Neml Sûresi 28. Ayet

اِذْهَبْ بِكِتَاب۪ي هٰذَا فَاَلْقِهْ اِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ  ٢٨

“Benim şu mektubumu götür onlara at, sonra da yanlarından ayrıl ve ne sonuca varacaklarına bak.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 اذْهَبْ götür ذ ه ب
2 بِكِتَابِي mektubumu ك ت ب
3 هَٰذَا bu
4 فَأَلْقِهْ ve at ل ق ي
5 إِلَيْهِمْ onlara
6 ثُمَّ sonra
7 تَوَلَّ biraz öteye çekil و ل ي
8 عَنْهُمْ onlardan
9 فَانْظُرْ ve bak ن ظ ر
10 مَاذَا neye
11 يَرْجِعُونَ başvuruyorlar ر ج ع
 
Cin “ateşten yaratılmış, gözle görülmeyen, insanlar gibi iyileri ve kötüleri bulunan varlık” anlamına gelir (cinler hakkında bilgi için bk. En‘âm 6/100; Cin 72/1-19). 17. âyetten Hz. Süleyman’ın cinlerle de irtibat kurduğu; ordusunun cinler, insanlar ve kuşlar olmak üzere üç sınıftan meydana geldiği anlaşılmaktadır. Cinleri gizli işlerde, insanları ülke savunmasında ve düşmana karşı savaşta, kuşları da haberleşme, su bulma vb. hizmetlerde istihdam ediyordu (İbn Âşûr, XIX, 240). Tefsirlerde Karınca vadisinin Şam bölgesinde veya Tâif’te yahut Yemen’de karıncası çok olan bir yerin adı olduğu bildirilmektedir (Elmalılı, V, 3667). Bununla birlikte, böyle muayyen bir mekân olmayıp çok sayıda karıncanın bulunduğu herhangi bir yer de olabilir. Âyet, toplu halde yaşadığı bilinen karıncaların aynı zamanda bir topluluk düzeni içinde hareket ettiklerini de ifade eder. Süleyman üç sınıftan oluşan ordusunu düzenli bir şekilde yönetirken Karınca vadisi denilen yere gelmiş ve burayı geçerken de karıncaların başkanının onlara verdiği emri işitmiş, anlamış ve neşelenerek gülümsemiş, bütün bu nimetlerden dolayı rabbine şükür ve niyazını arzetmiştir. Hüdhüd, çavuş kuşu denilen ve kendisine özgü nağmelerle öten bir kuş türünün adıdır. Bu âyette zikredilen hüdhüdün ise Süleyman’ın emrine verilmiş özel bir yaratık olduğu anlaşılmaktadır (bilgi için bk. Ömer Faruk Harman-Cemal Kurnaz, “Hüdhüd”, DİA, XVIII, 461). Sebe’ (Saba), aslında bir hânedan veya kabile ismi olup sonradan Yemen’deki Sebe’ Devleti’nin ve başşehri Me’rib’in adı olmuştur (bilgi için bk. Sebe’ 34/15). Tefsirler Hz. Süleyman’ın hüdhüdü bilhassa çöllerde su bulmada istihdam ettiğini belirtiyorlar. Bir gün konakladığı susuz bir çölde kuşları teftiş etmiş, su bulmak için görevlendireceği hüdhüdün ortadan kaybolduğunu anlayınca kızmış ve mazeretini gösteren bir delil getirmediği takdirde onu âyette belirtilen ceza şekillerinden biriyle cezalandıracağını ifade etmiştir (Elmalılı, V, 3670). Hüdhüd çok geçmeden gelip Sebe’ ülkesinden Hz. Süleyman’a bilgi getirdiğini, orada bir kraliçenin yönetimindeki milletin, şeytana uyarak güneşe taptığını haber vermiştir (şeytanın insanlara, yaptıklarını güzel göstermesi ve onları doğru yoldan alıkoyması hakkında bk. En‘âm 6/43; Nahl 16/63). 22. âyette, ilim ve hikmet sahibi olmasına rağmen Hz. Süleyman’ın bilmediği bir şeyi herhangi bir hayvanın bilebileceği hatırlatılmaktadır (Râzî, XXIV, 190). Ayrıca bu âyet, bilgili kimselere ârız olabilecek kendini beğenme duygusuna karşı insanı dikkatli olmaya çağıran bir uyarıdır (Zemahşerî, III, 143). Müfessirler Sebe’ ülkesinde hükümdar olan ve Kur’an’da adı anılmaksızın bahsi geçen kadının Belkıs bint Şürahbil olduğunu kaydetmektedirler (Şevkânî, IV, 128). Ancak kaynaklarda Yelkame bint el-Yeşrah b. Hâris veya Belkıs bint el-Hedahid b. Şürahbil, bir Habeş efsanesine göre Mâkedâ adlarıyla anıldığı da bildirilmiştir. Belkıs’ın kimliği hakkında kesin bilgi verilmemekle birlikte tarihçiler onun milâttan önce X. yüzyılda yaşamış, Hz. Süleyman’la çağdaş bir Arap kraliçesi olduğunu söylemişlerdir (bilgi için bk. Orhan Seyfi Yücetürk, “Belkıs”, DİA, V, 420; Kitâb-ı Mukaddes, I. Krallar, 10/1-10, 13; II. Tarihler, 9/1-9, 12). Süleyman aleyhisselâm, hüdhüdün sözünün doğru olup olmadığını anlamak için yazdığı bir mektubu kraliçeye götürüp sonuçtan kendisini haberdar etmesini hüdhüde emretti. Mektubun besmele ile başlaması ve Sebe’ halkının Süleyman’a teslim olmalarını istemesi, davetin hem siyasî hem de dinî olduğunu göstermektedir.
 

اِذْهَبْ بِكِتَاب۪ي هٰذَا فَاَلْقِهْ اِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ

 

Fiil cümlesidir. اِذْهَبْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. بِكِتَاب۪  car mecruru  اِذْهَبْ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. هٰذَا  işaret ismi  كِتَاب۪ي ‘den atf-ı beyân veya bedel olarak mahallen mecrurdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَلْقِهْ  illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Muttasıl zamir  هْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  اِلَيْهِمْ  car mecruru  اَلْقِهْ  fiiline mütealliktir.

ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir.  تَوَلَّ  illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir.  عَنْهُمْ  car mecruru  تَوَلَّ  fiiline mütealliktir. 

فَ  atıf harfidir. انْظُرْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. İstifhâm ismi  مَاذَا , amili  يَرْجِعُونَ ‘nin mukaddem mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur. 

Veya  مَا  istifham ismi mübteda olarak mahallen merfûdur. ذَا  ism-i mevsûl haber olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يَرْجِعُونَ ‘dir.

يَرْجِعُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin îrabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i ba’z, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir surenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından  فَ  harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَلْقِهْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  لقي ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

 

اِذْهَبْ بِكِتَاب۪ي هٰذَا فَاَلْقِهْ اِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ

 

Beyânî istînâf olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mütekellim Süleyman (a.s)’dır.

Veciz ifade kastına matuf  بِكِتَاب۪ي  izafeti, Hz. Süleyman’a ait zamire muzaf olan  كِتَاب۪ ‘ye, tazim içindir.

بِكِتَاب۪ي  için tazim ifade eden  هٰذَا  işaret ismi, كِتَاب۪ي ‘den bedeldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Aynı üslupta gelen  فَاَلْقِهْ اِلَيْهِمْ  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile, ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ  cümlesi, tertip ve terahi ifade eden  ثُمَّ  ile öncesine atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Her ikisi de emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Atfın  ثُمَّ  ile yapılması, az da olsa bir zamanın geçtiğine işarettir.

فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile  makabline, hükümde ortaklık sebebiyle atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

İstifham üslubunda talebi inşaî isnad olan  مَاذَا يَرْجِعُونَ  cümlesi,  انْظُرْ  fiilinin mef’ûlü konumundadır.

مَاذَا , istifham harfi olarak  يَرْجِعُونَ  fiilinin mef’ûlü konumundadır. يَرْجِعُونَ  muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

İstifhâm ismi olan  مَاذَا , amili olan  يَرْجِعُونَ ’ye takdim edilmiştir. İstifham isimlerinde sadaret hakkı vardır.

مَاذَا - هٰذَا  kelimeleri arasında cinas-ı muzari ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

يَرْجِعُونَ - تَوَلَّ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

يَرْجِعُونَ - اِذْهَبْ  kelimeleri arasında tıbâk-ı icab sanatı vardır.

فَانْظُرْ  fiili, istifhamdaki amelle ilgilidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Hz. Süleyman'ın, emri altında bulunan tasarruf ve marifete muktedir emin cinleri değil de bu elçiliği Hüdhüd’e tahsis etmesi, onda ilim, hikmet ve doğru feraset alametlerini görmesinden dolayıdır; bir de onun hiçbir özrü kalmaması içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

الرَّجْعِ ‘den kastedilen, mektuba verilecek olan cevaptır. Yani kabul veya reddir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Emirler aciliyet veya tehir ifade etmezler. Sadece bir şeyin yapılmasını isterler. Nehiyler aciliyet ifade ederler. Yasaklanan şeyden hemen uzaklaşılmasını isterler. (Hasan Karakaya, Fıkıh usulü, s. 558-559)