قُلْ مَنْ يَكْلَؤُ۬كُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ مِنَ الرَّحْمٰنِۜ بَلْ هُمْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّهِمْ مُعْرِضُونَ ٤٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قُلْ | de ki |
|
| 2 | مَنْ | kim |
|
| 3 | يَكْلَؤُكُمْ | sizi koruyacak? |
|
| 4 | بِاللَّيْلِ | gece |
|
| 5 | وَالنَّهَارِ | ve gündüz |
|
| 6 | مِنَ | -dan |
|
| 7 | الرَّحْمَٰنِ | Rahman- |
|
| 8 | بَلْ | hayır |
|
| 9 | هُمْ | onlar |
|
| 10 | عَنْ | -inden |
|
| 11 | ذِكْرِ | Zikr- |
|
| 12 | رَبِّهِمْ | Rablerinin |
|
| 13 | مُعْرِضُونَ | yüz çeviriyorlar |
|
قُلْ مَنْ يَكْلَؤُ۬كُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ مِنَ الرَّحْمٰنِۜ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mekulü’l-kavli مَنْ يَكْلَؤُ۬كُمْ ’dur. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. İstifham harfi مَنْ mübteda olarak mahallen merfûdur. يَكْلَؤُ۬كُمْ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
يَكْلَؤُ۬ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِالَّيْلِ car mecruru يَكْلَؤُ۬كُمْ fiiline mütealliktir. النَّهَارِ atıf harfi و ’la makabline matuftur. مِنَ الرَّحْمٰنِ car mecruru يَكْلَؤُ۬كُمْ fiiline mütealliktir.
بَلْ هُمْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّهِمْ مُعْرِضُونَ
İsim cümlesidir. بَلْ idrâb ve atıf harfidir. Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. عَنْ ذِكْرِ car mecruru مُعْرِضُونَ ’ye mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. رَبِّهِمْ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مُعْرِضُونَ mübtedanın haberi olup, ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
بَلْ : Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna “idrâb (اِضْرَابْ)” denir. “Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki” anlamlarını ifade eder.Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:
1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir.
2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُعْرِضُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ مَنْ يَكْلَؤُ۬كُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ مِنَ الرَّحْمٰنِۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan مَنْ يَكْلَؤُ۬كُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ مِنَ الرَّحْمٰنِۜ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümle istifham üslubunda gelmiş olsa da soru kastı taşımayıp nefy ve tehdit anlamda geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
İstifham ismi مَنْ , mübtedadır. Cümlede müsned olan يَكْلَؤُ۬كُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ مِنَ الرَّحْمٰنِ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümledeki car-mecrurlar fiile mütealliktir.
بِالَّيْلِ - وَالنَّهَارِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve tıbâk-ı îcab sanatları vardır.
Gece ve gündüz ifadesi bütün zamanlar, her an anlamında kinayedir.
الرَّحْمٰنِ ’dan başka bir koruyucu olmadığı, sanatsal bir tarzda ifade edilmiştir.
Burada ifade soru anlamında olmakla birlikte maksat nefydir ve ifade; Sizi, O'ndan başka koruyacak kimse yoktur, takdirindedir. Hitap, aralarından Allah'ın yaratıcılığını kabul edenleredir. Yani sizler, O'nun yaratıcı olduğunu kabul ettiğinize göre; sizin çabuk gelmesini istediğiniz azabı başınıza getirmeye kādir olan da O'dur demektir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
İnsan, “Ya Rabbi, bütün canlıları rahmetinle koruyan sensin sen.” diye cevap versin diye, Cenab-ı Hak, verilecek cevabı ima etmek için burada özellikle الرَّحْمٰنِۜ adını zikretmiştir. Bu tıpkı, [Seni, Kerîm Rabbine karşı aldatan nedir.] (İnfitar Suresi, 6) ayeti gibidir. Cenab-ı Hak bu ayette de cevabı ima için özellikle Kerîm adını zikretmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Cenab-ı Hak, bu iki vakitten her birine has çeşitli bela ve afetler bulunduğu için özellikle “geceleyin ve gündüzün” buyurmuştur. Bu, “Uyuduğunuz geceleyin, geçiminizi temine çalıştığınız gündüzün sizi koruyacak kimdir?” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Zamanı kapsamak için gece ve gündüz zikredilmiştir. Sanki bütün zamanlar ifade edilmiştir. Korkulan zaman olduğu için gece takdim edilmiştir. Karanlık olması, zarar veren sebeplerin hem insana hem hayvana ulaşmasına ve zarar vermesine yardımcı olur. Gecenin ardından da mananın kapsamlı olması için gündüz zikredilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
بَلْ هُمْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّهِمْ مُعْرِضُونَ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. بَلْ , idrâb harfi intikal için gelmiştir.
بَلْ edatı kendisinden sonra bir cümle geldiğinde idrâb harfi olur. Bazen de bu ayette olduğu gibi bir manadan diğer bir manaya intikal için gelir. Kendisinden önceki cümle manasını korur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, c. 1, s. 436)
بَلْ , idrâb harfidir. Atıf edatlarındandır. Ancak diğer atıf edatları gibi hüküm bakımından atıf görevi görmez. Bu edat, sadece matufu îrab yani hareke bakımından matufun aleyhe atfeder. Anlamsal açıdan ise tersinelik ilişkisi kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
بَلْ harfi cümleleri atfetmekte kullanılmaz. Bu sebeple bundan sonra gelen cümle, istînâfiyyedir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
İstimrar ve sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur عَنْ ذِكْرِ رَبِّهِمْ , ihtimam için amili olan مُعْرِضُونَ ‘ye takdim edilmiştir.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Veciz ifade kastına matuf ذِكْرِ رَبِّهِمْ izafetinde Rab isminin kafirlere aid zamire muzaf olmasında Allah’ın onlar üzerindeki nimetlerini hatırlatmak ve küfürlerinin kötülüğüne, derinliğine dikkat çekme vardır. Yine Rab ismine muzaf olmasıyla ذِكْرِ , şan ve şeref kazanmıştır. Kendilerine bunca nimeti veren Rablerinin zikrinden nasıl olur da yüz çevirirler manasına gelir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Müsned olan مُعْرِضُونَ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
Sülasi fiillerin dışındaki fiillerin sıfat-ı müşebbeheleri, kendi ism-i failleridir.
İsm-i fail, bir eylemi gerçekleştiren kişiyi gösterirken sıfat-ı müşebbehede eylem söz konusu değildir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
الرَّحْمٰنِۜ - رَبِّ kelimeleri arasında mürâât-ı nazir sanatı, مَنْ - مِنَ kelimeleri arasında ise cinas ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
رَبِّهِمْ şeklinde Rab isminin onlara ait zamire muzâf olmasında, Rablerinin onlar üzerindeki ihsan ve faziletleri konusundaki rububiyetini hatırlatmak manası vardır. Ebüssuûd; Rab isminin onlara ait olan zamire muzâf olmasının; O’nun otoritesi, terbiyesi ve idaresi altında olduklarını haber verdiği gibi sapkınlıklarında ne kadar ileri gittiklerine de işaret ettiğini söylemiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 4, s. 104)
بَلْ هُمْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّهِمْ [Hayır, onlar Rablerinin zikrinden…] ifadesi, Kur'an-ı Kerim'den, Rablerinin öğütlerinden diye açıklandığı gibi O'nu bilip tanımaktan diye de açıklanmıştır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
مُعْرِضُونَ [Yüz çevirenlerdir] ifadesi “Onlar başka şeylerle oyalanarak gaflete düşenlerdir.” demektir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
بَلْ هم عَنْ ذِكْرِ رَبِّهِمْ مُعْرِضُونَ cümlesindeki ilk idrâb; ıslahı kolaylaştırmak için gelmiş azarlamayı arttırmıştır. Onlar Rablerinin zikrinden yüz çevirmiştir. Bu azarlamadan faydalanacakları düşünülmez. Yani istemeyi ve azarlamayı ertele ve onları terk et. Öyle ki kendilerinin yerine başkasının gelmeyeceğini anlayıncaya kadar azaba dalsınlar.
Bunun arkasından azarlama maksadıyla soruya delalet eden ve بَلْ harfinin benzeri olan munkatı’ أمْ gelerek اَمْ لَهُمْ اٰلِهَةٌ تَمْنَعُهُمْ مِنْ دُونِنَاۜ buyurulmuştur. Bu ifade بَلْ ألَهُمَ آلِهَةٌ demektir. İstifham harfi inkâr ve azarlama içindir. Onların bizden başka zarardan koruyacak ilâhları yoktur demektir. Bu; onların kendilerine şefaat edecek putları ilâh edinme itikadını iptal eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)