وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَـمَٓا اَغْنَتْ عَنْهُمْ اٰلِهَتُهُمُ الَّت۪ي يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ لَمَّا جَٓاءَ اَمْرُ رَبِّكَۜ وَمَا زَادُوهُمْ غَيْرَ تَتْب۪يبٍ ١٠١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَا |
|
|
| 2 | ظَلَمْنَاهُمْ | biz onlara zulmetmedik |
|
| 3 | وَلَٰكِنْ | ama |
|
| 4 | ظَلَمُوا | onlar zulmettiler |
|
| 5 | أَنْفُسَهُمْ | kendilerine |
|
| 6 | فَمَا |
|
|
| 7 | أَغْنَتْ | sağlayamadı |
|
| 8 | عَنْهُمْ | kendilerine |
|
| 9 | الِهَتُهُمُ | onların ilahları |
|
| 10 | الَّتِي |
|
|
| 11 | يَدْعُونَ | taptıkları |
|
| 12 | مِنْ |
|
|
| 13 | دُونِ | başka |
|
| 14 | اللَّهِ | Allah’tan |
|
| 15 | مِنْ | hiç bir |
|
| 16 | شَيْءٍ | şey |
|
| 17 | لَمَّا | ne zaman ki |
|
| 18 | جَاءَ | gelince |
|
| 19 | أَمْرُ | emri |
|
| 20 | رَبِّكَ | Rabbinin |
|
| 21 | وَمَا | bir işe yaramadı |
|
| 22 | زَادُوهُمْ | artırmaktan |
|
| 23 | غَيْرَ | başka |
|
| 24 | تَتْبِيبٍ | kayıplarını |
|
وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. ظَلَمْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُم mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
وَ atıf harfidir. لٰكِنْ istidrak harfidir. ظَلَمُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْفُسَهُمْ mef’ûlun bih olarak fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
İstidrak; düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir. Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine istidrak adı verilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَـمَٓا اَغْنَتْ عَنْهُمْ اٰلِهَتُهُمُ الَّت۪ي يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ لَمَّا جَٓاءَ اَمْرُ رَبِّكَۜ
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, لمّا جاء أمر الله فما أغنت (Allah’ın emri geldiği zaman ….kazandırmadı.) şeklindedir.
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَغْنَتْ iki sakinin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. عَنْهُمْ car mecruru اَغْنَتْ fiiline mütealliktir. اٰلِهَتُهُمُ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
الَّت۪ي müfred müennes ism-i mevsûl اٰلِهَتُهُمُ ’un sıfatı olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يَدْعُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
يَدْعُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ دُونِ car mecruru اٰلِهَتُهُمُ ’un mahzuf haline mütealliktir. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مِنْ harf-i ceri zaiddir. شَيْءٍ lafzen mecrur, masdardan naib mef’ûlu mutlak olarak mahallen mansubdur.
لَمَّٓا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. جَٓاءَ اَمْرُ ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
جَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اَمْرُ fail olup damme ile merfûdur. رَبِّكَ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzzuftur. Takdiri, لمّا جاء أمر ربّك فما أغنت …(Allah’ın emri geldiği zaman ….kazandırmadı.) şeklindedir.
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur.
b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir.
c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir.
d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44) اَغْنَتْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi غني ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَمَا زَادُوهُمْ غَيْرَ تَتْب۪يبٍ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. زَادُو damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
غَيْرَ ikinci mef’ûlun bih olup fetha üzere mansubdur. تَتْب۪يبٍ muzâfun ileyh olarak kesra ile mecrurdur.
وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ
Ayet atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki ذٰلِكَ مِنْ اَنْـبَٓاءِ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine, müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.
İlk cümle olan وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ , menfi mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
ظَلَمْنَاهُمْ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
Mazi fiilin مَٓا harfiyle olumsuzlanması, لَمْ harfiyle olumsuzlanmasından daha kuvvetlidir. Çünkü مَٓا harfiyle olumsuzlanmış mazi fiil, لَمْ ile olumsuzlanmış mazi fiilin aksine, kasemin cevabı menzilindedir. Dolayısıyla bu tabir tekitli bir olumsuzluk demektir. (Samerrâî, Beyanî Tefsir yolu, c. 3, s. 219, Hûd/52)
وَلٰكِنْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ cümlesi, makabline وَ ile atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur. Menfî sıygadan müspet sıygaya iltifat sanatı vardır.
لٰكِنْ istidrâk harfidir. ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وَمَا ظَلَمْنَا ile ظَلَمُٓوا kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatı vardır.
وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ cümlesi ile وَلٰكِنْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
لٰكِنْ şeddeden muhaffeftir, ibtida harfidir, amel etmez. Sadece istidrak ifade eder. Kendisinden önce atıf edatı geldiğinden, atıf harfi olamaz. Kendisinden sonra müfred kelime geldiğinde, atıf edatı olmakla beraber, istidrak manasını da korur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, Bakara/12, c.1, s. 475)
فَـمَٓا اَغْنَتْ عَنْهُمْ اٰلِهَتُهُمُ الَّت۪ي يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen terkip şart üslubundadır. فَ mahzuf şartın cevabına gelen rabıtadır. Takdiri, لمّا جاء أمر الله (Allah’ın emri geldiğinde) olan şart cümlesinin hazfi, îcaz-ı hazif sanatıdır. Cevap cümlesi olan مَٓا اَغْنَتْ عَنْهُمْ اٰلِهَتُهُمُ الَّت۪ي يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ شَيْ cümlesi, menfi mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Mahzuf şart ve mezkür cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber talebî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَنْهُمْ car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.
اٰلِهَتُهُمُ için sıfat olan müfred müennes has ism-i mevsûl الَّت۪ي ’nin sılası olan يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Veciz ifade yollarından biri olan مِنْ دُونِ اللّٰهِ izafeti, gayrının tahkiri içindir.
مِنْ شَيْءٍ , mahzuf mef’ûlü mutlaktan naib sıfattır. Kelimeye dahil olan مِنْ , tekit ifade eden zaid harftir.
شَيْءٍ ’deki tenvin kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre, selbin umum ve şümulüne işarettir. Tekid ifade eden zaid مِنْ harfi de kelimeye “hiçbir” anlamı katmıştır.
اللّٰهِ - اٰلِهَتُ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
ظَلَمْنَاهُمْ ’daki azamet zamirinden مِنْ دُونِ اللّٰهِ ’de gaib zamire iltifat edilmiştir.
اٰلِهَتُهُمُ kelimesinin sıfatı olan الَّت۪ي , çokluk ifadesi için müfred gelmiştir. Akılsız çoğullar için kullanılan الَّت۪ي ism-i mevsûlü, الَّاَت۪ي ism-i mevsûlünden daha çok sayıya delalet eder. (Rûhu'l Me‘ânî, XII/138)
مِنْ دُونِ اللّٰهِ tabirinin, Allah'tan gayrı ve Allah'la beraber olmak üzere iki manası vardır. (Medine Balcı, Dergâhü’l Kur’an, c. 8, s. 723)
Bu sahte ilâhlara tapmaları muzari fiille ifade edilmiştir. Bu, ya mazideki olayı hikâye etmek ya da bu tapmalarının devamlı olduğunu ifade etmek amacına matuftur. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 3, s. 330)
لَمَّا جَٓاءَ اَمْرُ رَبِّكَۜ
İtiraziyye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek, sebat, temekkün ve istikrar ifade eden şart cümlesi. جَٓاءَ اَمْرُ رَبِّكَ , şart edatı لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
جَٓاءَ اَمْرُ رَبِّكَۜ cümlesinde istiare sanatı vardır. اَمْرُ kelimesi, جَٓاءَ fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Emrin, bir şahıs gibi gelecek olması, onun şiddetini, azametini artırmaktadır. Ayrıca bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Veciz ifade kastına matuf اَمْرُ رَبِّكَۜ izafetinde, Rab ismine muzâf olan اَمْرُ , Hz. Peygamber’e ait zamirin Rab ismine muzâfun ileyh olmasıyla Peygamberimiz, tazim ve şeref kazanmıştır.
اَمْرُ , azaptan kinayedir.
Ayette ulûhiyet ve rubûbiyet ifade eden isimler bir arada zikredilmiş, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanmıştır. Allah ve Rab isimleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Şartın takdiri فَـمَٓا اَغْنَتْ عَنْهُمْ اٰلِهَتُهُمُ الَّت۪ي يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ (Allah'tan başka taptıkları tanrıları, onlara hiçbir yarar sağlamadı.) olan cevabı, öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Cevap cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Bu takdire göre, mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber talebî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terkedilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)
Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur. Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mubalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’ân-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
وَمَا زَادُوهُمْ غَيْرَ تَتْب۪يبٍ
وَمَا زَادُوهُمْ غَيْرَ تَتْب۪يبٍ cümlesi atıf harfi وَ ‘la … مَٓا اَغْنَتْ عَنْهُمْ اٰلِهَتُهُمُ cümlesine atfedilmiştir. Menfi mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Mazi fiilin مَٓا harfiyle olumsuzlanması, لَمْ harfiyle olumsuzlanmasından daha kuvvetlidir. Çünkü مَٓا harfiyle olumsuzlanmış mazi fiil, لَمْ ile olumsuzlanmış mazi fiilin aksine, kasemin cevabı menzilindedir. Dolayısıyla bu tabir tekitli bir olumsuzluk demektir. (Samerrâî, Beyanî Tefsir yolu, c. 3, s. 219, Hûd/52)
Ikinci mef’ûl olam غَيْرَ ‘nın muzafun ileyhi olan تَتْب۪يبٍ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
تَتْب۪يبٍ ’deki nekrelik kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre selbin umum ve şümulüne işarettir.
اَغْنَتْ - زَادُوهُمْ ve ظَلَمُٓوا - تَتْب۪يبٍ kelime grupları arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اَغْنَتْ - مَا زَادُ kelimeleri arasında tıbâk-ı manevi vardır.
Allah ve Rab isimleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.