وَرَبَطْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اِذْ قَامُوا فَقَالُوا رَبُّنَا رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَنْ نَدْعُوَ۬ا مِنْ دُونِه۪ٓ اِلٰهاً لَقَدْ قُلْـنَٓا اِذاً شَطَطاً ١٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَرَبَطْنَا | ve metanet bağlamıştık |
|
| 2 | عَلَىٰ | üstüne |
|
| 3 | قُلُوبِهِمْ | kalblerinin |
|
| 4 | إِذْ |
|
|
| 5 | قَامُوا | kalktılar |
|
| 6 | فَقَالُوا | ve dediler ki |
|
| 7 | رَبُّنَا | Rabbimiz |
|
| 8 | رَبُّ | Rabbidir |
|
| 9 | السَّمَاوَاتِ | göklerin |
|
| 10 | وَالْأَرْضِ | ve yerin |
|
| 11 | لَنْ |
|
|
| 12 | نَدْعُوَ | biz asla demeyiz |
|
| 13 | مِنْ |
|
|
| 14 | دُونِهِ | O’ndan başkasına |
|
| 15 | إِلَٰهًا | ilah |
|
| 16 | لَقَدْ | yoksa |
|
| 17 | قُلْنَا | konuşmuş oluruz |
|
| 18 | إِذًا | o zaman |
|
| 19 | شَطَطًا | saçma sapan |
|
وَرَبَطْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اِذْ قَامُوا فَقَالُوا رَبُّنَا رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
رَبَطْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. عَلٰى قُلُوبِهِمْ car mecruru رَبَطْنَا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِذْ zaman zarfı رَبَطْنَا fiiline mütealliktir. قَامُوا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
قَامُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l- kavli, رَبُّنَا رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ ’dir. قَالُٓوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
رَبُّنَا mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. رَبُّ haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. السَّمٰوَاتِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile îrablanır. الْاَرْضِ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَنْ نَدْعُوَ۬ا مِنْ دُونِه۪ٓ اِلٰهاً لَقَدْ قُلْـنَٓا اِذاً شَطَطاً
Fiil cümlesidir. لَنْ muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.
نَدْعُوَ۬ا fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. مِنْ دُونِه۪ٓ car mecruru اِلٰهاً ’in mahzuf haline mütealliktir. Muttasıl zamir ه۪ٓ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلٰهاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder.
قُلْـنَٓا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. اِذاً cevap harfidir. شَطَطاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
وَرَبَطْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اِذْ قَامُوا فَقَالُوا رَبُّنَا رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ
Ayet, atıf harfi وَ ’la önceki ayetteki …اٰمَنُوا بِرَبِّهِمْ cümlesine atfedilmiştir. Ayet öncesine, hükümde ortaklık sebebiyle atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Resulullah (s.a.v)’dir.
Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
رَبَطْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
وَرَبَطْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ ifadesinde istiâre vardır. Çünkü رَبط , bağlamaktır. Bununla شددنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ (Onların kalpleri üzerine düğüm attık) anlamı kastedilmiştir. Tıpkı kapların ağız bağları ile bağlanarak içindekileri muhafaza etmesi, böylece içine konan şeylerin dökülmesinden emin olunması gibi. Buna göre mana “Sabır düğümlerinin çözülmemesi, tahammül kararlılıklarının uçup gitmemesi için onların kalplerine düğüm attık.” demektir. (Şerîf er-Radî, Kur'an Mecazları)
Bir görüşe göre ise onların durmalarından murad, cebbar hükümdarın putlara tapmayı reddetmelerinden dolayı onları kınaması karşısında dimdik durup ona aldırış etmemeleridir. Bu görüşe göre bundan sonraki ayet, makabline bağlı olmayıp hükümdarın huzurundan çıktıktan sonra söyledikleri sözlerdir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَرَبَطْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ ifadesinde istiare sanatı vardır. Bağlamak manasındaki رَبَطْ fiili, kalplere nisbet edilerek, kalpler düğümlenebilecek bir şeye benzetilmiştir. Bu ifadedeki istila manası taşıyan عَلٰى harfinde de istiare sanatı vardır. Çünkü istila; mülazemet gerektirir. Onların imandaki sebatlarının derecesi, mübalağalı bir şekilde ifade edilmiştir. Mülazemet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır.
رَبَطْنا fiili, vurguya güçlülük ve mübalağa kazandıran istila harfi على harf-i ceriyle geçişli kılınmıştır. İsti’la harfi fiildeki sağlamlık ve sabitlik manasında müstear olmuştur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan قَامُوا cümlesi , رَبَطْنَا fiiline müteallik zaman zarfı اِذْ ’in muzâfun ileyhidir.
Aynı üslupta gelen فَقَالُوا رَبُّنَا رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ cümlesi, atıf harfi فَ ile قَامُوا cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan رَبُّنَا رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Rab isminin müsnedün ileyh olması ve tekrarlanması, mütekellimin Allah Teâlâ’nın rububiyet vasfını öne çıkarma ve ona sığınma isteklerine, Rablerine olan inançlarının kuvvetine ve ona verdikleri öneme işaret eder. Bu tekrarda reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Veciz ifade kastına matuf رَبُّنَا izafeti, muzâfun ileyh olan mütekellim zamirinin aid olduğu kişilere şeref kazandırmıştır.
السَّمٰوَات ‘den sonra الْاَرْضِ ’ın zikredilmesi, umumdan sonra hususun zikredilmesi babında, Allah’ın kudretini bildirmede tekid amacına matuf ıtnâb sanatıdır. Çünkü semavat, arza şamildir.
Müsned olan رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ , faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacıyla izafet terkibiyle gelmiştir. Bu izafette Rab ismine muzaf olmasıyla السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ , tazim edilmiştir.
السَّمٰوَاتِ - الْاَرْضِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
قَامُوا - قَالُوا kelimeleri arasında cinâs-ı nâkıs sanatı vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
لَنْ نَدْعُوَ۬ا مِنْ دُونِه۪ٓ اِلٰهاً
Önceki cümlenin açıklayıcısı hükmünde, beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. Muzari fiili nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren nefy harfi لَنْ , cümleyi tekid etmiştir.
Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mef’ûl olan اِلٰهاً ‘in mahzuf haline müteallik مِنْ دُونِه۪ٓ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Veciz anlatım kastıyla gelen دُونِه۪ izafetinde دُونِ ‘nin Allah Teâlâ’ya ait zamire muzaf olması, hem muzâfın hem de gayrının tahkiri içindir.
Mef’ûl olan اِلٰهاً ’deki nekrelik, nev ifade eder. Menfi siyakta nekre, selbin umum ve şumulüne işarettir.
مِنْ دُونِه۪ tabirinin iki manası vardır: Allah'tan gayrı, Allah'la beraber. (Medine Balcı,c. 8, s. 723)
لَقَدْ قُلْـنَٓا اِذاً شَطَطاً
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf kasem ve قَدْ ile tekid edilmiş cevap olan قُلْـنَٓا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Kasem üslubundaki terkip, اِذاً ’den anlaşıldığı üzere, mukadder şart için cevaptır. Yani إن دعوناه فو الله لقد قلنا شططا (Ona dua edersek Allah’a muhakkak yemin ederiz ki saçmalamış oluruz.) demektir.
Mahzuf şart ve mezkur cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
اِذاً cevap harfi, شَطَطاً ise قُلْـنَٓا fiilinin mef’ûlüdür. Kelimedeki nekrelik nev ve kesret ifade eder.
Mef’ûl olan شَطَطاً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
قَالُوا - قُلْـنَٓا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ashab-ı Kehf sözlerinin sonunda Allah’tan başkasına dua ettiklerinde, gerçeğe aykırı bir söz söylemiş olacaklarını yeminle ifade etmişlerdir.
Ayetteki “Aksi takdirde and olsun ki hakikatten uzaklaşmış oluruz.” ifadesine gelince bundaki شَطَطاً kelimesi, Arapçada haddi aşmak anlamındadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an'da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)