وَاُتْبِعُوا ف۪ي هٰذِه۪ لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ بِئْسَ الرِّفْدُ الْمَرْفُودُ ٩٩
وَاُتْبِعُوا ف۪ي هٰذِه۪ لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اُتْبِعُوا damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. ف۪ي هٰذِهِ car mecruru اُتْبِعُوا fiiline mütealliktir. لَعْنَةً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
يَوْمَ الْقِيٰمَةِ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur. يَوْمَ zaman zarfı اُتْبِعُوا fiiline mütealliktir. الْقِيٰمَةِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
اُتْبِعُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi تبع ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
بِئْسَ الرِّفْدُ الْمَرْفُودُ
Fiil cümlesidir. بِئْسَ camid fiil olup zem fiillerindendir. الرِّفْدُ kelimesi بِئْسَ ’nin faili olup damme ile merfûdur. بِئْسَ fiilinin mahsusu الْمَرْفُودُ ’dur. الْمَرْفُودُ mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri, هو şeklindedir.
بِئْسَ zem fiili bir şahsı veya nesneyi yermek maksadıyla kurulan cümlelerde olur. Cümleye kattığı genel anlam hayret ve mübalağa ifadesidir. Zem fiili ile kurulan cümlelerde fail; marife veya gizli zamir olur, ondan sonra da mahsus gelir. Fail zamir ise temyizle yahut مَا ile belirtilir. Bu fiilin failinin geliş şekilleri şunlardır:
Failinin ال ’lı gelmesi, Failinin ال ’lı İsme Muzaf Olarak Gelmesi, Bu fiillerin مَا Harfine Bitişik Olarak Gelmesi, Failinin İsmi Mevsul Olarak Gelmesi. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْمَرْفُودُ sülâsî mücerredi رفد olan fiilin ismi mef’ûludur.
وَاُتْبِعُوا ف۪ي هٰذِه۪ لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. ف۪ي هٰذِه۪ car mecruru, ihtimam için mef’ûl olan لَعْنَةً ‘e takdim edilmiştir.
لَعْنَةً kelimesindeki nekrelik, kesret, tahkir ve tasavvuru mümkün olmayan nev ifade eder.
İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet eder.
Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ zaman zarfı, هٰذِه۪ ‘nin mahalline matuftur.
اُتْبِعُوا fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur’an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
اُتْبِعُوا fiilinin لَعْنَةً ‘e nisbet edilmesi istiare sanatıdır. Canlılara mahsus olan tabi olma fiili emre isnad edilmiş, böylece cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Lanet, arkasından gidilen takip edilen bir kişiye benzetilmiştir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı vardır.
ف۪ي هٰذِه۪ لَعْنَةً ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla dünya, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Dünya, içine birşey konulabilecek yapıda olmadığı halde zarfiyet özelliği olan bir nesneye benzetilmiştir. Dünya ve zarfiyyet özelliği taşıyan nesne arasındaki ortak özellik yani câmi’, mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Lanet, rahmetten ve her hayırdan uzaklaştırılmaktır. Lanet, onların ayrılmaz vasıfları olmuştur. Bunun, lanete tâbi tutulmak şeklinde ifade edilmesi, mübalağa içindir. Sanki nereye giderlerse gitsinler, lanet onları izler; onlardan ayrılmaz ve dolaştıkları her yeri onlarla beraber dolaşır. Hem dünyada hem de ahirette lanete tâbi olduklarının belirtilmesi, her bir lanetin kendi başına ayrı bir azap olduğunu bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
بِئْسَ الرِّفْدُ الْمَرْفُودُ
Ayetin istînâfiyye olarak fasılla gelen son cümlesi, gayri talebî inşâî isnaddır.
بِئْسَ , zem anlamı taşıyan camid fildir. الرِّفْدُ failidir. بِئْسَ fiilinin mahsusu olan الْمَرْفُودُ , takdiri هو olan, mahzuf mübteda için haberdir.
Bu hazifle, muhatabın muhayyilesi harekete geçirilerek, cehennemin korkunçluğunu, kayıtlamadan, serbestçe tahayyül etmesi sağlanmıştır.
Zem fiili mahsusuyla birlikte tekid ifade eder. Bir şahsı veya nesneyi yermek maksadıyla kurulan cümlelerde olur. Cümleye kattığı genel anlam hayret ve mübalağa ifadesidir.
Kâfirlerin ahirette karşılaşacakları şiddetli azabın vaat edildiği bu cümlede, hediye, destek anlamındaki مَرْفُودُ , aslında güzel şeyler için kullanılır. Tehekkümi inadiye istiare yoluyla, kafirleri bekleyen akıbetin korkunçluğu için mübalağa yapılmıştır.
رِّفْدُ - مَرْفُودُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatı vardır.
Başkasına tâbi olanlar, tâbi oldukları kimsenin yardımcıları oldukları cihetle, kendileriyle alay etmek yoluyla, onların yardımı lanetlenmiştir. Bazıları, ayetin metninde geçen رِّفْدُ kelimesini, yardım olarak değil, armağan olarak tefsir etmişlerdir. Ancak bu mana bu makama münasip değildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وِرْدُ - مَوْرُودُ ve رِّفْد - مَرْفُودُ kelimeleriyle ifade edilen “O varılan ne kötü pınardır.” ve “O varılan ne kötü bağıştır.” sözleri istiaredir. Çünkü Allah Teâlâ cehennem ateşine giden kavminin önünde yer alan firavunu, tıpkı dünyada dalalette öncüleri, sapıklıkta önderleri olduğu gibi pınara gidenlerin öncüsü olarak وارد kelimesiyle, (pınara kervandan önce varıp da kovayı, kuyuyu ve suyu kullanılmaya hazır hale getiren kimsedir) konumunda, cehennem ateşini de başına varılan su/pınar mevkiinde ifade etmiştir. Bundan sonra da “(Cehennem ateşi, başına) varılan ne kötü pınardır!” buyurmuştur. Çünkü bu pınar/su, boğaza takılıp kalan lokmayı geçirmiyor, susuzluğu gidermiyor.
“Bu, yapılan ne kötü bağıştır.” ifadesindeki رِّفْدُ sözünde istiare vardır. Çünkü رِّفْدُ ’in gerçek anlamı “bağış”tır. رْ ’nın üstün ve esresiyle “رَفَدَهُ ,يرْفِدهُ ,رَفْداً ve رِفادة (Ona bağış yaptı, ona yardım etti)” diye söylenir. Ancak lanet, Arapların bir yurttan diğerine intikalleri sırasında yardım ve ihsan isteyenin âdeti, azık teminine çalışan yolcunun örfü gereğince onlara yapılan bağış ve ihsan رِّفْدُ konumunda ifade edildiği için lanetin mecaz yoluyla رِّفْدُ (bağış) diye isimlendirilmesi caiz olmuştur. Bu tıpkı Allah Teâlâ’nın فبشِّرهمْ بعذابٍ ألِيمٍ (O halde, müjdele! Onları acıklı bir azap ile) sözündeki gibidir. Müjdeleme (el-beşaret) de genellikle kötü değil iyi (şeyler) için olur. Ancak onların azaba müstahak olduklarının kendilerine haber verilmesi, başkalarının sevabı hak etmiş olduklarının müjdelenmesi mevkiinde kılınınca bu (uyarma)nın “müjdeleme” olarak isimlendirilmesi caiz olmuştur. Ayetlerde geçen “azabın müjdelenmesi, azabın tadılması”, “ateşin pınar (موريد)”, “lanetin yardım (رِّفْدُ) kılınması” gibi tabirler, cehennem yolundan vazgeçirme, cennet yoluna çevirme amaçlı, cennet ve nimetlerinden kaybedilenler ile onları yerine ele geçecekleri ve başa gelecekleri mukayese etmek suretiyle insaf ve izana davet edip cehenneme giden yoldan insanları vazgeçirmeyi hedefleyen, zıt anlamların kastedilmesine (ironi) dayalı edebi alay içeren istiare-i tehekkümiyelerdir. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)