قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ جَعَلَ اللّٰهُ عَلَيْكُمُ النَّهَارَ سَرْمَداً اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَنْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ يَأْت۪يكُمْ بِلَيْلٍ تَسْكُنُونَ ف۪يهِۜ اَفَلَا تُبْصِرُونَ ٧٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قُلْ | de ki |
|
| 2 | أَرَأَيْتُمْ | baksanıza |
|
| 3 | إِنْ | eğer |
|
| 4 | جَعَلَ | kılsa |
|
| 5 | اللَّهُ | Allah |
|
| 6 | عَلَيْكُمُ | üzerinize |
|
| 7 | النَّهَارَ | gündüzü |
|
| 8 | سَرْمَدًا | sürekli |
|
| 9 | إِلَىٰ |
|
|
| 10 | يَوْمِ | gününe kadar |
|
| 11 | الْقِيَامَةِ | kıyamet |
|
| 12 | مَنْ | kimdir? |
|
| 13 | إِلَٰهٌ | ilah |
|
| 14 | غَيْرُ | başka |
|
| 15 | اللَّهِ | Allah’tan |
|
| 16 | يَأْتِيكُمْ | size getirecek |
|
| 17 | بِلَيْلٍ | geceyi |
|
| 18 | تَسْكُنُونَ | dinleneceğiniz |
|
| 19 | فِيهِ | onda |
|
| 20 | أَفَلَا |
|
|
| 21 | تُبْصِرُونَ | görmüyor musunuz? |
|
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ جَعَلَ اللّٰهُ عَلَيْكُمُ النَّهَارَ سَرْمَداً اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَنْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ يَأْت۪يكُمْ بِلَيْلٍ تَسْكُنُونَ ف۪يهِۜ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli اَرَاَيْتُمْ ‘dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Hemze istifhâm harfidir. رَاَيْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
جَعَلَ şart fiili olup fetha üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Mahallen meczumdur. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. عَلَيْكُمُ car mecruru جَعَلَ fiiline mütealliktir.
النَّهَارَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. سَرْمَداً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اِلٰى يَوْمِ car mecruru سَرْمَداً ‘e mütealliktir. الْقِيٰمَةِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
مَنْ اِلٰهٌ cümlesi, amili اَرَاَيْتُمْ ‘ün ikinci mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
Şartın cevabı mahzuf olup istifhâm cümlesi onu tefsir eder.
İsim cümlesidir. مَنْ istifhâm ismi, mübteda olarak mahallen merfûdur. اِلٰهٌ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. غَيْرُ kelimesi اِلٰهٌ ‘un sıfatı olup damme ile merfûdur. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. يَأْت۪يكُمْ cümlesi, اِلٰهٌ ‘un ikinci sıfatı olarak mahallen merfûdur.
يَأْت۪ي fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِلَيْلٍ car mecruru يَأْت۪يكُمْ fiiline mütealliktir. تَسْكُنُونَ cümlesi, لَيْلٍ ‘in sıfatı olarak mahallen mecrurdur.
تَسْكُنُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. ف۪يهِۜ car mecruru تَسْكُنُونَ fiiline mütealliktir.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَفَلَا تُبْصِرُونَ
Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. Atıf harfi فَ ile mukadder istînâfa matuftur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تُبْصِرُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
تُبْصِرُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi بصر ’dır.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), târız (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ جَعَلَ اللّٰهُ عَلَيْكُمُ النَّهَارَ سَرْمَداً اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَنْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ يَأْت۪يكُمْ بِلَيْلٍ تَسْكُنُونَ ف۪يهِۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ kelimesi çok önemlidir. Aslında bütün ayetlerin başında bir قُلْ lafzı vardır ama önemli olan hususlarda قُلْ lafzı açık olarak söylenmiştir.
قُلْ fiilinin mekulü’l- kavli olan اَرَاَيْتُمْ , takrîri istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mazi fiil sıygasında gelerek, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen inkâr, taaccüp ve tevbih manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. İstifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
اَرَاَيْتُمْ fiili, ilim manasında kullanılmıştır. Bu kullanımda, sebeb müsebbeb alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. Zikredilen rüyet, kastedilen ise ilim olan müsebbeptir. Akli ve görünmez olan bir bir durum, gözle görülen, canlı bir şey menziline konulmuştur.
رَاَيْتُمْ kelimesi hemze’nin hazfi ile أرَيْتُمْ şeklinde de okunmuştur; ancak bu kurallı bir hazif değildir. Manası, ‘buna kimin gücü yeter söyleyin’ demektir.
Ayetin sonunda müradifi zikredilen اَرَاَيْتُمْ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
Takrirde muhatabın bildiği bir şey soru şeklinde dile getirilir ve ondan bunu tasdik etmesi istenir. Bunda ikna edici, inandırıcı delil vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İstifham takriridir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اَرَاَيْتُمْ sözündeki fiil ister ‘görmek’, ister ‘bilmek’ manasında olsun, رَاَى fiilinin başına istifham hemzesi gelmiştir. Çünkü ilmen görmekte, kalple görülen şeyin neredeyse gözle görülür gibi zuhur ve inkişaf ettiği manası vardır. Burada soru rû’yetin üzerinde gerçekleştiği şeyin hakikati hakkındadır. بصائر 'in (idrakin) gördüğü şey, بصار 'ın (gözün) gördüğü şeye ilave olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 7, s.72)
رَاَيْتَكُمْ , dikkat çekme tabirlerinden biridir. اَرَاَيْتَ ve benzerlerindeki تَ zamiri faildir. ك ise Basra ekolüne göre ت ’nin anlamını tekid eden bir hitap harfidir ve îrabdan mahalli yoktur. Tekidin sebebi, muhatabın gafletinin derinliğini vurgulamaktır. Aynı uyuyan kimseyi sarsmak gibi. Çünkü derin uykuya dalmış olan kişi hem elle hem de dille uyandırılır.
Bu ayette رَاَيْتُمْ kelimesinin sonuna eklenen ك zamiri hazf edilmiştir. Zira kendisinden önce hitabın tekidini gerektirecek herhangi bir gafletle ilgili bir söz geçmemiştir. Böylece onların sarsılması ve tenbih (uyarılması) sadece azabın hatırlatılmasıyla gerçekleşmiştir. (Dr. Mustafa Kayapınar, Belâgatta Talebî İnşâ)
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Müstenefe olan اِنْ جَعَلَ اللّٰهُ عَلَيْكُمُ النَّهَارَ سَرْمَداً اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ terkibi, اَرَاَيْتُمْ fiiliyle mef’ûlü arasında, şart üslubunda gelmiş itiraziyyedir. İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâb sanatıdır.
Sebat, temekkün ve istikrar ifade eden müspet mazi fiil sıygasındaki اِنْ جَعَلَ اللّٰهُ عَلَيْكُمُ النَّهَارَ سَرْمَداً اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ cümlesi, şarttır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur عَلَيْكُمُ , mef’ûl olan النَّهَارَ ’ya, ihtimam için takdim edilmiştir.
İkinci mef’ûl سَرْمَداً ’deki nekrelik, nev ve tazim ifade eder.
اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ car-mecruru, سَرْمَداً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Şartın cevabının öncesinin delaletiyle hazf edilmesi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mezkür şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
اِلٰى harf-i ceri intihâ-i gaye içindir. Buradaki gaye dünyanın zamanlarını kapsaması manasınadır. Onun ebedi olmadığına vurgu yapılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan مَنْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ يَأْت۪يكُمْ بِلَيْلٍ تَسْكُنُونَ ف۪يهِۜ cümlesi, اَرَاَيْتُمْ fiilinin ikinci mef’ûlü konumundadır. İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir. Istifham ismi مَنْ mübteda, اِلٰهٌ haberdir.
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüp ve kınama amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
غَيْرُ اللّٰهِ izafeti اِلٰهٌ için birinci, يَأْت۪يكُمْ بِلَيْلٍ ile تَسْكُنُونَ ف۪يهِۜ cümleleri, ikinci ve üçüncü sıfatlardır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. Her iki cümle de hudûs, teceddüt ve istimrar ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayette zamir makamında zahir olarak Allah isminin ikinci kez zikredilmesinde tecrîd, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayette istenen bir konuda kelâmcıların usûlünce kesin aklî delillerle konuşmak şeklinde tarif edilen mezheb-i kelâmi sanatı vardır.
Geldi anlamındaki اتى fiili, بِ harfiyle kullanıldığında getirdi manasına gelir. Harf-i cerin fiile mana kazandırması tazmin sanatıdır.
تَسْكُنُونَ ف۪يهِۜ cümlesindeki geceye ait zamire dahil olan ف۪ي harfinde istiare sanatı vardır. Bilindiği gibi فِی harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen gece, mazruf mesabesindedir. Mübalağa için bu harf kullanılmıştır. Gece vakitlerinde dinlenen kişiler, adeta bir şeyin, bir kabın içinde muhafaza edilmesine benzetilmiştir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa ifade eden bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Ayette ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Allah’ın insanlar için yarattığı gece ve gündüz nimetlerini bildiren ayette aynı zamanda onun yüce kudretine dikkat çekme kastı vardır.
الَّيْلَ - النَّهَارَ kelimeleri arasında ise tıbak-ı icâb sanatı vardır.
مَنْ istifhamı inkâridir. Onlar gecenin ve gündüzün yaratıcısının Yüce Allah’tan başkası olmadığını kabul ediyorlardı. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Burada da zamir makamında ism-i celilin zahir olarak zikredilmesi mehabeti artırmak, kalplere Allah korkusunu sokmak, tehditte mübalağa ve azap vaîdini ağırlaştırmak içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
يَأْت۪يكُمْ fiilinin iki yerde de muhatab zamiriyle gelmesindeki hikmet: Allah’ın gündüzü ve geceyi yaratmasının insanlar için bir nimet olduğuna işaret içindir. Allah’ın tekliğine delil getirilirken verilen nimetin hatırlatılması manası idmac edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
سَرْمَداً kesintisiz, devamlı demektir. Bir şeyin art arda gelmesi manasında سرد kökünden alınmıştır. سَرْمَداً kelimesinin mim’i zaid olup kelime فعْمَلٌ veznindedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
تَسْكُنُونَ ف۪يهِۜ cümlesinde birçok nimeti içinde barındıran nimeti hatırlattığı için idmâc sanatı vardır.
Bu nimet sükunet nimetidir. Bu nimetler; dinlenme, sıcaktan korunma, sayesinde tefekkür ve amel ettiğimiz sinir sisteminin enerjisini yenileme ve düşmandan korunma lezzetlerini içerir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
يَأْت۪يكُمْ بِلَيْلٍ [Geceyi size kim getirecek?] cümlesi azarlama ve susturma ifade eder. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
اَفَلَا تُبْصِرُونَ
Ayetin fasılası, takdiri هل انتم اعمى؟ (Kör müsünüz?) olan, mukadder istînâfa matuftur.
İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Hemze, inkâri istifham harfidir.
Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen inkâr ve kınama manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. İstifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
رَاَيْتُمْ - لَا تُبْصِرُونَ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı, رَاَيْتُمْ - تُبْصِرُونَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Gündüzden bahsederken تُبْصِرُونَ fiili, geceden bahsederken تَسْمَعُونَ fiilinin seçimi mürâât-ı nazîr sanatının, lafız-mana uyumu babına güzel bir örnektir.
Önceki ayetle bu ayet arasında güzel bir mukabele oluşmuştur.
Ayetin bu son cümlesi, birçok ayette tekrarlanmıştır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)
İstifham müşriklere hitap edildiğinde tevbih (azarlamak) için, müminlere hitap edildiğinde ise tahzir (uyarı) için kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr,En’am/32)
Kur’an’daki fasılaların en önemli meselelerinden birini de pek çok dilbilimci ve müfessirin üzerinde konuştuğu akılla direk bağlantılı olan تَعَقُّل , تَفَكُّر , تَدَبُّر , تَذَكُّر ve تَفَقُّه kavramları oluşturmaktadır. Kimi zaman kevnî ayetler üzerinden örnekler verilerek, kimi zaman ahiretin kalıcılığına vurgu yapılarak, kimi zaman kâfirlerin Allah’ın dışında ilâhlar edinme konusundaki mantıksızlıkları geçmişle gelecek arasında bağ kurulmak suretiyle geçmişin tecrübesini geleceğe aktarma anlamındaki bir düşünmeyi kapsayan تَعَقُّل kelimesi ve “Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz?”, “Hiç düşünmüyor musunuz?” gibi ifadelerle bitirilirken, geçmişe yönelik düşünmeyi gerektiren ve hassaten önceki milletlerin tecrübeleriyle ilgili olaylar anlatılırken لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَۙ gibi tezekküre çağıran fasılalarla bitirilmiştir. Olayın arka planının kavranmasının önem arz ettiği Kur’an’ın anlamına yönelik düşünme çağrıları ise أَفَلاَ يَتَدَبَّرُونَ ifadesiyle karşılık bulmuştur. Zira tezekkürün zıddı olarak kullanılan tedebbür, geleceğe yön verecek bu türden bir düşünmeyi ve tedbiri gerektirir. Aklını kullanan bireylerin (تَعَقُّل) geçmişin yaşanmışlığını idrak ederek (تَذَكَّرُ) geleceğe yol bulmaları (تَدَبَّرُ) anlamında üçünü de kapsayan bir anlamın gerekli olduğu bazı fasılalar ise tefekküre yapılan vurgularla, bütün bunlardan içinde bulunduğumuz an için hüküm çıkarma bağlamındakiler ise tefakkuh kelimesiyle sonlandırılmıştır. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)
Bu atıf harflerinin ( ثمَّ ve فَ ) hemzeden önce geldiği ayetlerde, hemze bazen inkâr, bazen -nefy bulunmak şartıyla- takrir veya tevbih ifade eder.
Bazen hemzeden sonra gelen فَ harfi bu ayette olduğu gibi sebebiyye olabilir. Yani, böyle olursa da işitmeyecek misiniz? demektir. (Dr. Mustafa Kayapınar, Belâgatta Talebî İnşâ)
Son iki ayette gece ve gündüzün kıyamete kadar uzatılması durumunda Allah’tan başkasının bir söz hakkı olmadığı, tenasübe uygun olarak zikredilmiş ve gece ile ilgili ayetin sonunda dinlemeye gündüzle ilgili ayetin sonunda da görmeye vurgu yapılarak bu uyum pekiştirilmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)