Yunus Sûresi 90. Ayet

وَجَاوَزْنَا بِبَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ الْبَحْرَ فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْياً وَعَدْواًۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَدْرَكَهُ الْغَرَقُۙ قَالَ اٰمَنْتُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّـذ۪ٓي اٰمَنَتْ بِه۪ بَنُٓوا اِسْرَٓائ۪لَ وَاَنَا۬ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ  ٩٠

İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun da, askerleriyle birlikte zulmetmek ve saldırmak üzere, derhal onları takibe koyuldu. Nihayet boğulmak üzere iken, “İsrailoğulları’nın iman ettiğinden başka hiçbir ilâh olmadığına inandım. Ben de müslümanlardanım” dedi.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَجَاوَزْنَا ve geçirdik ج و ز
2 بِبَنِي oğullarını ب ن ي
3 إِسْرَائِيلَ İsrail
4 الْبَحْرَ denizden ب ح ر
5 فَأَتْبَعَهُمْ onların peşlerine düştüler ت ب ع
6 فِرْعَوْنُ Firavun
7 وَجُنُودُهُ ve askerleri de ج ن د
8 بَغْيًا taşkınlıkla ب غ ي
9 وَعَدْوًا ve düşmanlıkla ع د و
10 حَتَّىٰ sonunda
11 إِذَا zaman
12 أَدْرَكَهُ onu yakaladığı د ر ك
13 الْغَرَقُ boğulma غ ر ق
14 قَالَ dedi ق و ل
15 امَنْتُ iman ettim ا م ن
16 أَنَّهُ elbette
17 لَا olmadığına
18 إِلَٰهَ ilah ا ل ه
19 إِلَّا başka
20 الَّذِي kimseden
21 امَنَتْ iman ettiği ا م ن
22 بِهِ kendisine
23 بَنُو oğullarının ب ن ي
24 إِسْرَائِيلَ İsrail
25 وَأَنَا ve ben de
26 مِنَ
27 الْمُسْلِمِينَ Müslümanlardanım س ل م
 
İsrâiloğulları’nın ilâhî bir emir uyarınca Mısır’dan ayrılmaları zamanı gelmiş ve bu amaçla yola çıkmışlardı. Zalimliğinden ve inadından ödün vermek istemeyen Firavun ve adamları da hışımla onların peşine düşmüşlerdi. İşte bu sırada bir mûcize gerçekleşti: Deniz yarıldı, İsrâiloğulları Allah’ın yardımıyla denizin öteki yakasına geçmeyi başardılar, Firavun ve taraftarları ise boğuldular (bk. Bakara 2/50; A‘râf 7/136; Enfâl 8/54).
 Boğulacağını anlayan Firavun’un o esnada iman sözcüklerini söylemiş olması, 91. âyetteki ifade ve diğer deliller ışığında geniş biçimde tartışılmış ve farklı kanaatler ileri sürülmüş olmakla birlikte, İslâm âlimlerinin çoğunluğu Firavun’un bu imanının geçerli olmadığı sonucuna ulaşmışlardır.
 Mısır’da firavunların cesetleri mumyalanarak koruma altına alınıyordu. 92. âyetten ise Hz. Mûsâ’ya karşı direnen ve denizde boğulan bu Firavun’un cesedinin mumyalanmadan, bir mûcize eseri korunmuş olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Cebelein mevkiinde, mumyalanmadığı halde hiç bozulmamış bir ceset bulunmuştur. British Museum’da muhafaza edilen bu cesedin en az 3000 yıllık olduğu tesbit edilmiştir (Firavun, Firavun’un boğulması, âyetteki “deniz” ile nerenin kastedildiği ve son andaki imanıyla ilgili görüşler hakkında bk. A‘râf 7/135-136; Ömer Faruk Harman, “Firavun”, DİA, XIII, 118-121).
 93. âyette İsrâiloğulları’nın Firavun’un zulmünden kurtarıldıktan sonra seçkin, güzel ve emin bir yere yerleştirildikleri, nimetlerle donatıldıkları ve ancak ilim geldikten sonra ayrılığa düştükleri belirtilmektedir (bu yerin neresi olduğu hakkındaki görüşler için bk. A‘râf 7/137; “ilmin gelmesi” ve “ihtilâfa düşmeleri”nin anlamı hakkında bk. Âl-i İmrân 3/19).

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 135
 
غرق Ğaraqa: غَرِقَ – يَغْرَقُ – غَرَقٌ Bir suyun ya da belânın içine batmak/çökmek (gark olmak) demektir. İf’al babındaki أغْرَقَ fiili ise suyun ya da bir belânın içine batırmaktır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 23 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri gark olma, istiğrak ve müstağraktır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

وَجَاوَزْنَا بِبَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ الْبَحْرَ فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْياً وَعَدْواًۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  جَاوَزْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. بِبَنٖٓي  car mecruru  جَاوَزْنَا  fiiline müteallik olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için cer alameti  ي ’dir. Aynı zamanda muzâftır. اِسْرَٓائٖلَ  muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. الْبَحْرَ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَتْبَعَهُمْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. فِرْعَوْنُ  fail olup damme ile merfûdur. Gayri munsarif olduğundan tenvin almamıştır.  جُنُودُهُ  atıf harfi  وَ ’la  فِرْعَوْنُ ’ye matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

بَغْياً  sebebiyet bildiren mef’ûlün lieclih olup fetha ile mansubdur. عَدْواً  atıf harfi  وَ ’la  بَغْياً ’e matuftur.

Fiilin oluş sebebini bildiren mef’ûldür. Mef’ûlün lieclihi veya Mef’ûlün min eclihi de denir. Mef’ûlün leh mansubdur. Fiile “neden, niçin” soruları sorularak bulunur.

Türkçede “için, -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, ta ki zira, maksadıyla, uğruna” gibi manalara gelir. Mef’ûlün leh fiilinin önüne geçebilir. 2 tür kullanımı vardır: 1) Harf-i cersiz kullanımı. 2) Harf-i cerli kullanımı. 1. Harf-i cersiz olması için şu şartlar gereklidir:

a. Mef’ûlün leh, cümledeki fiilin masdarı dışında bir masdar olmalıdır.

b. Nekre (belirsiz) olmalıdır.

c. Mef’ûlün leh olacak masdarın (iç duygularımızı ifade ettiğimiz, “saygı göstermek, küçümsemek, korkmak, bilmek, bilmemek” gibi) kalbî fiillerden olması gerekir.

d. Fiilin faili ile mef’ûlün faili aynı olmalıdır.

e. Fiilin oluş zamanı ile mef’ûlün lehin oluş zamanı aynı olmalıdır. Mef’ûlün lehin harf-i cersiz kullanılabilmesi için yukarıdaki 5 şartın beraber bulunması gerekir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

جَاوَزْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi جوز ’dir.

Mufâale babı fiile müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَتْبَعَهُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  تبع ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

حَتّٰٓى اِذَٓا اَدْرَكَهُ الْغَرَقُۙ 

 

حَتّٰٓى  ibtida harfidir.  اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. اَدْرَكَه  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اَدْرَكَهُ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. الْغَرَقُ  fail olup damme ile merfûdur.

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette başlangıç edatı şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. 

(إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a)  (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.

b)  (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.

c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَدْرَكَهُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  درك ’dir.


قَالَ اٰمَنْتُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّـذ۪ٓي اٰمَنَتْ بِه۪ بَنُٓوا اِسْرَٓائ۪لَ وَاَنَا۬ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Şartın cevabıdır. Mekulü’l-kavli,  اٰمَنْتُ ’dür.  قَالَ  fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

اٰمَنْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel mahzuf  ب  harf-i ceriyle  اٰمَنَتْ  fiiline mütealliktir. 

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

هُ  muttasıl zamiri  اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. Şan zamiridir. لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّـذٖٓي  cümlesi,  اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

لَٓا  cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. 

اِلٰهَ  kelimesi  لَٓا ’nın ismi olup fetha üzere mebnidir. اِلَّا  istisna harfidir. لَٓا ’nın haberi mahzuftur. Takdiri,  موجود (vardır) şeklindedir. Müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّـذٖٓي  mahzuf haberin zamirinden bedel olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlün sılası  اٰمَنَتْ بِهٖ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

اٰمَنَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir.  بِهٖ  car mecruru  اٰمَنَتْ  fiiline mütealliktir. بَنُٓوا  fail olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için ref alameti  و ’dır. Sonundaki  نَ  izafetten dolayı mahzuftur. Aynı zamanda muzâftır. اِسْرَٓائٖلَ  muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Munfasıl zamir  اَنَا۬  mübteda olarak mahallen merfûdur. مِنَ الْمُسْلِمٖينَ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰمَنْتُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  أمن ’dir.  

الْمُسْلِم۪ينَ  kelimesi; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَجَاوَزْنَا بِبَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ الْبَحْرَ فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْياً وَعَدْواًۜ 

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)

جَاوَزْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. 

Burada deniz için  اليم  değil  الْبَحْرَ  kelimesi kullanılmıştır. Bu deniz bugün Kızıldeniz adıyla bilinen denizdir. Önceki ayetlerde  اليَمِّ  şeklinde ifade edilen denizdir. الْبَحْرَ  şeklinde marife gelişi ahd-i hudûrî manası dolayısıyladır. Daha önce marife olarak zikredildiği için yine marife olarak gelmiştir. Tekrardan kaçınmak için farklı kelimeler kullanılmıştır. Mana şöyledir: Onlar denizi geçip doğu kıyısına çıktılar.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Araf/138) 

Aynı üslupta gelen  فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْياً وَعَدْواً  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile makabline atfedilmiştir. Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

وَجُنُودُهُ , fail olan  فِرْعَوْنُ ‘ya, وَعَدْواً , mef’ûl olan  بَغْياً ‘e tezayüf nedeniyle atfedilmiştir.

Mef’ûlün lieclih konumundaki  بَغْياً  ve  عَدْواً  kelimelerindeki nekrelik, kesret ve nev ifade eder. 

بَغْياً - عَدْواً  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır.

Önceki ayetteki  قَالَ  fiilindeki gaib zamirden, bu ayetteki  جَاوَزْنَا  ile azamet zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.


 حَتّٰٓى اِذَٓا اَدْرَكَهُ الْغَرَقُۙ قَالَ اٰمَنْتُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّـذ۪ٓي اٰمَنَتْ بِه۪ بَنُٓوا اِسْرَٓائ۪لَ وَاَنَا۬ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ

 

Şart üslubundaki terkip fasılla gelmiştir.

حَتّٰٓى , ibtidaiyye, اِذَا , cümleye muzâf olan, şart manalı zaman zarfıdır. Müteallakı cevap cümlesidir. اِذَا ’nın muzâfun ileyhi konumundaki  اَدْرَكَهُ الْغَرَقُ  cümlesi, şarttır. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir. 

اَدْرَكَهُ الْغَرَقُۙ  cümlesinde istiare sanatı vardır.  الْغَرَقُۙ  kelimesi, akıllı varlıkların özelliği olan  اَدْرَكَ  fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiştir. Boğulmanın, bir şahıs gibi gelecek olması onun şiddetini, azametini artırmaktadır. Ayrıca bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

الْغَرَقُۙ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

حَتّٰٓى  ibtidaiyye içindir. Arkadan gelen müfacee harfi  إذا ’nın manasının vukuunun başladığı zamanı bildirir. Yani Firavun’un onları takip etmede son noktaya vardığını bildirir. Yani “Boğulduğu zamana kadar onları takip etti.” demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

فَ , karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan … قَالَ اٰمَنْتُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اٰمَنْتُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّـذ۪ٓي اٰمَنَتْ بِه۪ بَنُٓوا اِسْرَٓائ۪لَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Ayetin sonunda müradifi zikredilen  اٰمَنْتُ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

Masdar ve tekit harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu  اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّـذ۪ٓي اٰمَنَتْ بِه۪ بَنُٓوا اِسْرَٓائ۪لَ  cümlesi masdar tevilinde, takdir edilen  ب  harfi ile  اٰمَنْتُ  fiiline mütealliktir. 

Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. اَنَّهُ ’deki zamir şan zamiridir. Daha sonra gelen cümlenin ne kadar önemli olduğunu vurgulamak için gelmiştir.

اَنَّ ‘nin haberi olan  لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّـذ۪ٓي اٰمَنَتْ بِه۪ بَنُٓوا اِسْرَٓائ۪لَ , cinsini nefyeden  لَٓا ’ nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir. Kasrla tekid edilmiş, faide-i haber inkârî kelamdır.

اِلٰهَ , ismini nefyeden  لَٓا ’nın ismidir. Takdiri, موجود  (vardır) olan haberi mahzuftur. Haberin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

الَّـذٖٓي , mahzuf haberdeki zamirden bedeldir. Bedel, ıtnâb sanatı babındandır. Sılası olan  اٰمَنَتْ بِه۪ بَنُٓوا اِسْرَٓائ۪لَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

لَٓا  ve  اِلَّا  ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, لَٓا ’nın ismi ve ve bedel arasındadır.  اِلٰهَ  sıfat/maksûr,  الَّـذٖٓي  mevsûf/maksûrun aleyhtir. Kasr-ı sıfat ale’l mevsûftur. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِه۪  car mecruru, ihtimam için faile takdim edilmiştir.

اٰمَنَتْ  fiili müennes olarak gelmiştir. Fail, cemi müzekker salim veya cemi müennes salime mülhak kelimelerden ise fiil müzekker veya müennes kılınabilir. Fail müzekker iken fiilin müzekker ve fail müennes iken de fiilin müennes kılınması tercihe şayandır. (Ahmet Şimşek, Arap Dilinde Müzekkerlik ve Müenneslik Uyumu)

بَنُٓوا  kelimesinin Kur’an’da merfû olarak geldiği tek yer burasıdır. Diğer yerlerde hep münada olduğu için  بَنٖٓي  şeklinde gelmiştir.

Mekulü’l kavle dahil olan ayetin son cümlesi olan  وَاَنَا۬ مِنَ الْمُسْلِمٖينَ , atıf harfi  وَ ‘ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

وَاَنَا۬ مِنَ الْمُسْلِمٖينَ  ifadesi  وَاَنَا۬ مُسْلِمٖ  ifadesinden daha beliğdir. Çünkü maksat cümlenin haberi olan  مِنَ الْمُسْلِمٖينَ  ifadesini ispat etmektir.

الْمُسْلِمٖينَ  kelimesindeki tarif; cins içindir. Dolayısıyla konuşmacının kendisinin müslüman biri olduğunu söylemesi onun halk tarafından bilinen gruptan biri olduğunu gösterir. Burada akıl yürütme yöntemine benzer bir yöntem kullanılmıştır. Açıkça, yani doğrudan söylemekten daha beliğ bir uslubdur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Enam/56)

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede müsnedin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.  مِنَ الْمُسْلِمٖينَ  bu mahzuf habere mütealliktir.

الْمُسْلِمٖينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

بِبَنٖٓي اِسْرَٓائٖلَ  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

بَغْياً - عَدْواً  ile  اٰمَنْتُ - الْمُسْلِمٖينَ  ve  اَتْبَعَ - اَدْرَكَهُ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı, اٰمَنْتُ - اٰمَنَتْ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

Firavun, İsrailoğullarının inandığından başka ilah olmadığına inandığını tekidli şekilde söyleyerek muhatabını iknaya çalışmıştır. Üstelik iman ettiğini üç değişik şekilde söylemiştir.