Kasas Sûresi 78. Ayet

قَالَ اِنَّـمَٓا اُو۫ت۪يتُهُ عَلٰى عِلْمٍ عِنْد۪يۜ اَوَلَمْ يَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَهْلَكَ مِنْ قَبْلِه۪ مِنَ الْقُرُونِ مَنْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةً وَاَكْثَرُ جَمْعاًۜ وَلَا يُسْـَٔلُ عَنْ ذُنُوبِهِمُ الْمُجْرِمُونَ  ٧٨

Kârûn, “Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir” dedi. O, Allah’ın kendinden önceki nesillerden, ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helâk etmiş olduğunu bilmiyor muydu? Suçlulukları kesinleşmiş olanlara günahları konusunda soru sorulmaz (Çünkü Allah hepsini bilir).
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ki ق و ل
2 إِنَّمَا şüphesiz
3 أُوتِيتُهُ o bana verildi ا ت ي
4 عَلَىٰ sayesinde
5 عِلْمٍ bir bilgi ع ل م
6 عِنْدِي bende bulunan ع ن د
7 أَوَلَمْ
8 يَعْلَمْ bilmedi mi ki ع ل م
9 أَنَّ şüphesiz
10 اللَّهَ Allah
11 قَدْ elbette
12 أَهْلَكَ helak etmiştir ه ل ك
13 مِنْ
14 قَبْلِهِ kendisinden önceki ق ب ل
15 مِنَ arasıda
16 الْقُرُونِ kuşaklar ق ر ن
17 مَنْ niceleri
18 هُوَ o
19 أَشَدُّ daha güçlü ش د د
20 مِنْهُ kendisinden
21 قُوَّةً kuvvet bakımından ق و ي
22 وَأَكْثَرُ ve daha çok ك ث ر
23 جَمْعًا cemaati bulunan ج م ع
24 وَلَا ve
25 يُسْأَلُ sorulmaz س ا ل
26 عَنْ -ndan
27 ذُنُوبِهِمُ günahları- ذ ن ب
28 الْمُجْرِمُونَ suçlulara ج ر م
 

“Ama suçluluğu kesinleşmiş olanlara artık günahları sorulmaz” ifadesi, suçluların yaptıklarından sorumlu olmayacakları veya onların hesapsız kitapsız cehenneme sürüklenecekleri anlamına gelmez. Bu ifade, söz konusu suçluların yapıp ettiklerinin suç ve günah olduğunun âşikâr olarak bilinmesi sebebiyle akıbetlerinin de bir felâket olduğunun apaçık gerçek olarak bilindiği anlamına gelmekte ve sarsıcı bir uyarı maksadı taşımaktadır. 

Dünya hayatına düşkün olanlar Karun’un servet ve ihtişamını gördükçe onun şanslı bir insan olduğunu düşünüyor ve onun yerinde veya onun kadar zengin biri olmak istiyorlardı. İlim ve irfan sahibi kimseler ise onları kınayarak bu tür özentilerin yersiz olduğunu söylüyorlardı. Zira dünyadaki servet geçici, âhiret ise daha hayırlı ve daha kalıcıydı (krş. Kehf 18/46; A‘lâ 87/16-17). 80. âyete göre âhirette bu nimetlere kavuşabilmek için iman, sâlih amel ve sabır sahibi olmak gerekmektedir.

Karun, evi barkı ve bütün servetiyle birlikte yerin dibine batırıldı. Daha önce onun ihtişamına imrenip özenenler bunu görünce söylediklerine pişman oldular ve Allah’ın verdiği rızka razı olmak gerektiğine, nankörlerin iflah olmayacaklarına kanaat getirdiler.

Karun kıssası, servet ve gücüne güvenerek, kendini imtiyazlı ve büyük görüp Allah’a isyan, insanlara karşı haksızlık eden ve bu suretle sınırı aşanlar için asırları aşıp gelen bir ibret tablosu, bir öğüt levhasıdır.

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 246-247
 

قَالَ اِنَّـمَٓا اُو۫ت۪يتُهُ عَلٰى عِلْمٍ عِنْد۪يۜ

Fiil cümlesidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir. Mekulü’l-kavli   اِنَّـمَٓا اُو۫ت۪يتُهُ ’dur.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

اِنَّمَا,  kâffe ve mekfûfe’dir. Kâffe; men eden alıkoyan anlamında olup, buradaki  مَا  harfidir,  اِنَّ  harfinden sonra gelmiş ve onun amel etmesine mani olmuştur.  اِنَّ ’nin ameli ise engellenmiştir yani mekfûfedir.

اُو۫ت۪يتُ  sükun üzere mebni meçhul mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  naib-i fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَلٰى عِلْمٍ car mecruru naib-i failin mahzuf haline mütealliktir.  عِنْد۪ي  mekân zarfı,  عِلْمٍ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir. 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan  مَٓا  harfi, اِنَّ  ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü  اِنَّ  ispat,  مَٓا  nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/ Cumhura göre  إنما  hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https:// islamansiklopedisi.org

اُو۫ت۪يتُ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  أتى ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), târız (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.


  اَوَلَمْ يَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَهْلَكَ مِنْ قَبْلِه۪ مِنَ الْقُرُونِ مَنْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةً وَاَكْثَرُ جَمْعاًۜ

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir.   وَ  istînâfiyyedir. لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  

يَعْلَمْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel amili يَعْلَمْ ‘in mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

İsim cümlesidir. اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

ٱللَّهَ  lafza-i celâl  اَنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur.  قَدْ اَهْلَكَ  cümlesi,  اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

قَدۡ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.  اَهْلَكَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir.  مِنْ قَبْلِه۪  car mecruru  اَهْلَكَ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هِ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

مِنَ الْقُرُونِ  car mecruru  مَنْ  ism-i mevsûlünün mahzuf haline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  هُوَ اَشَدُّ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. اَشَدُّ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur.  مِنْهُ  car mecruru  اَشَدُّ ’ye mütealliktir.  قُوَّةً  temyiz olup fetha ile mansubdur. 

اَكْثَرُ  atıf  و ’la اَشَدُّ ‘e matuftur. جَمْعاًۜ  temyiz olup fetha ile mansubdur.

Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan” soruları sorulur.Temyiz 2’ye ayrılır:

1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.

2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez. Ayette melfûz mümeyyez şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

اَهْلَكَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  هلك ’dir.

اَشَدُّ - اَكْثَرُ  ism-i tafdil kalıbıdır. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsm-i tafdilden önce gelen isme mufaddal, sonra gelen isme mufaddalun aleyh denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. 

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ism-i tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَلَا يُسْـَٔلُ عَنْ ذُنُوبِهِمُ الْمُجْرِمُونَ

 

Fiil cümlesidir.  لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُسْـَٔلُ  damme ile merfû meçhul muzari fiildir.  عَنْ ذُنُوبِهِمُ  car mecruru  يُسْـَٔلُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الْمُجْرِمُون  naib-i fail olup ref alameti  و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

الْمُجْرِمُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالَ اِنَّـمَٓا اُو۫ت۪يتُهُ عَلٰى عِلْمٍ عِنْد۪يۜ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Allah Teâlâ, Karun’un sözlerini bildiriyor.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّـمَٓا اُو۫ت۪يتُهُ عَلٰى عِلْمٍ عِنْد۪يۜ  cümlesi, kasr edatı  اِنَّمَا  ile tekid edilmiş mazi fiil cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

İki tekit hükmündeki kasr, fail ile  عَلٰى عِلْمٍ’in müteallakı olan hal arasında, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.

Car mecrur  عَلٰى عِلْمٍ, naib-i failin mahzuf haline mütealliktir. Mekân zarfı  عِنْد۪ي  ise  عِلْمٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Halin ve sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.  عِلْمٍ ’deki nekrelik, nev ve kesret ifade eder.

اِنَّـمَٓا  kasr edatı, siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak gelir. Muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اُو۫ت۪يتُ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

عِنْد۪ي  lafzı, ilmin sıfatıdır ya da  اُو۫ت۪يتُهُ ‘ya mütealliktir,  جاز هذا عِنْد۪يۜ (bu; zannım ve kanaatimce caizdir) sözü gibidir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Kavminin, Karun'a: [Allah'ın sana ihsan ettiği gibi…] şeklindeki sözleri, Karun' da bir sebep ve liyakat olmaksızın, Allah'ın o malları ve hazineleri kendisine bahşettiğini bildirdiği için sanki Karun, bu sözleriyle onların nasihat mahiyetindeki sözlerini reddetmek istemektedir. Yani ben, bilgim sayesinde insanlardan üstün kılındım; mal ve şöhret ile onlardan üstün kılınmayı hak ettim demek istemektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Karun'un, bilgiden kastettiği Tevrat bilgisidir. Zira Karun, onlardan Tevrat'ı en iyi bilen idi. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

إنَّما  kelimesi  إنَّ  ve kâffe denilen  ما ’nın birleşmesinden meydana gelmiş ve bitişik yazılan tek bir mürekkeb kelime olup hasr edatıdır. Yani  ما أُوتِيتُ هَذا المالَ إلّا عَلى عِلْمٍ عَلِمْتُهُ  demektir.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

 

 اَوَلَمْ يَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَهْلَكَ مِنْ قَبْلِه۪ مِنَ الْقُرُونِ مَنْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةً وَاَكْثَرُ جَمْعاًۜ 

 

Atıfla gelen cümle, …  أجهل (Bilmiyor mu?) veya  أعلم ما ادعاه  (Ne iddia ettiğini biliyor mu?) şeklindeki mukadder istînâfa matuftur. 

Hemze inkarî istifham harfidir.  لَمْ  muzariye dahil olup, onu cezmeden, anlamını olumsuz maziye çeviren edattır.  لما ’nın aksine, olumsuzluk anlamı istikbali de kapsar.

Muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüp ve kınama manası murad edildiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca mütekellimin Allah Teâlâ olması sebebiyle cümlede tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Kur'an-ı Kerim’de istifham edatlarının asli manalarını terk edip mecazi anlam kazandıkları sıklıkla görülür. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Tekid ve masdar harfi  اَنَّ ’yi takip eden  اَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَهْلَكَ مِنْ قَبْلِه۪ مِنَ الْقُرُونِ مَنْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةً وَاَكْثَرُ جَمْعاًۜ  cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Masdar teviliyle  يَعْلَمْ  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. 

Sübut ve istimrar ifade eden bu isim cümlesinin haberi olan  قَدْ اَهْلَكَ مِنْ قَبْلِه۪ مِنَ الْقُرُونِ مَنْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةً وَاَكْثَرُ جَمْعاًۜ  cümlesi, tahkik harfi  قَدْ  ile tekid edilmiş müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. İsim cümlesinde, müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden اِنَّ , isim cümlesi, isnadın tekrarı ve tahkik harfi sebebiyle birden fazla tekit ifade eden bu gibi cümleler çok muhkem cümlelerdir.

اَهْلَكَ  fiilinin mef’ûlu konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ’in sılası olan  هُوَ اَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةً , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.  قُوَّةً  temyizdir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mef’ûl olan  مَنْ ‘in mahzuf mukaddem haline müteallik  مِنَ الْقُرُونِ  ve  مِنْ قَبْلِه۪  car mecrurları, konudaki önemine binaen, mef’ûle takdim edilmiştir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

قَدْ اَهْلَكَ مِنْ قَبْلِه۪ مِنَ الْقُرُونِ  cümlesindeki  الْقُرُونِ ’ın helak olması ifadesinde istiare vardır. Helak olan  الْقُرُونِ  değil, o zamanda yaşayanlardır. Bu uslup, o helakın ne kadar korkunç olduğuna ve şiddetine mübalağa yoluyla delalet eden mecazi bir üsluptur. 

Zamana isnad alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır.

قُوَّةً  temyizdir. Temyiz ifadeyi zenginleştiren ıtnabdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır. 

وَاَكْثَرُ , sıla cümlesinin haberi olan  اَشَدُّ ’ya temâsül nedeniyle atfedilmiştir. Her ikisi de ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Temyiz olan  جَمْعاً , manevî tekid harfidir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

 اَكْثَرُ - جَمْعاًۜ  ve  اَشَدُّ - قُوَّةً  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

يَعْلَمْ - عِلْمٍ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

Bu cümle kuvvetine ve malının çokluğu ile gururlanmasına karşı şaşkınlık ve azarlama içermektedir, zira onu biliyordu; Tevrat'ı okumuş ve onu tarihçilerden duymuştu.

Ya da o husustaki ilmini reddetmekle ilim ve ilimle böbürlenme iddiasını reddetmektedir, yani onun yanında iddia ettiği gibi ilim mi vardır; bunu bilmedi de kendini helak olanların düştüğü uçuruma attı demektir? (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Bu ayet, Karun'un bilgi iddiasını ve onun sayesinde üstün olmak iddiasını reddetmekte ve onda böyle bir bilgi olmadığını ifade etmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Bu ifadenin, onun bunu bilebilmesini nefy için olması caizdir. Buna göre sanki o, “Bu bana, bendeki ilimden ötürü verilmiştir.” deyip de ilmi ile kibirlenip onunla büyüklük taslayınca ona, “Onun yanında, iddia ettiği ve kendisi sebebiyle şahsını her nimete müstehak addettiği o ilim gibisi var mı ki? O bu faydalı ilmi öğrenmedi; şayet öğrenseydi onunla kendisini, helak olanların akıbetinden korurdu.” denilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Arapçada temyizli ifadeler tekid bildirir. Müsnedün ileyhin muhtevasında kapalı olarak bulunan birim temyizle açıkça belirtildiğinden tekrar dolayısıyla tekid ifade eder. (TDV Tekid)


 وَلَا يُسْـَٔلُ عَنْ ذُنُوبِهِمُ الْمُجْرِمُونَ

 

وَ , itiraziyyedir. Cümle iki atıf arasında itiraziyye olarak gelmiştir. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri tetmim ıtnâbı babındandır. 

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  عَنْ ذُنُوبِهِمُ , naib-i fail  الْمُجْرِمُونَ ’ye konudaki önemine binaen takdim edilmiştir.

Müsnedün ileyh olan  الْمُجْرِمُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine  işaret etmiştir.

سأل  fiili istedi demektir. عَنْ  harfiyle kullanıldığında sordu manasına gelir. Fiillerin harf-i cerle yeni mana kazanması, tazmin sanatıdır.

ذُنُوبِهِمُ - الْمُجْرِمُونَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s.127)

لَا يُسْـَٔلُ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Ebu Müslim şöyle demiştir: “Sormak, bazen muhasebe için olur, bazen de takrir ve azarlamak için. Kimi kez de tarziye alınmak için olur. Bu ayete en uygun şey ise tarziye alınmak (özür dilemek) anlamında olmasıdır. Nitekim Cenab-ı Hakk, ‘Sonra o kâfirlere izin verilmeyecek, onlardan tarziye de talep edilmeyecektir.’ (Nahl Suresi, 84) ve ‘Bu (hepsinin) dillerinin tutulacağı bir gündür. Onlara izin de verilmeyecek ki özür dilesinler…’ (Mürselat Suresi, 35-36) buyurmuştur.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Sözü pekiştirme, yanlış anlamayı önleme, tenzih, dua ve tenbih gibi çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraz cümleleri ıtnâb babındandır. Ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

وَلَا يُسْـَٔلُ عَنْ ذُنُوبِهِمُ الْمُجْرِمُونَ  cümlesindeki  هِمُ  zamirinin nereye raci olduğu konusu ihtilaflıdır. Zamirin mercii konusunda iki görüş vardır.

a) Zamir, kendinden sonraki  الْمُجْرِمُونَ  kelimesine racidir. Nahivde yaygın olarak bilinen kurala göre zamir kendinden öncekine raci olur. Burada ise kendinden sonrakine raci olmuştur. Bu, nahiv açısından doğru olur mu? Eğer zamirin raci olduğu kelime lafzen kendisinden sonra zikredilip rütbe (olması gereken tertip) olarak kendinden önce bulunuyorsa, dil kullanımına uygun kabul edilmektedir. Ayette de zamir lafzen kendisinden sonra zikredilen kelimeye raci olmuştur. Ancak bu kelime naib-i faildir. Naib-i failin rütbesinin konumu, fiilden hemen sonra olmasıdır. Yani zamirin bitiştiği mef‘ûlden öncedir. Dolayısıyla zamir, rütbe açısından kendinden önceki kelimeye raci olmuştur. Zamirin mercisinin bu tayinine göre zamirin bulunduğu  وَلَا يُسْـَٔلُ عَنْ ذُنُوبِهِمُ الْمُجْرِمُونَ  cümlesindeki  وَ , istînâfiyyedir. Dolayısıyla cümle de istînâfiyyedir. Bu îrab açıklamasına göre cümlenin anlamı mealde verildiği gibi olmaktadır. Buna göre kıyamette suçluların günahlarından soru sorulmayacağı anlamı ortaya çıkmaktadır. 

b) Zamir kendinden önce geçen ً مَنْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةً  ifadesindeki  مَنْ  kelimesine racidir.  مَنْ  kelimesinin lafzı dikkate alındığından kendinden hemen sonraki zamir müfred olmuşken, anlamı dikkate alınarak  ذُنُوبِهِمُ   ifadesindeki zamir cemî olmuştur. Zamirin merciinin bu şekildeki tayinine göre cümlenin başındaki و  atıf harfi olup cümleyi kendinden önceki cümleye atfetmektedir. Ya da  و , haliyye olup cümle kendinden önceki cümlede bulunan  اَهْلَكَ  fiilinin failinin ya da mef‘ûlünün hal cümlesi olmaktadır. Bu îrab izahlarına göre cümlenin anlamı şu şekilde verilmektedir. “Suç işleyenler, önceki nesillerin günahından sorulmaz.” Yani herkes kendi yaptığından sorumludur. Hiç kimse başkasının günahı nedeniyle sorguya çekilmez. (Harun Abacı, Kur’an’ın Anlam Farklılaşmasına Îrabın Etkisi-Âlûsî Tefsiri Örneği)

Karun, kendisinden daha güçlü ve daha zengin olanların helâk edilmelerinin belirtilmesiyle tehdit edilince bunu tekid için de Allah beyan ediyor ki bu durum, o helak edilen kavimlere mahsus değildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)