını da yerin dibine batırdık. Allah’a karşı ona yardım edebilecek adamları da yoktu. Kendisini savunup kurtarabileceklerden de değildi!
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَخَسَفْنَا nihayet batırdık خ س ف
2 بِهِ onu
3 وَبِدَارِهِ ve evini barkını د و ر
4 الْأَرْضَ yere ا ر ض
5 فَمَا
6 كَانَ olmadı ك و ن
7 لَهُ onun
8 مِنْ hiçbir
9 فِئَةٍ topluluğu ف ا ي
10 يَنْصُرُونَهُ ona yardım edecek ن ص ر
11 مِنْ
12 دُونِ karşı د و ن
13 اللَّهِ Allah’a
14 وَمَا ve
15 كَانَ değildi ك و ن
16 مِنَ -dan
17 الْمُنْتَصِرِينَ kendini kurtaranlar- ن ص ر
 

“Ama suçluluğu kesinleşmiş olanlara artık günahları sorulmaz” ifadesi, suçluların yaptıklarından sorumlu olmayacakları veya onların hesapsız kitapsız cehenneme sürüklenecekleri anlamına gelmez. Bu ifade, söz konusu suçluların yapıp ettiklerinin suç ve günah olduğunun âşikâr olarak bilinmesi sebebiyle akıbetlerinin de bir felâket olduğunun apaçık gerçek olarak bilindiği anlamına gelmekte ve sarsıcı bir uyarı maksadı taşımaktadır. 

Dünya hayatına düşkün olanlar Karun’un servet ve ihtişamını gördükçe onun şanslı bir insan olduğunu düşünüyor ve onun yerinde veya onun kadar zengin biri olmak istiyorlardı. İlim ve irfan sahibi kimseler ise onları kınayarak bu tür özentilerin yersiz olduğunu söylüyorlardı. Zira dünyadaki servet geçici, âhiret ise daha hayırlı ve daha kalıcıydı (krş. Kehf 18/46; A‘lâ 87/16-17). 80. âyete göre âhirette bu nimetlere kavuşabilmek için iman, sâlih amel ve sabır sahibi olmak gerekmektedir.

Karun, evi barkı ve bütün servetiyle birlikte yerin dibine batırıldı. Daha önce onun ihtişamına imrenip özenenler bunu görünce söylediklerine pişman oldular ve Allah’ın verdiği rızka razı olmak gerektiğine, nankörlerin iflah olmayacaklarına kanaat getirdiler.

Karun kıssası, servet ve gücüne güvenerek, kendini imtiyazlı ve büyük görüp Allah’a isyan, insanlara karşı haksızlık eden ve bu suretle sınırı aşanlar için asırları aşıp gelen bir ibret tablosu, bir öğüt levhasıdır.

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 246-247
 
Resûl-i Ekrem Efendimizin bir Hadîs-i kudsîde anlattığı üzere, Allah Teâlâ yücelik ve kudret ve büyüklüğün, tıpkı bir elbise gibi kendisini sarıp kuşattığını belirtmiş, bu özellikler kendisinde varmış gibi davranan kimseleri mutlaka cezalandıracağını söylemiştir. 
( Müslim, Birr 136; Ebû Dâvud, Libas 26).
 

  Devera دور :   دارٌ etrafında duvar olması ve kuşatılmış olması (deveran) nokta-ı nazarından eve denir. Çoğulu ise دِيارٌ  olarak gelir. Bu temel anlamdan sonra mıntıka, bölge/ ülke, şehir, köy/ dünya da دارٌ olarak adlandırılır.

  Bu kökten türemiş داءِرَةٌ sözcüğü ihata eden, etrafını çeviren ve kuşatan çizgi/hat anlamına gelir.

  Çevirmek/kuşatmak manasındaki  دارَ - يَدُورُ fiilinin mastarı  دَوَرانٌ dur. Daha sonra bu mastar ile kaza, kötü olay veya felaket ifade edilir olmuştur.

  Son olarak  hoş, iyi, sevilen ve tasvip edilen şeyle ilgili دَوْلَةٌ sözcüğü kullanıldığı gibi nahoş, fena, kötü ya da iğrenç bir şeyle ilgili de دَوْرَةٌ ve داءِرَةٌ kelimeleri kullanılır. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de  farklı formlarda 55 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri Dâru-n Nedve, devre, devriye, dâir, dâire, devran, diyar, devir, müdür, müdüriyet, idare, medar, tedvir ve duvardır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

فَخَسَفْنَا بِه۪ وَبِدَارِهِ الْاَرْضَ 

 

Fiil cümlesidir.  فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv  

خَسَفْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. بِه۪  car mecruru  خَسَفْنَا  fiiline mütealliktir. 

بِدَارِهِ  atıf harfi  و ’la makabline matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  الْاَرْضَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

  فَمَا كَانَ لَهُ مِنْ فِئَةٍ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِۗ 

 

 

 

İsim cümlesidir. فَ  ta’liliyyedir.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne gelir ve ismini ref haberini nasb eder.  

لَهُ  car mecruru  كَانَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. مِنْ  harfi zaiddir.  فِئَةٍ  lafzen mecrur,  كَانَ ’nin muahhar ismi olarak mahallen merfûdur. يَنْصُرُونَهُ  cümlesi,  فِئَةٍ ’nin sıfatı olarak mahallen merfû veya mecrurdur.

يَنْصُرُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ دُونِ  car mecruru failin mahzuf haline mütealliktir.  اللّٰهِ  lafza-i celâli muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

وَمَا كَانَ مِنَ الْمُنْتَصِر۪ينَ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كَانَ ’nin ismi müstetir olup takdiri هو’dir.  مِنَ الْمُنْتَصِر۪ينَ  car mecruru  كَانَ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile îrablanır. 

الْمُنْتَصِر۪ينَ ; sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftial babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَخَسَفْنَا بِه۪ وَبِدَارِهِ الْاَرْضَ 

 

Ayetin ilk cümlesi, atıf harfi  فَ  ile mukadder bir istînâfa matuftur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107) 

خَسَفْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Birbirine matuf  بِه۪  ve  بِدَارِهِ  car mecrurları, ihtimam için mef’ûl olan  الْاَرْضَ ’ya takdim edilmiştir.

Karun şımarıp, böbürlenip haddi aşınca Allah Teâlâ onu ve evini barkını haddi aşmasının ve şımarıklığının bir cezası olarak yere batırdı.Bu ifadenin başındaki  فً, bu manaya delalet etmektedir. Çünkü sebebiyet manasını ihsas ettirmektedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

  

 فَمَا كَانَ لَهُ مِنْ فِئَةٍ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِۗ 

 

فَ , ta’liliyyedir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Menfî nakıs fiil  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede, takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  لَهُ  car mecruru  كَانَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. كَانَ ’nin muahhar ismi olan  مِنْ فِئَةٍ ’e dahil olan  مِنْ  harfi, cümleyi tekid eden zaid harftir. 

فِئَةٍ ’deki nekrelik, kıllet ifade eder.  مِنْ  harfi kelimeye “hiçbir” anlamı katmıştır. Menfî siyakta nekre, umum ve şümule işarettir. 

يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِۗ  cümlesi,  فِئَةٍ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. 

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  يَنْصُرُونَهُ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.  

يَنْصُرُونَهُ  fiilinin failinden mahzuf hale müteallik  دُونِ اللّٰهِۗ  izafeti, gayrının tahkiri içindir.

Ayetin başındaki azamet zamirden bu cümlede Allah’ın uluhiyet vasfına dikkat çekmek, azamet ve heybeti artırmak için Allah ismine geçişte ıtnâb ve iltifat sanatları vardır.

مِنْ دُونِ اللّٰهِ  tabirinin, Allah'tan gayrı ve Allah‘la beraber olmak üzere iki manası vardır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an, c. 8, s. 723)

yette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

الخَسْفُ  arzın üstünün altıyla yer değiştirmesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

مَا كَانَ ’li olumsuz sıygalar, gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, 3/79)  

 

وَمَا كَانَ مِنَ الْمُنْتَصِر۪ينَ

 

Cümle, atıf harfi  وَ ’la ta’lil cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Nakıs fiil  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden menfî isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. مِنَ الْمُنْتَصِر۪ينَ  ibaresi  كَانَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.

الْمُنْتَصِر۪ينَ ’nin  اِفْتِعال  babının ism-i fail vezninde gelmesi, kurtulmaya muvaffak olamama durumunun devamlılığına işaret etmiştir.

يَنْصُرُونَهُ - الْمُنْتَصِر۪ينَ  kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

كَانَ - مَا - مِنْ  kelimelerinin tekrarında reddü’l- acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)