Enbiyâ Sûresi 87. Ayet

وَذَا النُّونِ اِذْ ذَهَبَ مُغَاضِباً فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادٰى فِي الظُّلُمَاتِ اَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنْتَ سُبْحَانَكَۗ اِنّ۪ي كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَۚ  ٨٧

Zünnûn’u da hatırla. Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde, “Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum” diye dua etti.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَذَا ve Zü(nnun’u)
2 النُّونِ (ve Zün)nun’u ن و ن
3 إِذْ zira
4 ذَهَبَ gitmişti ذ ه ب
5 مُغَاضِبًا kızarak غ ض ب
6 فَظَنَّ sanmıştı ظ ن ن
7 أَنْ diye
8 لَنْ asla
9 نَقْدِرَ güç yetiremeyeceğiz ق د ر
10 عَلَيْهِ kendisine
11 فَنَادَىٰ nihayet yalvardı ن د و
12 فِي içinde
13 الظُّلُمَاتِ karanlıklar ظ ل م
14 أَنْ diye
15 لَا yoktur
16 إِلَٰهَ ilah ا ل ه
17 إِلَّا başka
18 أَنْتَ senden
19 سُبْحَانَكَ senin şanın yücedir س ب ح
20 إِنِّي muhakkak ben
21 كُنْتُ oldum ك و ن
22 مِنَ
23 الظَّالِمِينَ zalimlerden ظ ل م
 
Zünnûn, Yûnus peygamberin lakabıdır. Balık tarafından yutulduğu için kendisine Zünnûn lakabı verildiği söylenir. Putlara tapan Ninevâ (Ninova) halkını tevhid dinine davet etmekle görevlendirilmiş olan Hz. Yûnus, halkı uzun süre dine davet etmesine rağmen kendisine çok az kimse iman etmişti. Bu durum karşısında ümidini yitiren Yûnus, kavmine kızmış, onların başına gelecek bir musibetten kendisini kurtarmak için gemiye binip şehirden uzaklaşmıştır. Bindiği gemi, yükünün fazla olması sebebiyle batmaya yüz tutunca geminin yükünü hafifletmek üzere çekilen kura neticesinde denize atılmış ve bir balık tarafından yutulmuştur. İşte Yûnus’un karanlıklar içinde yaptığı duadan maksat bu balığın karnında iken yaptığı duadır. Yüce Allah Yûnus’un duasını kabul ederek onu bu sıkıntıdan kurtarmış, balık onu hasta bir halde açık bir yere bırakmıştır; Yûnus iyileştikten sonra tekrar kavmine dönmüştür. Kendilerinden ümit keserek terkettiği kavmi ise, sonunda gerçeği görerek putperestliği bırakmışlar, tövbe edip Allah’ın birliği inancına döndükleri için azaptan kurtulmuşlardır. 
 
Başka bir rivayete göre Hz. Yûnus kavmine, inanmadıkları takdirde bir azaba uğrayacaklarını bildirmiş, ancak onlar tövbe edip imana geldikleri için bu azap tahakkuk etmemiştir. Onların imana geldiklerinden habersiz olan Yûnus, belirttiği azabın vaktinde gerçekleşmediğini görünce kendisinin alay konusu olacağını düşünerek kızgın bir halde kavminden ayrılıp gitmiştir (Yûnus ve kavmi hakkında daha fazla bilgi için bk. Yûnus10/98; Sâffât 37/139-148; Kitâb-ı Mukaddes, Yûnus, 1/1; 4/11). 89-90. Zekeriyyâ aleyhisselâm İsrâiloğulları’na gönderilmiş son peygamberlerden biri ve Hz. Yahyâ’nın babasıdır. Milâttan önce I. yüzyılda Kudüs’te yaşamış olan Zekeriyyâ peygamberle ilgili olarak Kur’ân-ı Kerîm’de verilen bilgiler, daha çok onun yaşlılık dönemine aittir (Zekeriyyâ, eşi ve Yahyâ hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân 3/37-41; Meryem 19/2-11
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 697
 
Resûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurdu: “ Yunus’un , balığın karnında iken yaptığı dua ne kadar güzeldir! O şöyle demişti:” Senden başka ilâh yoktur; Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Şüphesiz ben kendine yazık edenlerden oldum!” Bir Müslüman bu dua ile Rabbine yalvarsa Allah onun duasını mutlaka kabul eder. 
( Tirmizi, Daavât 82; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 170)
 

وَذَا النُّونِ اِذْ ذَهَبَ مُغَاضِباً فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادٰى فِي الظُّلُمَاتِ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  ذَا  mahzuf fiilin mef’ûlun bihi olup nasb alameti eliftir. Takdiri, اذكر  (hatırla) şeklindedir.  النُّونِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

Zaman zarfı  اِذْ , mukadder muzâfa mütealliktir. Takdiri,  واذكر خبر ذي النون (Zünnûn’un haberini hatırla) şeklindedir. ذَهَبَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

ذَهَبَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مُغَاضِباً  kelimesi  ذَهَبَ ’deki failin hali olup fetha ile mansubdur. 

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ظَنَّ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Sanmak anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  ظَنَّ ’nin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

اَنْ  tekid ifade eden muhaffefe  اَنَّ ’dir. İsmi olan şan zamiri mahzuftur. Takdiri,  أنّنا  şeklindedir. لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ  cümlesi, muhaffefe  اَنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.

لَنْ  muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir. 

نَقْدِرَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. عَلَيْهِ  car mecruru نَقْدِرَ  fiiline mütealliktir. 

فَ  atıf harfidir. نَادٰى  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. فِي الظُّلُمَاتِ  car mecruru  نَادٰى ’deki failin mahzuf haline mütealliktir. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. 

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و  (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Hafifletilmiş olan  اَنْ  aynı  اَنَّ  gibi isim cümlesinin başına gelir. Fakat ismini hiçbir zaman açıkta göremeyiz. Çünkü ismini gizli bir zamir (zamir-i şan) olarak alır.

Hafifletilmiş olan  اِنْ  cümle başında gelebileceği gibi hafifletilmiş olan  اَنْ  cümle ortasında gelir.

Hafifletilmiş olan  اَنْ ’in haberi devamlı cümle olur. Bu cümle isim veya fiil cümlesi olabilir. Edattan sonraki cümle isim veya çekimi yapılamayan (camid) bir fiilden oluşan fiil cümlesi ise edatla arasında yabancı bir kelime bulunmaz.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Şan zamirleri: Müfred gaib ve gaibe (3. tekil şahıs zamiri)nde kendisine dikkat çekilmek istenen bir iş için kullanılır. İkisine birden iş zamiri denir.

Müzekkerine > zamiruş şan (هُوَ – هُ) Müennesine > zamirul kıssa (هِيَ – هَا)

Zamirler normalde kendinden önceki ismi açıklarken, zamiruş-şan/kıssa ise kendinden sonraki kısma dikkat çeker. Şan zamiri “Benden sonra bir cümle gelecek; gelecek olan o cümle çok önemli” mesajı verir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

نَادٰى  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  ندي ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

مُغَاضِباً  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan müfâale babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


  اَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنْتَ سُبْحَانَكَۗ اِنّ۪ي كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَۚ

 

İsim cümlesidir. اَنْ  tekid ifade eden muhaffefe  اَنَّ ’dir. İsmi olan şan zamiri mahzuftur. Takdiri, أنه  şeklindedir. لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنْتَ  cümlesi, muhaffefe  اَنْ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

لَٓا  cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir.  اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. 

اِلٰهَ  kelimesi  لَٓا ’nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. اِلَّا  istisna harfidir.  لَٓا ’nın haberi mahzuftur. Takdiri, موجود  (vardır) şeklindedir. Munfasıl zamir  اَنْتَ  mahzuf haberin zamirinden bedeldir.

سُبْحَانَكَۗ  itiraziyye cümlesidir.  سُبْحَانَكَ  mahzuf fiilin mef’ûlun mutlakı olarak fetha ile mansubdur. Takdiri,  أسبح (tesbih ederim) şeklindedir. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.  

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. كُنْتُ ‘nin dahil olduğu cümle,  اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كُنْتُ  nakıs , sükun üzere mebni mazi fiildir. تُ  mütekellim zamiri  كُنْتُ ’nün ismi olarak mahallen merfûdur. مِنَ الظَّالِم۪ينَۚ  car mecruru  كُنْتُ ’nün mahzuf haberine mütealliktir.  

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَانَ  ’nin haberinin ism-i fail kalıbında gelmesi durumun devamlılığına işaret etmiştir. İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder.(Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (Manaya Delaleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426) 

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الظَّالِم۪ينَ , sülâsi mücerredi  ظلم  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَذَا النُّونِ اِذْ ذَهَبَ مُغَاضِباً 

وَ , istînâfiyyedir.

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Ayetin bu ilk cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. 

Veciz ifade kastıyla gelen  ذَا النُّونِ  izafeti, takdiri اذكر (hatırla) olan mahzuf fiilin mef’ûlüdür. Bu takdire göre cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

ذَا النُّونِ  izafetinde takdiri خبر  (haberi) olan muzâf mahzuftur. Mazi manalı zaman zarfı  اِذْ  bu mahzuf muzâfa mütealliktir. Muzafın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  ذَهَبَ مُغَاضِباً  cümlesi, اِذْ ’in muzâfun ileyhi konumundadır.

مُغَاضِباً  kelimesi,  ذَا النُّونِ ’nin hali olarak mansubdur. Konuya açıklık getirmek gayesiyle yapılan açıklamadır.

مُغَاضِباً, mübalağa kalıbıdır.

المُغاضَبَةُ  kelimesi, öfkede mübalağa içindir. Çünkü o garip bir öfkedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile muzâfun ileyh cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)  

Muhaffefe  أنّ ‘nin dahil olduğu   اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ  cümlesi, masdar teviliyle  ظَنَّ  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. اَنَّ  ve  لَنْ  olmak üzere iki tekid unsuru ihtiva eder.

Masdar-ı müevvel cümlesinde muhaffefe  أنّ ’nin şan zamirinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Haberi olan  لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.  لَنْ , muzariyi nasb eder, manayı istikbale çevirerek olumsuz yapar. Asla anlamı vererek tekid ifade eder.

اَنَّ ’nin haberinin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

نَقْدِرَ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

ظَنَّ  fiili, iki zıt anlama sahip fiillerdendir. Hem kesin olarak bildi hem de zannetti, emin olamadı anlamları vardır. 

Yunus (a.s) kaçıp giderken bizim kendisini sıkıştırmayacağımızı yahut kendisini cezalandırmayacağımızı yahut onda kudretimizi kullandırmayacağımızı sanmıştı. Diğer bir görüşe göre ise bu temsili bir ifade olup onun hali, böyle sanan kimsenin haline benzetilmektedir. Yani o, bizim emrimizi beklemeden kavmini terk ederken, sanıyordu ki biz, böyle sananlara karşı uyguladığımız muameleyi ona karşı uygulamayacağız. Nitekim “O, malının kendisini ebedi kılacağını zanneder.” ayeti de bu kabildendir. Yani böyle sanan kimsenin muamelesini ona uygularız. Başka bir görüşe göre ise Hz.Yunus'un bu zannı, aklından geçen şeytani bir vehimdir. Buna zan denilmesi, mübalağa içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ 

 

Cümle, atıf harfi  فَ  ile  فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

فِي الظُّلُمَاتِ  car-mecruru, نَادٰى ‘daki failin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

ف۪ٓي الظُّلُمَاتِ  ifadesinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan  ف۪ٓي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü  الظُّلُمَاتِ , hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. Karanlık burada zarfa benzetilir. Karanlıkla insan arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

الظُّلُمَاتِ  ‘nin tekili olan  الظَّلَمَةَ  kelimesi Kur’ânı Kerîm’de geçmemiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

اَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنْتَ سُبْحَانَكَۗ  cümlesine dahil olan  اَنْ , tefsiriyyedir. Tefsir, önce geçen sözdeki kapalılık veya karışıklığı gidermek manasıyla getirilen ıtnâb sanatıdır.

لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنْتَ  cümlesi, cinsini nefyeden  لَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. 

Munfasıl zamir اَنْتَ , cinsini nefyeden  لَاۤ ’nın ismi olan  اِلٰهَ ’nin mahallinden veya  لَٓا ’nın mahzuf haberindeki zamirden bedeldir. Bedel, ıtnâb sanatı babındandır.

لَاۤ ’nın takdiri  موجود (vardır) olan haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

لَٓا  ve  اِلَّٓا  ile kasr oluşmuştur. Burada ulûhiyyet sıfatının Allah’tan başkasında bulunmadığı ifade edilmiştir. İki tekit hükmündeki kasr,  اِلٰهَ  sıfat/maksûr,  اَنْتَ  mevsûf/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûf hakikî kasrdır. 

İtiraziyye olarak gelen  سُبْحَانَكَ  cümlesinde, îcâz-ı hazif sanatı vardır. Cümlede, takdiri  أسبح (tesbih ederim) olan fiil mahzuftur. 

سُبْحَانَكَ  izafeti, mahzuf fiilin mef’ûlu mutlakı olarak mansubdur. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

İtiraz, kelamın ortasında veya bir manada birleşen iki kelamın arasında irabdan mahalli olmayan bir veya birkaç cümlenin - herhangi bir vehmi defetme gayesi gütmeden- bir nükteden ve fayda- . dan ötürü zikredilmesidir. (Belagat İlminde İki Ifade Biçimi: Itnab-Icaz (I) -Kur'an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme Ar. Gör. Ömer Kara)

Hasan el-Basrî'nin de şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Cenab-ı Hak, Yunus’u (a.s), kendisini zalim olduğunu ikrar etmiş olması sebebiyle kurtarmıştır.”

Ayetteki  سُبْحَانَكَۗ  ifadesi Hz. Yunus’un (a.s), Cenab-ı Hakkı, bütün noksanlıklardan tenzih ettiğini gösterir. Acizlik de bir noksanlıktır. Binaenaleyh bu, Cenab-ı Hakk'ın [Bizim kendisini hiçbir zaman sıkıştıramayacağımızı sanmıştı...] buyruğu, Yunus’un (a.s), Allah Teâlâ’nın aciz olduğunu zannetmiş olduğuna delalet etmez. Yunus (a.s), سُبْحَانَكَۗ  demiştir. Çünkü bu ifadenin takdiri, “Allah’ım seni, bunu bir zulüm olarak veya intikam alma arzusuyla yahut beni bu balığın karnından kurtarmaktan aciz olduğun için yapmış olmamdan tenzih ederim. Tam aksine sen bunu, ulûhiyetin hakkı ve hikmetinin muktezâsı olarak yaptın…” şeklindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

الظُّلُماتُ : Bu kelime  ظُلْمَةٍ  kelimesinin cemisidir ve kastedilen gecenin, denizin dibinin ve balığın karnının karanlığıdır. Şöyle denilmiştir: cemi siygasıyla gelen الظُّلُماتُ  kelimesi, karanlığın şiddetinden mübalağadır. Tıpkı Bakara suresi 207. ayetindeki يُخْرِجُهم مِنَ الظُّلُماتِ إلى النُّورِ  (Onları derin karanlıklardan aydınlığa çıkarır.) ibaresindeki gibi. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)


 فَنَادٰى فِي الظُّلُمَاتِ اَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنْتَ سُبْحَانَكَۗ اِنّ۪ي كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَۚ

 

Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Öncesinin ta’lili hükmündedir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisaldir.  اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber inkârî kelamdır. Müsned olan  كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَ  cümlesi, nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  مِنَ الظَّالِم۪ينَ , nakıs fiil  كَان ’nin mahzuf haberine mütealliktir.

الظَّالِم۪ينَۚ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Hz. Yunus’un muhatabı Allah Teâlâ olduğu halde sözlerini tekid edatlarıyla pekiştirerek ifade etmesi, muktezâ-i zâhire değil fakat muktezâ-i hale uygundur. Bu durum, Hz. Yunus’un, üzüntüsünü belirtmek üzere içinde bulunduğu ruh halinin yansımasıdır. 

Dolayısıyla Hz. Yunus’un dua maksatlı sözleri, mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ile tekit edilen cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

Hz. Yunus şöyle niyazda bulunmuştu: “Senden başka hiçbir ilâh yoktur; Seni Sana yaraşır şekilde bir şeyin seni aciz bırakmasından yahut başıma gelen bu musibetin tarafımdan sebepsiz olmasından tenzih ederim. Ben gerçekten, kavmim arasından hicret etmeye acele etmekle kendilerini tehlikeye maruz bırakan zalimlerden oldum.” (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

اِنّ۪ي كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَ  cümlesi nefsine zulmettiğini itiraf etmede mübalağadır. Vasfın kesinliğine delalet etmesi için  كَانَ  fiiline isnad edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)