25 Aralık 2024
Yunus Sûresi 89-97 (218. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Yunus Sûresi 89. Ayet

قَالَ قَدْ اُج۪يبَتْ دَعْوَتُكُمَا فَاسْتَق۪يمَا وَلَا تَتَّبِعَٓانِّ سَب۪يلَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ  ٨٩


Allah da, “Her ikinizin de duası kabul edildi. Öyleyse dürüst olmakta devam edin ve sakın bilmeyenlerin yolunda gitmeyin” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ (Allah) dedi ki ق و ل
2 قَدْ muhakkak
3 أُجِيبَتْ kabul edildi ج و ب
4 دَعْوَتُكُمَا duanız د ع و
5 فَاسْتَقِيمَا doğru yolda devam edin ق و م
6 وَلَا ve
7 تَتَّبِعَانِّ uymayın ت ب ع
8 سَبِيلَ yollarına س ب ل
9 الَّذِينَ kimselerin
10 لَا
11 يَعْلَمُونَ bilmeyen(lerin) ع ل م
Tefsiri 88.ayetle birlikte verilmiştir.

قَالَ قَدْ اُج۪يبَتْ دَعْوَتُكُمَا فَاسْتَق۪يمَا وَلَا تَتَّبِعَٓانِّ سَب۪يلَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, قَدْ اُجٖيبَتْ ’dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.  اُجٖيبَتْ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir. دَعْوَتُكُمَ  naib-i fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  sebebi müsebbebe bağlayan rabıta harfidir.  اسْتَقٖيمَا  fiili  ن ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  تَتَّبِعَٓانِّ  fiili  نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. Fiilin sonundaki  نِّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir.

سَبٖيلَ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذٖينَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlün sılası  لَا يَعْلَمُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَعْلَمُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Tekid nun’ları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)

تَتَّبِعَٓانِّ  fiilinin sonundaki nun, tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Bu fiilin aslı  تتّبعانِ  şeklindedir. Başına nehiy lamı geldiği için nun harfi düşmüş, sakin bir nun harfi kalmıştır. Sonuna da şeddeli tekid nunu gelince iki sakin harf yan yana gelmiştir. Bu durumda elif düşemez, çünkü düşerse fiil tekil gibi anlaşılır. Elife hareke konamaz çünkü kabul etmez. Nun hazf edilemez. Bunun için eliften sonra gelen esreli nuna benzetilerek yazılmıştır.

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman,  Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اُجٖيبَتْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi جوب ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

اسْتَقٖيمَا  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’al babındandır. Sülâsîsi  قوم ’dir.

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamları katar. 

تَتَّبِعَٓانِّ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  تبع ’dır.

Bu bab fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar.

قَالَ قَدْ اُج۪يبَتْ دَعْوَتُكُمَا

 

Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  قَدْ اُجٖيبَتْ دَعْوَتُكُمَا  cümlesi, tahkik harfi  قَدْ  ile tekid edilmiş, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

قَدْ  mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder. Ayrıca mazi fiildeki sebat ve temekkün manası onların küfürde ne kadar istikrarlı olduklarına işaret etmiştir.

قَدْ  sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa  قَدْ  harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اُجٖيبَتْ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. 

Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

دَعْوَتُكُمَا , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

Daha sonra Cenab-ı Hak  قَدْ اُجٖيبَتْ دَعْوَتُكُمَا  (İkinizin de duası kabul olunmuştur.) buyurmuştur. Bu hususta da şu iki izah yapılabilir: 

a.) İbni Abbas (r.a): “Hz. Musa dua etmiş, Hz. Harun da ‘amin’ demiştir. İşte bundan dolayı, ‘İkinizin de duası kabul olunmuştur.’ denilmiştir. Zira dua edenin duasına, ‘amin’ diyen kimse de katılmış sayılır. Çünkü ‘amin’, ‘Kabul et ya Rab!’ demektir ki bu da tıpkı dua edenin isteyen durumunda olması gibi bu kimse de isteyen durumunda olmuş olur.” demiştir.

b.) Onlardan her birinin bu duayı yapmış olması da uzak bir ihtimal değildir. Bu konuda söylenebilecek en son söz şudur: Allah Teâlâ bu duayı, “Musa, ‘Ey Rabbimiz!’ dedi…” ifadesi ile Hz. Musa’dan nakletmiştir. Fakat bu, Hz. Harun’un aynı duayı yapmış olmasına mani değildir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

 

فَاسْتَق۪يمَا وَلَا تَتَّبِعَٓانِّ سَب۪يلَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ


فَاسْتَقٖيمَا  cümlesi, takdiri; تنبها فاستقيما (Dikkatli ve dosdoğru olun) olan mukadder istînâf cümlesine  فَ  ile atfedilmiştir.

Cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

وَلَا تَتَّبِعَٓانِّ سَبٖيلَ الَّذٖينَ لَا يَعْلَمُونَ  cümlesi, atıf harfi  وَ  ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. 

Nun-i sakile ile tekit edilmiş, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Emir üslubundan nehiy üslubuna iltifat sanatı vardır.

Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu  ن , َّfiilin üç defa tekidini sağlar. (Mehmet Altın, Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3) 

 

 

سَبٖيلَ  için muzâfun ileyh konumundaki ism-i mevsûlün sılası  لَا يَعْلَمُونَ  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Yunus Sûresi 90. Ayet

وَجَاوَزْنَا بِبَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ الْبَحْرَ فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْياً وَعَدْواًۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَدْرَكَهُ الْغَرَقُۙ قَالَ اٰمَنْتُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّـذ۪ٓي اٰمَنَتْ بِه۪ بَنُٓوا اِسْرَٓائ۪لَ وَاَنَا۬ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ  ٩٠


İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun da, askerleriyle birlikte zulmetmek ve saldırmak üzere, derhal onları takibe koyuldu. Nihayet boğulmak üzere iken, “İsrailoğulları’nın iman ettiğinden başka hiçbir ilâh olmadığına inandım. Ben de müslümanlardanım” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَجَاوَزْنَا ve geçirdik ج و ز
2 بِبَنِي oğullarını ب ن ي
3 إِسْرَائِيلَ İsrail
4 الْبَحْرَ denizden ب ح ر
5 فَأَتْبَعَهُمْ onların peşlerine düştüler ت ب ع
6 فِرْعَوْنُ Firavun
7 وَجُنُودُهُ ve askerleri de ج ن د
8 بَغْيًا taşkınlıkla ب غ ي
9 وَعَدْوًا ve düşmanlıkla ع د و
10 حَتَّىٰ sonunda
11 إِذَا zaman
12 أَدْرَكَهُ onu yakaladığı د ر ك
13 الْغَرَقُ boğulma غ ر ق
14 قَالَ dedi ق و ل
15 امَنْتُ iman ettim ا م ن
16 أَنَّهُ elbette
17 لَا olmadığına
18 إِلَٰهَ ilah ا ل ه
19 إِلَّا başka
20 الَّذِي kimseden
21 امَنَتْ iman ettiği ا م ن
22 بِهِ kendisine
23 بَنُو oğullarının ب ن ي
24 إِسْرَائِيلَ İsrail
25 وَأَنَا ve ben de
26 مِنَ
27 الْمُسْلِمِينَ Müslümanlardanım س ل م
İsrâiloğulları’nın ilâhî bir emir uyarınca Mısır’dan ayrılmaları zamanı gelmiş ve bu amaçla yola çıkmışlardı. Zalimliğinden ve inadından ödün vermek istemeyen Firavun ve adamları da hışımla onların peşine düşmüşlerdi. İşte bu sırada bir mûcize gerçekleşti: Deniz yarıldı, İsrâiloğulları Allah’ın yardımıyla denizin öteki yakasına geçmeyi başardılar, Firavun ve taraftarları ise boğuldular (bk. Bakara 2/50; A‘râf 7/136; Enfâl 8/54).
 Boğulacağını anlayan Firavun’un o esnada iman sözcüklerini söylemiş olması, 91. âyetteki ifade ve diğer deliller ışığında geniş biçimde tartışılmış ve farklı kanaatler ileri sürülmüş olmakla birlikte, İslâm âlimlerinin çoğunluğu Firavun’un bu imanının geçerli olmadığı sonucuna ulaşmışlardır.
 Mısır’da firavunların cesetleri mumyalanarak koruma altına alınıyordu. 92. âyetten ise Hz. Mûsâ’ya karşı direnen ve denizde boğulan bu Firavun’un cesedinin mumyalanmadan, bir mûcize eseri korunmuş olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Cebelein mevkiinde, mumyalanmadığı halde hiç bozulmamış bir ceset bulunmuştur. British Museum’da muhafaza edilen bu cesedin en az 3000 yıllık olduğu tesbit edilmiştir (Firavun, Firavun’un boğulması, âyetteki “deniz” ile nerenin kastedildiği ve son andaki imanıyla ilgili görüşler hakkında bk. A‘râf 7/135-136; Ömer Faruk Harman, “Firavun”, DİA, XIII, 118-121).
 93. âyette İsrâiloğulları’nın Firavun’un zulmünden kurtarıldıktan sonra seçkin, güzel ve emin bir yere yerleştirildikleri, nimetlerle donatıldıkları ve ancak ilim geldikten sonra ayrılığa düştükleri belirtilmektedir (bu yerin neresi olduğu hakkındaki görüşler için bk. A‘râf 7/137; “ilmin gelmesi” ve “ihtilâfa düşmeleri”nin anlamı hakkında bk. Âl-i İmrân 3/19).

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 135
غرق Ğaraqa: غَرِقَ – يَغْرَقُ – غَرَقٌ Bir suyun ya da belânın içine batmak/çökmek (gark olmak) demektir. İf’al babındaki أغْرَقَ fiili ise suyun ya da bir belânın içine batırmaktır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 23 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri gark olma, istiğrak ve müstağraktır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

وَجَاوَزْنَا بِبَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ الْبَحْرَ فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْياً وَعَدْواًۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  جَاوَزْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. بِبَنٖٓي  car mecruru  جَاوَزْنَا  fiiline müteallik olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için cer alameti  ي ’dir. Aynı zamanda muzâftır. اِسْرَٓائٖلَ  muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. الْبَحْرَ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَتْبَعَهُمْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. فِرْعَوْنُ  fail olup damme ile merfûdur. Gayri munsarif olduğundan tenvin almamıştır.  جُنُودُهُ  atıf harfi  وَ ’la  فِرْعَوْنُ ’ye matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

بَغْياً  sebebiyet bildiren mef’ûlün lieclih olup fetha ile mansubdur. عَدْواً  atıf harfi  وَ ’la  بَغْياً ’e matuftur.

Fiilin oluş sebebini bildiren mef’ûldür. Mef’ûlün lieclihi veya Mef’ûlün min eclihi de denir. Mef’ûlün leh mansubdur. Fiile “neden, niçin” soruları sorularak bulunur.

Türkçede “için, -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, ta ki zira, maksadıyla, uğruna” gibi manalara gelir. Mef’ûlün leh fiilinin önüne geçebilir. 2 tür kullanımı vardır: 1) Harf-i cersiz kullanımı. 2) Harf-i cerli kullanımı. 1. Harf-i cersiz olması için şu şartlar gereklidir:

a. Mef’ûlün leh, cümledeki fiilin masdarı dışında bir masdar olmalıdır.

b. Nekre (belirsiz) olmalıdır.

c. Mef’ûlün leh olacak masdarın (iç duygularımızı ifade ettiğimiz, “saygı göstermek, küçümsemek, korkmak, bilmek, bilmemek” gibi) kalbî fiillerden olması gerekir.

d. Fiilin faili ile mef’ûlün faili aynı olmalıdır.

e. Fiilin oluş zamanı ile mef’ûlün lehin oluş zamanı aynı olmalıdır. Mef’ûlün lehin harf-i cersiz kullanılabilmesi için yukarıdaki 5 şartın beraber bulunması gerekir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

جَاوَزْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi جوز ’dir.

Mufâale babı fiile müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَتْبَعَهُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  تبع ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

حَتّٰٓى اِذَٓا اَدْرَكَهُ الْغَرَقُۙ 

 

حَتّٰٓى  ibtida harfidir.  اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. اَدْرَكَه  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اَدْرَكَهُ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. الْغَرَقُ  fail olup damme ile merfûdur.

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette başlangıç edatı şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. 

(إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a)  (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.

b)  (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.

c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَدْرَكَهُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  درك ’dir.


قَالَ اٰمَنْتُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّـذ۪ٓي اٰمَنَتْ بِه۪ بَنُٓوا اِسْرَٓائ۪لَ وَاَنَا۬ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Şartın cevabıdır. Mekulü’l-kavli,  اٰمَنْتُ ’dür.  قَالَ  fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

اٰمَنْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel mahzuf  ب  harf-i ceriyle  اٰمَنَتْ  fiiline mütealliktir. 

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

هُ  muttasıl zamiri  اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. Şan zamiridir. لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّـذٖٓي  cümlesi,  اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

لَٓا  cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. 

اِلٰهَ  kelimesi  لَٓا ’nın ismi olup fetha üzere mebnidir. اِلَّا  istisna harfidir. لَٓا ’nın haberi mahzuftur. Takdiri,  موجود (vardır) şeklindedir. Müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّـذٖٓي  mahzuf haberin zamirinden bedel olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlün sılası  اٰمَنَتْ بِهٖ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

اٰمَنَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir.  بِهٖ  car mecruru  اٰمَنَتْ  fiiline mütealliktir. بَنُٓوا  fail olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için ref alameti  و ’dır. Sonundaki  نَ  izafetten dolayı mahzuftur. Aynı zamanda muzâftır. اِسْرَٓائٖلَ  muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Munfasıl zamir  اَنَا۬  mübteda olarak mahallen merfûdur. مِنَ الْمُسْلِمٖينَ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰمَنْتُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  أمن ’dir.  

الْمُسْلِم۪ينَ  kelimesi; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَجَاوَزْنَا بِبَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ الْبَحْرَ فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْياً وَعَدْواًۜ 

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)

جَاوَزْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. 

Burada deniz için  اليم  değil  الْبَحْرَ  kelimesi kullanılmıştır. Bu deniz bugün Kızıldeniz adıyla bilinen denizdir. Önceki ayetlerde  اليَمِّ  şeklinde ifade edilen denizdir. الْبَحْرَ  şeklinde marife gelişi ahd-i hudûrî manası dolayısıyladır. Daha önce marife olarak zikredildiği için yine marife olarak gelmiştir. Tekrardan kaçınmak için farklı kelimeler kullanılmıştır. Mana şöyledir: Onlar denizi geçip doğu kıyısına çıktılar.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Araf/138) 

Aynı üslupta gelen  فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْياً وَعَدْواً  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile makabline atfedilmiştir. Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

وَجُنُودُهُ , fail olan  فِرْعَوْنُ ‘ya, وَعَدْواً , mef’ûl olan  بَغْياً ‘e tezayüf nedeniyle atfedilmiştir.

Mef’ûlün lieclih konumundaki  بَغْياً  ve  عَدْواً  kelimelerindeki nekrelik, kesret ve nev ifade eder. 

بَغْياً - عَدْواً  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır.

Önceki ayetteki  قَالَ  fiilindeki gaib zamirden, bu ayetteki  جَاوَزْنَا  ile azamet zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.


 حَتّٰٓى اِذَٓا اَدْرَكَهُ الْغَرَقُۙ قَالَ اٰمَنْتُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّـذ۪ٓي اٰمَنَتْ بِه۪ بَنُٓوا اِسْرَٓائ۪لَ وَاَنَا۬ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ

 

Şart üslubundaki terkip fasılla gelmiştir.

حَتّٰٓى , ibtidaiyye, اِذَا , cümleye muzâf olan, şart manalı zaman zarfıdır. Müteallakı cevap cümlesidir. اِذَا ’nın muzâfun ileyhi konumundaki  اَدْرَكَهُ الْغَرَقُ  cümlesi, şarttır. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir. 

اَدْرَكَهُ الْغَرَقُۙ  cümlesinde istiare sanatı vardır.  الْغَرَقُۙ  kelimesi, akıllı varlıkların özelliği olan  اَدْرَكَ  fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiştir. Boğulmanın, bir şahıs gibi gelecek olması onun şiddetini, azametini artırmaktadır. Ayrıca bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

الْغَرَقُۙ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

حَتّٰٓى  ibtidaiyye içindir. Arkadan gelen müfacee harfi  إذا ’nın manasının vukuunun başladığı zamanı bildirir. Yani Firavun’un onları takip etmede son noktaya vardığını bildirir. Yani “Boğulduğu zamana kadar onları takip etti.” demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

فَ , karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan … قَالَ اٰمَنْتُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اٰمَنْتُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّـذ۪ٓي اٰمَنَتْ بِه۪ بَنُٓوا اِسْرَٓائ۪لَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Ayetin sonunda müradifi zikredilen  اٰمَنْتُ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

Masdar ve tekit harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu  اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّـذ۪ٓي اٰمَنَتْ بِه۪ بَنُٓوا اِسْرَٓائ۪لَ  cümlesi masdar tevilinde, takdir edilen  ب  harfi ile  اٰمَنْتُ  fiiline mütealliktir. 

Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. اَنَّهُ ’deki zamir şan zamiridir. Daha sonra gelen cümlenin ne kadar önemli olduğunu vurgulamak için gelmiştir.

اَنَّ ‘nin haberi olan  لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّـذ۪ٓي اٰمَنَتْ بِه۪ بَنُٓوا اِسْرَٓائ۪لَ , cinsini nefyeden  لَٓا ’ nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir. Kasrla tekid edilmiş, faide-i haber inkârî kelamdır.

اِلٰهَ , ismini nefyeden  لَٓا ’nın ismidir. Takdiri, موجود  (vardır) olan haberi mahzuftur. Haberin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

الَّـذٖٓي , mahzuf haberdeki zamirden bedeldir. Bedel, ıtnâb sanatı babındandır. Sılası olan  اٰمَنَتْ بِه۪ بَنُٓوا اِسْرَٓائ۪لَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

لَٓا  ve  اِلَّا  ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, لَٓا ’nın ismi ve ve bedel arasındadır.  اِلٰهَ  sıfat/maksûr,  الَّـذٖٓي  mevsûf/maksûrun aleyhtir. Kasr-ı sıfat ale’l mevsûftur. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِه۪  car mecruru, ihtimam için faile takdim edilmiştir.

اٰمَنَتْ  fiili müennes olarak gelmiştir. Fail, cemi müzekker salim veya cemi müennes salime mülhak kelimelerden ise fiil müzekker veya müennes kılınabilir. Fail müzekker iken fiilin müzekker ve fail müennes iken de fiilin müennes kılınması tercihe şayandır. (Ahmet Şimşek, Arap Dilinde Müzekkerlik ve Müenneslik Uyumu)

بَنُٓوا  kelimesinin Kur’an’da merfû olarak geldiği tek yer burasıdır. Diğer yerlerde hep münada olduğu için  بَنٖٓي  şeklinde gelmiştir.

Mekulü’l kavle dahil olan ayetin son cümlesi olan  وَاَنَا۬ مِنَ الْمُسْلِمٖينَ , atıf harfi  وَ ‘ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

وَاَنَا۬ مِنَ الْمُسْلِمٖينَ  ifadesi  وَاَنَا۬ مُسْلِمٖ  ifadesinden daha beliğdir. Çünkü maksat cümlenin haberi olan  مِنَ الْمُسْلِمٖينَ  ifadesini ispat etmektir.

الْمُسْلِمٖينَ  kelimesindeki tarif; cins içindir. Dolayısıyla konuşmacının kendisinin müslüman biri olduğunu söylemesi onun halk tarafından bilinen gruptan biri olduğunu gösterir. Burada akıl yürütme yöntemine benzer bir yöntem kullanılmıştır. Açıkça, yani doğrudan söylemekten daha beliğ bir uslubdur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Enam/56)

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede müsnedin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.  مِنَ الْمُسْلِمٖينَ  bu mahzuf habere mütealliktir.

الْمُسْلِمٖينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

بِبَنٖٓي اِسْرَٓائٖلَ  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

بَغْياً - عَدْواً  ile  اٰمَنْتُ - الْمُسْلِمٖينَ  ve  اَتْبَعَ - اَدْرَكَهُ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı, اٰمَنْتُ - اٰمَنَتْ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

Firavun, İsrailoğullarının inandığından başka ilah olmadığına inandığını tekidli şekilde söyleyerek muhatabını iknaya çalışmıştır. Üstelik iman ettiğini üç değişik şekilde söylemiştir.

Yunus Sûresi 91. Ayet

آٰلْـٰٔنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنْتَ مِنَ الْمُفْسِد۪ينَ  ٩١


Şimdi mi?! Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 الْانَ şimdi mi?
2 وَقَدْ oysa
3 عَصَيْتَ isyan etmiştin ع ص ي
4 قَبْلُ daha önce ق ب ل
5 وَكُنْتَ ve olmuştun ك و ن
6 مِنَ -dan
7 الْمُفْسِدِينَ bozguncular- ف س د

آٰلْـٰٔنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنْتَ مِنَ الْمُفْسِد۪ينَ

 

Hemze istifham harfidir. Mukadder sözün mekulü’l kavli olarak mahallen mansubdur. لْـٰٔنَ  zaman zarfı fetha üzere mebni, mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri, تؤمن  şeklindedir. وَقَدْ عَصَيْتَ  cümlesi,  تؤمن ’deki failin hali olarak mahallen mansubdur.

وَ  haliyyedir.  قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.  عَصَيْتَ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur. قَبْلُ  zaman zarfı  عَصَيْتَ  fiiline mütealliktir. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır.

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كُنْتَ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تَ  muttasıl zamiri  كُنْتَ ’nin ismi olarak mahallen merfûdur. مِنَ الْمُفْسِدٖينَ  car mecruru  كُنْتَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.

قَبْلَ  ve  بَعْدَ  muzâfun ileyhleri hazf edilince damme üzere mebni olurlar: Bu durumdaki izafete izafetten munkatı’ zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir.  قَبْلَ  zarfı, hem cümleye hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olanlar grubundandır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

الْمُفْسِدٖينَ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babından ism-i faildir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

آٰلْـٰٔنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنْتَ مِنَ الْمُفْسِد۪ينَ

 

Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Mukadder sözün mekulü’l-kavlidir. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Hemze istifham harfidir. Zaman zarfı  الْـٰٔنَ , takdiri  تؤمن  (İman edersin) olan fiile mütealliktir.

Bu takdire göre cümle istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen kınama ve azarlama kastı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır. Çünkü ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır.

وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ  cümlesi  تؤمن ’deki failin halidir. Hal cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.

Tahkik harfi  قَدْ  ile tekid edilmiş, müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber talebî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

قَدْ  mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder. Ayrıca mazi fiildeki sebat ve temekkün manası onların küfürde ne kadar istikrarlı olduklarına işaret etmiştir.

قَدْ  sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa  قَدْ  harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

آٰلْـٰٔنَ - قَبْلُ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.

وَكُنْتَ مِنَ الْمُفْسِدٖينَ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la hal cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Nakıs fiil  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  مِنَ الْمُفْسِدٖينَ  car mecruru  كَان ’nin mahzuf haberine mütealliktir.

Haberî formda gelen hal cümleleri, kınama, azarlama ve istihza kastı taşıdığı için muktezâ-i zâhirin hilafına durum oluşmuştur. Dolayısıyla mecaz-ı mürsel mürekkebtir.

آٰلْـٰٔنَ - قَبْلُ  ve  عَصَيْتَ - الْمُفْسِدٖينَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

آٰلْـٰٔنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ  şeklindeki soru kınama ve inkâr ifade eder. (Sâbûnî, Safvetu't Tefasir)

وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ [Daha önce isyan etmiştin.] cümlesi; Firavun'un, imanı o ana kadar tehir etmesinden dolayı maruz kaldığı tevbih (azarlama) ve takbihi (kınama) ağırlaştırmak içindir. Çünkü onun imanı tehir etmesi, kendisine davet erişemediği için olmadığı gibi delilleri incelemek gibi bir sebeple de değildir. Aksine bu tehir; red, isyan ve bozgunculuk içindir. Nitekim "ve  bozgunculardan olmuştun" cümlesi de bunu açıklar. Özetle, bu bozgunculuk, hem kendi nefsine raci olan (dönen) hem de başkasına sirayet eden, İsrailoğullarını da imandan alıkoyan bir zulüm demektir. Allah’a karşı gelmesi ise kendisine özgü bir isyandır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Firavun’un imanının kabul edilmeyişinin sebebi nedir? Halbuki Allah Teâlâ, kin ve öfke ile hareket etmekten münezzehtir. Bu sebeple, “Allah, kin ve öfkesinden dolayı onun bu ikrarını kabul etmemiştir.” denilemez. Alimler bu hususta şu izahları yapmışlardır;

1. O, tam azab-ı ilâhi inerken iman etmiştir. O esnadaki iman ise makbul değildir. Çünkü azap inerken, durum mecburiyet vaktine girmiş olur. Bu vakitte ise tövbe makbul olmaz. İşte bu sebepten Allah Teâlâ, “Allah’ın hışmını gördükleri zaman yapacakları iman fayda vermez.” (Mümin Suresi, 85) buyurmuştur.

2. Firavun, bu sözü sayesinde, başındaki boğulma belasını ve sıkıntısını savuşturmak için söylemiştir. Yoksa bundan maksadı, Allah’ın vahdaniyetini, rububiyetinin izzetini ve kulluğun zilletini itiraf değildir. Bu durumda o, bu sözü ihlasla söylememiştir ve dolayısıyla kabul edilmemiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Yunus Sûresi 92. Ayet

فَالْيَوْمَ نُنَجّ۪يكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ اٰيَةًۜ وَاِنَّ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِ عَنْ اٰيَاتِنَا لَغَافِلُونَ۟  ٩٢


Biz de bugün bedenini, arkandan geleceklere ibret olman için, kurtaracağız. Çünkü insanlardan birçoğu âyetlerimizden gerçekten habersizdir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَالْيَوْمَ bugün ي و م
2 نُنَجِّيكَ kurtaracağız ن ج و
3 بِبَدَنِكَ senin bedenini ب د ن
4 لِتَكُونَ olman için ك و ن
5 لِمَنْ kimseler için
6 خَلْفَكَ kendinden sonraki خ ل ف
7 ايَةً bir ibret ا ي ي
8 وَإِنَّ gerçekte ise
9 كَثِيرًا çoğu ك ث ر
10 مِنَ -dan
11 النَّاسِ insanlar- ن و س
12 عَنْ -den
13 ايَاتِنَا ayetlerimiz- ا ي ي
14 لَغَافِلُونَ habersizdirler غ ف ل
  

Bedene بدن :

  بَدَنٌ kelimesi cüsse (جُثَّة) ile eş anlamlıdır. Fakat beden (بَدَنٌ) sözcüğü cüssenin büyüklüğü/iriliği göz önünde bulundurularak kullanılırken, cesed (جَسَدٌ) sözcüğü ise rengi göz önüne alınarak kullanılır. Çoğulu ise بُدْنٌ şeklinde gelir. Ayrıca şişmanlığından dolayı semiz deve ve ineğe de بَدَنَة denmiştir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de iki isim formunda  sadece 2 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekli bedendir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

فَالْيَوْمَ نُنَجّ۪يكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ اٰيَةًۜ 

 

Ayet, atıf harfi  فَ  ile mekulü’l kavle matuftur.  الْيَوْمَ  zaman zarfı  نُنَجّٖيكَ  fiiline mütealliktir.  

نُنَجّٖيكَ  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. بِبَدَنِكَ  car mecruru hitab zamirinin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

لِ  harfi,  تَكُونَ  fiilini gizli  أن ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. أن  ve masdar-ı müevvel  لِ  harf-i ceriyle  نُنَجّٖيكَ  fiiline mütealliktir.  

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

تَكُونَ  nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. تَكُونَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri  أنت ' dir. مَنْ  müşterek ism-i mevsûl  لِ  harf-i ceriyle  اٰيَةً ’in mahzuf haline mütealliktir. 

خَلْفَكَ  mekân zarfı mahzuf sılaya mütealliktir. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اٰيَةً  kelimesi,  تَكُونَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette lamu-ta’lilden sonra gizlenmiştir. (sebep bildiren لِ) sonra (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

نُنَجّٖيكَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نجو ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

 

وَاِنَّ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِ عَنْ اٰيَاتِنَا لَغَافِلُونَ۟

 

İsim cümlesidir. وَ  itiraziyyedir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

كَثٖيراً  kelimesi,  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. مِنَ النَّاسِ  car mecruru  كَثٖيراً ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. عَنْ اٰيَاتِنَا  car mecruru  غَافِلُونَ  ‘e mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır.  غَافِلُونَ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti  وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

غَافِلُونَ  kelimesi sülâsî mücerredi  غفل  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَالْيَوْمَ نُنَجّ۪يكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ اٰيَةًۜ

 

Ayet, atıf harfi  فَ  ile önceki ayetteki mekulü’l-kavl cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Matufun aleyhin haberî manada olması, haber cümlesinin inşâ cümlesine atfını mümkün kılmıştır. İnşâ üslubundan haber üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  اَلْيَوْمَ  zaman zarfı, önemine binaen amili olan  نُنَجّٖيكَ  fiiline takdim edilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

نُنَجّٖيكَ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. 

بِبَدَنِكَ  car-mecruru, mef’ûl zamirden mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

اَلْيَوْمَ  kelimesi “şu an” manasında kullanılır. Çünkü  اَلْيَوْمَ  ismi, cüz-kül alakasıyla mecaz olarak şimdiki zamanın bir cüzünü ifade eder. بِبَدَنِكَ  sözündeki  بِ  harfi tekid için zaiddir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Sebep bildiren harf-i cer lam-ı ta’lilin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ اٰيَةً  cümlesi,  نُنَجّٖيكَ   fiiline mütealliktir. Nakıs fiil  كَان ’nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.   لِمَنْ خَلْفَكَ  car mecruru, ihtimam için, amili olan  اٰيَةً ‘e takdim edilmiştir.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ , başındaki harf-i cerle  اٰيَةً ’in mahzuf mukaddem haline mütealliktir. Sılası mahzuftur.  خَلْفَكَ  bu mahzuf sılaya mütealliktir. Halin ve sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

مَنْ -   مِنْ  arasında cinas-ı nakıs ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

نُنَجّٖيكَ  fiili; تفعيل  babındandır. Bu babın cümleye kattığı en belirgin anlam, fiilin, fail veya mef’ûldeki ziyadeliğidir.

Denizden çıkarılmanın kurtarılmak olarak adlandırılması tehekkümî istiaredir. Gerekçesi, kendi türünde sıklıkla olduğu gibi saf alaycılık değildir. Aksine burada bir benzerlik sözkonusudur. Çünkü onu karaya çıkarmak kurtarmaya benzetilmiştir. Ama bu kurtarmak değil, zıddıdır. Böylece zıtlık benzerlik yerine konarak tehekkümî istiare oluşmuştur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Ayetteki  بَدَنِكَ  sözcüğünün iki anlamı vardır: a.) İnsan vücudu; b.) Zırh. Sözcüğün yakın anlamı insan vücudu, uzak anlamı ise zırhtır. Burada kastedilen zırh anlamıdır. Çünkü Firavun’un sudan ağır zırhıyla birlikte çıkarılması, çıplak olarak çıkarılmasından daha hayret vericidir. Buradaki “kurtaracağız” kelimesi sebebiyle tevriye-i müraşşaha vardır. (Dr. Mustafa Aydın, Arap Dili Belâgatında Bedî‘ İlmi Ve Sanatları; Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ ilmi)

فَالْيَوْمَ نُنَجّٖيكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ اٰيَةً [Biz seni, denizden çıkarıp kavminin düştüğü, battığı denizin dibine batmaktan kurtaracağız.] Fakat bu, “Sen boğulduktan sonra olacak.” Ayetteki  بَدَنِكَ  sözü hal mahallindedir yani “sende bir ruh (can) olmaksızın ceset olarak" demektir. Bu, alay etme yoluyla Firavun'a kurtuluşu vaat etmektir. Bu tıpkı, “Onları, elim bir azap ile müjdele!” (Tevbe Suresi, 34) ifadesindeki müjde kelimesindeki incelik gibidir. Sanki bu sözle Firavuna: “Biz, seni kurtaracağız. Ancak bu kurtuluş, canın için değil, cesedin için olacaktır!” denilmektedir. Böyle sözler bazen istihza için söylenir. Nitekim “Seni azat edeceğim ama öldükten sonra” “Seni hapisten kurtaracağım, ancak ölümünden sonra” denmesi gibi. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

اَنْجَيَ  fiili, افعال  babından olup zorluktan ve sıkıntıdan kurtarma konusunda hızlı olunması gereken durumlarda kullanılır. Aynı kökten türeyen  نَجَّي  fiili ise tefîl babındandır ve çoğunlukla kurtarma fiilinde bir müddet bekleme ve ona zaman tanımanın sözkonusu olduğu yerlerde kullanılır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Kur’an Kelimelerinin Sırlı Dünyası, s. 113) 

Ayrıca bu babda fiil ve mef’ûl uygulanır.

Burada kurtarmak fiilinin kullanımı Firavun’un imandan amacının bu azaptan kurtulmak olduğuna işarettir ve aynı zamanda onunla bir nevi istihza etmektir.

Firavunun cansız bedeninin kurtarılması onu aşağılamak ve şahitler huzurunda rezil rüsva etmek içindir. Tıpkı bir insan öldürüldükten sonra cesedinin çarşı-pazarlarda sürüklenmesi veya kafesinin şehir şehir dolaştırılması gibi. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s- Selîm)


 وَاِنَّ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِ عَنْ اٰيَاتِنَا لَغَافِلُونَ۟

 

وَ , itiraziyyedir. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, tetmim ıtnâbı babındandır. 

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

مِنَ النَّاسِ  car mecruru  كَث۪يرً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  عَنْ اٰيَاتِنَا  car mecruru, ihtimam için, amili olan  لَغَافِلُونَ۟ ‘ye takdim edilmiştir.

Veciz ifade kastına matuf  اٰيَاتِنَا  izafetinde azamet zamirine muzâf olan ayetler şan ve şeref kazanmıştır.

اِنَّ ‘nin haberi olan  لَغَافِلُونَ۟ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

Ayetin bu son cümlesi mesel tarikinde olmayan tezyîl hükmündedir. Tezyîl, bir fikri pekiştirmek veya daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla söz ve anlamca ya da sadece anlam bakımından ona benzer olan bir ifadenin getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اٰيَاتِنَا - اٰيَةً  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Hak Teâlâ'nın, “Bununla beraber insanlardan bir çoğu ayetlerimizden cidden gafildir.” buyruğuna gelince görünen odur ki Allah Teâlâ, Hz. Musa ve Firavunun kıssasını zikredip, Firavunun akıbetini belirtip sözü bu ifade ile bitirince ve Hz. Muhammed'e böyle hitap edince bu, ümmet-i Muhammed'i delillerden yüz çevirmeden alıkoyup onları deliller üzerinde düşünmeye ve onlardan ibret almaya sevk etmiş olur. Çünkü bu kıssaların zikredilmesinin maksadı ibret almaktır. Nitekim Cenab-ı Hakk, “And olsun, onların kıssalarını açıklamada salim akıl sahipleri için birer ibret vardır.” (Yusuf Suresi, 111) buyurmaktadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Yunus Sûresi 93. Ayet

وَلَقَدْ بَوَّأْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ مُبَوَّاَ صِدْقٍ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۚ فَمَا اخْتَلَفُوا حَتّٰى جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۜ اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ  ٩٣


Andolsun, biz İsrailoğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz rızıklar verdik. Kendilerine bilgi gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz ki, ayrılığa düşmüş oldukları şeyler hakkında Rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَقَدْ andolsun
2 بَوَّأْنَا yerleştirdik ب و ا
3 بَنِي oğullarını ب ن ي
4 إِسْرَائِيلَ İsrail
5 مُبَوَّأَ bir yere ب و ا
6 صِدْقٍ iyi ص د ق
7 وَرَزَقْنَاهُمْ ve onları rızıklandırdık ر ز ق
8 مِنَ
9 الطَّيِّبَاتِ temiz şeylerle ط ي ب
10 فَمَا
11 اخْتَلَفُوا ayrılığa düşmediler خ ل ف
12 حَتَّىٰ kadar
13 جَاءَهُمُ kendilerine gelinceye ج ي ا
14 الْعِلْمُ ilim ع ل م
15 إِنَّ şüphesiz
16 رَبَّكَ Rabbin ر ب ب
17 يَقْضِي hükmünü verir ق ض ي
18 بَيْنَهُمْ aralarında ب ي ن
19 يَوْمَ günü ي و م
20 الْقِيَامَةِ kıyamet ق و م
21 فِيمَا hususlarda
22 كَانُوا oldukları ك و ن
23 فِيهِ onda
24 يَخْتَلِفُونَ ayrılığa düştükleri خ ل ف

وَلَقَدْ بَوَّأْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ مُبَوَّاَ صِدْقٍ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۚ

 

وَ  istînâfiyyedir.  لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.

بَوَّأْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. بَنِٓي  mef’ûlün bih olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için nasb alameti  ي ’dir. Aynı zamanda muzâftır. اِسْرَٓائٖلَ  muzâfun ileyh olup gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır.  مُبَوَّاَ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. صِدْقٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

رَزَقْنَاهُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.  مِنَ الطَّيِّبَاتِ  car mecruru  رَزَقْنَاهُمْ  fiiline mütealliktir. 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

بَوَّأْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  بوأ ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

الطَّيِّبَاتِۚ  kelimesi sıfat-ı müşebbehedir. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 فَمَا اخْتَلَفُوا حَتّٰى جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۜ

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  اخْتَلَفُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  اخْتَلَفُوا  fiiline mütealliktir.

جَٓاءَهُمُ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  هُمُ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.  الْعِلْمُ  fail olup damme ile merfûdur. 

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak.Ayette harf-i cer şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اخْتَلَفُوا  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  خلف ’dır.

İftiâl bâbı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

 

 

 

  اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

رَبَّكَ  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يَقْضٖي  cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

يَقْضٖي  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو 'dir. بَيْنَهُمْ  mekân zarfı  يَقْضٖي  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

يَوْمَ  zaman zarfı  يَقْضٖي  fiiline mütealliktir. الْقِيٰمَةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl  فِي  harf-i ceriyle  يَقْضٖي  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlün sılası  كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ‘ dir. Îrabtan mahalli yoktur.

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كَانُوا  nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. فٖيهِ  car mecruru  يَخْتَلِفُونَ  fiiline mütealliktir. يَخْتَلِفُونَ  cümlesi, كَانُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur.

يَخْتَلِفُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)

يَوْمَ  hem cümleye, hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olan zarflardandır. Cümleye muzâf olduğunda, muzâfun ileyh cümlesinin başında  اَنْ  bulunmaz. Bu duruma pratikte çok rastlanılmaktadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَلَقَدْ بَوَّأْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ مُبَوَّاَ صِدْقٍ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۚ 

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Âşûr önceki cümlelere matuf olduğunu söylemiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle, kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır.  

Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim hazfedilmiş, vurgu kasemin cevabına yapılmıştır.

Mahzuf kasem ve  قَدْ  ile tekid edilmiş cevap cümlesi  وَلَقَدْ بَوَّأْنَا بَنٖٓي اِسْرَٓائٖلَ مُبَوَّاَ صِدْقٍ  , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)

Mef’ûl konumundaki  مُبَوَّاَ , mef’ûlu mutlaktır. 

Faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuf  مُبَوَّاَ صِدْقٍ  izafetinde, صِدْقٍ  sıfattır. Bu ifadede mübalağa vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238)

وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la kasemin cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

بَوَّأْنَا  ve  رَزَقْنَاهُمْ  fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. 

رَزَقْنَاهُمْ  fiiline müteallik olan  مِنَ الطَّيِّبَاتِ  car-mecruru, bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

بَوَّأْنَا - مُبَوَّاَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatı vardır.

مُبَوَّاَ  (yerleşme yeri) kelimesi,  صِدْقٍ  (doğruluk) kelimesiyle vasfedilmiştir; zira Arapların örfü şudur: Onlar, bir şeyi övdükleri zaman onu, sıdk kelimesine muzâf kılarlar da mesela (doğru adam), (uğurlu, mübarek ayak) derler. Nitekim Cenab-ı Hakk da  وَقُلْ رَبِّ اَدْخِلْنٖي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَاَخْرِجْنٖي مُخْرَجَ صِدْقٍ  (Ve şöyle de: “Beni güzel bir şekilde girdir, güzel bir şekilde çıkar.) (İsra Suresi, 80) buyurmuştur. Bunun sebebi şudur: O iş, tam vaktinde ve kıvamında olup öngörülen gayeye de elverişli ve müsait olunca onun hakkında hatıra gelen her türlü haberin, evet işte onun hakkındaki bu zannın mutlaka doğru olması gerekir. Alimler, bu ayetteki “İsrailoğulları” lafzıyla kastedilenlerin, Hz. Musa zamanındaki Yahudiler mi yoksa Hz. Muhammed zamanındaki Yahudiler mi olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


 فَمَا اخْتَلَفُوا حَتّٰى جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۜ

 

Cümle, atıf harfi  فَ  ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Menfi mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.

Bu cümleyle matufun aleyh arasında meskutun anh mevcuttur.

Bu cümlede fiil  لم  ile değil, ما  ile olumsuzlanmıştır. Çünkü bu harf daha kuvvetlidir. ما فعل  sözü لقد فعل  cümlesini, لم يفعل  sözü, فعل  cümlesini olumsuzlar. ما  harfi, mazi fiili olumsuzladığı zaman kasemin cevabı menzilindedir. (Sibeveyh; Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 262, Yasin/69)

Gaye bildiren harf-i cer  حَتّٰى ‘nın, gizli  أنْ ‘le masdar yaptığı  جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. حَتّٰى  ile birlikte  اخْتَلَفُوا  fiiline mütealliktir.

جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُ [İlmin gelmesi] ibaresinde istiare vardır.  الْعِلْمُ , canlılara mahsus  جَٓاءَ  fiiline isnad edilerek, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. Sebep müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır.

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  اخْتَلَفُوا  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

الخَلْفُ  kelimesi,  الوَرَاء  (arka) manasındadır.  ت  harfinin ziyade edilmesi mübalağa kastı içindir. Tıpkı  كَسَبَ  fiilinin mübalağa için  اِكْتَسَبَ  olması gibi. Böylece ihtilafın şiddetli olduğunu gösterir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 


اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ  ve isim cümlesi ve isnadın tekrar edilmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1.)

Müsnedün ileyhin Rab ismiyle gelmesi Allah’ın rububiyyet sıfatını ön plana çıkarma kastına matuftur.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. Hükmün illetini belirtmek, Allah’ın rububiyet vasfına dikkat çekmek için önceki ayetteki azamet zamirinden bu ayette gaib zamire geçişte iltifat ve ıtnâb sanatları vardır.

Veciz ifade kastına matuf  رَبِّكَ  izafetinde, Hz. Peygamber’e ait zamirin Rab ismine muzâfun ileyh olması Peygamberimize tazim, teşrif ve destek içindir. Ayrıca bu izafet Allah’ın rububiyet vasfıyla ona destek olduğunun işaretidir.

اِنَّ ’in haberi olan  يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’nın sılası olan  كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ , nakıs fiil  كاَن ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

كان ’nin haberi olan  ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ‘nin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve teceddüt ifade etmiştir.

كان ’nin haberinde takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car mecrur  ف۪يهِ  önemine binaen amili olan  يَخْتَلِفُونَ  ’ye takdim edilmiştir.

كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)

كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Vakafat, s. 103)

اخْتَلَفُوا - يَخْتَلِفُونَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatı vardır.

İlim insanın ihtilafa düşmesine sebep olabiliyor. Kur’an’da birçok yerde ilim geldikten sonra ihtilafa düşenlerden söz edilmiştir. Nefse dikkat edilmelidir.

Bu cümle mesel tarikinde olmayan tezyîl cümlesidir. Tezyîl, bir fikri pekiştirmek veya daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla söz ve anlamca ya da sadece anlam bakımından ona benzer olan bir ifadenin getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

بَوَّأْنَا  ve  رَبَّكَ  arasında mütekellimden gaibe geçişte güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)

اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ  cümlesi tezyîl ve tehdittir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Yunus Sûresi 94. Ayet

فَاِنْ كُنْتَ ف۪ي شَكٍّ مِمَّٓا اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ فَسْـَٔلِ الَّذ۪ينَ يَقْرَؤُ۫نَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَۚ لَقَدْ جَٓاءَكَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَر۪ينَۙ  ٩٤


Eğer sana indirdiğimiz şeyden şüphe içinde isen, senden önce Kitab’ı (Tevrat’ı) okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak gelmiştir. O hâlde, sakın şüphe edenlerden olma!

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَإِنْ eğer
2 كُنْتَ isen ك و ن
3 فِي içinde
4 شَكٍّ kuşku ش ك ك
5 مِمَّا şeyden
6 أَنْزَلْنَا indirdiğimiz ن ز ل
7 إِلَيْكَ sana
8 فَاسْأَلِ o halde sor س ا ل
9 الَّذِينَ kimselere
10 يَقْرَءُونَ okuyan(lara) ق ر ا
11 الْكِتَابَ kitap ك ت ب
12 مِنْ
13 قَبْلِكَ senden önce ق ب ل
14 لَقَدْ andolsun ki
15 جَاءَكَ sana geldi ج ي ا
16 الْحَقُّ gerçek ح ق ق
17 مِنْ
18 رَبِّكَ Rabbinden ر ب ب
19 فَلَا sakın
20 تَكُونَنَّ olma ك و ن
21 مِنَ -den
22 الْمُمْتَرِينَ şüpheye düşenler- م ر ي
Burada kime hitap edildiği hususunda birçok yorum yapılmıştır (Râzî, XVII, 160-162). Hz. Peygamber’e hitap edildiğini kabul edenler, âyetin devamındaki ifadelerden onun Allah’ın âyetlerini yalan sayanlardan olabileceği ve bu hususta uyarıldığı gibi sakıncalı bir sonucun çıkacağını dikkate alarak, bunu Türkçe’deki “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla!” şeklinde ifade edilen ve Arapça’da “ta‘rîz” adıyla bilinen üslûp çerçevesinde düşünmek gerektiği veya Resûlullah’ın çevresindeki inkârcılara böyle söylemesinin istendiği gibi izahlar yapmışlardır. Ancak Resûlullah’ın beşer olarak şüphelenmesinin mümkün olduğu, fiilen böyle bir durumun olmamasının da Allah’ın takdir ve inâyetinin sonucu olduğu düşünülebilir. Öte yandan, burada “ey insanoğlu!” gibi bir hitabın bulunduğunun ve ilâhî vahye muhatap olan insana seslenilmiş olduğunun kabulü ise, önceki âyetlerde hatırlatılan peygamber kıssalarının hemen ardından yer verilen bu ikazı daha anlamlı kılmakta ve bu kıssadan çıkarılacak derslerin evrenselliğini daha belirgin biçimde ortaya koymaktadır. 
 94. âyetteki “kitâp”tan maksadın Hz. Muhammed’den önceki peygamberlerin getirdikleri vahiyler ve “daha önce kitabı okuyanlar”dan maksadın da bu peygamberlere mensup kişiler olduğu müfessirler tarafından genellikle kabul edilir. Öte yandan birçok müfessir yahudilerden belirli kişilerin isimlerini zikrederek buradaki buyruğu somut bir anlatıma kavuşturmak istemişler, hatta bazıları –Mekke döneminde bu yahudilerle temasın bulunmadığını göz önüne alarak– bu iki âyetle müteakip âyetin Medine’de indiğini ileri sürmüşlerdir. Fakat burada bir varsayımdan hareketle, bütün zamanları ve şahısları kapsayan genel ve soyut bir buyruğun söz konusu olduğunu kabul etmek sözün önüne ve sonuna daha uygun düşmektedir (Reşîd Rızâ, XI, 480).

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 136-137

شكّ Şekke : شَكٌّ insanın zihninde iki çelişiğin birbirine denk ve muadil görünmesidir. Bu kökün aslına dair iki ihtimal vardır: Birincisi; bir nesneye mızrak sapladı/batırdı anlamındaki شَكَّ fiilinden olabilir ki bu sanki mızrağın saplandığı delik yüzünden düşüncenin içinde sabit kalacağı ve kendisine dayanacağı bir karargah bulamayacağı bir durumda olduğu ifade edilmek istenir. İkincisi üst kolun yan böğüre yapışması anlamındaki شَكٌّ kelimesinden istiare edilmiştir ki iki çelişiğin birbirine yapışarak anlama ve ayırdetme kuvvesinin o ikisini ayırıp girecek bir yer bulamamasını ifade eder. Türkçede de kullanılan şike شِكَةٌ sözcüğü kendisinin bölüp ayırmada kullanıldığı silahlardır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de şek şeklinde isim olarak 15 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri şekk (şüphe) ve meşkuktur. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

فَاِنْ كُنْتَ ف۪ي شَكٍّ مِمَّٓا اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ فَسْـَٔلِ الَّذ۪ينَ يَقْرَؤُ۫نَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَۚ 

 

فَ  istînâfiyyedir. اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كُنْتَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir. 

كُنْتَ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تَ  muttasıl zamiri  كان ’nin ismi olarak mahallen merfûdur.  فٖي شَكٍّ  car mecruru  كُنْتَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. 

ما  müşterek ism-i mevsûl  مِنْ  harf-i ceriyle  شَكٍّ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. İsm-i mevsûlün sılası  اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

اَنْزَلْـنَٓا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur.

اِلَيْكَ  car mecruru  اَنْزَلْـنَٓا  fiiline mütealliktir.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

سْـَٔلِ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انت ’dir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذٖينَ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlün sılası  يَقْرَؤُ۫نَ الْكِتَابَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

يَقْرَؤُ۫نَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الْكِتَابَ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. مِنْ قَبْلِكَ  car mecruru  يَقْرَؤُ۫نَ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt)  ف ’si gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt) ف ’si gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt)  ف ’si gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْزَلْـنَٓا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


 لَقَدْ جَٓاءَكَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَر۪ينَۙ

 

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.

جَٓاءَكَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. الْحَقُّ  fail olup damme ile merfûdur.  مِنْ رَبِّكَ  car mecruru  جَٓاءَكَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إذا وعيته فلا تكوننّ  şeklindedir. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  تَكُونَنَّ  nakıs, fetha üzere mebni muzari fiildir. تَكُونَنَّ ’nin ismi müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Fiilin sonundaki  نَ, tekid ifade eden nûn-u sakiledir. مِنَ الْمُمْتَرٖينَ  car mecruru  تَكُونَنَّ  ‘nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

Tekid  نَ ’ları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.) 

الْمُمْتَرٖينَ  sülâsi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَاِنْ كُنْتَ ف۪ي شَكٍّ مِمَّٓا اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ فَسْـَٔلِ الَّذ۪ينَ يَقْرَؤُ۫نَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَۚ 

 

Şart üslubunda gelen terkipte  فَ , istînâfiyyedir. 

Vuku bulma ihtimalinin şüpheli veya zayıf olduğu durumlarda kullanılan şart harfi  اِنْ  ve  كان ’nin dahil olduğu اِنْ كُنْتَ فٖي شَكٍّ مِمَّٓا اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ  cümlesi şarttır. İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. فٖي شَكٍّ  car-mecruru, كان ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.

فٖي شَكٍّ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla  شَكٍّ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü  şüphe, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

Ayetin sonunda müradifi zikredilen  شَكٍّ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا , başındaki harf-i cerle  شَكٍّ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sılası olan  اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اَنْزَلْـنَٓا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. 

ما أنْزَلْنا ’dan maksat, bu suredeki kıssalardan nazil olan kelamın teferruatlandırıldığı vahiylerdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi olan  فَسْـَٔلِ الَّذٖينَ يَقْرَؤُ۫نَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَ, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

فَسْـَٔلِ  fiilinin mef’ûlü konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذٖينَ ’nin sıla cümlesi olan  يَقْرَؤُ۫نَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

يَقْرَؤُ۫نَ - الْكِتَابَ  ve  الَّذٖينَ - مَّٓا  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.  

Allah'ın Mekke halkına örnek kıldığı kıssaların siyakına ilişkin bir tefrî’ ve benzerlerinin başına gelenler hakkında bir nasihattır. Bu tefrî’ ile bir üsluptan diğer üsluba geçilmiştir. Her ikisi de yalanlayanlara tarizdir. Önceki üslup onlara benzer ümmetlerin başına gelenin kendilerinin de başına geleceği uyarısı şeklinde bir tarizdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

فاسْألِ الَّذِينَ يَقْرَءُونَ الكِتابَ مِن قَبْلِكَ  cümlesi, Ehl-i Kitaba senin onlara haber verdiğin şeylere benzer haberlerin mahiyeti hakkında bir takrir (onaylama) ve şahitlik sorusu sor demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Cenab-ı Hakk'ın,  اِنْ كُنْتَ  sözünün başındaki  اِنْ  olumsuzluk manasındadır. Buna göre mana, “Sen daha önce bir şüphe içinde değildin.” şeklinde olur. Yani “Sen şüphe ettiğin için delil talebinde bulunmanı biz sana emretmiyoruz. Biz ancak yakînini arttırasın diye delil talebinde bulunmanı emrediyoruz.” demektir. Nitekim Hz. İbrahim de ölülerin yeniden diriltilmesini bizzat görmekle yakînini arttırmıştır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)


 لَقَدْ جَٓاءَكَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen terkip, kasem üslubundadır. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.

لَ  mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle, kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. 

Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazfedilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an’da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’ân-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)

Mahzuf kasem ve  قَدْ  ile tekid edilmiş cevap cümlesi  لَقَدْ جَٓاءَكَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

لَقَدْ جَٓاءَكَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ  cümlesinde istiare sanatı vardır. الْحَقُّ  iradesi olan canlılara mahsus  جَٓاءَ  fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiştir. Hakkın bir şahıs gibi gelecek olması onun önemini, azametini artırmaktadır. Ayrıca  مِنْ رَبِّكَ  ifadesi, bu manayı tekit etmektedir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Veciz ifade kastına matuf  رَبِّكَ  izafetinde, Hz. Peygamber’e ait zamirin Rab ismine muzâfun ileyh olması Peygamberimize tazim, teşrif ve destek içindir.

Hükmün illetini belirtmek, Allah’ın rububiyet vasfına dikkat çekmek için önceki cümledeki azamet zamirinden, bu cümlede Rab ismine geçişte iltifat ve ıtnâb sanatları vardır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için cümledeki Rab isminde tecrîd sanatı vardır.

اَنْزَلْـنَٓا  ve  رَبِّكَ  arasında mütekellimden gaibe geçişte güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu  (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)

لَقَدْ جاءَكَ الحَقُّ مِن رَبِّكَ  şart ve onun cevabından kaynaklanan soru ifadesinin cevabı olarak gelmiş istînâf-ı beyâniyye cümlesidir. Sanki dinleyen “Onlara ne oluyor?” diye sorduğu zaman; cevap olarak لَقَدْ جاءَكَ الحَقُّ مِن رَبِّكَ  (Andolsun ki sana Rabbinden hak gelmiştir.) denilir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)


 فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَر۪ينَۙ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen terkip şart üslubundadır.  فَ , mahzuf şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. Takdiri,  إذا وعيته  (Onu idrak ettiğin zaman) olan şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Cevap cümlesi olan  لَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَر۪ينَ۟ , nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ifade eden menfî isim cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. مِنَ الْمُمْتَر۪ينَ  car mecruru  كَانَ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.

تَكُونَنَّ  fiilinin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir.

Mahzuf şart ve mezkür cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

كُنْتَ  -  تَكُونَنَّ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatı vardır.

الْمُمْتَرٖينَ - شَكٍّ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Ayette teşâbüh-i etrâf sanatı vardır, ayet-i kerime şüphe ile başlamış ve bitmiştir. Aynı konu ile başlayıp aynı konu ile bitmesine teşâbüh-i etrâf sanatı denir.

Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)

Ayette cevap farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcaz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar Kur’an-ı Kerim’ deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi) 

Hitap Peygambere (s.a.v) ise de maksat ümmetidir ya da işiten herkestir. Yani ey dinleyici, eğer peygamberinin dili ile sana indirdiğimiz şeyden şüphe içinde isen böyle yap. Bunda şuna dikkat çekilmiştir ki kimin içine dinde şüphe girerse halli için hemen bir bilene koşmalıdır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Bu tefrî’ onlardan olmaktan korktukları konusunda müşriklere bir tarizdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)

الْمُمْتَرٖينَ  kelimesinin kökü  مرى  fiilidir. Asıl olarak sağmak için dişi devenin memelerini temizlemek demektir. Bir işte şüpheye düşmek demektir.  شكّ  kelimesinden daha özeldir. (Rağıb el-İsfehani, Müfredât)

الِامْتِراءُ  kendisinde şüphe olmayan bir şeyden şüphe etmektir. Bu  الشَّكِّ ’den daha özeldir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Başkası murad edildiği halde burada hitap, zahiren Hz. Muhammed’e (s.a.v) yapılmıştır. Bu, Cenab-ı Hakk’ın tıpkı, “Ey Peygamber, Allah'tan kork. Kâfirler ve münafıklara itaat etme…” (Ahzab Suresi, 1); “Eğer Allah’a şirk koşarsan, celâlim hakkı için amelin boşa gider…” (Zümer Suresi, 65) ve “Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, ‘Allah’ı bırakıp da beni ve anamı iki tanrı edininiz.’ diyen sen misin?” (Maide Suresi, 116) ayetlerinde olduğu gibidir. Yine “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit, sen anla!” deyimi de meşhur olan darb-ı mesellerdendir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Yunus Sûresi 95. Ayet

وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَتَكُونَ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ  ٩٥


Sakın Allah’ın âyetlerini yalanlayanlardan da olma! Yoksa zarara uğrayanlardan olursun.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَا ve sakın
2 تَكُونَنَّ olma ك و ن
3 مِنَ -den
4 الَّذِينَ kimseler-
5 كَذَّبُوا yalanlayan(lar) ك ذ ب
6 بِايَاتِ ayetlerini ا ي ي
7 اللَّهِ Allah’ın
8 فَتَكُونَ yoksa olursun ك و ن
9 مِنَ -dan
10 الْخَاسِرِينَ hüsrana uğrayanlar- خ س ر

وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَتَكُونَ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

لَا  nehiy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  تَكُونَنَّ  nakıs, fetha üzere mebni muzari fiildir. تَكُونَنَّ ’nin ismi müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Fiilin sonundaki  نَّ  tekid ifade eden nûn-u sakiledir. مِنَ الَّذٖينَ  car mecruru  تَكُونَنَّ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. İsm-i mevsûlün sılası كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

كَذَّبُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاٰيَاتِ  car mecruru  كَذَّبُوا ’ya mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır.  اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

فَ  fâ-u sebebiyyedir. Muzariyi gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren harftir. Fâ-i sebebiyyeden önce nefy, talep bulunması gerekir.

اَنْ  ve masdar-ı müevvel, kelamın öncesinden anlaşılan masdara matuftur. Takdiri,  لا يكن منك كذب بآيات الله فخسران  şeklindedir. 

تَكُونَ  nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir.  تَكُونَ ’nin ismi müstetir olup takdiri  أنت 'dir. مِنَ الْخَاسِرٖينَ  car mecruru  تَكُونَ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette sebep fe (فَ)’sinden sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Tekid  نَ ’ları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.) 

كَذَّبُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كذب  ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

الْخَاسِرٖينَ  sülâsi mücerredi خسر  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَتَكُونَ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’la önceki ayetteki  فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَر۪ينَ  cümlesine atfedilmiştir. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Nakıs fiil  كَانَ  ’nin dahil olduğu sübut ifade eden menfî isim cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. مِنَ الَّذٖينَ  car mecruru  كَانَ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.

تَكُونَنَّ  fiilinin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir.

Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذٖينَ ‘ nin sılası olan  كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)

كَذَّبُوا  fiili  تفعيل  babındandır.  تفعيل  babının en yaygın anlamı teksirdir.

بِاٰيَاتِ اللّٰهِ  car-mecruru veciz ifade kastıyla izafet formunda gelmiştir. Bu izafette,  اللّٰهِ  ismine muzâf olan  اٰيَاتِ  şeref kazanmıştır. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Hükmün illetini belirtmek, kalplere korku salmak için önceki ayetteki Rab isminden, bu ayette ism-i celâle geçişte iltifat sanatı vardır.

Fa-i sebebiyye’nin dahil olduğu  فَتَكُونَ مِنَ الْخَاسِرٖينَ  cümlesi, كان ’nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel, masdar teviliyle, kelamın öncesinde nehiyden kaynaklanan masdara matuftur. Cümlenin takdiri  لا يكن منك كذب بآيات الله فخسران (Allah’ın ayetlerini yalanlama yoksa zararda olursun) şeklindedir. 

 

Cümlede îcâz-ı hazf sanatı vardır. مِنَ الْخَاسِرٖينَ , nakıs fiil  كان ’nin mahzuf haberine mütealliktir.

الْخَاسِرٖينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

فَتَكُونَ - تَكُونَ  kelimeleri arasında iştikak cinası, reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

Müfessirler, bu hitabın muhatabının kim olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bu cümleden olarak bunun, Hz. Peygamber (s.a.v) olduğu ileri sürüldüğü gibi başkası olduğu da ileri sürülmüştür.

Başkası murad edildiği halde burada hitap, zahiren Hz. Muhammed’e (s.a.v) yapılmıştır. Bu, Cenab-ı Hakk’ın tıpkı, “Ey Peygamber, Allah'tan kork. Kâfirler ve münafıklara itaat etme…” (Ahzab Suresi, 1); “Eğer Allah’a şirk koşarsan, celâlim hakkı için amelin boşa gider…” (Zümer Suresi, 65) ve “Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, ‘Allah’ı bırakıp da beni ve anamı iki tanrı edininiz.’ diyen sen misin?” (Maide Suresi, 116) ayetlerinde olduğu gibidir. Yine “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit, sen anla!” deyimi de meşhur olan darb-ı mesellerdendir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Yunus Sûresi 96. Ayet

اِنَّ الَّذ۪ينَ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَتُ رَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَۙ  ٩٦


96-97. Ayetler Meal  :   
Şüphesiz, haklarında Rabbinin sözü (hükmü) gerçekleşmiş olanlar, kendilerine bütün mucizeler gelse bile, elem dolu azabı görünceye kadar inanmazlar.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّ şüphesiz
2 الَّذِينَ kimseler
3 حَقَّتْ kesinleşmiş olan(lar) ح ق ق
4 عَلَيْهِمْ haklarında
5 كَلِمَتُ sözü ك ل م
6 رَبِّكَ Rabbinin ر ب ب
7 لَا
8 يُؤْمِنُونَ iman etmezler ا م ن
Yüce Allah birçok âyette insanı sınamak için yarattığını ve bu sebeple ona hem iyiyi hem de kötüyü seçme özgürlüğü verdiğini, kendisine tanınan bütün fırsatları ısrarla reddeden ve inkârcılıkta direnenlerin acı bir âkıbete duçar olacaklarını bildirmiştir. İşte burada, bir kısım insanların bu ilâhî kanun gereğince belirtilen kötü sonu hak etmiş olacakları haber verilerek, onların da iman etmesi için olağan üstü çaba gösteren Resûlullah ve müminler teselli edilmekte, bu gibi kimselerin elem veren azabı görmedikçe imana gelmeyecekleri ifade edilmektedir. Başka bazı âyetlerin tefsiri sırasında da belirtildiği üzere, bu ifadenin katı bir kadercilik felsefesine kapı araladığı düşünülmemelidir; zira Allah’ın ezelî ilmiyle bu tür kimseleri bilmesi imtihan düzenini bozan bir husus olmadığı gibi, Allah’ın bilgisi bizim mahiyetini kavrayabileceğimiz bir bilgi de değildir. Aksine buradaki bildirim, ilâhî yasanın işletileceğinden emin olunmasını sağlayan bir vaad anlamı da taşımaktadır.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 137

اِنَّ الَّذ۪ينَ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَتُ رَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَۙ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

الَّذٖينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlün sılası  حَقَّتْ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

حَقَّتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir.  عَلَيْهِم  car mecruru  حَقَّتْ  fiiline mütealliktir. كَلِمَتُ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Bu kelime resmi mushaf olması dolayısıyla  ة  yerine  ت  ile yazılmıştır. Enam Suresi 115, Araf Suresi 137, Yunus Suresi 33-96, Mümin Suresi 6 ayetlerinin hepsinde bu şekilde yazılmıştır.

رَبِّكَ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لَا يُؤْمِنُونَ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُؤْمِنُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

يُؤْمِنُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  أمن ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin ( imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerred manasını ifade eder.

اِنَّ الَّذ۪ينَ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَتُ رَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَۙ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. الَّذ۪ينَ  müsnedün ileyh, لَا يُؤْمِنُونَ  cümlesi müsneddir.

اِنَّ ’nin isminin ism-i mevsûlle gelmesi, habere dikkat çekmek ve bahsi geçenleri tahkir içindir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan  حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَتُ رَبِّكَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَلَيْهِمْ  car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.

Veciz ifade kastına matuf  كَلِمَتُ رَبِّكَ  izafeti, muzâf olan  كَلِمَتُ ’ye ve muzâfun ileyh olan  كَ  zamirinin aid olduğu Hz.Peygambere şan ve şeref ifadesi yanında Allah Teâlâ'nın ona teselli hususunda son derece lütuf ile muamele ettiğine işaret eder.

حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَتُ رَبِّكَ  cümlesinde istiare sanatı vardır. كَلِمَتُ , Allah Teâlâ'nın azap hükmü anlamında müstear lafızdır. Onun iradesinin gerçekleştiğini ifade eden bu kelamda  كَلِمَتُ , mananın idrakini sağlayan ve mütekellimin iradesine, ilmine delalet eden söze benzetilmiştir. 

حَقَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ  Rabbinin kelimesi veya Rabbinin sözü olarak tercüme edilen “Kavl gerçekleşti.” şeklindeki ifadeler hep “Allah’ın azabı, imtihanı” anlamındadır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Allah’ın rububiyet vasfına dikkat çekmek için önceki ayetteki ism-i celâlden, bu cümlede Rab ismine geçişte iltifat sanatı vardır.

اِنَّ ’nin haberi olan  لَا يُؤْمِنُونَ , menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedin muzari sıygada fiil cümlesi formunda gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm anlamları katmıştır. 

Nefy harfinin müsnedün ileyhten sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip; hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karineler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlenin önceki kıssalar için ta’lil konumunda olması muhtemeldir. Bu yüzden tezyîl menzilesindedir. الَّذٖينَ  şeklindeki ism-i mevsûl umumi manalı olduğu için daha önce gelmiş geçmiş bütün ümmetlerin kıssası anlatılan ümmetler menzilinde olduğunu ifade eder.  إنَّ  de sadece haberin önemi dolayısıyla gelmiştir. Bir çok kere geçtiği gibi müşriklere başka bir tarizdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Tezyil hükmündeki cümle ıtnâb sanatıdır.

Tezyîl, bir fikri pekiştirmek veya daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla söz ve anlamca ya da sadece anlam bakımından ona benzer olan bir ifadenin getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَتُ رَبِّكَ  ifadesindeki istila manası taşıyan عَلَيْ  harfinde istiare vardır. Çünkü istila; mülazemet gerektirir. Allah’ın hükmü manasındaki  كَلِمَتُ , o kimseleri kaplamışlar gibi ifade edilmiştir. İnsanlar binek yerine konmuştur. Sanki hüküm, insanların üzerine binmiş, kontrol onun elindedir. Mülazemet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

عَلى , mecazî istilâ içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

كَلِمَتُ رَبِّكَ  ibaresi onlar hakkında önceden belirlenmiş, kesinleşmiş ezeli hükümden kinayedir. Onların küfür üzere ölecekleri kesinleşmiştir. Cehennem ateşinde ebedi kalacaklardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Ayette bahsedilen  كَلِمَتُ ’den maksat, Allah’ın o husustaki hükmü, ona o kimse hakkında haber vermesi ve kulunda o neticenin meydana gelmesini sağlayacak olan kudret ile sebebi (daînin) yaratmasıdır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

اِنَّ الَّذٖينَ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَتُ رَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَۙ [Aleyhlerinde Rabbinin sözü (hükmü) gerçekleşmiş olanlar iman etmezler.] Bu ayette de kâfirlerin içinde bulundukları küfür ve dalalette ısrar etmelerinin sırrı açıklanır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Yunus Sûresi 97. Ayet

وَلَوْ جَٓاءَتْهُمْ كُلُّ اٰيَةٍ حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَل۪يمَ  ٩٧


 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَوْ bile
2 جَاءَتْهُمْ gelse ج ي ا
3 كُلُّ bütün ك ل ل
4 ايَةٍ ayetler ا ي ي
5 حَتَّىٰ kadar
6 يَرَوُا görünceye ر ا ي
7 الْعَذَابَ azabı ع ذ ب
8 الْأَلِيمَ acıklı ا ل م

وَلَوْ جَٓاءَتْهُمْ كُلُّ اٰيَةٍ حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَل۪يمَ

 

جَٓاءَتْهُمْ كُلُّ اٰيَةٍ  cümlesi,  لَا يُؤْمِنُونَ ’deki failin hali olarak mahallen mansubdur. 

وَ  haliyyedir.  لَوْ  gayri cazim şart harfidir.  جَٓاءَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. كُلُّ  fail olup damme ile merfûdur.  اٰيَةٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur. 

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir.  يَرَوُا  muzari fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  لَا يُؤْمِنُونَ  fiiline mütealliktir.

يَرَوُا  fiili  ن ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Bilmek anlamında kalp fiilidir. الْعَذَابَ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur.  الْاَلٖيمَ  kelimesi,  الْعَذَابَ ’nin sıfatı olup fetha ile mansubdur. 

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harf-i cer şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir.Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَوْ  edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler  لَوْ  edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

الْاَلٖيمَ  kelimesi sıfat-ı müşebbehedir. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَلَوْ جَٓاءَتْهُمْ كُلُّ اٰيَةٍ حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَل۪يمَ

 

Cümle, önceki ayetteki  لَا يُؤْمِنُونَ ’nin failinin halidir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.

Şart üslubunda gelen terkipte,  وَ  haliyye,  لَوِ  şartiyyedir. لَوْ جَٓاءَتْهُمْ كُلُّ اٰيَةٍ حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَلٖيمَ  cümlesi, cevabı mahzuf şart cümlesidir. Mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir. 

لَوْ  harfi mübalağa için vasliyye yani bağlantıdır. Azabı görmek, başlarına bela gelmesinden kinayedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

لَوْ  edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler  لَوْ  edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

Şartın cevabının hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Şartın takdiri  فلا ينفعهم إيمانهم حينئذ كما لم ينفع فرعون ( o zaman imanları, firavuna fayda vermediği gibi onlara da fayda vermez.) olan cevap cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu hazif, muhatabın muhayyilesini kısıtlamadan serbestçe düşünebilmesini sağlar. 

Bu takdire göre mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

اٰيَةٍ ’deki nekrelik kesret (çokluk), nev (tür) ve tazim ifade eder.

جَٓاءَتْهُمْ كُلُّ اٰيَةٍ  ifadesinde istiare sanatı vardır. كُلُّ اٰيَةٍ , irade sahibi varlıklara mahsus  جَٓاءَ  fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Ayetlerin, bir şahıs gibi gelecek olması derecesini, azametini artırmaktadır. Bu ifadede istiare ve tecessüm sanatları da vardır. 

Gaye bildiren harf-i cer  حَتّٰى ‘nın, gizli  أنْ ‘le masdar yaptığı  يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَل۪يمَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup  حَتّٰى  ile  جَٓاءَتْهُمْ  fiiline mütealliktir.

يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَل۪يمَ   cümlesinde istiare sanatı vardır. الْعَذَابَ  kelimesi  يَرَوُا  fiiline nispet edilerek maddi, görülebilen bir nesneye benzetilmiştir. Azap görülebilen bir şey değildir. Bu benzetme azabın şiddetini, azametini artırmıştır. Azabın elim olmakla sıfatlanması da onun korkunçluğunu tekit etmektedir. Ayrıca bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları vardır. 

الْاَل۪يمَ  kelimesi  الْعَذَابَ  için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. 

الْاَل۪يمَ - الْعَذَابَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

E-li-me kökünden gelen "elem" acı, ağrı; اَل۪يمٌ  ise acı çektiren, elem veren demektir. Eğer burada "elîm" acı duyan anlamına alınırsa, bu azabın değil, fakat azap edilenin sıfatı olur. O takdirde ifadede mübalağa (manayı te'kid) vardır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Bakara/10)

لَوْ  harfinin geldiği cümlelerde hem şart hem de ceza fiili mazi olur. Ancak bir nükte için muzariye de dahil olabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Kur’an’da ceza ile ilgili bir açıklama olduğunda mutlaka bu cezaya bir nitelik iliştirilir. Örneğin, “ عَذَابٌ مُه۪ينٌ ”, “ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ ”, “ عَذَابٌ اَل۪يمٌ”, “ عذاب شديد ” gibi. Oldukça şiddetli, acı dolu, büyük, alçaltıcı bir azaptan bahsedilir. Bunlar cezanın Kur’an’da bahsedilen farklı nitelikleridir. Ama prensip olarak, ceza amelin cinsindendir. Yani verilecek ceza işlenen suç ile adalet gereği aynı cinsten olur. Eğer biri başkasını küçük düşürücü bir suç işlemişse benzeri bir ceza ile cezalandırılmalıdır. Eğer büyük bir suç işledilerse cezası da büyük olmalıdır. Eziyete sebep oldularsa, eziyet ve ıstırap dolu bir ceza ile cezalandırılmalıdır.  Azim azab; kişinin ölmesine müsaade etmeksizin tattırılabilecek en büyük azabı ifade eder. Bunu ancak Allah yapabilir. 

عَذَابٌ عَظ۪يمٌ  (azim azab) ifadesi 14 kere geçerken  عَذَابٌ اَل۪يمٌ (elim azab) ifadesi 46 kere geçmiştir. 

Cenab-ı Hakk, ”kendilerine herhangi bir ayet (mucize) gelmiş olsa dahi acıklı bir azabı görmedikçe” buyurmuştur. Bu, “Onlara, bir sınırı, haddi hesabı olmayan deliller gelse bile kesinlikle iman etmeyecekler; zira delil, ancak Allah’ın yardımıyla doğruya iletir. Bundan dolayı o yardım etme işi tahakkuk etmeyince (gerçekleşmeyince) o deliller boşa gider.” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)

Günün Mesajı
İlim insanın ihtilafa düşmesine sebep olabiliyor. Kur'ânda bir çok yerde ilim geldikten sonra ihtilafa düşenlerden söz edilmiştir. Nefse dikkat edilmelidir.
Sayfadan Gönüle Düşenler

Allahım! Hatalarımı düzeltmekte, Yanlış bildiklerimin doğrusunu öğrenmekte, Günahlarımdan tövbe etmekte, Yardımda bulunmakta, Fırsatları değerlendirmekte, Hayırlara sevinmekte, Sahip olduklarımın kıymetini bilmekte, Tedbirli davranmakta, Affetmekte, Pişmanlıkta, İbret almakta, Senden hayrı istemekte, Senden af dilemekte, Sana tevekkül etmekte gecikmekten Sana sığınırım.

Allahım! Halimi; İlimle büyüklenenlerin, Dünya nimetleriyle ve başarılarıyla şımaranların, Yanlışlarında ısrar edenlerin, Yok yere inatlaşanların, Faydasız işlerle vakit kaybedenlerin, Riyakarların, Münafıkların, Yalancıların, Dünyasını ve ahiretini boşa çıkaranların, Hakikati tanımayanların, Senin kullarını uyardığın ve Peygamber Efendimiz (sav)’in dualarında Sana sığındığı kötü özelliklere sahiplerin hallerine benzemekten muhafaza buyur.

Ey rahmeti sonsuz ve azabı çetin olan Allahım! Rahmetinle sarmala benliğimi ve azabından koru her zerremi.

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji