Hûd Sûresi 100. Ayet

ذٰلِكَ مِنْ اَنْـبَٓاءِ الْقُرٰى نَقُصُّهُ عَلَيْكَ مِنْهَا قَٓائِمٌ وَحَص۪يدٌ  ١٠٠

(Ey Muhammed!) Bunlar o memleketlerin haberlerinden bazılarıdır. Onları sana anlatıyoruz. Onlardan ayakta duranlar da var, yıkılıp gidenler de.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ذَٰلِكَ işte bu
2 مِنْ
3 أَنْبَاءِ haberlerindendir ن ب ا
4 الْقُرَىٰ o şehirlerin ق ر ي
5 نَقُصُّهُ anlattıklarımız ق ص ص
6 عَلَيْكَ sana
7 مِنْهَا onlardan bazıları
8 قَائِمٌ ayaktadırlar ق و م
9 وَحَصِيدٌ (bazıları ise) tamamen silinmiştir ح ص د
 
Nûh aleyhisselâm ile başlayıp Hz. Mûsâ ile sona eren bu kıssalar çeşitli yerlerde yaşayan kavim ve bunlara gönderilen peygamberlerin haberleridir. Bu kavimler peygamberlere inanmayıp isyan ettikleri için her biri bir felâketle yok olup gitmişlerdir. Bunlardan bazılarının iz ve kalıntıları zamanımıza kadar ulaşmıştır (Mısır’daki piramit ve heykeller gibi), insanlar hâlâ bunları ziyaret edip ibret almaktadırlar. Bazılarının ise kalıntıları bile yok olup gitmiştir (Lût kavminin durumu böyledir).
 

ذٰلِكَ مِنْ اَنْـبَٓاءِ الْقُرٰى نَقُصُّهُ عَلَيْكَ مِنْهَا قَٓائِمٌ وَحَص۪يدٌ

 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  ذٰلِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatab zamiridir. مِنْ اَنْـبَٓاءِ  car mecruru mahzuf habere mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْقُرٰى  muzâfun ileyh olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur.

نَقُصُّهُ عَلَيْكَ  cümlesi, mübtedanın ikinci haberi olarak mahallen merfûdur. 

نَقُصُّهُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  عَلَيْكَ  car mecruru  نَقُصُّ  fiiline mütealliktir.

مِنْهَا  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  قَٓائِمٌ  muahhar mübteda olup damme ile merf’ûdur. 

وَ  atıf harfidir. Haber mahzuftur. Takdiri, منها حصيد  şeklindedir. حَص۪يدٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. 

قَٓائِمٌ  kelimesi sülâsî mücerredi  قوم  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail, eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

ذٰلِكَ مِنْ اَنْـبَٓاءِ الْقُرٰى نَقُصُّهُ عَلَيْكَ 

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  ذٰلِكَ  mübtedadır. مِنْ اَنْـبَٓاءِ الْقُرٰى  car-mecrurunun müteallakı olan haber mahzuftur.

Müsnedün ileyh işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi işaret edilen kelimeyi kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet eder. 

Ayetteki  ذٰلِكَ ’de istiare vardır. Daha evvel geçmiş olup anlatılan kıssalara işaret edilmek istenmiştir. Bu, kıssalara dikkat çekmek içindir. Onların önemine binaendir.

Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

Ayette haber kelimesi yerine  نَبَاَ  tercih edilmiştir. Çünkü, نَبَاَ  büyük fayda sağlayan, kendisiyle ilim veya zannı galib oluşan haberdir. Bu özellikleri taşımayan habere  نَبَاَ  denmez. (Ragıb el İsfahânî, Müfredat)

نَقُصُّهُ عَلَيْكَ  cümlesi, ذٰلِكَ ’nin ikinci haberidir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

نَقُصُّهُ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. 

الْقُرٰى  yerleşim yeridir.  مِنْ اَنْـبَٓاءِ الْقُرٰى  aslında kurâda, yani o bölgede yaşayanların haberleridir. Hal-mahal alakasıyla mecaz-ı mürseldir.

نَقُصُّهُ عَلَيْكَ  cümlesi, ism-i işaretten hal olarak gelmiştir. Kıssanın geçmişte gerçekleşip bitmiş olmasına rağmen muzari sıygasıyla gelmesi, bu etkili kıssanın muhatabın gözünde canlandırılmasını sağlamak içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 


مِنْهَا قَٓائِمٌ وَحَص۪يدٌ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, kemâl-i ittisâldir.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır.  مِنْهَا  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  قَٓائِمٌ , muahhar mübtedadır. 

قَٓائِمٌ - حَص۪يدٌ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.

وَحَص۪يدٌ  mahzuf haber için mübtedadır.

Ayette toplumların, ayakta duran ve yıkılıp yok olan şeklinde mümkün olan iki durumu belirtilerek taksim sanatı yapılmıştır.

قَٓائِمٌ - حَص۪يدٌ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.

حَص۪يدٌ ; biçilmiş, hasat edilmiş demektir.

مِنْهَا قَٓائِمٌ وَحَص۪يد  [O şehirlerden ayakta kalanlar da var, ekin gibi biçilmiş olanlar da] cümlesinde istiare-i mekniye yoluyla şehirlerin kalıntıları ve duvarları, sapı üzerinde dik duran ekine benzetilmiştir. Halkıyla birlikte yok olup izi kalmayan şehirler ise tırpanla biçilmiş ekine benzetilmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir - Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm) Temsîli istiaredir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi) 

قرى قائم ; قرى حصيد  ibareleri de istiaredir. “O karyelerin bir kısmının binaları ayakta ama halkından ıssız kalmış; bir kısmının da binaları yakılmış, biçilmiş ekin gibi yerle bir olmuş” demektir. Buna göre sanki Allah Yüce Allah, kasabaların halkından hayatta kalanları gelişip büyüyen ekine, helak olup ölenleri de solmuş ekine benzetmiştir ki bu en güzel temsil ve en etkili teşbihtir. (Şerîf er- Râdî, Kur’an Mecazları)