يَقْدُمُ قَوْمَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَاَوْرَدَهُمُ النَّارَۜ وَبِئْسَ الْوِرْدُ الْمَوْرُودُ ٩٨
يَقْدُمُ قَوْمَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَاَوْرَدَهُمُ النَّارَۜ
Fiil cümlesidir. يَقْدُمُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. قَوْمَهُ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يَوْمَ zaman zarfı يَقْدُمُ fiiline mütealliktir. الْقِيٰمَةِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَوْرَدَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. النَّارَ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
يَوْمَ hem cümleye hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olan zarflardandır. Cümleye muzâf olduğunda, muzâfun ileyh cümlesinin başında (اَنْ) bulunmaz. Bu duruma pratikte çok rastlanılmaktadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَوْرَدَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi ورد ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَبِئْسَ الْوِرْدُ الْمَوْرُودُ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. بِئْسَ camid fiil olup zem fiillerindendir. الْوِرْدُ kelimesi بِئْسَ ’nin faili olup damme ile merfûdur. Muzâf mahzuftur. Takdiri, مكان الورد şeklindedir. الْمَوْرُودُ kelimesi بِئْسَ fiilinin mahsusudur.
الْمَوْرُودُ mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri, هو şeklindedir.
بِئْسَ zem fiili bir şahsı veya nesneyi yermek maksadıyla kurulan cümlelerde olur. Cümleye kattığı genel anlam hayret ve mübalağa ifadesidir. Zem fiili ile kurulan cümlelerde fail; marife veya gizli zamir olur, ondan sonra da mahsus gelir. Fail zamir ise temyizle yahut مَا ile belirtilir. Bu fiilin failinin geliş şekilleri şunlardır:
Failinin ال ’lı gelmesi, Failinin ال ’lı İsme Muzaf Olarak Gelmesi, Bu fiillerin مَا Harfine Bitişik Olarak Gelmesi, Failinin İsm-i Mevsûl Olarak Gelmesi. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْمَوْرُودُ sülâsî mücerredi ورد olan fiilin ism-i mef’ûludur.
يَقْدُمُ قَوْمَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَاَوْرَدَهُمُ النَّارَۜ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, kemâl-i ittisâldir.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَاَوْرَدَهُمُ النَّارَ cümlesi, atıf harfi فَ ile istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Muzari sıygadan mazi sıygaya iltifat sanatı vardır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Kıyamet günüyle ilgili gelen mazi fiil, henüz gerçekleşmemiş bir olayı olmuş gibi göstermek üzere muzari fiil yerine gelmiş, olayın kesinliğine işaret etmiştir. Bu kullanımlarda mecâz-ı mürsel sanatı vardır.
Ayetin sonunda müştakı zikredilen اَوْرَدَهُمُ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
Ayetin فَاَوْرَدَهُمُ النَّارَۜ [onları ateşe götürecek] cümlesinde istiare-i mekniye sanatı vardır. Çünkü burada ateş, suya benzetilmiştir. Müşebbehün bih (su) hazfedilmiş, onunla ilgili olan ورود (suya götürülmek) kelimesiyle ona işaret edilmiştir. Bu hususu müfessirimiz o veciz üslubuyla net bir şekilde şöyle ortaya koyar: “Ateş kelimesi su yerine konulmuş, su lafzına işaret etmek üzere de مَوْرُودُ (suya götürmek) lafzı kullanılmıştır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl III, 258 - Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
فَاَوْرَدَهُمُ النَّارَ [Ve onları ateşe sürüklemiş olacaktır.] Onları ateşe sokmuş olacaktır. Burada ayet mazi lafzı ile zikredilmiş, mana ise gelecekte onları ateşe sokacağı şeklindedir. Meydana geleceği muhakkak olan bir şey ise olmuş gibidir. İşte bundan dolayı; muzari yerine mazi fiil kullanılabilir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
فَاَوْرَدَهُمُ cümlesinin mazi olarak gelişi, bu îradın vukuunun gerçekliğini tenbih içindir. Ancak onun karînesi olan يَوْمَ الْقِيٰمَةِ sözü bunun mazide olmadığına işaret eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَبِئْسَ الْوِرْدُ الْمَوْرُودُ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
وَبِئْسَ الْوِرْدُ الْمَوْرُودُ cümlesi, gayri talebî inşâî isnaddır. الْوِرْدُ , zem anlamı taşıyan camid fiil بِئْس ’nin failidir.
Cümlede, îcâz-ı hazif sanatı vardır. Zem fiilinin mahsusu olan الْمَوْرُودُ , takdiri هو olan mübteda için haberdir. Veya هو الْمَوْرُودُ cümlesi, zem cümlesi için tefsiriyyedir. Ya da الْمَوْرُودُ , zem fiilinin mahzuf mahsusu için sıfattır.
Bu hazifle, muhatabın muhayyilesi harekete geçirilerek, cehennemin korkunçluğunu, kayıtlamadan, serbestçe tahayyül etmesi sağlanmıştır.
اَوْرَدَ - وِرْدُ - مَوْرُودُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.
قِيٰمَةِ - قْدُمُ - قَوْمَ kelimeleri arasında gayrı tam cinas ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.
Zem fiili mahsusuyla birlikte tekid ifade eder. Bir şahsı veya nesneyi yermek maksadıyla kurulan cümlelerde olur. Cümleye kattığı genel anlam hayret ve mübalağa ifadesidir.
Zira ورود lafzı, aslında su almak için suya gitme manasında kullanılır. Burada ateş, alınmak üzere kendisine gidilen suya benzetilmiştir. Müşebbeh zikredilmiş, müşebbehün bihe mülayiminden olan ورود lafzıyla işaret edilmiştir. Dolayısıyla bu istiare, istiare-i mekniyyedir. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)
فَأوْرَدَهُمُ النّارَ وبِئْسَ الوِرْدُ المَوْرُودُ ifadesinde الإيرادِ kelimesi istiare yapılarak kullanılmış olup fiil çekimiyle kelimeye, kişinin insanların önüne geçip onları azaba götürmesi anlamı verilmiştir. Burada istiare çeşitlerinden istiâre-i tehekkümiye vardır, nitekim normalde الإيرادَ kelimesi (birilerini arkasına katıp) sulamaya götürme manasında gelirken, burada kavmini arkasına alıp azaba götürmek manasında asıl mananın tam tersi (zıddı) bir manada müstear olarak kullanılmıştır.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Ayetin devamında yer alan وَبِئْسَ الْوِرْدُ الْمَوْرُودُ [Varılacak o yer ne kötü bir yerdir.] cümlesi önceki ifadeyi tekid etmektedir. Çünkü suya, normal olarak susuzluğu gidermek, ciğerleri serinletmek için gidilir. Ateş ise susuzluğu artırır, ciğerleri parçalar. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl III, 258, Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)