Furkan Sûresi 3. Ayet

وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةً لَا يَخْلُقُونَ شَيْـٔاً وَهُمْ يُخْلَقُونَ وَلَا يَمْلِكُونَ لِاَنْفُسِهِمْ ضَراًّ وَلَا نَفْعاً وَلَا يَمْلِكُونَ مَوْتاً وَلَا حَيٰوةً وَلَا نُشُوراً  ٣

(İnkâr edenler), Allah’ı bırakıp hiçbir şey yaratmayan ve zaten kendileri yaratılmış olan, üstelik kendilerine fayda ve zararları dokunmayan, öldürmeye, yaşatmaya ve ölüleri diriltip kabirden çıkarmaya güçleri yetmeyen ilâhlar edindiler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَاتَّخَذُوا ve edindiler ا خ ذ
2 مِنْ
3 دُونِهِ O’ndan ayrı olarak د و ن
4 الِهَةً bir takım ilahlar ا ل ه
5 لَا
6 يَخْلُقُونَ yaratmayan خ ل ق
7 شَيْئًا hiçbir şey ش ي ا
8 وَهُمْ ve kendileri
9 يُخْلَقُونَ yaratılan خ ل ق
10 وَلَا ve
11 يَمْلِكُونَ güçleri yetmeyen م ل ك
12 لِأَنْفُسِهِمْ kendilerine dahi ن ف س
13 ضَرًّا zarar vermeye ض ر ر
14 وَلَا ne de
15 نَفْعًا yarar vermeye ن ف ع
16 وَلَا ve
17 يَمْلِكُونَ güçleri yetmeyen م ل ك
18 مَوْتًا öldüremeye م و ت
19 وَلَا ne de
20 حَيَاةً yaşatamaya ح ي ي
21 وَلَا ve ne de
22 نُشُورًا (ölüleri diriltip) kaldıramaya ن ش ر
 
Özel olarak, Allah’a ortak koşan ve O’nun şanına yakışmayacak şekilde iddialar ileri süren Mekkeli putperestlere cevap olan bu âyetler, daha genel olarak tevhid ilkesini zedeleyici veya büsbütün dışlayıcı, yok sayıcı inanç, fikir ve eylemleri reddeden bir içerik taşımaktadır. 2. âyetin son cümlesine göre evrendeki her şey Allah tarafından yaratıldığı gibi, bu yaratmada bir kaos olmayıp kozmik bir sisteme ve düzene göre gerçekleşmiştir ve gerçekleşmektedir. Canlı cansız her varlık hiçbir sapma göstermeden Allah’ın kendileri için takdir ettiği işlevi icra etmekte; bütün oluşlar sürekli olarak Allah’ın belirlediği yasalara göre işlemektedir; hiçbir gücün ve iradenin bu yasaları aşması, ihlâl etmesi mümkün değildir. 3. âyette, hiçbir yaratma işlevi taşımayan nesnelere tapanlara şu husus hatırlatılmaktadır: Gerçek tanrı, öncelikle yaratıcı güce sahiptir; fayda ve zararın asıl kaynağıdır; gerektiği durumlarda fayda da zarar da O’ndan gelir. Nihayet gerçek Tanrı; ölümü, hayatı ve yeryüzünde hayatın son bulmasından sonra insanların yeniden diriltilerek mahşerde toplanmalarını sağlayacak gücü elinde bulundurandır.
 

  Neşera نشر :  Yaymak, sermek, açmak anlamlarına gelen نَشْرٌ kavramı, elbise, sayfa, bulut, nimet ve söz için kullanıldığında yaymak ve genişletmek manalarını taşır. نَشَرَ الْمَيِّتَ ifadesi ölüyü diriltti, canlandırdı demektir ve mastarı نُشُورٌ şeklinde gelir. İf'al formu olan أنْشَرَهُ da aynı anlamda kullanılır.

Bu köke ait iftial babındaki إنْتَشَرَ formu zaruretleri gidererek sağduyuya göre hareket etmek ve tasarrufta bulunmaktır. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de türevleriyle 21 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri neşretmek, haşır neşir olmak, neşriyat, intişar ve menşurdur. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةً لَا يَخْلُقُونَ شَيْـٔاً وَهُمْ يُخْلَقُونَ وَلَا يَمْلِكُونَ لِاَنْفُسِهِمْ ضَراًّ وَلَا نَفْعاً وَلَا يَمْلِكُونَ مَوْتاً وَلَا حَيٰوةً وَلَا نُشُوراً

 

Fiil cümlesidir.  وَ  istînâfiyyedir.  اتَّخَذُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

مِنْ دُونِه۪ٓ  car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlün bihe mütealliktir. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  اٰلِهَةً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. لَا يَخْلُقُونَ  cümlesi,  اٰلِهَةً ‘in sıfatı olarak mahallen mansubdur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يَخْلُقُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و 'ı fail olarak mahallen merfûdur.  شَيْـٔاً  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Haliyye olması da caizdir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  يُخْلَقُونَ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.

يُخْلَقُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. لَا يَمْلِكُونَ  cümlesi, atıf harfi  وَ’ la makabline matuftur. 

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يَمْلِكُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.  لِاَنْفُسِهِمْ  car mecruru  يَمْلِكُونَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  ضَراًّ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

لَا  zaid harftir. لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. نَفْعاً  atıf harfi و ‘la  ضَراًّ ‘a matuftur. Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَمْلِكُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.  مَوْتاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

حَيٰوةً  ve  نُشُوراً  atıf harfi و ‘la  مَوْتاً ‘e matuftur. İkinci ve üçüncü  لاَ  olumsuzluğu tekid içindir.

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَتَّخِذْ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أخذ ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

 

وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةً لَا يَخْلُقُونَ شَيْـٔاً وَهُمْ يُخْلَقُونَ وَلَا يَمْلِكُونَ لِاَنْفُسِهِمْ ضَراًّ وَلَا نَفْعاً وَلَا يَمْلِكُونَ مَوْتاً وَلَا حَيٰوةً وَلَا نُشُوراً

 

وَ , istînâfiyyedir.

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Ilk cümle olan  وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةً لَا يَخْلُقُونَ شَيْـٔاً , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, S.107)

Cümlede icaz-ı hazif sanatı vardır.  اتَّخَذُوا  iki mef’ûle müteaddi olan fiillerdendir. مِنْ دُونِه۪ٓ  car mecrurunun mütallakı olan ikinci mef’ûl, mahzuftur. 

Veciz anlatım kastıyla gelen  دُونِه۪  izafetinde  دُونِ ‘nin Allah Teâlâ’ya ait zamire muzaf olması, gayrının tahkiri içindir.

دُونِه۪ٓ  tabirinin, Allah'tan gayrı ve Allah'la beraber olmak üzere iki manası vardır. (Medine Balcı c. 8, s. 723)

اٰلِهَةً ’deki nekrelik, nev, kesret ve tahkir ifade eder.  

لَا يَخْلُقُونَ شَيْـٔاً  cümlesi,  اٰلِهَةً  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. Menfî muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

شَيْـٔاً ‘deki nekrelik, kıllet, nev ve umum ifade eder. Menfi siyakta nekre, selbin umum ve şumûlüne işarettir. 

وَهُمْ يُخْلَقُونَ  cümlesi, atıf harfi وَ ‘la sıfat cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur. Fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine, menfî sıygadan müspet sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır. Mübteda ve haberden müteşekkil isim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrara işaret etmiştir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَا يَخْلُقُونَ شَيْـٔاً  cümlesi ile  وَهُمْ يُخْلَقُونَ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

يُخْلَقُونَ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de  tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Aynı üslupta gelen  وَلَا يَمْلِكُونَ لِاَنْفُسِهِمْ ضَراًّ وَلَا نَفْعاً  cümlesi  لَا يَخْلُقُونَ شَيْـٔاً  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَا يَمْلِكُونَ  fiiline müteallik  لِاَنْفُسِهِمْ  car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.

لَا نَفْعاً , mef’ûl olan  ضَراًّ ‘a matuftur. Ciheti camiâ tezattır. Aralarında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. Kelimelerdeki nekrelik kıllet, nev ve umum ifade eder. Nefy siyakında nekre, selbin umum ve şumûlüne işarettir.

لَا نَفْعاً ‘daki nefy harfi olumsuzluğu tekid için gelmiş zaid harftir.

Atıftan sonra nefi harfi tekrar edilmeseydi, sadece ikisinin birlikte olumsuzlandığı anlamını taşırdı. Bu şekilde gelerek hem bunların yalnız başına olduğu durum, hem de ikisinin birlikte olduğu durum olumsuzlanmıştır. 

نَفْعاً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.  

ضَراًّ  - نَفْعاً  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. 

Nefy harfi  لاَ ’nın cümlede altı kez tekrarlanması, konunun önemini vurgulayarak tekid ifade etmektedir.

وَلَا يَمْلِكُونَ مَوْتاً وَلَا حَيٰوةً وَلَا نُشُوراً  cümlesi makabline hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. 

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Cümledeki ikinci ve üçüncü nefiy harfleri, olumsuzluğu tekit eden zaid harflerdir.

Birbirine tezayüf nedeniyle atfedilmiş, mef’ûl konumundaki  مَوْتاً , حَيٰوةً  ve  نُشُوراً  kelimelerindeki nekrelik, kıllet, nev ve umum içindir. Üçü de bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.

مَوْتاً (ölüm) -  حَيٰوةً (hayat) kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

لَا يَخْلُقُونَ - يُخْلَقُونَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

يَمْلِكُونَ  ve  لَا ‘nın tekrarında ıtnâb ve reddü’l- acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

مَوْتاً - نَفْعاً  kelimeleri arasında muvazene sanatı vardır.

Ayette lafız mana uyumu olan mürâât-ı nazîr sanatı vardır.  بعث  yerine  نُشُوراً  gelmesi makamın müjde değil korku makamı olmasındandır.  نُشُوراً  makama uygun lafızdır. 

Allah’tan başka edindikleri ilâhların özelliklerinin, hiçbir şey yaratmayan ve zaten kendileri yaratılmış olan, üstelik kendilerine fayda ve zararları dokunmayan, öldürmeye, yaşatmaya ve ölüleri diriltip kabirden çıkarmaya güçleri yetmeyen şeklinde sıralanması taksim sanatıdır.

Ayet, öldükten sonra dirilmeye delâlet eder, Çünkü Hak Teâlâ  نُشُوراً ’dan bahsetmiştir. Bu, “ma'bûd olanın, itaat edenleri mükâfatlandırıp, isyan edenleri cezalandırabilmesi gerekir. Böyle olmayan, ilâh olamaz” takdirindedir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

Bir şeyin kendine zarar vermesi akla uygun olmadığından zarar, zararı gidermek manasına kullanılmış oluyor. Bu mana, tam anlamıyla yalnız cansız putlara uygun olabilir. Bu ise hem kasrın hem de ilâhi sözün görünen manasından uzaktır.  لِاَنْفُسِهِمْ “nefisleri için”  لذاتهم  kendileri için” demek olmalıdır. Buradaki olumsuz kılınan (nefyedilen) yalnız kendilerine ait olan olumsuzluk ve zarar değil, kendi zatlarının nedeniyle mutlak olumsuzluk ve zarardır. Yani kendiliklerinden, kendi istekleri ile hiçbir zarar ve fayda vermeye güç yetiremezler kendilerinden olsalar bile kendiliklerinden değillerdir. 

Burada zararın önce getirilmesi de dikkate değer. “Def’-i zarar, celb-i menfaatten akdemdir. ‘’Zararın yok edilip kaldırılması, faydanın getirilip konulmasından öncedir’’ kuralına işaretle zararı yok edip kaldıramayanın bir fayda getirip koyamayandan daha güçsüz olduğunu anlattığı gibi, zarar vermenin faydalı olmaktan kolay olduğunu da anlatır. Bir de, Allah’tan başkasına tapanların fayda elde etme duygusundan önce, zarar korkusuyla taptıklarını ortaya koyar. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili; Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Bu kelam, o müşriklerin son derece cahil olduklarını ve akıllarının zayıf olduğunu bildirmektedir. Sanki onlar, kendi ilâhlarının sahip olmadığı mezkûr şeyleri bilmiyorlar ve bunların sarahatle zikrine muhtaç bulunuyorlar. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)