Mü'minûn Sûresi 91. Ayet

مَا اتَّخَذَ اللّٰهُ مِنْ وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُ مِنْ اِلٰهٍ اِذاً لَذَهَبَ كُلُّ اِلٰهٍ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَۙ  ٩١

Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir. O’nunla birlikte başka hiçbir ilâh yoktur. Öyle olsaydı, her ilâh kendi yarattığını alır götürür ve mutlaka birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah, onların yakıştırdığı nitelemelerden uzaktır. Onların koştukları ortaklardan çok yücedir.  (91 - 92. Ayetler Meali)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 مَا
2 اتَّخَذَ edinmemiştir ا خ ذ
3 اللَّهُ Allah
4 مِنْ hiçbir
5 وَلَدٍ çocuk و ل د
6 وَمَا ve
7 كَانَ yoktur ك و ن
8 مَعَهُ O’nunla beraber
9 مِنْ hiçbir
10 إِلَٰهٍ ilah ا ل ه
11 إِذًا öyle olsaydı
12 لَذَهَبَ götürürdü ذ ه ب
13 كُلُّ her ك ل ل
14 إِلَٰهٍ ilah ا ل ه
15 بِمَا
16 خَلَقَ kendi yarattığını خ ل ق
17 وَلَعَلَا ve üstün gelmeğe çalışırdı ع ل و
18 بَعْضُهُمْ onlardan biri ب ع ض
19 عَلَىٰ üzerine
20 بَعْضٍ diğeri ب ع ض
21 سُبْحَانَ münezzehtir (uzaktır) س ب ح
22 اللَّهِ Allah
23 عَمَّا -ndan
24 يَصِفُونَ onların tanımlamaları- و ص ف
 

مَا اتَّخَذَ اللّٰهُ مِنْ وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُ مِنْ اِلٰهٍ 

 

Fiil cümlesidir.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  اتَّخَذَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. مِنْ  harf-i ceri zaiddir.  وَلَدٍ  lafzen mecrur, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَا  nefy harfi, atıf harfi  وَ ’la önceki  مَا ’ya matuftur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

مَعَهُ  mekân zarfı,  كَانَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنْ  harf-i ceri  zaiddir.  اِلٰهٍ  lafzen mecrur, كَانَ ’nin muahhar ismi olarak mahallen merfûdur.

مِنْ  nefî, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341 )

اتَّخَذَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  أخذ ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

 

  اِذاً لَذَهَبَ كُلُّ اِلٰهٍ بِمَا خَلَقَ 

 

اِذاً  cevap harfidir. لَ  harfi mukadder لَوْ ’in cevabının başına gelen rabıtadır. Takdiri, لو كان معه آلهة لذهب (O’nunla beraber başka bir ilah bulunsaydı muhakkak… giderirdi) şeklindedir. 

Fiil cümlesidir. ذَهَبَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. كُلُّ  fail olup damme ile merfûdur.  اِلٰهٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Müşterek ism-i mevsûl  بِ  harf-i ceriyle  ذَهَبَ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  خَلَقَ ’dır. Îrabdan mahalli yoktur. 

خَلَقَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.       


وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ

 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَ  harfi mukadder لَوْ ’in cevabının başına gelen rabıtadır. 

Fiil cümlesidir. عَلَا  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. بَعْضُهُمْ  fail olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عَلٰى بَعْضٍ car mecruru  عَلَا  fiiline mütealliktir. 


سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَۙ

 

سُبْحَان  mahzuf fiilin mef’ûlü mutlakı olup fetha ile mansubdur. Takdiri, نسبّح (tesbih ederiz)’dur.  اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

مَا  müşterek ism-i mevsûl  عَنْ  harf-i ceriyle  سُبْحَانَ ’ye mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  يَصِفُونَ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

يَصِفُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

مَا اتَّخَذَ اللّٰهُ مِنْ وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُ مِنْ اِلٰهٍ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.  مَا  nefy harfidir. Cümle menfî mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اتَّخَذَ  fiilinin mef’ûlu olan  مِنْ وَلَدٍ  ibaresindeki harf-i cer zaiddir. Tekid ifade eder.  

وَلَدٍ ’deki nekrelik, cins ve kıllet ifade eder.  مِنْ  harfi kelimeye ‘hiçbir’ anlamı katmıştır. Menfî siyakta nekre, umum ve şümule işarettir. 

Cümlede müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهُ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

وَمَا كَانَ مَعَهُ مِنْ اِلٰهٍ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Menfî nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Bu cümlede icaz-ı hazif ve takdim vardır.  مَعَهُ  mekân zarfı,  كَانَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. اِلٰهٍ  nakıs fiil  كَانَ ’nin muahhar ismidir. 

مِنْ اِلٰهٍ ‘deki  مِنْ , olumsuzluğu tekid için gelmiş, zaid harftir.  اِلٰهٍ ’deki nekrelik, cins ve kıllet ifade eder. مِنْ  harfi kelimeye “hiçbir” anlamı katmıştır. Menfî siyakta nekre, umum ve şümule işarettir.

مَا كَانَ ’li olumsuz sıygalar gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetu't Tefasir, 3/79)

مَا اتَّخَذَ اللّٰهُ مِنْ وَلَدٍ [Allah hiçbir çocuk edinmedi] cümlesinde  مِنْ  harf-i cerinin fazladan getirilmesiyle söz pekiştirilmiştir. Takdiri,  مَا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَدً  şeklindedir. Aynı şekilde  وَمَا كَانَ مَعَهُ مِنْ اِلٰهٍ  [Onunla beraber hiçbir ilâh yoktur.] cümlesi de böyledir. Her iki cümlede de  مِنْ  harf-i ceri, olumsuzluk manası­nı kuvvetlendirmek ve pekiştirmek için gelmiştir. (Sâbûnî, Safvetu’t Tefasir)


اِذاً لَذَهَبَ كُلُّ اِلٰهٍ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ

 

اِذاً , cevap harfidir. “Öyleyse, o zaman, o takdirde” manalarına gelir. 

Lam-ı rabıtanın dahil olduğu,  لَذَهَبَ كُلُّ اِلٰهٍ بِمَا خَلَقَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Takdiri  لو كان معه آلهة (O’nunla beraber başka bir ilâh bulunsaydı) olan mukadder şartın cevabıdır. Şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Mezkûr cevap ve mukadder şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

اِلٰهٍ ’deki nekrelik kesret ve cins ifade eder.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا  başındaki harf-i cerle  لَذَهَبَ  fiiline mütealliktir. Sılası olan  خَلَقَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, s. 107)

Aynı üslupta gelerek şartın cevabına atfedilen  وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ  cümlesinin atıf sebebi, hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اِلٰهٍ - بَعْضٍۜ  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayette, istenen bir konuda kelamcıların usulünce kesin, aklî delillerle konuşmak şeklinde tarif edilen mezheb-i kelâmi sanatı vardır.

Mezhebu-l kelâmî delîl ve illet bildirmeye yöneliktir. Bu açıdan aslında hüsnü-t tâlîle benzer. Aralarındaki fark; mezhebu-l kelâmî üslûbunda hakîkî illete işâret edilirken hüsnü-t tâlîlde hayâlî bir sebebin zikredilmesidir. Muhâtabı iknâ konusunda etkili bir sanattır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Bedî İlmi)

اِذاً  (O zaman) ifadesi aslında sadece ceza ve cevap cümlelerinin başına gelir, peki, burada  لَذَهَبَ  (götürürdü) ifadesi, başında herhangi bir şart ifadesi olmadığı ya da herhangi bir soru yer almadığı halde nasıl ceza ve cevap olarak kullanılmış? dersen, şöyle derim: Şart ifadesi hazf edilmiş olup takdiri, “Eğer onunla birlikte birtakım ilâhlar olsaydı.” şeklindedir. Bu ifadenin hazf edilmesinin sebebi, “O’nunla birlikte hiçbir ilâh yoktur.” ifadesinin buna yeterince delalet ediyor olmasıdır. Bu ifade, kendileri ile tartışılan müşriklere cevap mahiyetindedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

لَذَهَبَ كُلُّ اِلٰهٍ  ifadesindeki  الذِّهابُ; sevk ve idare hususundaki istiklali ve bu hususta başka birinin katılımının veya ortaklığının mümkün olmadığını gösteren müstear lafızdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  


 سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَۙ

 

Ayetin son cümlesi istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. سُبْحَانَ اللّٰهِ  ifadesi, takdiri  نسبّح  (tesbih ederiz) olan fiilin mef’ûlü mutlakıdır. Fiilin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Bu takdire göre cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. 

Mecrur mahaldeki masdar harfi  مَّا , harf-i cerle  سُبْحَانَ ’ye mütealliktir. Sılası olan  يَصِفُونَ  cümlesi müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مَا ’nın masdariye olması da caizdir.

سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَ  cümlesi, zalimlerin iddialarının batıl olduğunu açıklar.

Cümlede mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-ı celâllerde tecrîd sanatı vardır.

Zamir yerine zahir isim gelerek, ism-i celâlin ikinci kez zikredilmesi verilen haberin kesinliğini ifade eder. Hükmü kesinleştirmek, heybeti artırmak, zihne yerleştirmek, telezzüz ve teberrük için yapılan bu tekrarda ıtnâb, iltifat ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

عَمَّا يَصِفُونَ [Nitelediklerinden] yani ortak ve evlatlardan münezzehtir.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Ebüssuûd şöyle der: سُبْحَانَ  kelimesinin  سبح ’dan türemiş,  تفعيل  kalıbına nakledilmiş ve masdara dönüşmüş olmasında kimseye gizli kalmayan belli bir tenzih ifadesi vardır. Manası şöyle olur: “Allah'ı O’na yakışır bir şekilde tenzih ederim. (Sâbûnî, Safvetu’t Tefasir)