قَالَ سَنَنْظُرُ اَصَدَقْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ ٢٧
قَالَ سَنَنْظُرُ اَصَدَقْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli سَنَنْظُرُ ‘dur. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Fiilinin başındaki سَ harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. نَنْظُرُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ‘dur. اَصَدَقْتَ cümlesi, نَنْظُرُ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Hemze istifhâm harfidir. صَدَقْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur.
اَمْ munkatıadır. بل ve hemze manasındadır. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كُنْتَ nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تَ muttasıl zamiri, كُنْتَ ’nin ismi olarak mahallen merfûdur. مِنَ الْكَاذِب۪ينَ car mecruru كُنْتَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.
اَمْ ; Çoğunlukla soru edatlarıyla birlikte kullanılır ve muhataptan bu edatın öncesi ile sonrasındaki unsurlardan birini tayin ve tercih etmesini zorunlu kılar. Genellikle soru edatı olan hemze ile (اَ) birlikte kullanılır. İkiye ayrılır: 1. Muttasıl اَمْ . Munkatı’ اَمْ (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ ’nin haberinin ism-i fail kalıbında gelmesi durumun devamlılığına işaret etmiştir. İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder.(Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (Manaya Delaleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426)
كَاذِب۪ينَ ; sülâsi mücerredi كذب olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ سَنَنْظُرُ اَصَدَقْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ
Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Allah Teâlâ, Süleyman (a.s)’ın sözlerini bildirmektedir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan سَنَنْظُرُ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Fiile dahil olan, istikbal harfi سَ , cümlede vaîd manası olduğu için tekid ifade etmektedir.
Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
سَنَنْظُرُ fiilinde istiare sanatı vardır. Zikredilen görmek, fakat kastedilen, anlamak, bilmektir. Manevi, aklî ve görülmez olan bir durum, gözle görülen, maddi bir şey menziline konulmuştur. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan اَصَدَقْتَ cümlesi, سَنَنْظُرُ fiilinin mef’ûlü konumundadır.
Ayetin son cümlesi اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ , istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
اَمْ , sonraki cümleyi öncesine bağlayan, hemzeye muadil, istifham harfidir.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur مِنَ الْكَاذِب۪ينَ , nakıs fiil كَان ’nin mahzuf haberine mütealliktir.
Mef’ûl konumundaki iki cümle istifham üslubunda geldiği halde soru kastı taşımayıp tehdit, korkutma manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Hemze ve اَمْ , cümleyi istifhamdan çıkarır, haberiye kılar. (Teemmülatü Sureti Meryem,
s. 145)
اَصَدَقْتَ cümlesiyle اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
الْكَاذِب۪ينَ - اَصَدَقْتَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
الْكَاذِب۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lamı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa, bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’ân-ı Kerim’de İsm-i Fail’in İfade Göstergesi (Manaya Delâleti), Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayetin اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ cümlesinin aslında اَصَدَقْتَ اَمْ كَذٌَبْتَ şeklinde olduğunu ifade eden Beyzâvî, nazmın mübalağa ve fasılaları gözetmek için değiştiğini beyan eder. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)
اَصَدَقْتَ [Doğru mu söyledin?] - اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ [yoksa yalan söyleyenlerden misin?] arasında mana yönünden tıbâk vardır. Beyân alimleri şöyle der:
Burada mana bakımından olan tıbâk, lafız bakımından olan tıbâktan daha vurguludur. Çünkü, fiil cümlesinden isim cümlesine dönülmüştür. Bu da devamlılık ifade eder. Eğer, اَصَدَقْتَ اَمْ كَذٌَبْتْ (doğru mu söyledin, yoksa yalan mı?) deseydi, bu manayı vermezdi. Çünkü bu ifadeye göre Hüdhüd bu işte yalan söyleyebilir, başkasında söylemeyebilir. اَمْ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ [Yoksa yalancılardan mısın?] sözü, şunu ifade eder: Hüdhüd yalancıların yoluna girmekle tanınmışsa, o kuşkusuz yalancıdır. Ona asla güvenilmez.(Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Hz. Süleyman’ın, Hüdhüd’e [Yoksa yalancılardan mısın?] demesi gerekirdi. Ancak ayetteki mevcut ifadenin tercih edilmesi, şunu belirtmek içindir: Hüdhüdün bu konuda yalanı, yalancı olarak vasıflandırılan ve tamamen yalancılığa batmış olan kimselerin zümresine dahil olmasını gerektirmektedir. Zira hiç aslı olmadığı halde bu sözlerin, dinleyicilerin kalplerini kabule cezb edecek şekilde güzel bir tertip ile sevk edilmesi ve özellikle de şânı pek yüksek bir peygamberin huzurunda ifade edilmesi, ancak köklü yalancılardan ve iftiracılardan sadır olabilir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Ayetteki, "Bakalım" ifadesi, "düşünme" manasında olan "nazar"dandır. Bu ifade ile, "Doğru mu yoksa yalan mı söyledin?" manası kastedilmiştir. Fakat, "yoksa yalancılardan mı oldun?" ifadesi daha beliğdir. Çünkü kişi yalan söylemekle meşhur olunca, verdiği haberlerde de yalanla itham olunur ve kendisine güvenilmez. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)