وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذ۪ينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ٤١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَقَدِ | ve andolsun |
|
| 2 | اسْتُهْزِئَ | alay edildi |
|
| 3 | بِرُسُلٍ | peygamberlerle |
|
| 4 | مِنْ |
|
|
| 5 | قَبْلِكَ | senden önceki |
|
| 6 | فَحَاقَ | ama kuşatıverdi |
|
| 7 | بِالَّذِينَ | kimseleri |
|
| 8 | سَخِرُوا | alay eden(leri) |
|
| 9 | مِنْهُمْ | onlarla |
|
| 10 | مَا | şey |
|
| 11 | كَانُوا | onların |
|
| 12 | بِهِ | onunla |
|
| 13 | يَسْتَهْزِئُونَ | alay ettikleri |
|
وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذ۪ينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. لَ harfi, mukadder kasemin cevabına gelen muvattiedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder.
اسْتُهْزِئَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. بِرُسُلٍ car mecruru naib-i faili olup mahallen merfûdur. مِنْ قَبْلِكَ car mecruru رُسُلٍ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَاقَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. الَّذ۪ينَ müşterek ism-i mevsûl بِ harf-i ceriyle حَاقَ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası سَخِرُوا مِنْهُمْ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
سَخِرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْهُمْ car mecruru سَخِرُوا ’deki failin mahzuf haline mütealliktir. مَا müşterek ism-i mevsûl حَاقَ fiilinin faili olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانُوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. بِه۪ car mecruru يَسْتَهْزِؤُ۫نَ fiiline mütealliktir. يَسْتَهْزِؤُ۫نَ cümlesi, كَانُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur.
يَسْتَهْزِؤُ۫نَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)
يَسْتَهْزِؤُ۫نَ fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek südâsi mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsî fiili هزأ ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذ۪ينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟
وَ , istinâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
لَ ise mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf kasem ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, kasem üslubunda gayri talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf kasem ve tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ cümlesi kasemin cevabıdır. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
اسْتُهْزِئَ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Ayetin sonunda müştakı zikredilen اسْتُهْزِئَ fiilinde irsâd sanatı vardır.
مِنْ قَبْلِكَ car mecruru رُسُلٍ kelimesinin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Burada nekre olan بِرُسُلٍ kelimesi hem tazim hem de teksir ifade eder. Çünkü makam Peygamber Efendimizi teselli makamıdır. Ondan önce şanı yüce bir çok peygamber geçmiş, hepsi de yalanlanmıştır. Tazim ve teksir arasındaki fark; teksirin kemiyet, tazimin keyfiyet bakımından olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَ ile kasemin cevabına atfedilen فَحَاقَ بِالَّذ۪ينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Henüz gerçekleşmemiş olayları ifade ederken muzari fiil yerine, olayın vuku bulacağının kesinliğine delalat etmek üzere geleceği müşahede eder gibi göz önünde canlandırmak için mazi fiil kullanılmasında mecaz-ı mürsel sanatı vardır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِ harfiyle birlikte حَاقَ fiiline müteallik بِالَّذ۪ينَ car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için fail olan ism-i mevsûl مَا ’ya takdim edilmiştir.
Mevsûlün sıla cümlesi olan سَخِرُوا مِنْهُمْ , müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müşterek ism-i mevsûl مَا ise حَاقَ fiilinin faili olarak merfû mahaldedir. مَا ’nın sılası olan كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ cümlesi, كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyh sonraki habere dikkat çekmek için mevsûlle ifade edilmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car mecrur بِه۪ önemine binaen amili olan يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ’ye takdim edilmiştir.
كَان ’nin haberi olan يَسْتَهْزِؤُ۫نَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır.
İsim cümlesinin müsnedinin muzari fiil formunda gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliğiyle muhatabın dikkatini uyararak konuyu anlamasında yardımcı olur.
كَانَ ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 93)
Cümlede istiare sanatı vardır. Alaya aldıkları, kıyamet günü gerçeğini ifade eden ism-i mevsûl مَا , kuşatma manasındaki حَاقَ fiiline isnad edilerek, iradesi olan bir varlığa benzetilmiştir. Manevi, aklî olan bir durum, gözle görülen, maddi bir şey menziline konulmuştur. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
…فَحَاقَ بِالَّذ۪ينَ ifadesinde aklî mecaz vardır. حَاقَ fiilinin faili, alay etmiş oldukları gerçektir. Mecaz yoluyla helakı hak edenlerin helakı, Allah’tan başkasına isnad edilmiş olmaktadır.
اسْتُهْزِئَ - يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Ayrıca bu fiil dolayısıyla cümlede teşâbüh-i etrâf vardır.
سَخِرُوا - يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an’da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)
Ayette geçmiş zaman kipinin حَاقَ , gelecek zaman kipi يَح۪يقُ yerine kullanılması bu durumun gerçekleşeceğini bildirmek ve tehdidi mübalağalı bir şekilde anlatmak içindir. (Süleyman Gür, Kādî Beyzâvî Tefsirinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)
حاقَ aslında ‘kuşattı’ demektir. Ancak sonradan kötülükle kuşatılmak manasında kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)