اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ ٢٦
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ
İsim cümlesidir. اَللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
لَٓا cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ gibi ismini nasb haberini ref eder.
اِلٰهَ kelimesi لَٓا ’nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. اِلَّا istisna harfidir. لَٓا ’nın haberi mahzuftur. Takdiri; موجود (vardır) şeklindedir. Munfasıl zamir هُوَ mahzuf haberin zamirinden bedeldir.
رَبُّ munfasıl zamir هُوَ ‘den bedel veya mahzuf mübtedanın haberidir. Takdiri; هُوَ (o) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. الْعَرْشِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْعَظ۪يمِ kelimesi الْعَرْشِ ‘ın sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْعَظ۪يمِ ; mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Hüdhüd’ün sözlerinin devamıdır.
اَللّٰهُ müsnedün ileyh, لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ cümlesi müsneddir.
Ayetin ilk cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Bütün esma-i hüsna ve kemâl sıfatları bünyesinde barındıran lafza-i celâl telezzüz, teberrük ve haşyet uyandırmak için müsnedün ileyh olarak gelmiştir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Mübteda olan lafza-i celâlin haberi olan لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ, cinsini nefyeden لَاۤ ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkarî kelamdır.
Munfasıl zamir هُوَ , cinsini nefyeden لَٓا ’nın mahzuf haberindeki zamirden bedeldir. Bedel, kapalı bir ifadeyi açmak, açık olanı kuvvetlendirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
لَاۤ ’ nın haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
اَللّٰهُ - اِلٰهَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
لَٓا ve اِلَّا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, لَٓا ’nın ismi ve haberinden bedel olan هُوَ arasındadır. اِلٰهَ mevsûf/maksûr, haber, sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s sıfattır. Kasr-ı hakikidir.
Az sözle çok anlam ifade eden رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ izafeti, هُوَ zamirinden bedeldir.
الْعَظ۪يمِ kelimesi الْعَرْشِ için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
اَللّٰهُ - اِلٰهَ - رَبُّ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı mevcuttur.
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ cümlesinin önceki ayetin akabinde gelmesi istînâf olup, önceki cümlelerde Allah lafzı üzerine atfedilen sıfatların bir nevi neticesi olup buradaki tezyîl cümlesinden de asıl maksat budur. Yani ‘Allah’tan başkası için asla ilâhlık ihtimali yoktur’, anlamındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
العَرْشِ kelimesindeki marifelik kemal ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu cümle istînâf cümlesidir ve aynı zamanda övgü ifade eden bir cümledir. Belkıs'ın tahtına mukabil olarak Arşu'r-Rahmân'ı ihtiva etmektedir. Aralarında ise çok büyük üstünlük ve meziyet farkı vardır. (Celâleyn Tefsiri)
Malumun olsun ki Hüdhüd'den hikâye edilen “Göklerde ve yerde gizli bulunanı açığa çıkaran…” cümlesinden buraya kadar olanlar, Hüdhüd’ün “Ben, senin vakıf olmadığın bir şeye vakıf oldum…” cümlesiyle başlayan sözlerine dahil değildir; bunlar ancak, Hz. Süleyman'dan iktibas ettiği ilimler ve marifetlerdir. Burada onları zikretmesi, Hz. Süleyman'ın dindeki kararlılığını beyan etmek içindir. Bütün sözleri de söylediklerini Hz. Süleyman'a kabul ettirmek; Melike Belkıs'la savaşmaya ve hükümdarlığına boyun eğdirmeye ikna edilmesi içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s -Selîm)