اَلَّا يَسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذ۪ي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ ۩ ٢٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | أَلَّا |
|
|
| 2 | يَسْجُدُوا | secde etmezler mi? |
|
| 3 | لِلَّهِ | Allah’a |
|
| 4 | الَّذِي |
|
|
| 5 | يُخْرِجُ | açığa çıkaran |
|
| 6 | الْخَبْءَ | gizleneni |
|
| 7 | فِي |
|
|
| 8 | السَّمَاوَاتِ | göklerde |
|
| 9 | وَالْأَرْضِ | ve yerde |
|
| 10 | وَيَعْلَمُ | ve bilen |
|
| 11 | مَا | şeyleri |
|
| 12 | تُخْفُونَ | gizledikleri |
|
| 13 | وَمَا | ve şeyleri |
|
| 14 | تُعْلِنُونَ | açığa vurdukları |
|
اَلَّا يَسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذ۪ي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ ۩
اَنْ masdariyyedir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, اَعْمَالَهُمْ ‘den bedel olarak mahallen mansubdur. Takdiri; زيّن لهم الشيطان عدم السجود (Şeytan onlara secde etmemeyi güzel gösterdi.) şeklindedir.
Fiil cümlesidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَسْجُدُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. لِلّٰهِ car mecruru يَسْجُدُوا fiiline mütealliktir.
الَّذ۪ي müfred müzekker has ism-i mevsûl, lafza-i celâl’in sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası يُخْرِجُ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يُخْرِجُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. الْخَبْءَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. فِي السَّمٰوَاتِ car mecruru الْخَبْءَ ‘ye mütealliktir. الْاَرْضِ atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur. يَعْلَمُ atıf harfi وَ ‘la يُخْرِجُ fiiline matuftur.
يَعْلَمُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası تُخْفُونَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. Aid zamir mahzuftur.
تُخْفُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl مَا atıf harfi وَ ‘la önceki mevsûle matuftur. İsm-i mevsûlun sılası تُعْلِنُونَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. Aid zamir mahzuftur.
تُعْلِنُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
يُخْرِجُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi خرج ’dir.
تُخْفُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi خفي ’dır.
تُعْلِنُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi علن ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اَلَّا يَسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذ۪ي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ
Fasılla gelen ayetteki اَلَّا edatı, masdar harfi أَنْ ve nefy harfi لاَ ’dan müteşekkildir. Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يَسْجُدُوا لِلّٰهِ cümlesi, masdar teviliyle önceki ayetteki اَعْمَالَهُمْ ‘den bedeldir.
Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Masdar-ı müevvel, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
لِلّٰهِ için sıfat konumundaki müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي ’nin sıla cümlesi olan يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Sıfatın ism-i mevsûlle gelmesi tazim ifadesinin yanında sonraki habere dikkat çekmek içindir.
Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Ayetin sonunda zıddı zikredilen الْخَبْءَ kelimesinde, irsâd sanatı vardır.
Mef’ûl olan الْخَبْءَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
وَالْاَرْضِ ifadesi فِي السَّمٰوَاتِ car-mecruruna atfedilmiştir. Cihet-i camia tezattır.
السَّمٰوَاتِ ‘den sonra الْاَرْضِ ’ın zikredilmesi, umumdan sonra hususun zikredilmesi babında, Allah’ın kudretini bildirmede tekid amacına matuf ıtnâb sanatıdır. Çünkü semavat, arza şamildir.
السَّمٰوَاتِ - لْاَرْضِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ ibaresindeki فِي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla gökyüzü ve yeryüzü, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ , hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Bu mekânlardaki her şeyi kapsadığını tekid etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her iki durumdaki mutlak irtibattır.
يُخْرِجُ - الْخَبْءَ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
اَلَّا hakkında çeşitli kıraatler vardır:
1) Kelimeyi tenbih edatı olmak üzere, şeddesiz olarak اَلَا şeklindeki kıraate göre يا harfi, nida harfi olur. Münada ise mahzûftur. (Yani, Dikkat, ey falancalar, secde ediniz...)
2) اَنْ ve لَا şeklinde okumak. Bu kıraatle, "ve şeytan, secde etmemeleri için onları yoldan alıkoydu, saptırdı" manası murad edilir. Böylece اَنْ edatı ile birlikte harf-i cer olan لِ düşmüştür. Buradaki لَا 'nın, zaid olması da mümkündür. Buna göre mana, "Onlar, secde etme hidayetine varamadılar... ulaşamadılar..." şeklinde olur.
3) Bu, Abdullah İbn Mes'ûd ile A'meş'in harfi (Mushaflarında bulunan şekil) olup, buna göre اَلَّا kelimesindeki hemze هَا 'ya çevrilir ve (هَلاَّ) şeklinde okunur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
اَلَّا يَسْجُدُوا ifadesi, " أﻻَ يَا أسْجُدُ " şeklinde okunmuştur. Buna göre ‘’Ey kavmim! Allah'a secde edin!" demektir. Buna göre bu kelam, Allah tarafından da söylenmiş olabilir, Hz. Süleyman tarafından da söylenmiş olabilir. Hangi kıraate göre okunursa okunsun, bu tilavet secdesi vaciptir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Secde edilmek hakkının yegâne Allah'a (c.c) ait olduğu sadedinde, bunu mucip olan diğer vasıflar içinde özellikle göklerde ve yerde gizli bulunan her şeyi açığa çıkarmak vasfı zikre tahsis edilmiş, çünkü bu vasıf, Allah’ı tanımak ve hükümlerini kavramak hususunda daha derin anlam ifade etmektedir. Zira bu vasıfta Allah'ın eserleri ve ezcümle O'nun, yeraltındaki suyu bilme kudreti müşahede edilmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ
Ayetin son cümlesi, atıf harfi وَ ‘la… يُخْرِجُ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
يَعْلَمُ fiilinin mef’ûlu konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ‘nın sıla cümlesi olan تُخْفُونَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Aynı üslupta gelen ikinci ism-i mevsûl birinciye matuftur. Atıf sebebi tezattır.
تُخۡفُونَ - تُعۡلِنُونَ ve الْخَبْءَ - تُعْلِنُونَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
تُخْفُونَ - الْخَبْءَ ve تُعْلِنُونَ - يُخْرِجُ gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
يَعْلَمُ - تُعْلِنُونَ kelimeleri arasında cinas-ı nâkıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
يَسْجُدُوا ‘daki gaib zamirden, تُخْفُونَ ‘de muhatap zamire geçişte iltifat sanatı vardır.
Ayetteki fiiller muzari sıygada gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Bu ayette تُعۡلِنُونَ (açıkladıklarınızı da) ifadesinin zikredilmesi, ilim dairesini genişletmek ve ilâhi ilme göre her ikisinin de eşit olduğuna dikkat çekmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Göklerde gizli olanları açığa çıkarmak, yıldızların ufuklar ötesini aydınlatmalarından sonra ufuklarından da izhar edilmeleri, doğdurulmaları ve bitkilerin yetiştirilmesini de kapsamakta ve hatta bilkuvve mevcut olanı çıkarmak demek olan inşayı da kapsamakta, mümkün olanı yokluktan çıkarmak anlamında olan ibda’yı (icadı) ve Allah'ın diğer gaiblerini de kapsamaktadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)