7 Ağustos 2025
Neml Sûresi 36-44 (379. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Neml Sûresi 36. Ayet

فَلَمَّا جَٓاءَ سُلَيْمٰنَ قَالَ اَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍۘ فَمَٓا اٰتٰينِ‌يَ اللّٰهُ خَيْرٌ مِمَّٓا اٰتٰيكُمْۚ بَلْ اَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ  ٣٦


(Elçilerin sözcüsü) Süleyman’ın huzuruna gelince, Süleyman ona şöyle dedi: “Siz beni mal ile desteklemek (ve böylece etkilemek) mi istiyorsunuz? Oysa Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır. Fakat hediyenizle ancak siz sevinirsiniz.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَلَمَّا ne zaman ki
2 جَاءَ gelince ج ي ا
3 سُلَيْمَانَ Süleyman’a
4 قَالَ dedi ki ق و ل
5 أَتُمِدُّونَنِ bana yardım mı etmek istiyorsunuz? م د د
6 بِمَالٍ mal ile م و ل
7 فَمَا oysa ne ki
8 اتَانِيَ bana vermiştir ا ت ي
9 اللَّهُ Allah
10 خَيْرٌ (o) daha hayırlıdır خ ي ر
11 مِمَّا -nden
12 اتَاكُمْ size verdiği- ا ت ي
13 بَلْ bilakis
14 أَنْتُمْ siz
15 بِهَدِيَّتِكُمْ hediyenizle ه د ي
16 تَفْرَحُونَ sevinirsiniz ف ر ح

Peygamberin görevi insanlarla savaşarak ganimet elde etmek veya savaş tehdidiyle hediye almak değil, Allah’ın dinini tebliğ etmek, insanların sapkın inançlardan kurtulmalarının yolunu açmak olduğu için Hz. Süleyman, kraliçenin gönderdiği hediyelere iltifat etmemiştir. Ülkenin güvenliği bunu gerekli kıldığı için de teslim ve tâbi olmadıkları takdirde karşı koyamayacakları ordularla üzerlerine gideceğini söyleyerek onları tehdit etmiştir.

Elçiler dönüp durumu kraliçeye anlatınca kraliçe maiyetindeki ileri gelenlerle birlikte Hz. Süleyman’ı ziyaret edip onun dini hakkında bilgi almak üzere harekete geçmiştir. Öte yandan Hz. Süleyman’a bu bilgi ulaşmış (âyet 42), o da kraliçe gelip teslim olmadan önce onun tahtını getirmelerini yanındaki görevlilerden istemiştir.

Bu kıssada bir kadın yöneticinin erkek devlet adamlarından daha basiretli davrandığının ima edilmesi de ilgi çekicidir.

39. âyette geçen ifrît, “güçlü, kuvvetli, yaramaz, ele avuca sığmaz kimse” demektir. Sıfat olarak cinler için kullanıldığı gibi insanlar için de kullanılır (Elmalılı, VI, 3678-3679).

“Kitap ilmine sahip olan biri”nin kimliği hakkında farklı rivayetler vardır. “Bir melek, bir insan, Hızır, Süleyman’ın veziri Âsaf b. Berhiyâ” veya “Süleyman’ın kendisi” denilmiştir. Râzî gerekçelerini de açıklayarak Süleyman’ın kendisi olduğunu söyleyen görüşü tercih etmektedir (XXIV, 197-198).

 


Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 194-195

فَلَمَّا جَٓاءَ سُلَيْمٰنَ قَالَ اَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍۘ فَمَٓا اٰتٰينِ‌يَ اللّٰهُ خَيْرٌ مِمَّٓا اٰتٰيكُمْۚ 

 

فَ  istînâfiyyedir.  لَمَّا  kelimesi  حين  (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. جَٓاءَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Fiil cümlesidir. جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. سُلَيْمٰنَ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Sonundaki elif ve nûn ziyade olduğundan gayri munsariftir. Şartın cevabı  قَالَ اَتُمِدُّونَنِ ‘dir.

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Mekulü’l-kavli  اَتُمِدُّونَنِ ’dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

Hemze istifhâm harfidir.  تُمِدُّونَنِ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki  نِ  vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen  يَ  mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bu  ي  harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan  نِ  harfinin harekesi esre gelmiştir. بِمَالٍ  car mecruru  تُمِدُّونَنِ  fiiline mütealliktir.

فَ  taliliyyedir. Müşterek ism-i mevsûl  مَٓا  mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  اٰتٰينِ‌يَ اللّٰهُ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

اٰتٰينِ‌يَ  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamiri  ى  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. 

خَيْرٌ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. ماَ  müşterek ism-i mevsûl  مِنْ  harf-i ceriyle خَيْرٌ ’a mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اٰتٰيكُمْ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

اٰتٰي  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur.  b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تُمِدُّونَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  مدد ’dir.

اٰتٰي  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  أتى ’dir. 

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. 

خَيْرٌ ; ism-i tafdil kalıbıdır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. 

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 بَلْ اَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ

 

İsim cümlesidir. بَلْ  idrâb ve atıf harfidir. Munfasıl zamir  اَنْتُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  بِهَدِيَّتِكُمْ  car mecruru  تَفْرَحُونَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. تَفْرَحُونَ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.  

تَفْرَحُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

بَلْ ; Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna idrâb denir.  “Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki” anlamlarını ifade eder.Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:

1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir. 

2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

فَلَمَّا جَٓاءَ سُلَيْمٰنَ قَالَ اَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍۘ

 

فَ , atıf harfidir. Ayette meskutun anh sebebiyle icaz-ı hazif vardır. Ayet mahzufa atıftır.

Şart üslubunda gelen terkipte, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  جَٓاءَ سُلَيْمٰنَ  şart cümlesi,  لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir. لَمَّا , cevap cümlesine mütealliktir.

لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır.

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  قَالَ اَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍۘ, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Hz. Süleyman’ın sözleridir. Cümleye dahil olan hemze, inkârî manadadır.

Hz. Süleyman’ın ilk cümlesi, istifham üslubunda olmasına rağmen soru manası taşımayıp amacı sözlerine cevap beklemek değildir. Muhataplarını kınamak ve ikaz anlamına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

بِمَالٍۘ ’deki nekrelik kesret, nev ve tahkir ifade eder. Kesret, kemiyet ve nev mahiyet açısındandır.   

اِفعال  babındaki  تُمِدُّونَنِ  fiilinin sonundaki mütekellim zamiri mahzuftur. Esre, mütekellim zamirinden ivazdır. Mütekellim zamirinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Haynûne manasındaki  لَمَّا , aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)

 

فَمَٓا اٰتٰينِ‌يَ اللّٰهُ خَيْرٌ مِمَّٓا اٰتٰيكُمْۚ 

 

فَ , ta’liliyyedir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. مَٓا  mübteda, خَيْرٌ  haberdir. 

Mübteda konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَٓا ’nın sıla cümlesi olan  اٰتٰينِ‌يَ اللّٰهُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, s. 107) 

Cümlede müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Müsned olan  خَيْرٌ, ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.

Mecrur mahaldeki ikinci müşterek ism-i mevsûl  مَا , harf-i cerle  خَيْرٌ ’a mütealliktir. Sılası olan  اٰتٰيكُمْ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

ءَاتَىٰكُمۚ - اٰتٰينِ‌يَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Şayet  اَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍۘ وانا اغني منك  demenle, اَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍۘ فَانا اغني منك  demen arasında ne fark var?” dersen şöyle derim: Bunu  و  ile söylediğim vakit zenginlik ve imkân konusunda kendisinden daha fazla olmama rağmen yine de bana malî destek sağlamakta olduğuna dair muhatabımı bilgilendirmiş olurum. Onu  فَ  ile söylediğimde ise onun desteğine ihtiyacım olmadığını, durumumun ona gizli kalması sebebiyle o anda kendisine haber verdiğim biri kılmış olurum. Sanki ben ona: “Bu yaptığını sana yakıştıramıyorum; çünkü benim buna hiç ihtiyacım yok!” demiş gibi olurum. İşte Hz. Süleyman’ın  فَمَٓا اٰتٰينِ‌يَ اللّٰهُ خَيْرٌ  şeklinde  فَ  harfiyle söylemesi de bu minval üzere gelmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  


 بَلْ اَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ

 

İdrâb ve ibtidaiyye harfi  بَلْ ‘in dahil olduğu ayetin son cümlesi, müstenefedir. بَلْ , intikal içindir.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Müsnedün ileyhin fiile takdimi kasr ifade etmiştir. İki tekit hükmündeki kasr, fail ve fiil arasındadır.  Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur.

اَنْتُمْ , mevsûf/maksûrun aleyh, تَفْرَحُونَ  sıfat/maksûr olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l mevsûftur. Yani sevinmeniz, size mahsustur. ‘Hediyenizle sizden başka kimse sevinmez’ anlamındadır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur  بِهَدِيَّتِكُمْ , durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için, amili olan  تَفْرَحُونَ ’ye takdim edilmiştir.

Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

بِمَالٍۘ - بِهَدِیَّتِكُمۡ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Burada  اَنْتُمْ  şeklindeki müsnedün ileyhin fiil şeklindeki müsnede takdimi kasr ifade eder. Bu da hediyeyi reddetmekten kinayedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

بَلْ  harfi, cümleleri atfetmekte kullanılmaz. Bu sebeple bundan sonra gelen cümle, istînâfiyyedir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Şayet burada belki/bilakis demenin (idrâb) anlamı nedir? dersen şöyle derim: Hz. Süleyman onların yadırgayarak reddedip bu yadırgayışını da gerekçelendirince bundan, onları böyle bir şeye motive eden sebebe dönüş yapmıştır ki o da tek bildikleri dünya adına kendilerine bir paye hediye edilmesinin dışında herhangi bir hoşnutluk ve sevinç sebebi bilememeleridir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

بَلۡ  ile yapılan idrâb (dönme) mal yardımını kabul etmeyip az görerek onları buna iten sebebi izah içindir, o da halini kendi hallerine benzetmeleridir, bu da yalnız dünyayı görmekten ve onun artmasını istemekten kaynaklanmaktadır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

Neml Sûresi 37. Ayet

اِرْجِعْ اِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لَا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ مِنْهَٓا اَذِلَّةً وَهُمْ صَاغِرُونَ  ٣٧


“Sen onlara dön. Andolsun, biz onlara, karşı koyamayacakları ordularla gelir ve onları oradan aşağılanmış ve küçük düşürülmüş olarak çıkarırız.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ارْجِعْ dön (söyle) ر ج ع
2 إِلَيْهِمْ onlara
3 فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ onlara gelirim ا ت ي
4 بِجُنُودٍ ordularla ج ن د
5 لَا asla
6 قِبَلَ karşı koyamayacakları ق ب ل
7 لَهُمْ kendilerinin
8 بِهَا ona
9 وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ ve onları sürüp çıkarırım خ ر ج
10 مِنْهَا oradan
11 أَذِلَّةً zilletle ذ ل ل
12 وَهُمْ ve onları
13 صَاغِرُونَ hor ve hakir olarak ص غ ر

اِرْجِعْ اِلَيْهِمْ 

 

Fiil cümlesidir.  اِرْجِعْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. اِلَيْهِمْ  car mecruru  اِرْجِعْ  fiiline mütealliktir. 


فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لَا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ مِنْهَٓا اَذِلَّةً وَهُمْ صَاغِرُونَ

 

Fiil cümlesidir.  فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن لم يأتوني مسلمين فو الله (Vallahi bana Müslüman olarak gelmezlerse) şeklindedir.

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. 

نَأْتِيَنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Mahallen merfûdur. Faili müstetir olup takdiri, نحن ’dur. Fiilin sonundaki  نَ, tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِجُنُودٍ  car mecruru  نَأْتِيَنَّهُمْ  ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. لَا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا  cümlesi,  بِجُنُودٍ ’in sıfatı olarak mahallen mecrurdur.  

İsim cümlesidir. لَٓا  cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir.  اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. 

قِبَلَ  kelimesi  لَٓا ’nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. لَٓا ’nın haberi mahzuftur. لَهُمْ  car mecruru لَٓا ’nın mahzuf haberine mütealliktir.  بِهَا  car mecruru  لَٓا ’nın mahzuf haberine mütealliktir. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. 

نُخْرِجَنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Mahallen merfûdur. Faili müstetir olup takdiri, نحن ’dur. Fiilin sonundaki  نَ, tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  مِنْهَٓا  car mecruru  نُخْرِجَنَّهُمْ  fiiline mütealliktir.  اَذِلَّةً  hal olup fetha ile mansubdur. 

هُمْ صَاغِرُونَ  cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. وَ  haliyyedir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  صَاغِرُونَ  mübtedanın haberi olup ref alameti  و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

وَ  haliyyedir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  صَاغِرُونَ  mübtedanın haberi olup ref alameti  و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

Tekid nunları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette ilki müfred ikincisi isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

نُخْرِجَنَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi خرج ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

صَاغِرُونَ ; sülâsî mücerredi صغر  olan fiilin ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِرْجِعْ اِلَيْهِمْ 

 

Mekulü’l-kavlin devamı olan ayet fasılla gelmiştir. Cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

اِرْجِعْ اِلَيْهِمْ  sözü, gelen elçiye bir hitap olduğu ileri sürüldüğü gibi başka bir mektubu götürmesi için Hüdhüd’e yazılmış bir hitap olduğu da söylenmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


 فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لَا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا 

 

Fasılla gelen terkipte  فَ , mahzuf bir şartın cevabına dahil olan rabıta harfi, لَ , mahzuf bir kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.

Mahzuf kasem ve mezkur cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, kasem üslubunda gayri talebî inşâî isnaddır. Mahzuf kasemin cevabı şart üslubunda gelmiştir. Şart ve kasem cümlelerinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Nûn-u sakile ve mahzuf kasem ile tekid edilmiş   فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لَا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا  cümlesi, mukadder kasemin cevabı, aynı zamanda takdiri  إن لم يأتوني مسلمين فو الله (Vallahi bana Müslüman olarak gelmezlerse) olan mahzuf şartın cevabıdır. Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Mahzuf şart ve mezkür cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

 فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ  fiiline müteallik  بِجُنُودٍ  car-mecrurundaki nekrelik, kesret, nev ve tazim ifade eder. 

لَا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا  cümlesi,  بِجُنُودٍ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Cinsini nefyeden  لَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. قِبَلَ , cinsini nefyeden  لَا ’nın ismidir. Haberi ise mahzuftur. Haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. لَهُمْ  ve  بِهَا  car-mecrurları, bu mahzuf habere mütealliktir.

Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu  ن , َّfiilin üç defa tekidini sağlar. (Mehmet Altın, Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)

Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda vurgu kasem cevabına yapılır. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur'an’da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur'an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)

Yani “Ey elçi! Belkıs ile kavmine dön. Vallahi, onların mukavemet edemeyecekleri, karşı koyamayacakları bir ordu ile onların üzerine geleceğiz ve Allah'a yemin olsun ki onlar, yurtlarında aziz ve imkân sahibi iken biz onları oradan sürgün olarak değil, hor esirler olarak çıkaracağız.” (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ مِنْهَٓا اَذِلَّةً وَهُمْ صَاغِرُونَ

 

Cümle, atıf harfi  وَ ’la, kasemin cevabı olan  فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında lafzen ve manen mutabakat mevcuttur.

Nûn-u sakile ve  لَ  ile tekid edilmiş müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır.

اَذِلَّةً  kelimesi, fiilin mef’ûlünden haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. 

Yine mef’ûlden hal olan وَهُمْ صَاغِرُونَ  cümlesi mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsned  صَاغِرُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اَذِلَّةً - صَـٰغِرُونَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayetteki muzari fiiller hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Nehhâs dedi ki: Ben Ebu'l-Hasen b. Keysan'ı şöyle derken dinledim: Buradaki lam tekid lâmıdır. Bu şekilde ona göre bütün lam çeşitleri üç türlüdür, dördüncüleri yoktur. Bu da tekid, emir ve harf-i cer olarak kullanılan lam. Nahiv bilginlerinin ileri gelenleri de bu görüştedir. Çünkü onlar her bir şeyi aslına irca ederler. Bu ise Arap dili üzerindeki eğitimi oldukça ileri kimseler için ancak mümkün olabilir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

Neml Sûresi 38. Ayet

قَالَ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَيُّكُمْ يَأْت۪ين۪ي بِعَرْشِهَا قَبْلَ اَنْ يَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ  ٣٨


Süleyman, “Ey ileri gelenler! Onlar bana teslim olmadan önce hanginiz bana onun (kraliçenin) tahtını getirebilir?”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ق و ل
2 يَا أَيُّهَا ey
3 الْمَلَأُ ileri gelenler م ل ا
4 أَيُّكُمْ hanginiz
5 يَأْتِينِي bana getirebilir ا ت ي
6 بِعَرْشِهَا onun tahtını ع ر ش
7 قَبْلَ önce ق ب ل
8 أَنْ
9 يَأْتُونِي bana gelmelerinden ا ت ي
10 مُسْلِمِينَ teslim olarak س ل م

قَالَ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَيُّكُمْ يَأْت۪ين۪ي بِعَرْشِهَا قَبْلَ اَنْ يَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ

 

Fiil cümlesidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Mekulü’l-kavli, nida ve cevabıdır. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

يَٓا  nida harfidir. اَيُّ  münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni, mahallen mansubdur. هَا  tenbih harfidir.  الْمَلَؤُ۬ا  münadadan bedel veya atf-ı beyan olup damme ile merfûdur. Nidanın cevabı  اَيُّكُمْ يَأْت۪ين۪ي ’dır.

اَيُّ  istifham ismi, mübteda olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يَأْت۪ين۪ي  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

يَأْت۪ين۪ي  fiili ى  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamiri  ى  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

بِعَرْشِهَا  car mecruru  يَأْت۪ين۪ي  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. قَبْلَ  zaman zarfı  يَأْت۪ين۪ي  fiiline mütealliktir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  قَبْلَ ’nin muzâfun ileyhi olarak mahallen mecrurdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يَأْتُون۪ي  fiili  نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

Sonundaki  نِ  vikayedir. مُسْلِم۪ينَ  hal olup, nasb alameti  ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde  اَيُّهَا, müennes isimlerde   اَيَّتُهَا  getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Merfû muzari fiillere mansub muttasıl zamirler doğrudan doğruya gelmez. Bu fiillerle söz edilen zamir arasına bir  ن  harfi getirilir.  يَأْتُون۪ي  fiilinde olduğu gibi. Buna nûn-u vikaye denilir.

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُسْلِم۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَيُّكُمْ يَأْت۪ين۪ي بِعَرْشِهَا قَبْلَ اَنْ يَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Ayette Allah Teâlâ, Süleyman'ın (a.s) sözlerini bildiriyor.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, s. 107) 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا  cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Nidanın cevabı olan  اَيُّكُمْ يَأْت۪ين۪ي بِعَرْشِهَا قَبْلَ اَنْ يَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Isim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade eden cümlede  اَيُّكُمْ  izafeti mübteda, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يَأْت۪ين۪ي بِعَرْشِهَا قَبْلَ اَنْ يَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ  cümlesi haberdir. Haberin muzari fiil cümlesiyle gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve teceddüt ifade etmiştir. 

Geldi anlamındaki  اتى  fiili,  بِ  harfiyle kullanıldığında getirdi manasına gelir. Harf-i cerin fiile mana kazandırması tazmin sanatıdır.

Masdar harfi  اَنْ  ve müspet muzari fiil sıygasındaki  يَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ  cümlesi, masdar teviliyle,  يَأْت۪ين۪ي fiiline müteallik zaman zarfı  قَبْلَ ’nin muzâfun ileyhi konumundadır. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

مُسْلِم۪ينَ  kelimesi haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. 

يَأْتُون۪ي - يَأْت۪ين۪ي  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Muzari fiiller tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Belkıs’ın tahtının getirilmesi, “Onlar Müslüman olarak bana gelmeden önce” kaydına bağlanmış, çünkü böyle olması daha tuhaf daha acayiptir; adete göre olma ihtimali daha uzaktır ve Allah'ın kudretine ve peygamberliğinin sıhhatine delaleti daha açıktır. Bir de Belkıs'ın denenmesi ve harika mucizelere muttali olması, ilk geldiğinde gerçekleşmesi içindi. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)

Bu ayetten maksat: 1- Belkıs için Allah’ın kudretine, Hz. Süleyman’ın peygamberliğine dair bir delil olması ve böylece Belkıs’ın bu delili daha önce geçmiş olan diğer delillere eklemesidir.

2- Hz. Süleyman o tahtı getirtmeyi, böylece şeklini ve şemalini değiştirmeyi, daha sonra da Belkıs’ın onu tanıyıp tanıyamayacağını anlamak için o tahtı ona sunmasıdır. Ki bunun gayesi de Belkıs’ın aklını ve zekâsını ölçmektir.

3- Katâde şöyle der: “Hz. Süleyman, Belkıs Müslüman olduğunda onun malını almasının helal olmayacağını bildiği için o Müslüman olmadan önce onun tahtını almak istemiştir.”

4- Arş, bir memleketin kudretini simgeleyen bir şeydir, tahttır. Böylece Hz. Süleyman, Belkıs kendisine gelmeden önce onun mülkünün miktarını, (ne derece zengin olduğunu) bilmek istemiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Neml Sûresi 39. Ayet

قَالَ عِفْر۪يتٌ مِنَ الْجِنِّ اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَۚ وَاِنّ۪ي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ اَم۪ينٌ  ٣٩


Cinlerden bir ifrit, ”Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm ve şüphesiz ben, buna güç yetirecek güvenilir biriyim” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ki ق و ل
2 عِفْرِيتٌ bir ifrit ع ف ر
3 مِنَ -den
4 الْجِنِّ cinler- ج ن ن
5 أَنَا ben
6 اتِيكَ sana getiririm ا ت ي
7 بِهِ onu
8 قَبْلَ önce ق ب ل
9 أَنْ
10 تَقُومَ sen kalkmadan ق و م
11 مِنْ -dan
12 مَقَامِكَ makamın- ق و م
13 وَإِنِّي gerçekten benim
14 عَلَيْهِ buna
15 لَقَوِيٌّ gücüm yeter ق و ي
16 أَمِينٌ bana güvenilir ا م ن

Afera عفر :   عِفْرِيت/ifrit sözcüğü cinlerle ilgili kullanılır. Kötü ruhlu ve habis anlamına gelir. Tıpkı şeytan kelimesinin müstear olarak insan için kullanılması gibi ifritte insan hakkında istiare edilmektedir.

  İbn Kuteybe şöyle demiştir: 'عِفْرِيت sözcüğü sıkı, sağlam bir yapıya sahip olan demektir. Aslı toz ve toprak anlamındaki عَفَرٌ dan gelir.' (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de  sadece bu ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekli ifrittir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

قَالَ عِفْر۪يتٌ مِنَ الْجِنِّ اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَۚ 

 

Fiil cümlesidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  عِفْر۪يتٌ  fail olup damme ile merfûdur. مِنَ الْجِنِّ  car mecruru  عِفْر۪يتٌ’ nun mahzuf sıfatına mütealliktir. Mekulü’l-kavli  اَنَا۬ اٰت۪يكَ ’dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  اَنَا۬  mübteda olarak mahallen merfûdur.  اٰت۪يكَ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

اٰت۪ي  fiili  ى  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  اَنَا۬ ’dir. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

بِه۪  car mecruru  اٰت۪يكَ  fiiline mütealliktir.  قَبْلَ  zaman zarfı  اٰت۪يكَ  fiiline mütealliktir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  قَبْلَ ’nin muzâfun ileyhi olarak mahallen mecrurdur.  

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تَقُومَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. مِنْ مَقَامِكَ  car mecruru  تَقُومَ  fiiline mütealliktir.  Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَاِنّ۪ي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ اَم۪ينٌ

 

İsim cümlesidir. وَ  haliyyedir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. عَلَيْهِ  car mecruru  قَوِيٌّ ’e mütealliktir. Muzâf mahzuftur. Takdiri, على حمله şeklindedir.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. قَوِيٌّ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.  اَم۪ينٌ  ikinci haberi olup damme ile merfûdur.

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

قَالَ عِفْر۪يتٌ مِنَ الْجِنِّ اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَۚ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, s. 107) 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَۚ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَۚ  cümlesi, isim cümlesinin haberidir.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَ  cümlesi, masdar tevilinde  قَبْلَ ‘nin muzâfun ileyhi konumundadır. Masdar-ı müevvel cümlesi, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

تَقُومَ - مَقَامِكَ  kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

عِفْر۪يتٌ - الْجِنِّ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

عِفْر۪يتٌ, şeytan gibi insan hakkında da kullanılır. 

Muzari fiiller tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İfrit, kötülük ve pislikte son dereceyi bulmuş ve şeytanlıkta ileri gitmiş, tuttuğunu devirir, kuvvetli, becerikli, ele avuca girmez bir kerata demektir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

“Cinlerden bir ifrit dedi...” ifadesine gelince insan hakkında kullanıldığı zaman ifrit, akranlarını ezip geçen, onları zelil kılan kötü adam demektir. Şeytanlar için kullanıldığında ise asi ve habis anlamına gelir. 

“Sen makamından kalkmadan...” ifadesi, “Sen meclisinden kalkmadan” demektir. Bu işin, bir zamana ve bir müddete bağlanabilmesi için bu hususta mutlaka malum olan bir örfün bulunması gerekir. İşte bu sebeple insanlar arasında hükmetme meclisi (zamanı) kastedilmiştir, denildiği gibi; bununla kendisinde insanlara bir hutbenin, hitabenin îrad edileceği bir vaktin kastedildiği de ileri sürülmüştür. Yine bu müddetin, gündüzün yarısına (öğleye) kadar olan bir müddet olduğu da ileri sürülmüştür. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


وَاِنّ۪ي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ اَم۪ينٌ

 

Ayetin son cümlesi, atıf harfi  و ’la mekulü’l kavle atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur  عَلَيْهِ , durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için amili  لَقَوِيٌّ ’a takdim edilmiştir.

اَم۪ينٌ , ikinci haberdir.

İki haber de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır. 

عِفْر۪يتٌ, yapacağı bu olağanüstü şeye muhataplarını inandırmak için sözlerini birden fazla tekidle kuvvetlendirmiştir.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنّ۪ٓ  ve lam-ı tekid, cümlede beraberce bulunursa bu cümle, üç kez tekrar edilen cümle gibi olur. Çünkü  اِنّ۪ٓ  kelimesi, cümlede iki kez tekrar gücünü taşır, buna lam-ı tekid de ilave edilince, üçüncü tekrar sağlanmış olur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân c.2 s.176)

Neml Sûresi 40. Ayet

قَالَ الَّذ۪ي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَۜ فَلَمَّا رَاٰهُ مُسْتَقِراًّ عِنْدَهُ قَالَ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي۠ لِيَبْلُوَن۪ٓي ءَاَشْكُرُ اَمْ اَكْفُرُۜ وَمَنْ شَكَرَ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ رَبّ۪ي غَنِيٌّ كَر۪يمٌ  ٤٠


Kitaptan bilgisi olan biri, “Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm” dedi. Süleyman, tahtı yanında yerleşmiş hâlde görünce şöyle dedi: “Bu, şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için, Rabbimin bana bir lütfudur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ki ق و ل
2 الَّذِي bulunan
3 عِنْدَهُ yanında ع ن د
4 عِلْمٌ bir ilim ع ل م
5 مِنَ -tan
6 الْكِتَابِ Kitap- ك ت ب
7 أَنَا ben
8 اتِيكَ sana getirebilirim ا ت ي
9 بِهِ onu
10 قَبْلَ önce ق ب ل
11 أَنْ
12 يَرْتَدَّ sen kırpmadan ر د د
13 إِلَيْكَ sana
14 طَرْفُكَ gözünü ط ر ف
15 فَلَمَّا ne zaman ki
16 رَاهُ onu görünce ر ا ي
17 مُسْتَقِرًّا yerleşmiş ق ر ر
18 عِنْدَهُ yanında ع ن د
19 قَالَ dedi ki ق و ل
20 هَٰذَا bu
21 مِنْ -ndandır
22 فَضْلِ lutfu- ف ض ل
23 رَبِّي Rabbimin ر ب ب
24 لِيَبْلُوَنِي beni sınaması için ب ل و
25 أَأَشْكُرُ şükür mü edeceğim? ش ك ر
26 أَمْ yoksa
27 أَكْفُرُ inkar mı edeceğim? ك ف ر
28 وَمَنْ ve kim
29 شَكَرَ şükrederse ش ك ر
30 فَإِنَّمَا şüphesiz
31 يَشْكُرُ şükretmiştir ش ك ر
32 لِنَفْسِهِ kendisi için ن ف س
33 وَمَنْ ve kim
34 كَفَرَ inkar ederse ك ف ر
35 فَإِنَّ şüphesiz
36 رَبِّي Rabbim ر ب ب
37 غَنِيٌّ zengindir غ ن ي
38 كَرِيمٌ kerimdir ك ر م

قَالَ الَّذ۪ي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَۜ 

 

Fiil cümlesidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. الَّذ۪ي  müfred müzekker has ism-i mevsûl fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

عِنْدَهُ  mekân zarfı, mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عِلْمٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.  مِنَ الْكِتَابِ  car mecruru عِلْمٌ ‘un mahzuf sıfatına mütealliktir. Mekulü’l-kavl  اَنَا۬ اٰت۪يكَ ’dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  اَنَا۬  mübteda olarak mahallen merfûdur. اٰت۪يكَ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

اٰت۪ي  fiili  ى  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

بِه۪  car mecruru  اٰت۪يكَ  fiiline mütealliktir.  قَبْلَ  zaman zarfı  اٰت۪يكَ  fiiline mütealliktir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  قَبْلَ ’nin muzâfun ileyhi olarak mahallen mecrurdur.  

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يَرْتَدَّ  fetha ile mansub muzari fiildir. اِلَيْكَ  car mecruru  يَرْتَدَّ  fiiline mütealliktir.  طَرْفُكَ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

يَرْتَدَّ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  ردد ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


فَلَمَّا رَاٰهُ مُسْتَقِراًّ عِنْدَهُ قَالَ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي۠ لِيَبْلُوَن۪ٓي ءَاَشْكُرُ اَمْ اَكْفُرُۜ 

 

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَمَّٓا  kelimesi  حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. رَاٰهُ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

رَاٰ  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. Muttasıl zamir  ه  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  مُسْتَقِراًّ  hal olup fetha ile mansubdur. عِنْدَهُ  mekân zarfı,  مُسْتَقِراًّ ’a mütealliktir. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Şartın cevabı قَالَ هٰذَا مِنْ فَضْلِ  ‘dır. 

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Mekulü’l-kavli  هٰذَا مِنْ فَضْلِ ’dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İşaret ismi  هٰذَا  mübteda olarak mahallen merfûdur. مِنْ فَضْلِ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. رَبّ۪ي  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Mütekellim zamiri  ى  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

لِ  harfi  يَبْلُوَن۪ٓي  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel mahzuf fiile müteallik olup, mahallen mecrurdur.  Takdiri, فضّل (Üstün kıldı) şeklindedir.

يَبْلُوَن۪ٓي  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamir  ى  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ءَاَشْكُرُ  cümlesi,  يَبْلُوَن۪ٓي ‘deki mütekellim  ي ‘ından bedel olup, mahallen mansubdur.

Fiil cümlesidir. Hemze istifhâm harfidir. اَشْكُرُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  اناَ ’dir. 

اَمْ  atıf harfi hemzenin muadilidir. اَكْفُرُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  اناَ ’dir. 

(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur.  b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَمْ ; Çoğunlukla soru edatlarıyla birlikte kullanılır ve muhataptan bu edatın öncesi ile sonrasındaki unsurlardan birini tayin ve tercih etmesini zorunlu kılar. Genellikle soru edatı olan hemze ile (اَ) birlikte kullanılır. İkiye ayrılır: Muttasıl  اَمْ. Munkatı’  اَمْ (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُسْتَقِراًّ ; sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan istifâl babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَمَنْ شَكَرَ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ 

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

شَكَرَ  şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.

اِنَّـمَٓا  kâffe ve mekfufedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise  اِنَّ  harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan  مَا  demektir.

يَشْكُرُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. لِنَفْسِه۪  car mecruru يَشْكُرُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir   ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ رَبّ۪ي غَنِيٌّ كَر۪يمٌ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

كَفَرَ   şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

ٱللَّهَ  lafza-i celâl  إِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur.  غَنِيٌّ  kelimesi  إِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.  كَر۪يمٌ  ikinci haberi olup damme ile merfûdur.

قَالَ الَّذ۪ي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَۜ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, s. 107) 

Müfred müzekker has ismi mevsul  الَّذ۪ي , merfû mahalde fail konumundadır. Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle gelmesi, sonraki habere dikkat çekmek içindir.

Sıla cümlesi olan  عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede takdim-tehir ve icazı hazif sanatları vardır.  عِنْدَهُ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. 

Muahhar mübteda  عِلْمٌ ’deki nekrelik, kesret, tazim ve nev ifade eder. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.

عِندَهُ ifadesi (Bu onun uhdesinde) manasındadır. Aslında  عِنْد۪  yakın mekan için kullanılan bir zarftır. Burada ilim ve bilgiyle davranmak manasında mecazdır. Bir şeyin, bir şey üzerinde kontrol sahibi olması manasında mecazi olarak kullanılmıştır. Sebep müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَۜ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَۜ  cümlesi, isim cümlesinin haberidir.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَ  cümlesi, masdar tevilinde  قَبْلَ ‘nin muzâfun ileyhi konumundadır. Masdar-ı müevvel cümlesi, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يَرْتَدَّ  fiiline müteallik  اِلَيْكَ  car mecruru, ihtimam için faile takdim edilmiştir.

Önceki ayetteki  اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَۚ  cümlesiyle  اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَ  cümlesi arasında, mukabele oluşturmuştur.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ [Kitap’tan bir ilim] indirilmiş bir kitaptan demektir ki o da vahiy ve şeriat ilmidir. Bunun Levh-i Mahfuz, nezdinde bundan bir ilim bulunanın da Cebrail (a.s) olduğu da söylenmiştir. Her iki yerde yer alan  اٰت۪يكَ ’nin fiil ve ism-i fail olması caizdir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَ [Gözünü açıp kapamadan önce] cümlesinde güzel bir istiare vardır. Tahtı getirmesinin hızı, insanın bakışının geri dönmesine benzetilmiştir. إِرْتَدُّ طَرْفُ (Göz kapaklarının birbirine değmesi) demektir. Bu; hızın ifade edilmesinde mümkün olan en kuvvetli vurgudur. [Kıyamet saatinin durumu ise göz açıp kapama gibi veya daha az bir zamandan başkası değildir.] mealindeki Nahl Suresi 77 ayetinde de bu sanat vardır. Yüce Allah, yüksek hız için  إِرْتَدُّ  الْطَرْفُ  müsteâr olarak kullanmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Ben onu sana gözünü açıp kapamadan önce getiririm.” diye zamir ile zikredilecek yerde işin büyüklüğünü anlatmak için mevsul getirilmiş ve bununla yukarıda zikredilen ilimden bir örnek gösterilmiştir. 

Çoğunluk bu kişinin Süleyman'ın (a.s) kendisi değil, adamlarından birisi olmasını ifadenin gelişine daha uygun bulmuşlardır. Muhyiddin-i Arabi “Füsus” isimli eserinde “Bu Süleyman'ın (a.s) ashabından birisi eliyle olmuştur ki orada bulunanların nefislerinden Süleyman'ın (a.s) şanı için daha yükseltici olsun.” demiştir. Gerçekten adamlarından böyle kerametin meydana gelmesi kendisinin daha yüksek oluşuna işaret demektir. Ve bu ilmin, ona verilen ilimden olduğunu anlatır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

الَّذ۪ي, Arapçada, bir şahıs belli bir hadise ile tarif edilmeye çabalandığında, o muayyen şahsa işaret etmek için vaz olunmuş bir lafızdır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

الْطَرْفُ  bakarken göz kapaklarını hareket ettirmek demektir. Binaenaleyh sen, göz kapaklarını açtığında, gözün ışığının, görülen nesneye doğru uzadığı sanılır. Yumduğunda ise o nûrun, tekrar yeniden göze geri döndüğü sanılır ki işte ayetteki, ‘gözün dönmesi’nden kastedilen de budur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu kelamın, makablinden ayrı zikredilmesi, iki söyleyenin, sözlerinin ve tahtı getirmek kudretlerinin keyfiyetinin tamamen farkli olduğunu bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)


فَلَمَّا رَاٰهُ مُسْتَقِراًّ عِنْدَهُ قَالَ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي۠ لِيَبْلُوَن۪ٓي ءَاَشْكُرُ اَمْ اَكْفُرُۜ

 

Şart üslubunda gelen terkipte  فَ , istînâfiyyedir.  لَمَّا  edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  رَاٰهُ مُسْتَقِراًّ عِنْدَهُ  şart cümlesi, لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir. Cevap cümlesine mütealliktir.

Zaman zarfı  عِنْدَهُ , ism-i fail vezninde gelerek fiil gibi amel eden hal konumundaki  مُسْتَقِراًّ ‘a mütealliktir.

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  قَالَ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي۠ لِيَبْلُوَن۪ٓي ءَاَشْكُرُ اَمْ اَكْفُرُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubundan çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli  هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي۠ لِيَبْلُوَن۪ٓي ءَاَشْكُرُ اَمْ اَكْفُرُ  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Hz. Süleyman’ın sözleridir.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. هٰذَا  mübteda, car mecrur  مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي۠ , mahzuf habere mütealliktir.

Müsnedün ileyh, işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.

İşaret isminde istiare vardır. هٰذَا  ile duruma işaret edilmiş ve sonuç, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Veciz ifade kastına matuf   مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي۠  izafetinde Rab isminin Hz.Süleyman’a aid zamire muzaf olmasıyla  Hz.Süleyman, yine Rab ismine muzaf olmasıyla  فَضْلِ , şan ve şeref kazanmıştır. 

فَضْلِ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

Sebep bildiren harf-i cer lam-ı ta’lilin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِيَبْلُوَن۪ٓي ءَاَشْكُرُ اَمْ اَكْفُرُۜ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel, harf-i cerle birlikte  فَضْلِ ’ye mütealliktir. Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnad  ءَاَشْكُرُ  cümlesi, لِيَبْلُوَن۪ٓي  fiilindeki mef’ûl zamirden bedeldir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. 

اَمْ  atıf harfiyle  ءَاَشْكُرُ ’ya atfedilen  اَكْفُرُ  cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur. 

Her ikisi de muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

اَكْفُرُ - ءَاَشْكُرُ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

İşaret isimleri mahsus şeyler için kullanılır. Burada olduğu gibi aklî bir şeye işaret edildiğinde istiare oluşur. Câmi’, her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

Soyut manalar için kullanılan işaret isimleri mecaz ifade eder. Zattan mana ile haber verir. Zat, manaya dönüşmüştür. Bu, mübalağanın en kuvvetli şeklidir.(Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan Suresi 11)   

Tahtının getirilmiş olması şaşırtıcı bir işle mülk ve hükümranlığının elinden alınmış olduğuna işarettir. Böyle korkutucu bir anda, o tahtın o değilmiş gibi gösterilmesinde büyük bir incelik ortaya konulmuş ve bununla onun yeteneği üzerinde bir deney yapılmak istenmiştir.(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

Haynûne manasındaki  لَمَّا , aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)

لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)

 

 وَمَنْ شَكَرَ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Şart üslubundaki terkipte  مَنْ شَكَرَ , şart cümlesidir. İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir.

مَنْ  şart ismi mübtedadır. Haber konumundaki  شَكَرَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haberin mazi fiil sıygasında cümle olması hükmü takviye, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir. 

فَ , şartın cevabının başına gelen rabıtadır.  اِنَّمَا  kasr edatıyla tekid edilmiş cevap cümlesi  فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ , müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Fiille car mecrur arasındaki iki tekit hükmündeki kasr, يَشْكُر  maksûr/ sıfat,  لِنَفْسِه۪ۚ  maksûrun aleyh/mevsuf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Şükrün sadece ve sadece insanın kendisi için olduğu kasr üslubuyla kesin olarak bildirilmiştir.

Şart ve cevap cümleleri arasında müzavece ve müşakele sanatları vardır.

یَشۡكُرُ - أَشۡكُرُ - شَكَرَ   kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

أَشۡكُرُ - أَكۡفُرُ  kelimeleri arasında tıbak-ı hafîy sanatı vardır.

اِنَّمَا  kasr edatı, siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak gelir. Muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur. Bu edatla kasr, müspet siyakında gelir (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Muzari fiiller tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ رَبّ۪ي غَنِيٌّ كَر۪يمٌ

 

Ayetin son cümlesi, atıf harfi  وَ ’la önceki şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.

Şart üslubunda gelen terkipte مَنْ كَفَرَ  cümlesi, şarttır. İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir.

مَنْ  şart ismi mübteda, müspet mazi fiil sıygasındaki كَفَرَ  cümlesi, mübtedanın haberidir. 

Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.

Rabıta harfi  فَ  ile gelen cevap cümlesi,  إِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Müsnedün ileyh  رَبّ۪ي , veciz anlatım kastıyla izafet formunda gelmiştir. Bu izafette, Rab ismine muzâfun ileyh olan mütekellim zamiri dolayısıyla Hz. Süleyman şan ve şeref kazanmıştır. 

Iki haberin arasında  وَ  olmaması, her ikisinin birden müsnedün ileyhte mevcut olduğuna işaret eder. Bu iki vasfın birbiriyle uyumunda mürâât-ı nazîr, ayetin içeriğiyle olan uyumunda teşâbüh-i etrâf sanatı vardır.

Haber olan  غَنِيٌّ  ve  كَر۪يمٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır. 

أَكۡفُرُۖ - كَفَرَ  kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

غَنِيٌّ - كَر۪يمٌ - فَضۡلِ  kelimeleri arasında muraatün nazir sanatı,  قَالَ - رَبِّی - مَن  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayette şartın cevabının, “ona azap vardır” gibi bir cümle olması beklenirken Allah’ın, kerim ve gani olduğunu söylemesi, üslubul hakîm sanatıdır.

Bu üslup; muhataba beklediği şeyi ya da sorduğu sorunun cevabını değil, daha önemli ya da gerekli olduğuna tenbih için beklemediği bir şeyi söylemek ya da cevabı vermek olarak tarif edilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَمَنْ شَكَرَ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ  cümlesiyle  وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ رَبّ۪ي غَنِيٌّ كَر۪يمٌ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Kim şükrederse kendi lehinedir yani bunun faydası sadece kendisine döner. Zira o şükretmekle üzerindeki nimetin tamamlanmasına, devam etmesine ve o nimetin daha da artmasına hak kazanmış olur. Çünkü şükür sayesinde mevcut nimet sağlama bağlanmış olur, elde bulunmayan nimetlere de bu yolla nail olunur. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

“Kim de nankörlük ederse, şüphe yok ki Rabbim, tamamen müstağnidir, hakkıyla kerem sahibidir” demiştir. Bu, “Allah, o kimsenin şükründen müstağnidir, onun nankörlüğü O'na zarar vermez; O, kulunun şükretmekten yüz çevirmesi sebebiyle o nimetlerini o kimseden kesmeyecek derecede kerîm olandır” manasındadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Neml Sûresi 41. Ayet

قَالَ نَكِّرُوا لَهَا عَرْشَهَا نَنْظُرْ اَتَهْتَد۪ٓي اَمْ تَكُونُ مِنَ الَّذ۪ينَ لَا يَهْتَدُونَ  ٤١


Süleyman, “Tahtını tanınmaz hâle getirin. Bakalım tanıyacak mı, yoksa tanımayacaklardan mı olacak?” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ki ق و ل
2 نَكِّرُوا tanınmaz hale getirin ن ك ر
3 لَهَا onun
4 عَرْشَهَا tahtını ع ر ش
5 نَنْظُرْ bakalım ن ظ ر
6 أَتَهْتَدِي tanıyabilecek mi ه د ي
7 أَمْ yoksa
8 تَكُونُ olacak (mı) ك و ن
9 مِنَ
10 الَّذِينَ kimselerden
11 لَا
12 يَهْتَدُونَ tanımayan ه د ي

Rivayete göre Hz. Süleyman Allah’ın kendisine lutfettiği mûcize ve nimetleri melikeye göstermek amacıyla büyük bir saray yaptırmış, camdan yapılmış olan tabanını havuz görünümüne sokmuş ve melikenin tahtını buraya yerleştirmiştir (Abdülvehhâb en-Neccâr, s. 396). Sarayın tabanının su şekline sokulması, tahtın tanınmasının güç hale getirilmesi melikeyi sarsmak, kendine ve ihtişamına güvenini zayıflatmak, onu büyük bir mânevî değişime hazırlamak için olmalıdır.

Bize bundan önce bilgi verilmişti ve biz de boyun eğmişizdir” cümlesinin kime ait olduğuna dair farklı görüşler vardır: a) Bu söz kraliçeye aittir. Kraliçe ve çevresi bu mûcizeden önce hüdhüdün getirdiği mektup vb. diğer yollarla Hz. Süleyman’ın peygamber olduğuna dair sağlam bilgi elde etmiş ve ona boyun eğmişlerdir. b) Söz Süleyman’a aittir. Bu takdirde meâli şöyle olmalıdır: “Bize kraliçe hakkında daha önce bilgi verilmişti ve biz de boyun eğmişizdir.” Süleyman aleyhisselâm bu sözüyle kraliçe gelmeden önce onun müslüman olduğu ve gönüllü olarak geldiği hakkında bilgi edindiğini ifade etmektedir. c) Bu söz Süleyman’ın kavmine aittir.

Melikenin Hz. Süleyman’ı ve sarayını gördükten, bazı bilgiler de aldık­tan sonra söylediği söz, yukarıdaki ifadenin ona değil, Hz. Süleyman’a ait olduğuna bir karîne teşkil etmektedir.

Belkıs’ın Süleyman aleyhisselâmı ziyareti konusunda Kitâb-ı Mukad­des de Kur’an’la uzlaşır bilgiler vermektedir. Ancak oradaki bilgilere göre Belkıs, Allah’ın adını yaymasından dolayı şöhreti her tarafta duyulan Hz. Süleyman’ı bizzat görmek, gerçek bir peygamber olup olmadığını anlamak üzere büyük bir kafile ve değerli hediyelerle Kudüs’e gelmiştir. Ziyareti esnasında Hz. Süleyman’a sorduğu, karşılığı yalnız kendince bilinen her sorunun cevabını almış, sonunda onun bilgisinin derinliğine, kudretinin büyüklüğüne inanmış; Allah’ın birliğine iman ettikten sonra ülkesine dönmüştür (bk. I. Krallar, 10/1-10, 13; II. Tarihler, 9/1-9, 12). Yukarıda Neccâr’dan naklettiğimiz rivayette de ziyaretin Kudüs’te gerçekleştiği ifade edilmiştir.

 

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 195

قَالَ نَكِّرُوا لَهَا عَرْشَهَا نَنْظُرْ اَتَهْتَد۪ٓي اَمْ تَكُونُ مِنَ الَّذ۪ينَ لَا يَهْتَدُونَ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو’dir. Mekulü’l-kavli  نَكِّرُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

نَكِّرُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  لَهَا  car mecruru  نَكِّرُوا  fiiline mütealliktir. عَرْشَهَا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

فَ  karînesi olmadan gelen  نَنْظُرْ  cümlesi mukadder şartın cevabıdır. Takdiri, إن تنكّروا (değiştirirseniz) şeklindedir. 

نَنْظُرْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri, نحن ’dur. تَهْتَد۪ٓي  cümlesi, amili  نَنْظُرْ ’un mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  

Hemze istifhâm harfidir. تَهْتَد۪ٓي  fiili  ى  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri, هى’dir.

اَمْ  atıf harfi hemzenin muadilidir. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref, haberini nasb eder.  

تَكُونُ  nakıs, damme ile merfû muzari fiildir. تَكُونُ ’nin ismi, müstetir olup takdiri  هى’dir. الَّذ۪ينَ  müfred müzekker has ism-i mevsûl  مِن  harfi ceriyle  تَكُونُ ’nun mahzuf haberine mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  لَا يَهْتَدُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَهْتَدُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

اَمْ ; Çoğunlukla soru edatlarıyla birlikte kullanılır ve muhataptan bu edatın öncesi ile sonrasındaki unsurlardan birini ta’yin ve tercih etmesini zorunlu kılar. Genellikle soru edatı olan hemze ile (اَ) birlikte kullanılır. İkiye ayrılır: Muttasıl  اَمْ  Munkatı’  اَمْ. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

نَكِّرُوا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نكر ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

اَتَهْتَد۪ٓي  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  هدى ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

قَالَ نَكِّرُوا لَهَا عَرْشَهَا 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Allah Teâlâ bu ayette, Süleyman'ın (a.s) sözlerini bildiriyor.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, s.107)  

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  نَكِّرُوا لَهَا عَرْشَهَا  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  لَهَا, konudaki önemine binaen mef’ûl olan  عَرْشَهَا ’ya takdim edilmiştir.

 

  نَنْظُرْ اَتَهْتَد۪ٓي اَمْ تَكُونُ مِنَ الَّذ۪ينَ لَا يَهْتَدُونَ

 

Şart üslubunda gelen terkip müstenefedir. Meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  نَنْظُرْ اَتَهْتَد۪ٓي  cümlesi, takdiri, …إن تنكّروا  (Değiştirirseniz) olan mukadder şartın, ف  karinesi olmadan gelen cevabıdır. Şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

نَنْظُرْ  fiilinde istiare sanatı vardır. Düşünmek, anlamak manasında müstear olmuştur. Zikredilen rüyet, kastedilen ise idraktir. Manevi, akli ve görünmez olan bir durum, gözle görülen, bir şey menziline konulmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

نَنْظُرْ  fiilinin mef’ûlu  اَتَهْتَد۪ٓي  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.

اَمْ  atıf harfiyle gelen son cümle  اَمْ تَكُونُ مِنَ الَّذ۪ينَ لَا يَهْتَدُونَ , mef’ûl olan cümleye atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.  

كاَن ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur  مِنَ الَّذ۪ينَ , nakıs fiil  كاَن ’nin mahzuf haberine mütealliktir.

Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nın sıla cümlesi olan  لَا يَهْتَدُونَ  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)

اَتَهْتَد۪ٓي - لَا يَهْتَدُونَ  kelimeleri arasında da tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اَتَهْتَد۪ٓي  cümlesiyle   تَكُونُ مِنَ الَّذ۪ينَ لَا يَهْتَدُونَ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır. 

نَنْظُرْ  fiili, cevap olmak üzere meczum okunduğu gibi başlangıç üzere merfû da okunmuştur. “Bakalım tahtı tanımaya veya taht kendisine sorulduğunda doğru cevap vermeye; ayrıca kapılarını üzerine kilitleyip önüne bekçiler diktiği tahtının kendisinden önce getirilmesi, kendisinin ise tahttan sonra gelmesi adına bu apaçık mucizeyi gördüğünde Süleyman'ın (a.s) peygamberliğine iman etmeye ve dine ‘yol bulabilecek mi?’ demektir.” (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Neml Sûresi 42. Ayet

فَلَمَّا جَٓاءَتْ ق۪يلَ اَهٰكَذَا عَرْشُكِۜ قَالَتْ كَاَنَّهُ هُوَۚ وَاُو۫ت۪ينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِم۪ينَ  ٤٢


Belkıs gelince, “Senin tahtın böyle mi?” denildi. O da, “Sanki o! Fakat zaten daha önce bize bilgi verilmişti ve biz teslimiyet göstermiştik” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَلَمَّا ne zaman ki
2 جَاءَتْ gelince ج ي ا
3 قِيلَ dendi ق و ل
4 أَهَٰكَذَا böyle mi?
5 عَرْشُكِ senin tahtın ع ر ش
6 قَالَتْ dedi ق و ل
7 كَأَنَّهُ tıpkı (öyle)
8 هُوَ o
9 وَأُوتِينَا ve bize verilmişti ا ت ي
10 الْعِلْمَ bilgi ع ل م
11 مِنْ
12 قَبْلِهَا daha önce ق ب ل
13 وَكُنَّا ve biz olmuştuk ك و ن
14 مُسْلِمِينَ müslüman س ل م

فَلَمَّا جَٓاءَتْ ق۪يلَ اَهٰكَذَا عَرْشُكِۜ

 

فَ  istînâfiyyedir.  لَمَّا  kelimesi  حين  (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. جَٓاءَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى’dir. Şartın cevabı ق۪يلَ ‘dir.

ق۪يلَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili  اَهٰكَذَا عَرْشُكِ ’dir. Mahallen merfûdur. 

Hemze istifhâm harfidir.  هٰ  tenbih harfidir.  كَ  teşbîh edatı ve işaret ismi  ذَا  ile mahzuf mübtedanın haberine mütealliktir. عَرْشُكِ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır.

Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur.  b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

  قَالَتْ كَاَنَّهُ هُوَۚ 

 

 

Fiil cümlesidir. قَالَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Mekulü’l-kavli  كَاَنَّهُ هُوَ ’dir.  قَالَتْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

كَاَنَّ  harfi  اِنَّ  gibi ismini nasb, haberini ref eder. Bazı müfessirlere göre de cümleyi tekid eder.

هُ  muttasıl zamir  كَاَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. هُوَ  munfasıl zamiri  كَاَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

وَاُو۫ت۪ينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِم۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اُو۫ت۪ي  elif üzere mukadder fetha ile mebni meçhul mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  naib-i faili olarak mahallen merfûdur.  الْعِلْمَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنْ قَبْلِهَا  car mecruru  اُو۫ت۪ينَا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كُنَّا  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. نَا  mütekellim zamiri  كُنَّا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. مُسْلِم۪ينَ  kelimesi  كُنَّا ’nin haberi olup, nasb alameti  ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

كَانَ  ’nin haberinin ism-i fail kalıbında gelmesi durumun devamlılığına işaret etmiştir. İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder.(Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (Manaya Delaleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426) 

اُو۫ت۪ينَا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  أتى ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.  

مُسْلِم۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَلَمَّا جَٓاءَتْ ق۪يلَ اَهٰكَذَا عَرْشُكِۜ 

 

Şart üslubunda gelen terkipte  فَ , istînâfiyyedir. 

 لَمَّا  zaman zarfı,  حين (...dığı zaman) manasında şart edattır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  جَٓاءَتْ عَرْشُكِۜ  şart cümlesi  لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir. Cevap cümlesine mütealliktir.

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  ق۪يلَ اَهٰكَذَا عَرْشُكِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

ق۪يلَ  fiilinin mekulü’l-kavli  اَهٰكَذَا عَرْشُكِ , istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade eden cümlede işaret ismi  هٰكَذَا  mübteda,  عَرْشُكِ  haberdir.

هٰكَذَا  üç harften mürekkeb olup, bunlar tenbih harfi  ه , teşbih  ك  ve ism-i işarettir  ذا . Hz. Süleyman, Belkıs’ı şartlandırmış olmamak için: (Bu senin tahtın mı?) dememiş; fakat onu hayrete düşürmek için [Senin tahtın da böyle mi?] demişti. Belkıs da “Tıpkısı!” demişti de “Tıpkısının aynısı” veya “Bu değil” dememişti ki bu da onun aklının olgunluğundan ötürüydü; zira ihtimalli bir konuda kesin konuşmuyordu. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l- Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl- Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Haynûne manasındaki  لَمَّا , aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)

لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)

لَمَّا ; muzarinin başında cezm, kalb ve nefî harfi, mazinin başında ise zaman zarfıdır. 

 

قَالَتْ كَاَنَّهُ هُوَۚ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, s. 107) 

Allah Teâlâ, Sebe Melikesi’nin cevabını bildiriyor. 

قَالَتْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  كَاَنَّهُ هُوَۚ  cümlesi, teşbih ve tekid harfi  كَاَنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.  هُ  zamiri  كَاَنَّ ’nin ismi, هُوَ  munfasıl zamiri, haberidir.

Ayetteki teşbih, teşbih edatı zikredildiği için mürsel, benzetme yönü hazfedildiği için de mücmeldir.

كَاَنَّهُ [Sanki bu, odur] cümlesinde teşbih vardır. Yani bu, şekil ve evsaf bakımından benim tahtıma benziyor. Buna mürsel-mücmel teşbih de­nir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 


 وَاُو۫ت۪ينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِم۪ينَ

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

 اُو۫ت۪ينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهَا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

أُوتِینَا  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. 

وَكُنَّا مُسْلِم۪ينَ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

Nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu son cümle  وَكُنَّا مُسۡلِمِینَ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

كَانَ ’nin haberi olan  مُسْلِم۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)

Râgıb el-İsfahânî  كَانَ ’nin geçmiş zaman için kullanıldığını, Allah ile ilgili sıfatları ifade ederken ezel anlamı kattığı belirtilmiştir. Bu fiilin, bir cinste var olan bir vasıf ile ilgili kullanılması durumunda  söz konusu vasfın o cinsin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını ve ona dikkat çektiğini ifade eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ve Kur’an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir.  İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinin anlamında sabitlik ve devamlılık, fiil cümlesinin anlamında ise yenilenme ve tekrarlanma vardır.

Şayet hem devamlılık hem fiilin tekrarı ve yenilenmesi kastediliyorsa isim cümlesi fiil cümlesine atfedilebilir. Bunun aksi de mümkündür. Mesela, fiil cümlesinden fiilin zaman zaman yenilendiğini, isim cümlesinden ise başlayıp halen devam ettiği kastediliyorsa aralarında atıf yapılabilir. (Rıfat Resul Sevinç, Arapçada Cümle Yapısı, 2010, s. 190-191)

Neml Sûresi 43. Ayet

وَصَدَّهَا مَا كَانَتْ تَعْبُدُ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ اِنَّهَا كَانَتْ مِنْ قَوْمٍ كَافِر۪ينَ  ٤٣


Daha önce Allah’tan başka taptığı şeyler ona engel olmuştu. Çünkü o inkâr eden bir kavimden idi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَصَدَّهَا ve onu alıkoymuştu ص د د
2 مَا şeyler
3 كَانَتْ olduğu ك و ن
4 تَعْبُدُ tapmış ع ب د
5 مِنْ
6 دُونِ başka د و ن
7 اللَّهِ Allah’tan
8 إِنَّهَا çünkü kendisi
9 كَانَتْ idi ك و ن
10 مِنْ -den
11 قَوْمٍ bir kavim- ق و م
12 كَافِرِينَ inkar eden ك ف ر

وَصَدَّهَا مَا كَانَتْ تَعْبُدُ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ 

 

Fiil cümlesidir.  وَ  istînâfiyyedir.  صَدَّ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  كَانَتْ تَعْبُدُ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كَانَتْ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir. كَانَتْ ’nin ismi müstetir olup takdiri,  هى’dir. تَعْبُدُ  cümlesi, كَانَتْ ’in haberi olarak mahallen mansubdur. 

تَعْبُدُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri, هى’dir. مِنْ دُونِ  car mecruru mahzuf aid zamirin mahzuf haline mütealliktir.  اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

اِنَّهَا كَانَتْ مِنْ قَوْمٍ كَافِر۪ينَ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder  

هَا  muttasıl zamir اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. كَانَتْ ‘ in dahil olduğu cümle  اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كَانَتْ  nakıs, fetha üzere mebni mazi fiildir.  كَانَتْ ’in ismi müstetir olup takdiri  هى ’dir. مِنْ قَوْمٍ  car mecruru  كَانَتْ ’in mahzuf haberine mütealliktir. كَافِر۪ينَ  kelimesi  قَوْمٍ ’nin sıfatı olup, cer alameti  ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَافِر۪ينَ , sülâsi mücerredi كفر  fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَصَدَّهَا مَا كَانَتْ تَعْبُدُ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ 

وً , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı) Ayetin ilk cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s.107) 

صَدَّهَا  fiilinin faili konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’nin sılası olan  كَانَتْ تَعْبُدُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ  cümlesi, menfî nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَانَ ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ  ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 93)

كَانَ ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi ise durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103) 

دُونِ اللّٰهِ  izafeti, gayrının tahkiri içindir. 

مِنْ دُونِ اللّٰهِ  tabirinin, Allah'tan gayrı ve Allah‘la beraber olmak üzere iki manası vardır.(Medine Balcı, Dergâhü’l Kur’an, c. 8, s. 723)

 

 اِنَّهَا كَانَتْ مِنْ قَوْمٍ كَافِر۪ينَ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

اِنَّ ’nin haberi  كَانَتْ مِنْ قَوْمٍ كَافِر۪ينَ  cümle, nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif  sanatı vardır. Car mecrur  مِنْ قَوْمٍ , nakıs fiil  كَانَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.

كَافِر۪ينَ  kelimesi  قَوْمٍ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

قَوْمٍ ’deki nekrelik, muayyen olmayan cins ve tahkir ifade eder.

مِن  ve  كَانَتۡ  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadir Suresi 1)

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Neml Sûresi 44. Ayet

ق۪يلَ لَهَا ادْخُلِي الصَّرْحَۚ فَلَمَّا رَاَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَنْ سَاقَيْهَاۜ قَالَ اِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوَار۪يرَۜ قَالَتْ رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي وَاَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمٰنَ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟  ٤٤


Ona “köşke gir” denildi. Köşkü görünce onu (zeminini) derin bir su sandı ve eteklerini topladı. Süleyman, ona “Bu, (zemini) billurdan döşenmiş bir köşktür” dedi. Belkıs, “Ey Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmetmiştim. Şimdi ise Süleyman ile birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قِيلَ dendi ق و ل
2 لَهَا ona
3 ادْخُلِي gir د خ ل
4 الصَّرْحَ köşke ص ر ح
5 فَلَمَّا ne zaman ki
6 رَأَتْهُ (köşkü) görünce ر ا ي
7 حَسِبَتْهُ sandı ح س ب
8 لُجَّةً derin bir su ل ج ج
9 وَكَشَفَتْ ve sıvadı ك ش ف
10 عَنْ
11 سَاقَيْهَا bacaklarını س و ق
12 قَالَ dedi ق و ل
13 إِنَّهُ muhakkak o
14 صَرْحٌ köşk ص ر ح
15 مُمَرَّدٌ cilalı م ر د
16 مِنْ -dandır
17 قَوَارِيرَ şeffaf sırça- ق ر ر
18 قَالَتْ (Kraliçe) dedi ki ق و ل
19 رَبِّ Rabbim ر ب ب
20 إِنِّي ben
21 ظَلَمْتُ zulmetmişim ظ ل م
22 نَفْسِي kendime ن ف س
23 وَأَسْلَمْتُ ve teslim oldum س ل م
24 مَعَ beraber
25 سُلَيْمَانَ Süleyman’la
26 لِلَّهِ Allah’a
27 رَبِّ Rabbi ر ب ب
28 الْعَالَمِينَ alemlerin ع ل م

   Saraha صرح :   صَرْح tezyin edilmiş yüksek evdir. Ona bu ismin verilmesi karışıklıktan ve eksiklikten arınık olması sebebiyledir. صُراح sözcüğü ise açık ve aleni demek olur. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de isim formunda 4 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri sarih, tasrih ve sürahidir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

ق۪يلَ لَهَا ادْخُلِي الصَّرْحَۚ 

Fiil cümlesidir.  ق۪يلَ  fetha üzere mebni, meçhul mazi fiildir.  لَهَا  car mecruru  ق۪يلَ  fiiline mütealliktir.  ادْخُلِي  cümlesi, naib-i fail olarak mahallen merfûdur.

ادْخُلِي  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. الصَّرْحَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 فَلَمَّا رَاَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَنْ سَاقَيْهَاۜ 

 

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَمَّٓا  kelimesi  حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. رَاَتْ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Fiil cümlesidir. رَاٰ  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir. Şartın cevabı  حَسِبَتْهُ ‘ dir.

حَسِبَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Sanmak anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir.  هُ  muttasıl zamir mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. لُجَّةً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. كَشَفَتْ  fiili atıf harfi و ’la makabline matuftur. 

كَشَفَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir. عَنْ سَاقَيْهَا car mecruru  كَشَفَتْ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالَ اِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوَار۪يرَۜ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri, هو’dir. Mekulü’l-kavli  اِنَّهُ صَرْحٌ’dur. قَالَ  fiilinin mefûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

هُ  muttasıl zamiri,  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. صَرْحٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.  مُمَرَّدٌ  kelimesi  صَرْحٌ ’un sıfatı olup damme ile merfûdur. مِنْ قَوَار۪يرَ  car mecruru  صَرْحٌ ’un mahzuf ikinci sıfatına mütealliktir.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

مُمَرَّدٌ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i mef’ûludur.


قَالَتْ رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي وَاَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمٰنَ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟

 

Fiil cümlesidir.  قَالَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تۡ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri;     هى ’dir. Mekulü’l-kavli  رَبِّ ’dir.  قَالَتْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim  يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı  اِنّ۪ي ظَلَمْتُ ’dur.  

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. ظَلَمْتُ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

ظَلَمْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. نَفْس۪ي mef’ûlun bih olup mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir  ى muzafun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَسْلَمْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekelliml zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. مَعَ  mekân zarfı mahzuf hale mütealliktir. Takdiri, كائنة مع سليمان  şeklindedir. سُلَيْمٰنَ  muzâfun ileyh olup cer alameti fethadır. Sonundaki elif ve nun ziyade olduğundan gayrı munsariftir. لِلّٰهِ  car mecruru  اَسْلَمْتُ  fiiline mütealliktir.

رَبِّ  kelimesi  لِلّٰهِ  lafza-i celâlinin sıfatı olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır.  الْعَالَم۪ينَ  muzâfun ileyh olup cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَسْلَمْتُ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  سلم ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.

ق۪يلَ لَهَا ادْخُلِي الصَّرْحَۚ 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

ق۪يلَ   fiilinin naib-i faili olan  ادْخُلِي الصَّرْحَ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

ق۪يلَ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır.

Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107) 


فَلَمَّا رَاَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَنْ سَاقَيْهَاۜ 

 

حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfı  لَمَّا ‘nın dahil olduğu şart üslubundaki terkip, atıf harfi  فَ  ile mahzuf cümleye atfedilmiştir. Takdiri, فدخلته  (Ona girdi) olabilir. Cümleler arasında meskutun anh mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  رَاَتْهُ  şart cümlesi,  لَمَّا ’nın muzâfun ileyhi, aynı zamanda şart cümlesidir.  لَمَّا , cevap cümlesine mütealliktir.

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi  حَسِبَتْهُ لُجَّةً  , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

Mef’ûl olan  لُجَّةً ’deki nekrelik, muayyen olmayan cins ve tazime işaret eder.

Aynı üslupta gelen  وَكَشَفَتْ عَنْ سَاقَيْهَا  cümle, şartın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Haynûne manasındaki  لَمَّا , aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)

لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)

لَمَّا ; muzarinin başında cezm, kalb ve nefî harfi, mazinin başında ise zaman zarfıdır. 

قَالَ اِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوَار۪يرَۜ

 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Cümlede mütekellim Süleyman (a.s)’dır 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوَار۪يرَۜ  cümlesi,  إِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Melikeyi inandırmak için Süleyman (a.s) sözlerini  إِنَّ  ile tekid etmiştir.

مُمَرَّدٌ , müsned olan  صَرْحٌ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

مِنْ قَوَار۪يرَۜ  car mecruru,  صَرْحٌ ’un mahzuf ikinci sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

صَرْحٌ  kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ile tekit edilen isim cümleleri çok muhkem cümlelerdir.

Hz. Süleyman, sözlerini  اِنَّ  ile tekid ederek, Sebe Melikesinin şaşkınlığını gidermeye çalışmıştır.  

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


قَالَتْ رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي وَاَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمٰنَ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟

 

Sebe Melikesinin sözlerini ihtiva eden cümle, şibh-i kemâl-i ittisâl nedeniyle fasılla gelmiştir.  قَالَتْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي , nida üslubunda, talebî inşâî isnaddır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. 

Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. 

Münada konumundaki  رَبِّ  izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfin işareti kelimenin sonundaki esredir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu izafet muzâfun ileyhe şan ve şeref kazandırmasının yanında, mütekellimin, Allah'ın rububiyet vasfına sığınma isteğine işarettir.

Nida üslubunda gelen cümle dua manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Veciz anlatım kastıyla gelen,  رَبِّ  izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan mütekellim zamiri dolayısıyla Sebe Melikesi şan ve şeref kazanmıştır. 

إِنَّ  ile tekid edilmiş  اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي  cümlesi, nidanın cevabıdır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber inkârî kelamdır. 

Mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelam olan  ظَلَمْتُ نَفْس۪ي  cümlesi, اِنَّ ‘nin haberidir.

İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil olarak gelmesi hudûs, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade eder.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ, isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadir Suresi 1)

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَاَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمٰنَ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ , lafz-ı celalden bedel veya onun sıfatıdır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Veciz ifade kastına matuf  رَبِّ الْعَالَم۪ينَ  izafeti muzâfun ileyhin şan ve şerefine işaret eder.

Ayette ulûhiyet ve rubûbiyet ifade eden isimler, bir arada zikredilmiştir. Allah ve Rab isimleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

أَسۡلَمۡتُ - سُلَیۡمَـٰنَ  kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

رَبِّ  isminin tekrarında reddü’l- acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Allah Teâlâ’dan  رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ  şeklinde bahsedilmesi; her tür mahlukatın maliki olması dolayısıyla azametine işaret eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Mutaffifin Suresi 5)

Allah ve Rab isimlerinin arka arkaya gelmesiyle Rabbin Allah olduğu, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 4, s. 234) 

رَبِّ إِنِّی ظَلَمۡتُ نَفۡسِی [Ben gerçekten kendime zulmetmişim…] Belkıs bu sözle geçmişteki inkârını kastediyordu. Söylentiye göre Belkıs, Süleyman'ın (a.s) onu derin suda boğacağını sanmıştı da bu yüzden “Süleyman (a.s) hakkındaki suizannından ötürü kendime zulmetmişim.” demişti. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Bu sayfadaki ayetlerin çoğunun sonunda  bulunan cemi müzekker salim kelimelerin sağladığı Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Cemi müzekker salim kalıbındaki bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)

Günün Mesajı
Kurân, dünyevi gayelerle başka milletlef üzerine onları yenmek ve yurtlarındarı çıkarmak için ordular sevk etmeyi asla tasvip etmez. O, ayrıca, kan dökmeyi, insan öldürmeyi ve gasbf yasaklar. Kısaca, her türlü sömürüyü men eder, Bunları ancak, Sebe? Melikesi'nin 34'üncü âyette sözünü ettiği krallar yapar. Dolayısıyla, Hz, Süleyman'ın Sebe'lileri tehdidi, bu çerçevede bir tehdit değildi. Yukarıdaki âyetlerde açıkça ifade buyurulduğu üzere, Hz. Süleyman, bir peygamber, bir melik (hükümdar), fakat gücü, serveti ve makamıyla asla gurur duymayan, gurur duymak şöyle dursun, onları sorumluluk gerektiren birer nimet telâkki eden bir melikti. Onun tek derdi, daha fazla insanın iman edip Allah'a teslim olması, inkâr ve zulüm sistemlerinden ve zalimlerin ellerinden kurtulup, dünyada da, Âhiret'te de gerçek saadete ulaşmasıydı. Ayrıca, insanlar üzerinde kendi arzularını, menfaatlerini kanun haline getiren zalim krallar hükmetmemeliydi. İnsanların gerçek saadeti de, Allah'a iman ve teslimiyette yatmakta idi. Herkes, bu iman ve teslimiyete ulaşma adına, irade ve hürriyetlerini bağlayan zincirlerden kurtulmalıydı.
Sayfadan Gönüle Düşenler

İnsanın şükrü de, nankörlüğü de kendisinedir. 

Ne nefsine kulak veren kulun, istediklerini elde etmesi nankörlüğüne; ne de Allah’a teslim olan kalbin, istediklerine kavuşmaması şükrüne engeldir. Her işinin yolunda gitmesi imtihan sebebi olabileceği gibi, istenenlerin henüz gerçekleşmemiş olması da bir nimet hazırlığı yani ileride bir şükür sebebi olabilir. 

Hayatını bulunduğu andaki sıkıntılara göre değerlendirmek, nankörlüğün sebeplerinden biridir. İnsanın nefsi ağladığı zaman, ağlamasını besleyecek dünyalık sebeplere sarılır. İnsanın kalbi ağladığı zaman, sıkıntılarının şifasını Allah’tan istediği gibi, gözyaşlarını da şükür duaları ile besler.

Ey Allahım! Kalplerimizi nankörlüğün her zerresinden arındır. Bizi; özellikle de sıkıntılı anlarımızda imtihan dünyasında olduğunu unutan nefsimizle başbaşa bırakma. Bizi; bize nasip ettiğin nimetlerin kıymetini bilenlerden ve şükrünü eda edenlerden eyle. 

Kalbi ile düşünenlerden, kalbi ile bakanlardan, kalbi ile ağlayanlardan ve Allah’a kalbi ile bağlananlardan olmak duasıyla.

Amin.

***

Hani ‘kendini sev, kendine iyilik yap, kendine öncelik ver, kendini şımart’ derler. Bunlar doğru manalara dönüşebilecek ifadelerdir ama genellikle yanlış anlaşılırlar ve yanlış uygulanırlar. 

En sade ifadeyle, yeryüzünde görülen ve işitilen her şeye iki şekilde yaklaşmak mümkündür. Biri dünyadan bir şeyler arzulayan nefis ile, diğeri Allah’ı seven ve O’na yakın olmak isteyen kalp iledir. 

Dünya için yaşayan kişi, ‘kendine değer ver’ kavramından nefsini memnun etmek için istediğini yap manasını çıkarır ve ona göre davranır. Bu ise kendisini Allah yolundan uzaklaştırıcı bir sebebe dönüşür.

Allah’a teslim olduğunu söyleyenin aklında hep aynı soru vardır: ben buradan Allah’ın rızasını nasıl elde ederim? Bu yüzden de başkalarının dünyalık mutluluklar diye çevirdiği cümleleri, o çok farklı değerlendirir.

Kendisini Allah rızası için sever. Aynada gözgöze geldiğinde yüzü ve bedeninin yaratılışı için şükür eder. Allah’ın hoşnutluğunu kazanmayı hedefleyerek ve O’na itaat ederek kendisine iyilik yapar.

Ey Allahım! Bizi kalbimiz ile bakanlardan ve dinleyenlerden eyle. Yeryüzündeki ayetlerini ve yaşadıklarımızı doğru şekilde algılayıp yorumlayanlardan eyle. Senin için yaşayan ve kendisine hakiki manada iyilik yapan kullarından eyle. Senden ve Senin yolundan uzaklaşarak, nefsimizin heveslerine ve dünyalıklara yaklaşarak kendimize zulmetmekten muhafaza buyur. 

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji