Enbiyâ Sûresi 43. Ayet

اَمْ لَهُمْ اٰلِهَةٌ تَمْنَعُهُمْ مِنْ دُونِنَاۜ لَا يَسْتَط۪يعُونَ نَصْرَ اَنْفُسِهِمْ وَلَا هُمْ مِنَّا يُصْحَبُونَ  ٤٣

Yoksa bizim dışımızda onları koruyacak ilâhları mı var? O ilâh edindikleri nesneler kendilerine bile yardım edemezler. Zaten onlar bizden de yardım görmezler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَمْ yoksa
2 لَهُمْ mı var?
3 الِهَةٌ ilahları ا ل ه
4 تَمْنَعُهُمْ onları koruyacak م ن ع
5 مِنْ karşı
6 دُونِنَا bize د و ن
7 لَا
8 يَسْتَطِيعُونَ onların gücü yetmez ط و ع
9 نَصْرَ yardım etmeye ن ص ر
10 أَنْفُسِهِمْ kendilerine ن ف س
11 وَلَا ne de
12 هُمْ onlara
13 مِنَّا bizim tarafımızdan
14 يُصْحَبُونَ sahip çıkılır ص ح ب
 
“Gece gündüz rahmâna karşı sizi kim koruyabilir?” diye çevrilen cümle “Sizi gece gündüz rahmândan başka kim koruyabilir?” şeklinde de tercüme edilebilir (bk. İbn Kesîr, V, 338). Her iki anlamda da yaratılmışlara karşı Allah’ın şefkat ve merhametini tecelli ettiren rahmân ismine atıfta bulunulması, yaratılmışları Allah’tan başka koruyacak kimsenin bulunmadığına, tek ve biricik koruyucunun Allah olduğuna işaret eder. Ancak kalpleri kararmış olan inkârcılar bunun farkında olamadıkları için rahmânın anılmasına dahi tahammül edemezler. Oysa korumasına sığındıkları tanrılar Allah’ın azabına karşı kendilerini dahi koruyacak güce sahip değillerdir.
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 681
 

اَمْ لَهُمْ اٰلِهَةٌ تَمْنَعُهُمْ مِنْ دُونِنَاۜ

 

İsim cümlesidir. اَمْ  munkatıadır.  بل  ve hemze manasındadır. لَهُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  اٰلِهَةٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.  تَمْنَعُهُمْ  cümlesi, اٰلِهَةٌ ’un sıfatı olarak mahallen merfûdur. 

Fiil cümlesidir. تَمْنَعُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mefulün bih olarak mahallen mansubdur.  مِنْ دُونِنَا  car mecruru  اٰلِهَةٌ ’un mahzuf ikinci sıfatına mütealliktir. Mütekellim zamiri  ناَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اَمْ: Çoğunlukla soru edatlarıyla birlikte kullanılır ve muhataptan bu edatın öncesi ile sonrasındaki unsurlardan birini ta’yin ve tercih etmesini zorunlu kılar. Genellikle soru edatı olan hemze ile (اَ) birlikte kullanılır. İkiye ayrılır: Muttasıl  اَمْ . Munkatı  اَمْ  (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 لَا يَسْتَط۪يعُونَ نَصْرَ اَنْفُسِهِمْ وَلَا هُمْ مِنَّا يُصْحَبُونَ

 

Cümle,  تَمْنَعُهُمْ ’deki failin hali olarak mahallen mansubdur. 

Fiil cümlesidir.  لاَ  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَسْتَط۪يعُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. نَصْرَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.  اَنْفُسِهِمْ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

İsim cümlesidir. لَا  zaid harftir. لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. Muttasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  مِنَّا  car mecruru  يُصْحَبُونَ  fiiline mütealliktir. يُصْحَبُونَ   cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

يُصْحَبُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naibi faili olarak mahallen merfûdur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يَسْتَط۪يعُونَ  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsîsi  طوع ’dir.

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamları katar.

 

اَمْ لَهُمْ اٰلِهَةٌ تَمْنَعُهُمْ مِنْ دُونِنَاۜ  لَا يَسْتَط۪يعُونَ نَصْرَ اَنْفُسِهِمْ وَلَا هُمْ مِنَّا يُصْحَبُونَ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Munkatı  اَمْ , idrâb harfi, yani  بل  ve hemze manasındadır. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümle istifham üslubunda olmasına rağmen soru manası taşımayıp alay ve tehekküm anlamına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Cümlede mütekellim Allah Teâlâ olduğu için tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesinde takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  لَهُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  اٰلِهَةٌ  muahhar mübtedadır.

Muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden  تَمْنَعُهُمْ  cümlesi,  اٰلِهَةٌ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

مِنْ دُونِنَا  car mecruru  اٰلِهَةٌ ’un mahzuf ikinci sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Beyzâvî buradaki  اَمْ  harfinin sıla olduğu, fazladan geldiği görüşündedir. Mana “İlâhları mı var?” şeklindedir.

Veciz ifade kastına matuf  دُونِنَا  izafeti, gayrının tahkiri içindir.

Önceki ayetteki Rab isminden, دُونِنَا  ile azamet zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir.  İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

لَا يَسْتَط۪يعُونَ نَصْرَ اَنْفُسِهِمْ  cümlesi menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  تَمْنَعُهُمْ ’deki failden hal-i müekkide olarak ıtnâbdır.  وَ ’la gelmeyen bu hal cümlesi onların bu hallerinin sürekli bir özellik olduğuna işaret eder.

Kendilerine yardım edemezler ifadesinde, kendisine yardımı dokunmayanın başkasına hiçbir faydası olmaz anlamı idmâc edilmiştir.

Ayetin sonunda müradifi zikredilen  نَصْرَ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

وَلَا هُمْ مِنَّا يُصْحَبُونَ  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la hal cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. Sübut ve istimrar ifade eden menfî isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Nefîy harfinin olumsuzluğu vurgu için tekrarlanması ıtnâb sanatıdır.

Cümlede takdim tehir sanatı vardır.  مِنَّا , amili olan  يُصْحَبُونَ ’ye siyaktaki önemine binaen takdim edilmiştir.

مِنَّا ‘daki ittisal için gelen  من  harfi, علي manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

مِنَّا ’da takdiri,  عذاب  olan muzâf, mahzuftur. Muzafın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يُصْحَبُونَ  haberdir. 

Haberin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve  teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiilin tecessüm özelliği, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek konuyu iyice kavramasına yardımcı olur.

يُصْحَبُونَ - نَصْرَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

لَا  harfi, cumhura göre gelecek zamana mahsustur. Bu harf, mutlak olarak kullanılır ve çoğunlukla istikbal kastedilir. (Samerrâî, Ala Tarîqi't Tefsîri'l Beyânî, c. 2, Yasin Suresi 49)

Cümledeki nefy harfi, olumsuzluğu tekid için tekrarlanmıştır.

[Onlar Kendi kendilerine bile yardım etmeye güç yetiremezler] buyurulmuştur. Bu ifade, mahzuf bir mübtedanın haberi olup “Bu ilâhlar, o belalardan kendilerini bile korumaktan acizdirler. Halbuki kişinin kendisinin koruması, başkasını korumaktan daha evladır. Binaenaleyh o putlar (ilâhlar), kendilerini bile koruyamadıklarına göre başkalarını nasıl koruyabilirler?” demektir. Ayetteki  صْحَبة  kelimesi,  نصرة (yardım) ve destek manasınadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)