وَكَذٰلِكَ اَخْذُ رَبِّكَ اِذَٓا اَخَذَ الْقُرٰى وَهِيَ ظَالِمَةٌۜ اِنَّ اَخْذَهُٓ اَل۪يمٌ شَد۪يدٌ ١٠٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَكَذَٰلِكَ | işte böyledir |
|
| 2 | أَخْذُ | yakalaması |
|
| 3 | رَبِّكَ | Rabbinin |
|
| 4 | إِذَا | zaman |
|
| 5 | أَخَذَ | yakaladığı |
|
| 6 | الْقُرَىٰ | şehirleri |
|
| 7 | وَهِيَ | ve o |
|
| 8 | ظَالِمَةٌ | zulmeden |
|
| 9 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 10 | أَخْذَهُ | O’nun yakalaması |
|
| 11 | أَلِيمٌ | pek acı |
|
| 12 | شَدِيدٌ | pek şiddetlidir |
|
وَكَذٰلِكَ اَخْذُ رَبِّكَ اِذَٓا اَخَذَ الْقُرٰى وَهِيَ ظَالِمَةٌۜ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَ harf-i cerdir. مثل (gibi) manasındadır. İşaret ismi ذٰلِكَ mahzuf mukaddem habere mütealliktir. ل harfi buud yani uzaklık belirten harf, ك ise muhatap zamiridir. اَخْذُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. رَبِّكَ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِذَٓا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfı olup masdar اَخْذُ ‘ye mütealliktir. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. اَخَذَ الْقُرٰى ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَخَذَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. الْقُرٰى mefûlun bih olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Maksur isimdir. وَهِيَ ظَالِمَةٌ cümlesi, الْقُرٰى ’nın hali olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyyedir. Munfasıl zamir هِيَ mübteda olarak mahallen merfûdur. ظَالِمَةٌ mübtedanın haberi olarak damme ile merfûdur.
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.
(إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.
b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.
c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir. اَلْفَتَى – اَلْعَصَا gibi…
Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesidir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ظَالِمَةٌ kelimesi sülâsî mücerredi ظلم olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ اَخْذَهُٓ اَل۪يمٌ شَد۪يدٌ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
اَخْذَهُٓ kelimesi, اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُٓ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَل۪يمٌ kelimesi, اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. شَدِيدٌ ikinci haberi olup damme ile merfûdur.
اَل۪يمٌ - شَد۪يدٌ kelimeleri, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَكَذٰلِكَ اَخْذُ رَبِّكَ اِذَٓا اَخَذَ الْقُرٰى وَهِيَ ظَالِمَةٌۜ
Ayet atıf harfi وَ ‘ la 100. ayetteki ذٰلِكَ مِنْ اَنْـبَٓاءِ الْقُرٰى cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim tehir sanatları vardır.
Teşbih ve cer harfi كَ ‘nin dahil olduğu işaret ism-i كَذٰلِكَ , mahzuf mukaddem habere müteallıktır. اَخْذُ رَبِّكَ muahhar mübtedadır.
Müsnedin ileyhin az sözle çok anlam ifade eden izafetle gelişi îcâz içindir.
Cümledeki teşbih, teşbih edatı zikredildiği için mürsel, vech-i şebeh zikredilmediği için mücmeldir. Müşebbeh اَخْذُ رَبِّكَ, müşebbehe bih ذٰلِكَ ‘dir.
İsm-i işaret olan ذٰلِكَ , işaret edileni göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle önemini belirtir.
İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile hak edilen cezaya işaret edilmiştir.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
ذَ ٰلِكَ ile muşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgi Tefsiri, Duhan/57, C. 5, s. 190)
Veciz ifade kastına matuf اَخْذُ رَبِّكَ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olması كَ zamirine, yine Rab ismine muzâf olması اَخْذُ ’ya şan ve şeref kazandırmıştır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
اَخْذُ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
اَخَذَ الْقُرٰى cümlesine dahil olan اِذَا , şarttan mücerret cümleye muzaf olan zaman zarfıdır. Müteallakı, masdar vezninde gelen اَخْذُ ‘dur. Muzafun ileyh olan اَخَذَ الْقُرٰى cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
الْقُرٰى lafzı, mahalliyet alakasıyla mecaz-ı mürseldir. Mahal zikredilmiş o mahalde yaşayanlar kastedilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
Zalimlik الْقُرٰى ‘ye isnad edilmiştir. Halbuki asıl isnad edilmesi gereken kelime o beldenin ehlidir. Yani, orada yaşayanlar zalimdir. Cümlede, insanların bulunduğu yere, yani mekana isnadla mecâz-ı mürsel sanatı vardır.
وَ ’la gelen وَهِيَ ظَالِمَةٌ cümlesi, الْقُرٰى ‘dan haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsned olan ظَالِمَةٌ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَخَذَ الْقُرٰى [O şehirleri yakaladığında] ifadesi, şehirler halkından mecazdır. Yani o şehirlerin halkını yakaladığında demektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
اِذَٓا اَخَذَ الْقُرٰى وَهِيَ ظَالِمَةٌ cümlesinde [zalim olan memleketleri] ifadesi, her zalime ibret dersi olması için onların, zulümleri sebebi ile ilâhî azaba yakalandıklarını bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)
اِنَّ اَخْذَهُٓ اَل۪يمٌ شَد۪يدٌ
Ayetin son cümlesi ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ’nin ismi, veciz ifade kastına binaen, izafet formunda gelmiştir.
اَخْذَهُٓ izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan اَخْذَ, şan ve şeref kazanmıştır.
اَخْذُ رَبِّكَ ile اَخَذَ الْقُرٰى ve اَخْذَهُٓ ibarelerinde istiare sanatı vardır. Bir şeyi elle almak manasındaki أخذ , bu ifadelerde helak etmek, cezalandırmak manasında müstear olmuştur. Cezalandırmak, elle tutulur maddi bir varlığa benzetilmiştir. Lüzumiyet alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
أخذ ’nin bu cümlede zamir makamında zahir olarak üçüncü kez tekrarlanması Allah’ın ele geçirmesinin, cezalandırmasının şiddetini vurgulayan iltifat ve ıtnâb sanatıdır.
Müsned olan اَل۪يمٌ ve شَد۪يدٌ sıfatlarının tenvinli gelişi, bu sıfatların varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğuna işaret eder.
Haber olan iki vasfın aralarında و olmaması ikisinin birden mevcudiyetini gösterir.
اَل۪يمٌ - شَد۪يدٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
اَخْذُ - اَخَذَ - اَخْذَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.
Bu ayet, Allah Teâlâ'nın اَل۪يمٌ ve شَد۪يدٌ diye nitelediği o yakalamasına düşmemek için, zulme yönelen ve onu yapan kimsenin bu zulmünü tövbeyle Allah'a rücu ile tedavi etmesinin gerekli olduğuna; bu hükümlerin öncekilere tahsis edilmiş olmasının zannedilmemesi gerektiğine delalet eder.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
اَخْذَ [yakalamak] fiili için iki sıfat zikredilmiştir: اَل۪يمٌ ve شَد۪يدٌ . Bu iki sıfat bir arada zikredilerek Allah'ın yakalamasının korkunçluğu ve azameti beyan edilmiştir. Çünkü zikredilen bu iki sıfatın her birinin kendine mahsus bir azameti ve korkunçluğu vardır. İkisi bir arada olunca bu korkunçluk ne raddeye ulaşır bir düşünün! (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 3, s. 333)
Bu tezyîl cümlesinden maksat, Mekke ehlinden olan Arap müşriklerini ve diğerlerini tehdit ile tariz etmektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)