6 Ağustos 2025
Neml Sûresi 23-35 (378. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Neml Sûresi 23. Ayet

اِنّ۪ي وَجَدْتُ امْرَاَةً تَمْلِكُهُمْ وَاُو۫تِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظ۪يمٌ  ٢٣


“Ben, onlara (Sebe halkına) hükümdarlık eden, kendisine her şeyden bolca verilmiş ve büyük bir tahtı olan bir kadın gördüm.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنِّي şüphesiz ben
2 وَجَدْتُ buldum و ج د
3 امْرَأَةً bir kadın م ر ا
4 تَمْلِكُهُمْ onlara hükümdarlık eden م ل ك
5 وَأُوتِيَتْ ve kendisine verilmiştir ا ت ي
6 مِنْ -den
7 كُلِّ her ك ل ل
8 شَيْءٍ şey- ش ي ا
9 وَلَهَا ve vardır
10 عَرْشٌ bir tahtı ع ر ش
11 عَظِيمٌ büyük ع ظ م

اِنّ۪ي وَجَدْتُ امْرَاَةً تَمْلِكُهُمْ وَاُو۫تِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظ۪يمٌ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. وَجَدْتُ  cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

Fiil cümlesidir. وَجَدْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur.  امْرَاَةً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  تَمْلِكُهُمْ  cümlesi,  امْرَاَةً ‘nin sıfatı olarak mahallen mansubdur. 

تَمْلِكُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اُو۫تِيَتْ  atıf harfi  وَ ‘la  تَمْلِكُهُمْ ‘e matuftur.

اُو۫تِيَتْ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هى ‘dir. مِنْ كُلِّ  car mecruru  اُو۫تِيَتْ  fiiline mütealliktir. شَيْءٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. لَهَا  car mecruru atıf harfi  وَ  ‘la  تَمْلِكُهُمْ ‘e matuftur.  

İsim cümlesidir. لَهَا  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. عَرْشٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.  عَظ۪يمٌ  kelimesi  عَرْشٌ ‘nın sıfatı olup damme ile merfûdur. 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette ilki fiil cümlesi, ikincisi müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اُو۫تِيَتْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أتي ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.      

عَظ۪يمٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنّ۪ي وَجَدْتُ امْرَاَةً تَمْلِكُهُمْ وَاُو۫تِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ   وَلَهَا عَرْشٌ عَظ۪يمٌ

 

Beyânî istînâf olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ  , isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem cümlelerdir. (Elmalılı, M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1.)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  وَجَدْتُ امْرَاَةً تَمْلِكُهُمْ  cümlesi  اِنَّ ‘nin haberidir.

İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.

تَمْلِكُهُمْ  cümlesi  امْرَاَةً  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

 وَاُو۫تِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ  cümlesi, atıf harfi وَ ‘ la sıfat cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Muzari sıygadan mazi sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

شَيْءٍ ’deki nekrelik, kesret ve nev ifade eder.

اُو۫تِيَتْ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. 

Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s.127)

Ayetin atıfla gelen  وَلَهَا عَرْشٌ عَظ۪يمٌ  cümlesi vav ‘la  تَمْلِكُهُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  لَهَا , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  عَرْشٌ عَظ۪يمٌ , muahhar mübtedadır. Mübtedanın tenkiri, özel bir nev olduğuna işaret ve tazim ifade eder.

عَظ۪يمٌ  kelimesi  عَرْشٌ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Sebe Melikesinin hükümdar olması, büyük bir tahtı olması, her şeyden bolca verilmesi özelliklerinin sayılması taksim sanatıdır.

Sebe Melikesinin üç sıfatı birbirine atfedilmiştir. Sıfatlar arasına vav harfinin girmesi; mevsûfun bu sıfatla kemal manada vasıflandığına ve sıfat ile mevsûfun sanki ayrı şeyler olduğu ve bir araya getirildiğini ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’ân Işığında Belagat Dersleri, Meani İlmi, S. 324)

امْرَأةً  lafzı  وجَدْتُ  fiilinin birinci mef’ûlüdür. Hükmü mübteda gibidir. Mübteda, cins açısından taaccüp ifade ediyorsa nekre olarak gelir ve mesela  بَقَرَةٌ تَكَلَّمَتْ  (İnek konuştu) denir. Bu kıssada da taaccübe sebebiyet verecek olan şey, toplumun melikinin bir kadın olmasıdır. Bundan dolayı ifade  وجَدْتُهم تَمْلِكُهُمُ امْرَأةٌ  şeklinde gelmemiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Kendisine her şeyden verilmiş ifadesi bir mübalağadır. Krallığının, ülkesinin gerek duyacağı her şey verilmiş demektir. Anlamın kendi döneminde bulunan her şeyden ona bir miktar verilmiş şeklinde olduğu ve böylelikle ’’bir miktar’’ anlamındaki mef'ûlün hazf edildiği de söylenmiştir. Çünkü ifade buna delalet etmektedir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)  

Hüdhüd, Hz. Süleyman'ın eşsiz hükümdarlığını gördüğü halde Belkıs'ın tahtını muazzam olarak görmesi, ya Belkıs'ın haline göre idi yahut emsali hükümdarlara göre idi. Bununla beraber Hz. Süleyman'ın böyle bir tahtı olmayabilir. Hangi izaha göre olursa olsun, Hz. Süleyman'ın huzurunda onun tahtını anlatması, daha önce belirtildiği gibi kendisine kulak asmasını ve Belkıs'ı emri altına almak için oraya azimet etmesini teşvik etmek içindi, işte bundan dolayıdır ki bunun akabinde onunla savaşmayı gerektiren kendisinin ve kavminin küfrünü beyan etmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Neml Sûresi 24. Ayet

وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَۙ  ٢٤


“Onun ve kavminin, Allah’ı bırakıp güneşe taptıklarını gördüm. Şeytan, onlara yaptıklarını süslü göstermiş ve böylece onları yoldan çıkarmış. Bu yüzden de onlar doğru yolu bulamıyorlar.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَجَدْتُهَا onu buldum و ج د
2 وَقَوْمَهَا ve kavmini ق و م
3 يَسْجُدُونَ secde aderlerken س ج د
4 لِلشَّمْسِ güneşe ش م س
5 مِنْ
6 دُونِ bırakıp د و ن
7 اللَّهِ Allah’ı
8 وَزَيَّنَ ve süsledi ز ي ن
9 لَهُمُ onlara
10 الشَّيْطَانُ şeytan ش ط ن
11 أَعْمَالَهُمْ işlerini ع م ل
12 فَصَدَّهُمْ ve onları çevirdi ص د د
13 عَنِ -dan
14 السَّبِيلِ (doğru) yol- س ب ل
15 فَهُمْ (bu yüzden) onlar
16 لَا
17 يَهْتَدُونَ yola gelmiyorlar ه د ي

   Sadde صدّ:  صَدّ ve صُدُود sözcükleri bazen bir şeyden yüz çevirip uzaklaşma, bazen de çevirme, engelleme ve alıkoyma manalarına gelir. Araya engel olarak giren dağa da صُدّ ve صَدّ denir.

  صَدِيد e gelince etle deri arasında oluşan irine denir. Bu sözcük Kur'an-ı Kerim'de cehennem ehlinin yiyeceğine örnek olarak verilmiştir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de farklı formlarda 42 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekli saded (e gelmek)tir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ

 

Fiil cümlesidir.  وَجَدْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. قَوْمَهَا  atıf harfi  وَ ‘la  وَجَدْتُهَا ‘daki mef’ûlun bihe matuftur. 

قَوْمَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يَسْجُدُونَ  cümlesi,  وَجَدْتُهَا  ‘daki mef’ûlün hali olarak mahallen mansubdur. 

يَسْجُدُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.  لِلشَّمْسِ  car mecruru  يَسْجُدُونَ  fiiline mütealliktir. مِنْ دُونِ  car mecruru  لِلشَّمْسِ ‘nin mahzuf haline mütealliktir. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ  cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.

وَ  haliyyedir. زَيَّنَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  لَهُمُ  car mecruru  زَيَّنَ  fiiline mütealliktir. الشَّيْطَانُ  fail olup damme ile merfûdur.  اَعْمَالَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. صَدَّهُمْ  atıf harfi  فَ  ile  زَيَّنَ  fiiline matuftur. 

صَدَّ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَنِ السَّب۪يلِ  car mecruru  صَدَّهُمْ  fiiline matuftur. 

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir

Hal sahibu’l-hale ya  و  (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette ikiside fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

زَيَّنَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  زين ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.          

 

 

فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَۙ

 

İsim cümlesidir.  فَ  sebebi müsebbebe bağlayan atıf harfidir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. لَا يَهْتَدُونَ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

Fiil cümlesidir. لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَهْتَدُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

يَهْتَدُونَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  هدي ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللّٰهِ  وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ 

 

Hüdhüd’ün sözlerinin devamı olan ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. 

Ayetin ilk cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

وَقَوْمَهَا  izafeti, وَجَدْتُهَا  fiilinin mef’ûlüne matuftur veya mef’ûlun meahdır.. 

يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللّٰهِ  cümlesi,  وَجَدْتُ  fiilinin iki mef’ûlünden haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

يَسْجُدُونَ , iman ve ibadet etmekten kinayedir. 

 مِنْ دُونِ اللّٰهِ car mecruru, لِلشَّمْسِ ‘den mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi îcaz-ı hazif sanatıdır.

دُونِ اللّٰهِ  izafeti, gayrının tahkiri içindir. Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

مِنْ دُونِ اللّٰهِ  tabirinin, Allah'tan gayrı ve Allah‘la beraber olmak üzere iki manası vardır. (Medine Balcı, Dergâhü’l Kur’an, c. 8, s. 723) 

وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la hal cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Muzari sıygadan mazi sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  لَهُمُ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.

وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ  cümlesinde istiare sanatı vardır. Bu ifadede ameller allanıp pullanarak hoş gösterilen, bir mala benzetilmiştir. Çünkü süsleme gerçekte maddi şeyler için söz konusudur. Bununla kastedilen, kötü amellerin, sonuçları düşünülmeden işlendiğini bildirmektir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

Aynı üslupta gelen  فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

السَّب۪يلِ ‘de istiare sanatı vardır.  السَّب۪يلِ  kelimesi yol demektir. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din, yola benzetilmiştir. Müşebbeh (müsteârun leh) hazf edilmiş, müşebbehün bih (müstearun minh) olan yol kalmıştır. Tasrihî istiaredir.


فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَۙ

 

Ayetin son cümlesi, atıf harfi  فَ  ile  فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  لَا يَهْتَدُونَۙ  cümlesi haberdir.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hükmü takviye, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiiller tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَصَدَّهُمۡ - یَهۡتَدُونَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.

Nefy harfinin müsnedün ileyhden sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip; hükmü takviye ifade eder. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir. Ancak bazı karineler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

Neml Sûresi 25. Ayet

اَلَّا يَسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذ۪ي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ ۩  ٢٥


“Göklerde ve yerde gizli olanı ortaya çıkaran, sizin gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz şeyleri bilen Allah’a secde etmesinler diye (şeytan onları yoldan çıkarmış.)”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَلَّا
2 يَسْجُدُوا secde etmezler mi? س ج د
3 لِلَّهِ Allah’a
4 الَّذِي
5 يُخْرِجُ açığa çıkaran خ ر ج
6 الْخَبْءَ gizleneni خ ب ا
7 فِي
8 السَّمَاوَاتِ göklerde س م و
9 وَالْأَرْضِ ve yerde ا ر ض
10 وَيَعْلَمُ ve bilen ع ل م
11 مَا şeyleri
12 تُخْفُونَ gizledikleri خ ف ي
13 وَمَا ve şeyleri
14 تُعْلِنُونَ açığa vurdukları ع ل ن

اَلَّا يَسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذ۪ي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ ۩

 

اَنْ  masdariyyedir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  اَعْمَالَهُمْ ‘den bedel olarak mahallen mansubdur. Takdiri;  زيّن لهم الشيطان عدم السجود (Şeytan onlara secde etmemeyi güzel gösterdi.) şeklindedir. 

Fiil cümlesidir. لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يَسْجُدُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.  لِلّٰهِ  car mecruru  يَسْجُدُوا  fiiline mütealliktir.

الَّذ۪ي  müfred müzekker has ism-i mevsûl, lafza-i celâl’in sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  يُخْرِجُ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

يُخْرِجُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir.  الْخَبْءَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  فِي السَّمٰوَاتِ  car mecruru  الْخَبْءَ ‘ye mütealliktir. الْاَرْضِ  atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur.  يَعْلَمُ  atıf harfi  وَ ‘la  يُخْرِجُ  fiiline matuftur. 

يَعْلَمُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  تُخْفُونَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. Aid zamir mahzuftur. 

تُخْفُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  atıf harfi  وَ ‘la önceki mevsûle matuftur. İsm-i mevsûlun sılası تُعْلِنُونَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. Aid zamir mahzuftur. 

تُعْلِنُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

يُخْرِجُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  خرج ’dir. 

تُخْفُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  خفي ’dır. 

تُعْلِنُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  علن ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

اَلَّا يَسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذ۪ي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ

 

Fasılla gelen ayetteki  اَلَّا  edatı, masdar harfi  أَنْ  ve nefy harfi  لاَ ’dan müteşekkildir. Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يَسْجُدُوا لِلّٰهِ  cümlesi, masdar teviliyle önceki ayetteki  اَعْمَالَهُمْ ‘den bedeldir. 

Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Masdar-ı müevvel, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

لِلّٰهِ  için sıfat konumundaki müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ’nin sıla cümlesi olan  يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Sıfatın ism-i mevsûlle gelmesi tazim ifadesinin yanında sonraki habere dikkat çekmek içindir.

Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Ayetin sonunda zıddı zikredilen  الْخَبْءَ  kelimesinde, irsâd sanatı vardır.

Mef’ûl olan  الْخَبْءَ  , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

وَالْاَرْضِ  ifadesi  فِي السَّمٰوَاتِ  car-mecruruna atfedilmiştir. Cihet-i camia tezattır.

السَّمٰوَاتِ ‘den sonra الْاَرْضِ ’ın zikredilmesi, umumdan sonra hususun zikredilmesi babında, Allah’ın kudretini bildirmede tekid amacına matuf ıtnâb sanatıdır. Çünkü semavat, arza şamildir. 

السَّمٰوَاتِ - لْاَرْضِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.

فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ  ibaresindeki  فِي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla gökyüzü ve yeryüzü, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü  السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ , hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Bu mekânlardaki her şeyi kapsadığını tekid etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her iki durumdaki mutlak irtibattır.

يُخْرِجُ - الْخَبْءَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.

اَلَّا  hakkında çeşitli kıraatler vardır: 

1) Kelimeyi tenbih edatı olmak üzere, şeddesiz olarak  اَلَا  şeklindeki kıraate göre  يا  harfi, nida harfi olur. Münada ise mahzûftur. (Yani, Dikkat, ey falancalar, secde ediniz...)  

2) اَنْ  ve  لَا  şeklinde okumak. Bu kıraatle, "ve şeytan, secde etmemeleri için onları yoldan alıkoydu, saptırdı" manası murad edilir. Böylece  اَنْ  edatı ile birlikte harf-i cer olan  لِ  düşmüştür. Buradaki  لَا 'nın, zaid olması da mümkündür. Buna göre mana, "Onlar, secde etme hidayetine varamadılar... ulaşamadılar..." şeklinde olur. 

3) Bu, Abdullah İbn Mes'ûd ile A'meş'in harfi (Mushaflarında bulunan şekil) olup, buna göre  اَلَّا  kelimesindeki hemze  هَا 'ya çevrilir ve (هَلاَّ) şeklinde okunur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

اَلَّا يَسْجُدُوا  ifadesi, " أﻻَ يَا أسْجُدُ " şeklinde okunmuştur. Buna göre ‘’Ey kavmim! Allah'a secde edin!" demektir. Buna göre bu kelam, Allah tarafından da söylenmiş olabilir, Hz. Süleyman tarafından da söylenmiş olabilir. Hangi kıraate göre okunursa okunsun, bu tilavet secdesi vaciptir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Secde edilmek hakkının yegâne Allah'a (c.c) ait olduğu sadedinde, bunu mucip olan diğer vasıflar içinde özellikle göklerde ve yerde gizli bulunan her şeyi açığa çıkarmak vasfı zikre tahsis edilmiş, çünkü bu vasıf, Allah’ı tanımak ve hükümlerini kavramak hususunda daha derin anlam ifade etmektedir. Zira bu vasıfta Allah'ın eserleri ve ezcümle O'nun, yeraltındaki suyu bilme kudreti müşahede edilmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ

 

Ayetin son cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la… يُخْرِجُ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

يَعْلَمُ  fiilinin mef’ûlu konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ‘nın sıla cümlesi olan  تُخْفُونَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Aynı üslupta gelen ikinci ism-i mevsûl birinciye matuftur. Atıf sebebi tezattır.

تُخۡفُونَ - تُعۡلِنُونَ  ve  الْخَبْءَ - تُعْلِنُونَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. 

تُخْفُونَ - الْخَبْءَ  ve  تُعْلِنُونَ - يُخْرِجُ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

يَعْلَمُ - تُعْلِنُونَ  kelimeleri arasında cinas-ı nâkıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

يَسْجُدُوا  ‘daki gaib zamirden, تُخْفُونَ ‘de muhatap zamire geçişte iltifat sanatı vardır. 

Ayetteki fiiller muzari sıygada gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Bu ayette  تُعۡلِنُونَ  (açıkladıklarınızı da) ifadesinin zikredilmesi, ilim dairesini genişletmek ve ilâhi ilme göre her ikisinin de eşit olduğuna dikkat çekmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Göklerde gizli olanları açığa çıkarmak, yıldızların ufuklar ötesini aydınlatmalarından sonra ufuklarından da izhar edilmeleri, doğdurulmaları ve bitkilerin yetiştirilmesini de kapsamakta ve hatta bilkuvve mevcut olanı çıkarmak demek olan inşayı da kapsamakta, mümkün olanı yokluktan çıkarmak anlamında olan ibda’yı (icadı) ve Allah'ın diğer gaiblerini de kapsamaktadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Neml Sûresi 26. Ayet

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ  ٢٦


Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayandır. Büyük Arş’ın Rabbidir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 اللَّهُ Allah (ki)
2 لَا yoktur
3 إِلَٰهَ ilah ا ل ه
4 إِلَّا başka
5 هُوَ O’ndan
6 رَبُّ Rabbidir ر ب ب
7 الْعَرْشِ Arş’ın ع ر ش
8 الْعَظِيمِ büyük ع ظ م

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ

 

İsim cümlesidir.  اَللّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.

لَٓا  cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder.

اِلٰهَ  kelimesi  لَٓا ’nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur.  اِلَّا  istisna harfidir.  لَٓا ’nın haberi mahzuftur. Takdiri;  موجود  (vardır) şeklindedir. Munfasıl zamir  هُوَ  mahzuf haberin zamirinden bedeldir. 

رَبُّ  munfasıl zamir  هُوَ ‘den bedel veya mahzuf mübtedanın haberidir. Takdiri; هُوَ (o) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır.  الْعَرْشِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْعَظ۪يمِ  kelimesi  الْعَرْشِ ‘ın sıfatı olup kesra ile mecrurdur.

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْعَظ۪يمِ ; mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Hüdhüd’ün sözlerinin devamıdır. 

اَللّٰهُ  müsnedün ileyh,  لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ  cümlesi müsneddir.

Ayetin ilk cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Bütün esma-i hüsna ve kemâl sıfatları bünyesinde barındıran lafza-i celâl telezzüz, teberrük ve haşyet uyandırmak için müsnedün ileyh olarak gelmiştir. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Mübteda olan lafza-i celâlin haberi olan  لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ, cinsini nefyeden  لَاۤ ’nın dahil olduğu  sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkarî kelamdır. 

Munfasıl zamir  هُوَ , cinsini nefyeden  لَٓا ’nın mahzuf haberindeki zamirden bedeldir. Bedel, kapalı bir ifadeyi açmak, açık olanı kuvvetlendirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

لَاۤ ’ nın haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

اَللّٰهُ - اِلٰهَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

لَٓا  ve  اِلَّا  ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr,  لَٓا ’nın ismi ve haberinden bedel olan  هُوَ  arasındadır.  اِلٰهَ  mevsûf/maksûr, haber, sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s sıfattır. Kasr-ı hakikidir. 

Az sözle çok anlam ifade eden  رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ  izafeti,  هُوَ  zamirinden bedeldir. 

الْعَظ۪يمِ  kelimesi  الْعَرْشِ  için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

اَللّٰهُ - اِلٰهَ - رَبُّ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı mevcuttur.

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ  cümlesinin önceki ayetin akabinde gelmesi istînâf olup, önceki cümlelerde Allah lafzı üzerine atfedilen sıfatların bir nevi neticesi olup buradaki tezyîl cümlesinden de asıl maksat budur. Yani ‘Allah’tan başkası için asla ilâhlık ihtimali yoktur’, anlamındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

العَرْشِ  kelimesindeki marifelik kemal ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Bu cümle istînâf cümlesidir ve aynı zamanda övgü ifade eden bir cümledir. Belkıs'ın tahtına mukabil olarak Arşu'r-Rahmân'ı ihtiva etmektedir. Aralarında ise çok büyük üstünlük ve meziyet farkı vardır. (Celâleyn Tefsiri)

Malumun olsun ki Hüdhüd'den hikâye edilen “Göklerde ve yerde gizli bulunanı açığa çıkaran…” cümlesinden buraya kadar olanlar, Hüdhüd’ün “Ben, senin vakıf olmadığın bir şeye vakıf oldum…” cümlesiyle başlayan sözlerine dahil değildir; bunlar ancak, Hz. Süleyman'dan iktibas ettiği ilimler ve marifetlerdir. Burada onları zikretmesi, Hz. Süleyman'ın dindeki kararlılığını beyan etmek içindir. Bütün sözleri de söylediklerini Hz. Süleyman'a kabul ettirmek; Melike Belkıs'la savaşmaya ve hükümdarlığına boyun eğdirmeye ikna edilmesi içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s -Selîm)

Neml Sûresi 27. Ayet

قَالَ سَنَنْظُرُ اَصَدَقْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ  ٢٧


Süleyman, Hüdhüd’e şöyle dedi: “Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ki ق و ل
2 سَنَنْظُرُ bakacağız ن ظ ر
3 أَصَدَقْتَ doğru mu söyledin ص د ق
4 أَمْ yoksa
5 كُنْتَ mı oldun? ك و ن
6 مِنَ -dan
7 الْكَاذِبِينَ yalancılar- ك ذ ب

قَالَ سَنَنْظُرُ اَصَدَقْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli  سَنَنْظُرُ ‘dur. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

Fiilinin başındaki  سَ  harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. نَنْظُرُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur.  اَصَدَقْتَ  cümlesi,  نَنْظُرُ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

Hemze istifhâm harfidir.  صَدَقْتَ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur. 

اَمْ  munkatıadır.  بل  ve hemze manasındadır. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كُنْتَ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir.  تَ  muttasıl zamiri,  كُنْتَ ’nin ismi olarak mahallen merfûdur. مِنَ الْكَاذِب۪ينَ  car mecruru  كُنْتَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. 

اَمْ ; Çoğunlukla soru edatlarıyla birlikte kullanılır ve muhataptan bu edatın öncesi ile sonrasındaki unsurlardan birini tayin ve tercih etmesini zorunlu kılar. Genellikle soru edatı olan hemze ile (اَ) birlikte kullanılır. İkiye ayrılır: 1. Muttasıl  اَمْ . Munkatı’  اَمْ  (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَانَ  ’nin haberinin ism-i fail kalıbında gelmesi durumun devamlılığına işaret etmiştir. İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder.(Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (Manaya Delaleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426) 

كَاذِب۪ينَ  ; sülâsi mücerredi  كذب  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ سَنَنْظُرُ اَصَدَقْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ

 

Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Allah Teâlâ, Süleyman (a.s)’ın sözlerini bildirmektedir. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  سَنَنْظُرُ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Fiile dahil olan, istikbal harfi  سَ , cümlede vaîd manası olduğu için tekid ifade etmektedir.

Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

سَنَنْظُرُ  fiilinde istiare sanatı vardır. Zikredilen görmek, fakat kastedilen, anlamak, bilmektir. Manevi, aklî ve görülmez olan bir durum, gözle görülen, maddi bir şey menziline konulmuştur. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan  اَصَدَقْتَ  cümlesi, سَنَنْظُرُ  fiilinin mef’ûlü konumundadır. 

Ayetin son cümlesi  اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ , istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

اَمْ , sonraki cümleyi öncesine bağlayan, hemzeye muadil, istifham harfidir.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur  مِنَ الْكَاذِب۪ينَ , nakıs fiil  كَان ’nin mahzuf haberine mütealliktir. 

Mef’ûl konumundaki iki cümle istifham üslubunda geldiği halde soru kastı taşımayıp tehdit, korkutma manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. 

Hemze ve  اَمْ , cümleyi istifhamdan çıkarır, haberiye kılar. (Teemmülatü Sureti Meryem,

s. 145)

اَصَدَقْتَ  cümlesiyle اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ   cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

الْكَاذِب۪ينَ - اَصَدَقْتَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

الْكَاذِب۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lamı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa, bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’ân-ı Kerim’de İsm-i Fail’in İfade Göstergesi (Manaya Delâleti), Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi)

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayetin  اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ  cümlesinin aslında  اَصَدَقْتَ اَمْ كَذٌَبْتَ  şeklinde olduğunu ifade eden Beyzâvî, nazmın mübalağa ve fasılaları gözetmek için değiştiğini beyan eder. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı) 

اَصَدَقْتَ [Doğru mu söyledin?] -  اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ  [yoksa yalan söyleyenlerden misin?] arasında mana yönünden tıbâk vardır. Beyân alim­leri şöyle der:

Burada mana bakımından olan tıbâk, lafız bakımından olan tıbâktan daha vurguludur. Çünkü, fiil cümlesinden isim cümlesine dönülmüştür. Bu da devamlılık ifade eder. Eğer, اَصَدَقْتَ اَمْ كَذٌَبْتْ  (doğru mu söyledin, yoksa ya­lan mı?) deseydi, bu manayı vermezdi. Çünkü bu ifadeye göre Hüdhüd bu işte yalan söyleyebilir, başkasında söylemeyebilir. اَمْ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ  [Yoksa yalancılardan mısın?] sözü, şunu ifade eder: Hüdhüd yalancıların yoluna girmek­le tanınmışsa, o kuşkusuz yalancıdır. Ona asla güvenilmez.(Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Hz. Süleyman’ın, Hüdhüd’e [Yoksa yalancılardan mısın?]  demesi gerekirdi. Ancak ayetteki mevcut ifadenin tercih edilmesi, şunu belirtmek içindir: Hüdhüdün bu konuda yalanı, yalancı olarak vasıflandırılan ve tamamen yalancılığa batmış olan kimselerin zümresine dahil olmasını gerektirmektedir. Zira hiç aslı olmadığı halde bu sözlerin, dinleyicilerin kalplerini kabule cezb edecek şekilde güzel bir tertip ile sevk edilmesi ve özellikle de şânı pek yüksek bir peygamberin huzurunda ifade edilmesi, ancak köklü yalancılardan ve iftiracılardan sadır olabilir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Ayetteki, "Bakalım" ifadesi, "düşünme" manasında olan "nazar"dandır. Bu ifade ile, "Doğru mu yoksa yalan mı söyledin?" manası kastedilmiştir. Fakat, "yoksa yalancılardan mı oldun?" ifadesi daha beliğdir. Çünkü kişi yalan söylemekle meşhur olunca, verdiği haberlerde de yalanla itham olunur ve kendisine güvenilmez. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Neml Sûresi 28. Ayet

اِذْهَبْ بِكِتَاب۪ي هٰذَا فَاَلْقِهْ اِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ  ٢٨


“Benim şu mektubumu götür onlara at, sonra da yanlarından ayrıl ve ne sonuca varacaklarına bak.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 اذْهَبْ götür ذ ه ب
2 بِكِتَابِي mektubumu ك ت ب
3 هَٰذَا bu
4 فَأَلْقِهْ ve at ل ق ي
5 إِلَيْهِمْ onlara
6 ثُمَّ sonra
7 تَوَلَّ biraz öteye çekil و ل ي
8 عَنْهُمْ onlardan
9 فَانْظُرْ ve bak ن ظ ر
10 مَاذَا neye
11 يَرْجِعُونَ başvuruyorlar ر ج ع

اِذْهَبْ بِكِتَاب۪ي هٰذَا فَاَلْقِهْ اِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ

 

Fiil cümlesidir. اِذْهَبْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. بِكِتَاب۪  car mecruru  اِذْهَبْ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. هٰذَا  işaret ismi  كِتَاب۪ي ‘den atf-ı beyân veya bedel olarak mahallen mecrurdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَلْقِهْ  illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Muttasıl zamir  هْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  اِلَيْهِمْ  car mecruru  اَلْقِهْ  fiiline mütealliktir.

ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir.  تَوَلَّ  illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir.  عَنْهُمْ  car mecruru  تَوَلَّ  fiiline mütealliktir. 

فَ  atıf harfidir. انْظُرْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. İstifhâm ismi  مَاذَا , amili  يَرْجِعُونَ ‘nin mukaddem mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur. 

Veya  مَا  istifham ismi mübteda olarak mahallen merfûdur. ذَا  ism-i mevsûl haber olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يَرْجِعُونَ ‘dir.

يَرْجِعُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin îrabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i ba’z, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir surenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından  فَ  harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَلْقِهْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  لقي ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

اِذْهَبْ بِكِتَاب۪ي هٰذَا فَاَلْقِهْ اِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ

 

Beyânî istînâf olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mütekellim Süleyman (a.s)’dır.

Veciz ifade kastına matuf  بِكِتَاب۪ي  izafeti, Hz. Süleyman’a ait zamire muzaf olan  كِتَاب۪ ‘ye, tazim içindir.

بِكِتَاب۪ي  için tazim ifade eden  هٰذَا  işaret ismi, كِتَاب۪ي ‘den bedeldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Aynı üslupta gelen  فَاَلْقِهْ اِلَيْهِمْ  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile, ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ  cümlesi, tertip ve terahi ifade eden  ثُمَّ  ile öncesine atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Her ikisi de emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Atfın  ثُمَّ  ile yapılması, az da olsa bir zamanın geçtiğine işarettir.

فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile  makabline, hükümde ortaklık sebebiyle atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

İstifham üslubunda talebi inşaî isnad olan  مَاذَا يَرْجِعُونَ  cümlesi,  انْظُرْ  fiilinin mef’ûlü konumundadır.

مَاذَا , istifham harfi olarak  يَرْجِعُونَ  fiilinin mef’ûlü konumundadır. يَرْجِعُونَ  muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

İstifhâm ismi olan  مَاذَا , amili olan  يَرْجِعُونَ ’ye takdim edilmiştir. İstifham isimlerinde sadaret hakkı vardır.

مَاذَا - هٰذَا  kelimeleri arasında cinas-ı muzari ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

يَرْجِعُونَ - تَوَلَّ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

يَرْجِعُونَ - اِذْهَبْ  kelimeleri arasında tıbâk-ı icab sanatı vardır.

فَانْظُرْ  fiili, istifhamdaki amelle ilgilidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Hz. Süleyman'ın, emri altında bulunan tasarruf ve marifete muktedir emin cinleri değil de bu elçiliği Hüdhüd’e tahsis etmesi, onda ilim, hikmet ve doğru feraset alametlerini görmesinden dolayıdır; bir de onun hiçbir özrü kalmaması içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

الرَّجْعِ ‘den kastedilen, mektuba verilecek olan cevaptır. Yani kabul veya reddir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Emirler aciliyet veya tehir ifade etmezler. Sadece bir şeyin yapılmasını isterler. Nehiyler aciliyet ifade ederler. Yasaklanan şeyden hemen uzaklaşılmasını isterler. (Hasan Karakaya, Fıkıh usulü, s. 558-559)

Neml Sûresi 29. Ayet

قَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اِنّ۪ٓي اُلْقِيَ اِلَيَّ كِتَابٌ كَر۪يمٌ  ٢٩


Sebe kraliçesi Belkıs dedi ki: “Ey ileri gelenler! Bana çok önemli bir mektup atıldı.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَتْ dedi ki ق و ل
2 يَا أَيُّهَا ey
3 الْمَلَأُ ileri gelenler م ل ا
4 إِنِّي gerçekten
5 أُلْقِيَ bırakıldı ل ق ي
6 إِلَيَّ bana
7 كِتَابٌ bir mektup ك ت ب
8 كَرِيمٌ çok önemli ك ر م

قَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اِنّ۪ٓي اُلْقِيَ اِلَيَّ كِتَابٌ كَر۪يمٌ

 

Fiil cümlesidir.  قَالَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Mekulü’l-kavli, nida ve cevabıdır. قَالَتْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

يَٓا  nida harfidir.  اَيُّ  münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. هَا  tenbih harfidir. الْمَلَؤُ۬ا  münadadan bedel veya atf-ı beyân olup damme ile merfûdur. Nidanın cevabı  اِنّ۪ٓي اُلْقِيَ اِلَيَّ كِتَابٌ كَر۪يمٌ ‘dır. 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اُلْقِيَ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

اُلْقِيَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir.  اِلَيَّ  car mecruru  اُلْقِيَ  fiiline mütealliktir. كِتَابٌ  naib-i fail olup damme ile merfûdur.  كَر۪يمٌ  kelimesi  كِتَابٌ ‘un sıfatı olup damme ile merfûdur. 

Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde  اَيُّهَا, müennes isimlerde   اَيَّتُهَا  getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Atf-ı beyân konusuna giren kelime grupları ve cümleler şunlardır: 1.İsmi -işaretten sonra gelen camid ismin (muşârun ileyhin) atf-ı beyân olarak gelmesi. 2. اَيُّهَا  ve  اَيَّتُهَا ’dan sonra gelen camid ismin atf-ı beyân olarak gelmesi. 3. Tefsir harfi  اَنْ ’den sonra gelen kelime veya cümleler. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اُلْقِيَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  لقي ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

كَر۪يمٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اِنّ۪ٓي اُلْقِيَ اِلَيَّ كِتَابٌ كَر۪يمٌ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Allah Teâlâ, Sebe melikesinin sözlerini bildiriyor. İki ayet arasındaki meskutun anh, muhatabın muhayyilesini serbestçe kullanmasına imkân sağlayarak konuya ilgisini artırır.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil, sebat, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, S.107)

قَالَتْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا  cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Nidanın cevabı  اِنّ۪ٓي اُلْقِيَ اِلَيَّ كِتَابٌ كَر۪يمٌ  cümlesi  اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlenin müsnedi olan  اُلْقِيَ اِلَيَّ كِتَابٌ كَر۪يمٌ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  اِلَيَّ , ihtimam için naib-i fail  كِتَابٌ ’a takdim edilmiştir.

اُلْقِيَ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. 

كِتَابٌ ‘un sıfatı olan  كَر۪يمٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Sözlerini  اِنَّ  ile tekid etmesi, mektubu kerîm sıfatıyla vasıflaması melikenin, haberi önemsediğini gösterir.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ  , isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1.)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Yani Hüdhüd, kendisine emredildiği gibi, mektubu götürüp onlara bıraktıktan ve yakınlarında bir kenara çekilip beklemeye başladıktan sonra Sebe Melikesi, kavminin ileri gelenlerine böyle dedi demektir. Bunların ayette zikredilmemesi, Hüdhüd’ün bu hizmeti pek süratle yerine getirdiğine işaret etmek ve bu husus gayet açık olduğu için sarahatle belirtilmeye ihtiyaç olmadığını zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Neml Sûresi 30. Ayet

اِنَّهُ مِنْ سُلَيْمٰنَ وَاِنَّهُ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ  ٣٠


30-31. Ayetler Meal  :   
“Mektup, Süleyman’dan gelmiştir. O, ‘Bismillâhirrahmânirrahîm’ diye başlamakta ve içinde ‘Bana karşı büyüklük taslamayın ve teslimiyet göstererek bana gelin’ denilmektedir.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّهُ muhakkak o
2 مِنْ -dandır
3 سُلَيْمَانَ Süleyman-
4 وَإِنَّهُ ve o
5 بِسْمِ adıyla(başlamakta)dır س م و
6 اللَّهِ Allah’ın
7 الرَّحْمَٰنِ Rahman ر ح م
8 الرَّحِيمِ Rahim ر ح م
Riyazus Salihin, 731 Nolu Hadis Câbir radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim dedi: “Kişi evine  girerken ve yemek yerken besmele çekerse, şeytan adamlarına, “Burada ne geceleyebilir ne de yemek yiyebilirsiniz” der. Eğer o kimse eve girerken besmele çekmezse, şeytan adamlarına, “Geceyi geçirecek bir yer buldunuz” der. O şahıs yemek yerken besmele çekmezse, şeytan kendi adamlarına, “Hem barınacak yer hem de yiyecek yemek buldunuz” der.” (Müslim, Eşribe 103. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Et`ime 15; İbni Mâce, Duâ 19) Riyazus Salihin, 730 Nolu Hadis Âişe radıyallahu anhâ Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu söyledi: “Biriniz yemek yerken besmele çeksin. Şayet yemeğe başlarken besmele çekmeyi unutursa, hatırladığı anda ‘baştan sona bismillah’ desin.” (Ebû Dâvûd, Et`ime 15; Tirmizî, Et`ime 47)

اِنَّهُ مِنْ سُلَيْمٰنَ وَاِنَّهُ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

هُ  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مِنْ سُلَيْمٰنَ  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti fethadır. Sonundaki elif ve nun ziyade olduğundan gayri munsariftir. اِنَّهُ  atıf harfi  وَ ‘la makablindeki  اِنَّهُ ‘ye matuftur.  

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

هُ  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

بِسْمِ  car mecruru mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri; أبدا  şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الرَّحْمٰنِ  ve  الرَّح۪يمِۙ  lafza-i celâlden bedel olup kesra ile mecrurdur. 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf ( اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ )” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الرَّحْمٰنِ  -  الرَّح۪يمِۙ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنَّهُ مِنْ سُلَيْمٰنَ وَاِنَّهُ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ

 

İstinafiye olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Sebe Melikesinin sözlerinin devamı olan ayetin ilk cümlesi  اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  اِنَّ ‘nin haberi mahzuftur. Car mecrur  مِنْ سُلَيْمٰنَ  bu mahzuf habere mütealliktir.  سُلَيْمٰنَ , acemi alem olduğu için cer alameti fethadır.

Ayetin ikinci cümlesi olan  وَاِنَّهُ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ , atıf harfi vav‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  car mecruru,  اِنَّ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir. Takdiri  ابتدائي كائن () olan haberin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Allah Teâlâ’ya ait iki vasıf olan  الرَّحْمَٰنِ ,الرَّحِيمِ  kelimelerinin marife olarak gelmesi bu sıfatların O’nda kemâl derecede olduğunu, aralarında و  olmadan gelmesi bu vasıfların her ikisinin birden O’nda mevcudiyetini gösterir. Bu sıfatların ayetin konusuyla olan uyumu teşâbüh-i etrâf, birbiriyle uyumu ise murâât-ı nazîr sanatıdır. Sıfatlar, anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

Lafza-i celâle muzaf olması  اسْم  kelimesine şan ve şeref kazandırmıştır.

Mübalağa kalıbındaki  الرَّح۪يمِۙ - الرَّحْمٰنِ  kelimeleri arasında iştikak cinası, reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları,  الرَّحْمٰنِ - الرَّح۪يمِۙ - اللّٰهِ  kelimeleri arasında ise mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

اِنَّهُ ’nun tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ  ve isim cümlesi sebebiyle muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Atıf harfi olan  و ‘dan sonra  إنَّ  edatının tekrar edilmesi matuf ve matufun aleyhin farklı olduğuna işaret eder. Nitekim matufun aleyhten kastedilen mektubun kendisidir. Matufla kastedilen ise, onun manası ve kapsadığı şeydir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

الرَّحْمَٰن  kelimesi mana ve kapsam bakımından, الرَّحِيم  kelimesinin taşıdığı manadan çok daha geniş, kapsamlı bir manayı içerir. Kısaca, الرَّحْمَٰن  kelimesinin taşıdığı mana  الرَّحِيم  kelimesinde yoktur. Çünkü, الرَّحِيم  kelimesinde bir tek ziyade (ek) var iken -ki bu  ي  harfidir- الرَّحْمَٰن  kelimesinde iki ziyade (ek) harf vardır -ki bunlar da, ا  ve  ن  harfleridir-. Kelimenin bünyesinde yer alan ziyadelik aynı zamanda manayı da etkiler ve daha kapsamlı bir mana ifade eder. Allah’ın rahmeti demek, Yüce Allah’ın kullarına in’am (nimetlendirme) ve ikramda bulunması, ihsan ve lütfunu esirgememesi demektir. Bu da esasen şefkat ve acıma manalarında kullanılır. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl, Fatiha/1)

Ayette geçen  ب  harfi, istiâne manasında ele alınıp; yardım isteyen ile yardım istenen arasındaki ilişki göz önünde bulundurulduğunda ‘meknî, tebe-î istiâre’ sanatı; ب  harfinin ilsâk manasında olduğu varsayıldığında ise ‘mecâz-ı mürsel’ olmuştur. Mecâz-ı mürseli meydana getiren alaka, mahalliyet ilgisidir. Çünkü hakiki anlamda Allah'ın ismine yapışmak / tutunmak mümkün değildir. Tutunulan / yapışılan ismin muhtevasında olan bereket, esenlik, rahmet vb. şeylerdir. Belâgat açısından ortaya çıkan bu manalar  ب harfinin istiâne veyahut ilsâk anlamında olduğu varsayımına göre meydana gelmiştir. Ne var ki bazı alimler  ب ِ harfinin kasem olduğunu,ayetin anlamının "Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adına yemin ederim ki okuduğum şey haktır ve içerisinde hiçbir şüphe yoktur." şeklinde olduğunu söylerler. Bu anlam, belâgat açısından ele alındığında haberî cümlenin vurgulu gelmesiyle alakalı bir durumdur. Nihayetinde bir cümlenin tekidli gelmesi için -şüphe, inkar vb.- sebepler gerekir. Ayetin gelişine baktığımızda, tekidi gerektirecek nedenlerin mevcut olduğunu görürüz. Çünkü müşrikler tevhidi reddediyor, Kur’an-ı Kerim'in vahiy olduğunu kabul etmiyor ve bir işe başladıklarında ilahlarının adıyla başlıyorlardı. Müşriklerin bu inkâr ve yalanlamalarına karşı ayet tekid edilerek varit olmuştur. Böylelikle kâfirlerin söylemlerinin ne büyük bir hezeyan olduğu belirtilmiştir.

Ayette umûm bir lafız olarak yer alan  بِسْمِ  lafzı, hususi (hâs) bir lafız olan  اللَّهِ  lafzına izafe edilmiştir. Belâgat ilminde bu işlem az lafız ile çok şey ifade etmek anlamına gelen ‘îcâzu'l-kasr’ diye isimlendirilmektedir. Bu kısacık terkib; "Ben yapacağım işi Allah adına yapar, nefsimin arzu ve istekleri adına yapmam. Yapacağım işlerin kendi adıma olmasından teberru eder, gücümü kuvvetimi Allah'tan alırım. Şayet O, bu gücü kuvveti vermezse ben bu işi yapmaya asla güç yetiremem. Okuduğum bu Kur'an, içerisinde yer alan hükümler, nasihatler, kıssalar hepsi Allah'tandır" manalarını ifade etmektedir. Fakat alimlerin genel kanaati  ب ِ harfinin kasem için olmadığı yönündedir. Hatta  اسم lafzının, الله  lafzı ile  ب ِ harfinin arasında gelmesini, ب  ِharfinin kasem anlamında olmadığını, kasemin isme değil ancak Allah'a yapılabileceğini belirtmek için olduğunu söylemişlerdir.

Besmelede, terkibin  بالله  şeklinde olmayıp  بسم الله  şeklinde olması, teberrük ve istiânenin Allah'ın ismiyle gerçekleştiğindendir. İbn 'Âşûr (ö.1973) bu konuda şöyle bir genelleme yapar: Teberrük ve istiânenin istendiği her makamda fiile bitişen, بسم الله (bismillahi) terkibidir. Örnek: وَقَالَ ارْكَبُوا فٖيهَا بِسْمِ اللّٰهِ مَجْرٰۭۙيهَا وَمُرْسٰيهَاؕ [Onun gitmesi de durması da Allah'ın adıyladır.] Hûd, 11/41

Kolaylık ve yardım istenildiğinde ise fiile bitişen bizatihi yaratanın zatını, sıfatını belirten özel isimdir. Örnek: اللهم ّبك ّنصبح و بك نمسي {Allah'ım senin meşîet ve kudretinle sabahlar ve gecelerim.} (Murat Ataman, Fatiha Suresi’nin Arap Dili Açısından Tahlili / Murat Ataman) 

Neml Sûresi 31. Ayet

اَلَّا تَعْلُوا عَلَيَّ وَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ۟  ٣١


 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَلَّا
2 تَعْلُوا büyüklük taslamayın ع ل و
3 عَلَيَّ bana karşı
4 وَأْتُونِي ve bana gelin (diye yazıyor) ا ت ي
5 مُسْلِمِينَ teslim olarak س ل م

اَلَّا تَعْلُوا عَلَيَّ وَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ۟

 

اَنْ  masdariyyedir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel mahzuf fiilin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. Takdiri,  أطلب عدم العلوّ عليّ (Bana karşı büyüklenmemeni istiyorum) şeklindedir. 

Fiil cümlesidir. لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَعْلُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيَّ  car mecruru  تَعْلُوا  fiiline mütealliktir. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

أْتُون۪ي  illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مُسْلِم۪ينَ  kelimesi  أْتُون۪ي ‘deki failin hali olup, nasb alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و  (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)   

مُسْلِم۪ينَ۟  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اَلَّا تَعْلُوا عَلَيَّ وَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ۟

 

İstînafiyye olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi kemâl-i ittîsâldir. اَلَّا  edatı, tefsiriye  أَنْ  ve nehiy harfi  لاَ ’dan müteşekkildir. 

Masdar-ı müevvel olan  اَلَّا تَعْلُوا عَلَيَّ , nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

تَعْلُوا ‘da istiare sanatı vardır. Bu kelimenin aslı  ألعلْوٌ  yani irtifadır. Yeryüzünde görünür şekilde açıkça yükselmektir. Kibirlenme, gözle görünür bir şey yerine konmuştur. Mübalağa ifade eden bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

تَعْلُوا - عَلَيَّ  kelimeleri arasında cinâs-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

مُسْلِم۪ينَ  kelimesi  أْتُون۪ي  fiilinin failinden haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. 

İsm-i fail vezninde gelerek hudûs ve yenilenmeye işaret etmiştir.

أنْ لا تَعْلُوا عَلَيَّ  cümlesindeki  أنْ  harfi, ifadeye belirsizlik katar. Çünkü mektubun başlangıcı olan besmeleden sonra geldiği için Süleyman’ın mektubuna dahil olduğu anlamı da çıkabilir. Muzariyi nasbeden masdar  أنْ  harfi de olabilir ve bu şekilde muhaffef  أَنْ  ve tefsiriyye manalarını da içerebilir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

وَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ  cümlesinde emredilen gelme fiili, gerçek anlamda olmayıp mecazî bir gelmedir.  اتَّبِعْ سَبِيلِي “Benim yoluma uyun” ifadesindeki gibi.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Emir ve Nehiylerin Aciliyet İfade Edip Etmeme Durumları: Emirler aciliyet veya tehir ifade etmezler. Sadece bir şeyin yapılmasını isterler. Nehiyler aciliyet ifade ederler. Yasaklanan şeyden hemen uzaklaşılmasını isterler. (Hasan Karakaya, Fıkıh usulü, s. 558-559)

Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’ân-ı Kerim’de İsm-i Fail’in İfade Göstergesi (Manaya Delâleti), Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi)

Ayetlerdeki îcâz yönünü müfessirimiz şu ifadelerle ortaya koyar: Bu (mektup), yoktan var eden Yüce Yaratıcının zatına ve sıfatlarına hem açık hem de dolaylı olarak delalet eden besmeleyi içermesi, her türlü rezilliğin anası olan tekebbürden nehyetmesi, bütün faziletlerin ana esaslarını bir araya toplayan İslamı emretmesi bakımından son derece veciz olmakla birlikte maksadı da tam olarak ifade etmektedir. Hz. Süleyman nübüvvetinin en büyük delillerinden biri olarak mucizevi bir şekilde mektubu Belkıs’a iletmek suretiyle önce peygamberliğine delil getirmiş, daha sonra da kendisine itaat edilmesini istemiştir. 

Kısa iki cümleden (30-31.ayetler) ibaret olan bu söze çok derin manalar sığdırılmak suretiyle îcâz-ı kasr sanatı ortaya çıkmıştır. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)

Neml Sûresi 32. Ayet

قَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَفْتُون۪ي ف۪ٓي اَمْر۪يۚ مَا كُنْتُ قَاطِعَةً اَمْراً حَتّٰى تَشْهَدُونِ  ٣٢


“Ey ileri gelenler! Durumum hakkında bana görüş bildirin. Sizler yanımda bulunmadıkça hiçbir işe kesin olarak karar vermem.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَتْ dedi ki ق و ل
2 يَا أَيُّهَا ey
3 الْمَلَأُ ileri gelenler م ل ا
4 أَفْتُونِي bana bir fikir verin ف ت ي
5 فِي
6 أَمْرِي (bu) işimde ا م ر
7 مَا
8 كُنْتُ ben olmam ك و ن
9 قَاطِعَةً kesip atan ق ط ع
10 أَمْرًا hiçbir işi ا م ر
11 حَتَّىٰ sürece
12 تَشْهَدُونِ siz olmadığınız ش ه د
Süleyman aleyhisselâmın mektubunu alan melike devlet ileri gelenlerini toplayarak mektubun içeriği hakkında bilgi vermiş, ne yapmaları gerektiği konusunda kendileriyle istişarede bulunmuştur. Danışmanları ülkenin savaş gücü hakkında bilgi verdikten sonra nihaî kararın kraliçeye ait olduğunu ifade etmişlerdir. Kraliçe, savaşın başarısızlıkla neticelenmesi durumunda düşman istilâsının kötü sonuçlarını anlatarak meseleyi barış yoluyla çözmenin daha uygun olacağını ifade etmiş, barıştan yana olduğunu göstermek üzere Hz. Süleyman’a hediyeler göndermiş ve sonunu beklemiştir. Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 194

قَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَفْتُون۪ي ف۪ٓي اَمْر۪يۚ

 

Fiil cümlesidir.  قَالَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Mekulü’l-kavli, nida ve cevabıdır. قَالَتْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

يَٓا  nida harfidir.  اَيُّ  münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. هَا  tenbih harfidir. الْمَلَؤُ۬ا  münadadan bedel veya atf-ı beyân olup damme ile merfûdur. Nidanın cevabı  اَفْتُون۪ي ف۪ٓي اَمْر۪يۚ ‘dır.  

اَفْتُون۪ي  illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ف۪ٓي اَمْر۪ي  car mecruru  اَفْتُون۪ي  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Atf-ı beyân konusuna giren kelime grupları ve cümleler şunlardır: 1. İsm-i işaretten sonra gelen camid ismin (muşârun ileyhin) atf-ı beyân olarak gelmesi. 2. اَيُّهَا  ve  اَيَّتُهَا ’dan sonra gelen camid ismin atf-ı beyân olarak gelmesi. 3. Tefsir harfi  اَنْ  ’den sonra gelen kelime veya cümleler. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde  اَيُّهَا, müennes isimlerde   اَيَّتُهَا  getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَفْتُون۪ي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  فتي ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 


 مَا كُنْتُ قَاطِعَةً اَمْراً حَتّٰى تَشْهَدُونِ

 

İsim cümlesidir.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كُنْتُ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُ  muttasıl zamir  كُنْتُ ’nün ismi olarak mahallen merfûdur. قَاطِعَةً  kelimesi  كُنْتُ  ’nün haberi olup fetha ile mansubdur. اَمْراً  amili ism-i fail  قَاطِعَةً  ‘in mef’ûlün bihi olup fetha ile mansubdur.

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir.  تَشْهَدُونِ  muzari fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, قَاطِعَةً ‘e müteallik, mahallen mecrurdur.

تَشْهَدُونِ  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki  نِ  vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen  يَ  mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bu  ي  harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan  نِ  harfinin harekesi esre gelmiştir. 

İsm-i failin fiil gibi amel şartları şunlardır: 1. Harf-i tarifli (ال) olmalıdır.  2. Haber olmalıdır. 3. Sıfat olmalıdır. 4. Hal olmalıdır. 5. Kendisinden önce nefy (olumsuzluk) edatı bulunmalıdır. 

6. Kendisinden önce istifham (soru) edatı bulunmalıdır. Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir. Bu amel şartlarından birini taşıyan ism-i fail kendisinden sonra fail ve mef’ûl alabilir. Bu fail veya mef’ûl bazen ism-i failin muzâfun ileyhi konumunda da gelebilir. İsm-i fail tercüme edilirken umumiyetle muzari manası verir. Nadiren mazi manası da olabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harf-i cer şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

قَاطِعَةً , sülâsi mücerredi  قطع  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَفْتُون۪ي ف۪ٓي اَمْر۪يۚ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ayette, Allah Teâlâ, Belkıs’ın sözlerini bildirmektedir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

قَالَتْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَفْتُون۪ي ف۪ٓي اَمْر۪يۚ , nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Nidanın cevabı olan  اَفْتُون۪ي ف۪ٓي اَمْر۪ي  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

ف۪ٓي اَمْر۪يۚ  ibaresindeki  فِي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla  اَمْر۪ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü iş, durum, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Durumun önemini tekid etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her iki durumdaki mutlak irtibattır.

اَفْتُون۪ي , ‘ifta’ kelimesi, bir zorluğun açıklanması ile güç vermektir. Şer'î işlerde bilindiğine göre burada bu tabir, bu meclisin hüküm verme yetkisini ifade etmekten uzak değildir.

Emrimde yani bir işimde yahut vereceğim emir hakkında sizler bana şahit olmadıkça yahut siz yanımda olmadıkça ben hiçbir işi kestirip atmam yani şimdiye kadar devlet işlerinden hiçbirinde keyfi idare yapmadım, sizin oyunuzu almadan hiçbirini kendiliğimden yürürlüğe koymadım, her ne emir verdimse sizin huzurunuzda ve sizin görüşlerinizi alarak verdim. Onun için bu mektup işinde de sizin fikir ve fetvanızla kuvvet almak istiyorum. "Siz yanımda olmadıkça." denilmesinden, bunların önemli işleri danışma için huzurunda toplanması alışılmış olan bir topluluk olduğu anlaşılıyor. Bunların, her biri on bin kişiyi temsil etmek üzere üç yüz on iki kişi olduğu da rivayet edilmiştir. (Katâde) (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 


مَا كُنْتُ قَاطِعَةً اَمْراً حَتّٰى تَشْهَدُونِ

 

Beyânî istînâf veya ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır. Mekulü’l kavle dahildir. Menfî nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Gaye bildiren harf-i cer  حَتّٰى ‘nın gizli  أن ’le masdar yaptığı  تَشْهَدُونِ  cümlesi, masdar teviliyle ism-i fail veznindeki  قَاطِعَةً ‘e mütealliktir. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اَمْر۪  kelimesinin tekrar edilmesi konuda önemli yer tutması sebebiyledir. Bu tekrarda, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Müsned olan  قَاطِعَةً , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsm-i fail mef‘ûlde amel ettiği zaman, şimdiki zamanı veya geleceği ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 3, s.131)

İsm-i failin önünde  كان  yardımcı/nakıs fiili bulunursa, şimdiki veya geniş zaman hikayesi için kullanılır. (KSÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi 10 (2007) s. 55 - 90 Arapçada İsm-İ Fâil Ve İşlevleri Yrd.Doç.Dr. M.Akif Özdoğan)

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)

مَا كَانَ ’li olumsuz sıygalar, gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, 3/79) 

قطع الامر  ifadesinde istiare vardır. İşi kesip atmak ile kastedilen -Allahu alem- ilgili bütün görüşler görüşülüp tartışıldıktan sonra, başka değil bilhassa o işin yapılması ve uygulanmasına karar vermenin doğru olacağı şeklinde tek bir görüşe varmaktır. 

Bu ifade (bir konuda verilen karar), bir bez ve giysi dokuma çözgü ve argaç iplerinin birbirine dolanarak dokunma işlemi bittikten sonra, giysinin kesim işleminin yapılmasına teşbih edilmiştir. Buna göre, anlaşılıyor ki Belkıs, Süleyman’ın -ona selam olsun- kendisine inanma ve tabi olmaya çağıran daveti gelince, konuyla ilgili fikir sordu; bu davete icabet etme veya etmeme, sert ya da yumuşak davranma hususunda tereddüt etti. Ancak ruhunda yumuşak karşılama eğilimi ağır basınca böyle yapmaya karar verdi. Böyle olunca, işaret ettiğimiz gibi ayette bunun (işin) kesinleştirilmesi (قطع الامر ) tabiriyle ifade edilmesi güzel düşmüştür. Yine insanın arkadaşına  ﻻ أقْطَعَ أمْرَدُونَكَ  demesi de bu minval üzeredir ki (Sana danışmadan, seninle uzlaşıp onayını almadan hiçbir şeye karar vermem) demektir. Bu söylem, ip ve benzeri ince bir şeyin kesilme hızına benzetilerek, bir şeyin çabucak yapılmasından kinaye de olabilir.(Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları) 

تَشْهَدُونِ  fiili burada istişareden kinayedir. Çünkü gaip olan kişi ile istişare olmayacağından, istişare eyleminin gerçekleşebilmesi için çoğunlukla kişilerin mevcudiyeti şarttır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

تَشْهَدُونِ  fiilindeki nûn (ن) harfi nûn-u vikâyedir ve sonundaki mütekellim yâ'sı hafiflik için hazf edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

حَتّى تَشْهَدُونِ  sözü  “vereceğim kararı uygun görecek misiniz” manasında kinayedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

ما كُنْتُ قاطِعَةً أمْرًا 'deki durum önemlidir. Yani konuları onlarla istişare etmeden yargılamaz (karar vermez). (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Bu ayette de Belkıs'ın ‘’dedi’’ sözünün tekrar edilmesi, muhtevasına son derece önem verildiğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)  

Melikenin onlara: "Siz meclisimde hazır bulunmadan ve sizin görüşünüzü almadan hiçbir iş için kesin karar vermiş değilim" demesi, görüş ve tedbirinde kendisine muhalefet etmemeleri için yumuşak davranarak gönüllerini almaya matuftur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Neml Sûresi 33. Ayet

قَالُوا نَحْنُ اُو۬لُوا قُوَّةٍ وَاُو۬لُوا بَأْسٍ شَد۪يدٍ وَالْاَمْرُ اِلَيْكِ فَانْظُر۪ي مَاذَا تَأْمُر۪ينَ  ٣٣


Dediler ki: “Biz güçlü kimseleriz ve çetin savaşçılarız. Emir senin. Ne emredeceğini düşün.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالُوا dediler ki ق و ل
2 نَحْنُ biz
3 أُولُو sahibiyiz ا و ل
4 قُوَّةٍ güç ق و ي
5 وَأُولُو ve erbabıyız ا و ل
6 بَأْسٍ savaş ب ا س
7 شَدِيدٍ yaman ش د د
8 وَالْأَمْرُ ama emir ا م ر
9 إِلَيْكِ senindir
10 فَانْظُرِي o halde bak ن ظ ر
11 مَاذَا ne
12 تَأْمُرِينَ buyurursan ا م ر

قَالُوا نَحْنُ اُو۬لُوا قُوَّةٍ وَاُو۬لُوا بَأْسٍ شَد۪يدٍ وَالْاَمْرُ اِلَيْكِ فَانْظُر۪ي مَاذَا تَأْمُر۪ينَ

 

Fiil cümlesidir.  قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l kavli  نَحْنُ اُو۬لُوا ‘dir.  قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  نَحْنُ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  اُو۬لُوا  haber olup cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için, ref alameti و ’dır. Aynı zamanda muzâftır.  قُوَّةٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

اُو۬لُوا بَأْسٍ  atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur.  شَد۪يدٍ  kelimesi  بَأْسٍ ‘nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur. وَالْاَمْرُ اِلَيْكِ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la mekulü’l-kavle matuftur. 

الْاَمْرُ  mübteda olup damme ile merfûdur. اِلَيْكِ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. 

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri,إن عزمت على أمر  (Sen bir işe karar verirsen) şeklindedir.

انْظُر۪ي  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Muhataba  ي ‘ sı fail olarak mahallen merfûdur.

فَ  karinesi olmadan gelen  مَاذَا تَأْمُر۪ينَ  cümlesi mukadder şartın cevabıdır. 

مَاذَا  istifhâm ismi, amili  انْظُر۪ي ‘nin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

تَأْمُر۪ينَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Muhataba  ي ‘ sı fail olarak mahallen merfûdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

شَد۪يدٍ ; sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır.“Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالُوا نَحْنُ اُو۬لُوا قُوَّةٍ وَاُو۬لُوا بَأْسٍ شَد۪يدٍ وَالْاَمْرُ اِلَيْكِ

 

Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Allah Teâlâ, Sebe Melikesinin ileri gelenlerinin, ona verdikleri cevabı bildiriyor.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)  

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  نَحْنُ اُو۬لُوا قُوَّةٍ  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

وَاُو۬لُوا بَأْسٍ شَد۪يدٍ , tezâyüf nedeniyle habere atfedilmiştir.

شَد۪يدٍ  kelimesi  بَأْسٍ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

قُوَّةٍ  ,  شَد۪يدٍ  kelimelerindeki nekrelik, kesret, tazim ve nev ifade eder. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

اُو۬لُوا  kelimesinin tekrarı kavmin kendilerini üstün gördüklerine işaret etmek için olabilir. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Hükümde ortaklık nedeniyle makabline atfedilen  وَالْاَمْرُ اِلَيْكِ  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur  اِلَيْكِ , mahzuf habere mütealliktir.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


فَانْظُر۪ي مَاذَا تَأْمُر۪ينَ

 

Şart üslubundaki terkip, istînafiyye olarak fasılla gelmiştir.

Mekulü’l-kavle dahil olan cümlede  فَ , takdiri  إن عزمت على أمر  (Sen bir işe karar verirsen) olan mahzuf şartın cevabının başına gelmiş rabıta harfidir. 

Cümle, takdiri  إن عزمت على أمر (Sen bir işe karar verirsen)  olan mukadder şartın cevabıdır. Cevap cümlesi  فَانْظُر۪ي مَاذَا تَأْمُر۪ينَ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

فَانْظُر۪ي  fiilinde istiare sanatı vardır. Düşünmek, anlamak manasında müstear olmuştur. Zikredilen rüyet, kastedilen ise idraktir. Manevi, akli ve görünmez olan bir durum, gözle görülen, bir şey menziline konulmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

İstifham üslubunda talebi inşaî isnad  مَاذَا تَأْمُر۪ينَ  cümlesi,  انْظُر۪ي  fiilinin mef’ûlü konumundadır. Muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

مَاذَا , istifham harfi olarak  تَأْمُر۪ينَ  fiilinin mef’ûlü konumundadır.

İstifhâm ismi  مَاذَا , amili olan  تَأْمُر۪ينَ ’ye takdim edilmiştir. İstifham isimlerinde sadaret hakkı vardır.

الْاَمْرُ - تَأْمُر۪ينَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Neml Sûresi 34. Ayet

قَالَتْ اِنَّ الْمُلُوكَ اِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً اَفْسَدُوهَا وَجَعَلُٓوا اَعِزَّةَ اَهْلِهَٓا اَذِلَّةًۚ وَكَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ  ٣٤


(Kraliçe Belkıs) şöyle dedi: “Krallar bir memlekete girdi mi, orayı harap ederler ve halkının ileri gelenlerini zelil hâle getirirler. İşte onlar böyle yaparlar.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَتْ dedi ق و ل
2 إِنَّ şüphesiz
3 الْمُلُوكَ hükümdarlar م ل ك
4 إِذَا zaman
5 دَخَلُوا girdikleri د خ ل
6 قَرْيَةً bir ülkeye ق ر ي
7 أَفْسَدُوهَا orayı bozarlar ف س د
8 وَجَعَلُوا ve kılarlar ج ع ل
9 أَعِزَّةَ şereflilerini ع ز ز
10 أَهْلِهَا halkının ا ه ل
11 أَذِلَّةً zillet içinde ذ ل ل
12 وَكَذَٰلِكَ ve böyle
13 يَفْعَلُونَ yaparlar ف ع ل

  Fesede فسد :   فَساد ister az ister çok olsun bir şeyin itidalden çıkmasıdır. Zıddı صَلاح salâhdır. Nefisle, bedenle ilgili ve istikametin/doğruluğun dışına çıkmış şeylerle ilgili kullanılır.

  Sülasi fiil فَسَدَ olarak ifsad oldu manasındadır. İf'al formu ise أفْسَدَ şeklinde ifsad etti demektir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de farklı formlarda 50 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri fesad, ifsad, fâsid ve müfsiddir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

قَالَتْ اِنَّ الْمُلُوكَ اِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً اَفْسَدُوهَا وَجَعَلُٓوا اَعِزَّةَ اَهْلِهَٓا اَذِلَّةًۚ

 

Fiil cümlesidir.  قَالَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ‘dir. Mekulü’l-kavli  اِنَّ الْمُلُوكَ ‘dir.  قَالَتْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.   

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

الْمُلُوكَ  kelimesi  اِنَّ ‘nin ismi olup fetha ile mansubdur. Şart ve cevap cümlesi  اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. دَخَلُوا  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

دَخَلُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  قَرْيَةً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Şartın cevabı اَفْسَدُوهَا ‘dir.

اَفْسَدُو  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. جَعَلُٓوا  atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur.  

جَعَلُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَعِزَّةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اَهْلِهَٓا  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  اَذِلَّةًۚ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek. 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.  (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a) (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَفْسَدُو  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  فسد ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

اَعِزَّةَ ; sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır.“Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَكَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ

 

Fiil cümlesidir. Atıf harfi  وَ  ile mekulü’l kavle matuftur. كَ  harf-i cerdir. Bu ibare, amili  يَفْعَلُونَ  olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. ذٰ  işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur.  ل  harfi buud yani uzaklık belirten harf,  ك  muhatap zamiridir. يَفْعَلُونَ  cümlesi, mahzuf mübtedanın haberidir. Takdiri, هؤلاء  şeklindedir.

يَفْعَلُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

قَالَتْ اِنَّ الْمُلُوكَ اِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً اَفْسَدُوهَا وَجَعَلُٓوا اَعِزَّةَ اَهْلِهَٓا اَذِلَّةًۚ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Mekulü’l-kavl, Sebe Melikesinin sözleridir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)  

قَالَتْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّ الْمُلُوكَ اِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً اَفْسَدُوهَا وَجَعَلُٓوا اَعِزَّةَ اَهْلِهَٓا اَذِلَّةًۚ  cümlesi, اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

اِنَّ ’nin haberi olan  اِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً اَفْسَدُوهَا وَجَعَلُٓوا اَعِزَّةَ اَهْلِهَٓا اَذِلَّةًۚ , şart üslubunda gelmiştir.

Şart manası taşıyan zaman zarfı  اِذَا ’nın muzâf olduğu  دَخَلُوا قَرْيَةً  şart cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَرْيَةً ‘deki nekrelik, muayyen olmayan cins ve adede işaret eder.

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  اَفْسَدُوهَا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

وَجَعَلُٓوا اَعِزَّةَ اَهْلِهَٓا اَذِلَّةً  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la şartın cevabına atfedilmiştir. Aynı üslupta gelen cümlenin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuf, mef’ûl konumundaki   اَعِزَّةَ اَهْلِهَٓا  izafetinde, اَعِزَّةَ  sıfat olmasına rağmen  اَهْلِ ‘ye muzaf olmuştur. Bu ifadede mübalağa vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

İkinci mef’ûl olan  اَذِلَّةً  kelimesindeki nekrelik, nev ve kesret ifade eder.

اَعِزَّةَ - اَذِلَّةً  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve muvazene sanatı vardır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


 وَكَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ

 

Cümlenin Allah tarafından Belkıs’ın sözünü doğrulamak için söylenmesi durumunda  وَ  istînâfiyyedir. Belkıs’ın sözü olduğu takdirde  وَ , atıftır ve cümle hükümde ortaklık nedeniyle mekulü’l-kavle atfedilmiştir.

كَذٰلِكَ , amili  يَفْعَلُونَ  olan mahzuf mukaddem mef’ûlun mutlaka mütealliktir. Bu takdire göre cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

İsm-i işaret, işaret edileni göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle önemini belirtir.

Teşbih harfi  كَ ‘nin dahil olduğu işaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  önceki olaylara işaret edilmiştir. Durum, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

يَفْعَلُ - جَعَلُٓوا  kelimeleri arasında cinas-ı muzari ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır. 

Muzari fiil hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

كَذٰلِكَ  kendinden önceki bir manaya işaret eder. Ancak çoğu zaman o da müstakil bir lafız değildir. Burada hem  كَ  hem de  ذٰ  işaret ismi aynı şeye işaret eder. Dolayısıyla bu durumu benzetecek yine kendisinden daha mükemmel bir şey bulunamadığını ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan Suresi 28, s.101)

كَذٰلِكَ  (İşte böyle), aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Buradaki kullanımı, işaret edilen nimetin derecesinin faziletteki mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm) Ebüssuûd Efendi, tezyîl ve itiraz cümlesi olduğu görüşündedir.

Belkıs hediye konusunu ve doğru görüşle ilgili öngörüsünü dile getirmişti. وَكَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ  ifadesinin, Allah tarafından Belkıs’ın sözünü doğrulamak için eklendiği de söylenmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Neml Sûresi 35. Ayet

وَاِنّ۪ي مُرْسِلَةٌ اِلَيْهِمْ بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةٌ بِمَ يَرْجِعُ الْمُرْسَلُونَ  ٣٥


“Ben onlara bir hediye gönderip, elçilerin ne haber ile döneceklerine bakacağım.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِنِّي şüphesiz ben
2 مُرْسِلَةٌ göndereyim ر س ل
3 إِلَيْهِمْ onlara
4 بِهَدِيَّةٍ bir hediye ه د ي
5 فَنَاظِرَةٌ ve bakayım ن ظ ر
6 بِمَ ne ile
7 يَرْجِعُ dönecekler ر ج ع
8 الْمُرْسَلُونَ elçiler ر س ل

وَاِنّ۪ي مُرْسِلَةٌ اِلَيْهِمْ بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةٌ بِمَ يَرْجِعُ الْمُرْسَلُونَ

 

İsim cümlesidir. Atıf harfi  وَ ‘la mekulü’l-kavl’e matuftur.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مُرْسِلَةٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. اِلَيْهِمْ  car mecruru  مُرْسِلَةٌ ‘e  mütealliktir.  بِهَدِيَّةٍ  car mecruru  مُرْسِلَةٌ ‘e mütealliktir. 

نَاظِرَةٌ  atıf harfi  فَ  ile  مُرْسِلَةٌ ‘e matuftur.

مَ  istifhâm ismi  بِ  harf-i ceriyle  يَرْجِعُ  fiiline mütealliktir.Cer harfinden sonra istifham harfi geldiğinde elif hazfedilir.(Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)  

يَرْجِعُ الْمُرْسَلُونَ  cümlesi, ism-i fail  نَاظِرَةٌ ‘ün mef’ûlun bihi olarak mahalen mansubdur.

يَرْجِعُ  damme ile merfû muzari fiildir. الْمُرْسَلُونَ  fail olup ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

İsm-i failin fiil gibi amel şartları şunlardır: 1. Harfi tarifli (ال) olmalıdır. 2. Haber olmalıdır. 3. Sıfat olmalıdır. 4. Hal olmalıdır. 5. Kendisinden önce nefy (olumsuzluk) edatı bulunmalıdır. 6. Kendisinden önce istifham (soru) edatı bulunmalıdır. Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir. Bu amel şartlarından birini taşıyan ism-i fail kendisinden sonra fail ve mef’ûl alabilir. Bu fail veya mef’ûl bazen ism-i failin muzâfun ileyhi konumunda da gelebilir. İsm-i fail tercüme edilirken umumiyetle muzari manası verir. Nadiren mazi manası da olabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

“Ne ile” manasındaki  بِمَ  lafzından elifin düşmesi haber  مَا ’sı ile arasındaki farkı göstermek içindir. Bununla birlikte bu elifin yazılması da caiz olabilir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

نَاظِرَةٌ ; sülâsî mücerredi  نظر  olan fiilin ism-i failidir.

مُرْسِلَةٌ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

مُرْسَلُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûlüdür.  

وَاِنّ۪ي مُرْسِلَةٌ اِلَيْهِمْ بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةٌ بِمَ يَرْجِعُ الْمُرْسَلُونَ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’la mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Cümlenin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

اِلَيْهِمْ  ve  بِهَدِيَّةٍ  car-mecrurları, مُرْسِلَةٌ ‘e mütealliktir.

هَدِيَّةٍ ’deki nekrelik kesret, tazim ve nev için olabilir.

اِنَّ ’nin haberi olan  مُرْسِلَةٌ  ve ona matuf olan  فَنَاظِرَةٌ , ism-i fail kalıbında gelerek, bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

فَنَاظِرَةٌ , istifhamdaki amelle ilgilidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Neml 28)  

İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan  بِمَ يَرْجِعُ الْمُرْسَلُونَ  cümlesinde bi car-mecruru, يَرْجِعُ  fiiline mütealliktir. Car-mecrurun takdimi istifham isimlerinin sadaret hakkı nedeniyledir. İstifham ismi  مَا ‘nın elif harfi harf-i cere bitişmesi sebebiyle hazf edilmiştir.

Muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden cümle,  نَاظِرَةٌ ’un mef’ûlü konumundadır.

İsm-i fail mef‘ûlde amel ettiği zaman, şimdiki zamanı veya geleceği ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 3, s.131)

يَرْجِعُ - الْمُرْسَلُونَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.

مُرْسِلَةٌ - مُرْسَلُونَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ  , isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1.)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayet, onun yapmaya azmettiği şeyi, onlara (ileri gelenlere) açıklamasının mukaddimesi niteliğindedir ve yapmak istediği şeyin sebebini ihtiva eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

بِهَدِيَّةٍ  kelimesindeki  بِ  harf-i ceri musahabe içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

ناظِرَةٌ  kelimesi  نَظَرَ ‘dan ism-i faildir ve burada انْتَظَرَ (beklemek) manasındadır. Yani Melike’nin bekleyeceğini ifade etmektedir. بِمَ يَرْجِعُ المُرْسَلُونَ  cümlesi ise  فَناظِرَةٌ  ifadesi için açıklama cümlesi veyahut müste’nefedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

بِمَ يَرْجِعُ المُرْسَلُونَ  cümlesinde  بِ  harfi- ceri  يَرْجِعُ  fiiline mütealliktir. İlişkilerinden dolayı istifham harfi olan  ما  ile birlikte müteallikına takdim edilmiştir. Çünkü istifham kelamın başında bulunur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

“Ne ile” manasındaki  بِمَ  lafzından elifin düşmesi haber  مَا ’sı ile arasındaki farkı göstermek içindir. Bununla birlikte bu elifin yazılması da caiz olabilir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Cemi müzekker salim kalıbındaki bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202) 

Günün Mesajı
Bir müminin hatta yalanı sabit olmamış bir insanın sözlü beyanına inanmak bir esas ise de, Hüdhüd, izinsiz görev yerini terk etmekle büyük bir hata işlemiş, davranış açısından sanki fıska girmişti. Özellikle askerin, özellikle çok önemli bir görevdeyse, görev yerini hem de kritik bir anda, sefere çıkılmışken izinsiz terk etmesi, daha ağır bir hata ve suç olur. Kur'ân, fasıkların getirdiği herhangi bir haberin doğruluğunun araştırılmasını emreder. Hz. Süleyman'ın (a.s.) Hüdhüd'le ilgili sert tavrının ve onun haberine tam olarak inanmamasının sebeplerinden biri bu olsa gerektir.
Sayfadan Gönüle Düşenler

Hz. Süleyman ile Hudhud kuşunun hikayesini dinleyen öğrenci, hocasının anlattıklarından anladıklarını not almaya çalışıyordu: 

Belli bir ilme sahip olduğuna güvenen kişi, kendisine gelen yeni bilgilere açık olmalıdır. Zengin bir hükümdar ve peygamber olan hz. Süleyman’ın, küçük bir kuşu dinlediği gibi. Kişi, kendisine gelen haberlerin gerçekliğini ve sahip olduğu temel bilgilerle çelişip çelişmediğini de kontrol etmelidir. Hz. Süleyman’ın mektup göndererek işin gerçeğini öğrendiği gibi. Kişi, hangi mevkide olursa olsun, başkalarına danışmaktan vazgeçmemelidir. Mektubu aldıktan sonra önce yanındakilere danışan, sonra kararını uygulayan Belkıs gibi. 

Ulaşması kolaylaşan ilim çok ama o ilmi hakiki manada alan az. Bildiğini iddia eden çok ama bilen yok denecek kadar az. 

Yaygınlaşan bilgi oburluğu hastalığından korunun. (Bilgi oburluğu: araştırmadan ve üzerinde düşünmeden kafasına yatan ya da dikkatini çeken her bilgi kırıntısını kabul ederek yaymak.) Kaynağı belirsiz yazıları gerçekmiş gibi sorgulamadan kabul etmekten kaçının. Gerçek olup olmadığını bilmediğiniz bilgileri paylaşmadan önce düşünün. Yanlış bilgilerin yayılmasında rol oynamaktan korkun. Tek bir tuşa basarak bilgi paylaşmak kolay. Hesap gününü unutmak da kolay. O gün her şeyin sorulacağını bilen insan. Bunların da sorulacağını hatırlasın. 

Ey arşın sahibi olan Allahım! Bizi; her gününe ve her işine, Senin adınla başlayanlardan eyle. Doğru bilgileri, doğru kitaplardan ve doğru insanlardan almamızda yardımcımız ol. İlim sonsuz iken, bildiğimiz kırıntılarla övünme hatasına düşmekten koru. Zihinlerimizi hayırlı ilimlerle meşgul et ve o ilimlerle kalplerimizdeki imanı güçlendir, hayatlarımızı bereketlendir, hallerimizi ve ibadetlerimizi güzelleştir.

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji